Türkeş kime Ağca fırçası çekti?

Türkeş kime Ağca fırçası çekti?
Alpaslan Türkeş kime Ağca fırçası çekti? Bu fırçanın faturası ne oldu? Özal bu kargaşayı nasıl değerlendirdi? Abdullah Çatlı, mahkemede Mehmet Ali Ağca’nın oyununu nasıl bozdu ve neler dedi? Yalçın Özbey İtalyan savcıya ne dedi? Ağc

Mehmet Ali Ağca, İpekçi cinayetinden sonra yakalandığında ki şovları sıralama ya 30 yıldan sonra yine sergilemeye devam ediyor.

Ağca, 12 Eylül öncesi ülkücü sempatizanı idi. Fakat o kadar ağresif ve maceraperesti ki Okullarda ki ülkücüler o na pek yanaşmıyor, Ülkü Ocakları da o’na yüz vermiyordu.

Kardeşi Adnan ise son derece uysal ve efendi birisi idi.

Ağca, adeta kendini ispat etmek için hırçınlıklar yapmakta idi.

Ve İpekçi cinayetinden sonra yakalanan Ağca, ilk olarak kurnazca ifade vererek, “Ülkücüyüm ama bu olayı tek başıma yaptım” demişti.

O kargaşa ortamında tüm Gözler Ülkü Ocaklarına çevrilmişti.

Sonra Ağca cezaevinden, Çatlı’nın dediğine göre bir gardiyan tarafından kaçırılmıştı.

O zamanlar işin iç yüzü belli olmadığı için Çatlı, sempatizan olan Ağca’ya yardım olsun diye sadece o’nu 20 gün İstanbul’da ki evinde saklamış.

Ağca, Birçok yerlere gittikten sonra kamuoyunda ki kargaşalığı ve ülkücü sempatizanlığını kullanmayı kurnazca sürdürmekteydi.

Almanya’ya giden Ağca, o zamanlar MHP’nin bel kemiği ve para kaynağı olan Avrupa Türk Federasyonuna giderek, Genel Başkan Musa Serdar Çelebi’den yarım istemiş.

Çelebi, Ağca’ya pek yüz vermediği gibi, o’nu da kovmamıştı, fakat Ağca, Çelebi’nin telefonlarını alıp kaydetmişti.

Ağca, sonra Papa’ya suikast girişiminde bulundu ve yakalandı.

Tabi Ağca’nın üzerinde ki isimler ve telefonlar da bu işe sokuldu.

Federasyon Genel Başkanı Musa Serdar Çelebi, tutuklandı.

Dava sürerken Çelebi tahliye oldu.

Alpaslan Türkeş, Çelebi’nin tahliye olmasından sonra Almanya’ya yaptığı gezisinde, birçok kişinin yanında Çelebi’ye çok sert şekilde; “Papa olayında çok yanlışlıklar yaptınız. Niye muhatap oