Alper Tuna

Alper Tuna

Bilmemek Ayıp, ‘Bilmemek’ Değil!

Bilmemek Ayıp, ‘Bilmemek’ Değil!

Allah’ın bir hesabı var. Tüm hesapların üstünde ve muhakkak-kesinlikle-yüzde yüz galip gelecek ve tüm hesapları bozacak bir hesap. Konu hakkında net bilgilere sahip olmadan çok fazla detaya dalmak,  detayla boğuşup durmak; kişinin ancak yanlış bilgilenmesine yol açar. Söylediğimiz bir konuda derinleşmek, ilmetmek değildir. Artık bir vehim, fantezi, kuruntuya dönüşmüş detaydan bahsediyoruz. Her şeyi bilemezsiniz buna ömrünüz, aklınız, gücünüz yetmez. İlahi yasalara boyun eğin!

Rahmet kapılarını açın ve oradan girin! Kapının eşiğinde bekleyip, kalabalık yapmaya ve bir ömür tartışmaya, kapıdan girince ne gibi şeyler olacağına dair bir ömür tahminler yapmaya gerek yok.

Girdiğinizde göreceksiniz.

Sakin olun! Emre ram olun! ‘Her şeyi tartışabiliyoruz!’ rahatlığında kurulan cümleler, her şeyi tartışabildiğimiz anlamına gelmez. Zaten herkes her şeyi bilemez. Böyle bir dünya yok!

Hiç olmadı!

‘Kimse tek kelime edemez!’ demiyoruz elbette, fakat bildiği kadar konuşan da neredeyse yok! Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, “Kusura bakmayın, benim konuda yeterli bir bilgim yok!” diyen neredeyse kalmadı! Neden herkes her şeyi bildiğini zannediyor? Gerçekten bu kadar bilgili, üreten, düşünen ve sürekli tefekkür halinde yaşayan insanlarla mı doldu her yer?  Keşke böyle olsaydı! Gelin görün ki pratikte bunun bir karşılığı yok. Derdimiz ne o zaman?

Genel anlamda bilmemenin rahatlığına bırakmışken kendimizi, bu bilgiçlik edası da nereden çıktı? Bu, ‘Bilmek’ konusunu bilmemekten kaynaklanıyor olabilir mi? Öyle demeye içimiz elvermese de maalesef öyle. Birbirimizin sırtını sıvazlayıp, yanlışların devam etmesini diliyorsak; bu yönelimi desteklemekte bir sakınca yok. Oysa dost, kardeş, arkadaş, yaren olarak birbirimizi yanlışlarını düzeltmek, onarmak zorundayız.  Kişinin yanlışını, hatasını toplum içinde yüzüne vuralım, onu yerin dibine sokalım demiyoruz elbette. Konu, kardeşimizin hatasını gündemimize alıp, kendi hatalarımızı ötelemek değil. Başkalarının kabahatleri üzerinden kendimizi temize çıkarmak hiç değil.

Zaten bir kişi, bir grubu değil, istisnalar hariç genel anlamda bizi konuşuyoruz. Toplumun geneline sirayet etmiş bir rahatsızlıktan dem vuruyoruz ve acilen bunu tedavi için bir şeyler yapmamız gerekiyor.  Kişi bilmediği bir konuda konuşuyorsa, bununla yetinmeyip bilmediği konu üzerinde ahkâm kesiyorsa, kişi bilmediği konuyu -Allah korusun-bir de bildiğini zannediyorsa; olay vahimdir. Ona bilmediğini bir vesileyle anlatabilmek, onu ikna etmek gerekiyor. Yoksa bir ömür o yanlışı doğru kabul ederek yaşayacaktır. Daha acı ne olabilir? Konu gereksiz detaya dalmak mı, bilmemek mi? Aslında ikisi de demek uygun gibi fakat hayır, bir noktada birleştirebilmek mümkün. Zaten gereksiz detay, kuruntu tadında yaklaşımlar; bir anlamda konuyu bilmediğimizin göstergesidir. Bilmiş olsa idik, konunun hiç bir boyutu anlayışsızlığımızı çoğaltan, işi içinden çıkılmaz bir hale getiren bir noktaya taşınmazdı! İlme vakıf olmamak, vakıf olmanın meşakkatine katlanamamak, yani ‘Bilmek’ konusunun içine girmemek ya da kısacası bilmemektir bizim derdimiz.

Garip gelebilir ama bildiğimiz zaman anlayacağımız ilk konu ‘Bilmemek’tir. Hz. Ali (r.a.)’nin tabiriyle: ‘Bilmediğini bilmek!’ Bu bir bilinçtir. Bu, az bir kazanç değildir. Bu, en önemli ve ilk derstir. Buradan başlanılmazsa hiçbir yerden başlanılmış olmaz.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Alper Tuna Arşivi