Mehmet Akif niçin Mısır'a gitti?

Mehmet Akif niçin Mısır'a gitti?

Düşün halkın yakasından!

Halk dalkavukluğu da halk düşmanlığı da tiksindirir beni.. Halkımız ikisini de bilir, metelik vermez.

Hiç "büyük kaçgun" diye bir sözcük duydunuz mu?

Bu halk yüzyıllardır kaçgunlarla, fetretlerle mücadele etti.

Anadolu Moğol istilasına uğradığında en büyük kaçgunu yaşadı, şehirleri yerle bir oldu, oradan oraya savruldu.

Celali'si vurdu, haramisi vurdu, mültezimi vurdu, tefecisi vurdu..

Gelen salma saldı, vergi saldı, kıtlıklar yaşadı, kırımlar yaşadı. "Bir daha kaçgun yaşamayalım, azla kanaat etmeye razıyız" dedi.

Sadece 1914-1922 arasında Anadolu halkının yüzde yirmisi şehit düştü.

Hanedan gitti, halife gitti diye sokaklara dökülmedi, ama vefasızlıktan da, dinine dahledenlerden de hoşlanmadı.

Mebusları pasta börek yerken arpa ekmeğine talim etti.

Her şeyi sinesine çekti, ne istedilerse bu halk hep verdi.

Kafkaslardan, Balkanlardan gelen muhacirlerle toprağını paylaştı.

Polenezi de geldi, Yahudisi de.

Tarihe bakın, halkımız hep sağduyuludur, Alevi'siyle Sünni'siyle, Türk'üyle Kürd'üyle kendi içinde hiç çatışmadı.

1980'lere kadar bir tek köylünün, zenaatkarın ve esnafın sayesinde ayakta kaldı bu devlet. Modernleşme denilen her ne varsa bu ülkede, çiftçinin parasıyla gerçekleştirildi.

Başkentin o köylünün sokulmadığı bulvarları, opera binaları, fakülteleri nasıl yapıldı dersiniz? Devlet-Parti'nin kudretli memur takımının maaşları kimin parasıyla ödeniyordu dersiniz?

Unutmayın, 1980'lerin başına kadar ihracatımızın yüzde doksanını tarımsal ve hayvansal ürünler teşkil ediyordu.

1950'de de kelimenin gerçek anlamıyla seçmen oldular, ona da "Hasoların, Memoların oyları" dediler..

Kore'ye gönderilenler de, Kıbrıs'a gidenler de onlardı, dağlarda can verenler de.

Kim "Ben bu memlekete zenginlik getireceğim" dediyse "hadi bakalım getir" dedi.

Bu memlekette hangi güzel iş yapıldı da bu halk engel oldu?

Her kim değişim ve refah vaat ettiyse iktidar verdi.

Menderes'i de Çoban Sülü'yü de, Özal'ı da, Tayyip Erdoğan'ı da bu yüzden iktidara getirdi.

CHP'yi değiştiren Karaoğlan'ı da, Erbakan Hoca'yı da "refah" vaat ettiği için Başbakan yaptı.

Büyük kaçgunlardan süzülerek gelen bu halk darbelere karşı sokağa dökülmedi ama darbecilerin istemediklerini iktidar etti hep.

Aydınları darbecileri alkışlarken bu halk ne yapsındı!

Tek istediği dinine diyanetine saygı, huzur, refah..

"Kimse bizim yaşam tarzımıza karışmasın ama kim nasıl istiyorsa öyle yaşasın" dedi.

"Hasolar, Memolar " diyenleri de..

"Senin oyun kalitesiz" diyenleri de..

"Göbeğini kaşıyan adam" diyenleri de..

"Bidon kafalı" diyenleri de sinesine çekti..

Bu halk daha ne yapsın?

Çekin elinizi de dilinizi de halkın üzerinden.

Düşün yakasından.

Mehmet Akif niçin Mısır'a gitti?

Hasan-Ali Yücel, Agah Sırrı Levent ve Şükufe Nihal gibi yazarlara göre Mehmet Akif devrimleri içine sindiremediği için Mısır'a gitti. Hatta Şükufe Nihal, Akif'i şapka giymeyi bir din ve ahlak meselesi yaparak yurdunu bırakıp giden hurafelere takılmış bir adam olarak niteler. Oysa Akif'in hurafelere karşı savaşım vermiş bir inanç adamı olduğunu hepimiz biliyoruz.

Dücane Cündioğlu "Bir Kur'an Şairi" isimli çalışmasında Akif'in Mısır'a gönüllü sürgün gitmesinin hikayesini de anlatır. Osman Yüksel Serdengeçti'nin Hasan Basri Çantay'dan naklettiğine göre Çanakkale Savaşı'nın yıldönümünde düzenlenen bir törende haddini bilmez bir şairin "Çanakkale yazarının şairi maalesef Türk değildir. Çaresiz Türk olmayan bir adamın şiirini okuyacağız" şeklindeki sözleri Akif'i fena incitmiş, çocuklar gibi ağlatmıştı. Akif, Mısır'a gitmeden hemen önce yakın dostları Şefik Kolaylı (Neyzen Tevfik'in kardeşi) ve Baytar Mektebi'nden hocası Fazlı Yegül'e durumu şöyle açıklamış:

"Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben, vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum ve işte bundan dolayı gidiyorum"

O dönemde polis hafiyeleri siyasi muhalif olarak gördükleri şahsiyetleri gölge gibi takip ederlerdi. "Müstemirren takip edilen zatlar" adıyla tutulan fişlerle bu gibi şahsiyetlerin yirmidört saat ne yaptıkları, kimlerle görüştükleri kayda geçirilirdi. Mesela bir gün Rauf Orbay Bey peşindeki hafiyeden o kadar bezmiş ki dayanamayıp hafiyeyi yaka paça edip en yakın polis karakoluna teslim ederek "yeter artık, bıktım tarassutunuzdan" demişti.

Haydi tak şu küpeyi yahu!

Malum, Hürriyet gazetesinin kaptanı Ertuğrul Özkök epeydir küpe sendromu yaşıyor. Sevgili okurlar "Haydi tak şu küpeyi" kampanyası için desteğinizi istiyorum bu yüzden. "Ertuğrul Bey'in sendromlarının sonu yok" diyeceksiniz ama olsun, onu da öyle idare edeceğiz.. Bakın Baykal'a destek olsun diye babaannesinin çarşaflı fotoğrafını bile yayımladı. Babası ilkokuldan terk, annesi okuma yazmayı sonradan öğrenmiş. Eğitimi yüksek olmadığı ve dahi geliri düşük olduğu için babası da Menderes'e oy vermiş. Yani Ertuğrul Özkök "Beyaz Türkler"den değilmiş, bizim gibi karabudundanmış, sonradan beyazlaşmış yahu!

Ertuğrul Bey yıllardır küpe takmayı hayal edermiş ama bir türlü cesaret edip deldirememiş kulağını. Meğer küpe merakı Paris'te öğrencilik yaptığı yıllara kadar gidiyormuş. Halkımızın tutuculuğuyla ilgisi yok küpe takamamasının. Yavuz Sultan Selim'in küpeli resmine aşinadır halkımız. Gerçi o resimdeki kişinin Safevi Sultanı Şah İsmail'e ait olduğu söylenir o da başka.

Özkök'ün bu eski iç yarası Shakespeare'nin küpeli bir portresinin ortaya çıkmasıyla depreşmiş. "Madem koskoca Shakespeare takmış, ben niye takmayayım" diye iç geçirmiş hazret. Taksin tabii, kıyamet kopmaz.. Küpe takmaya cesaret etmiş delikanlılar da arkasından teneke çalmazlar merak etmesin. Hep beraber el verelim de bitirelim şu işi, o da rahat etsin, biz de.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi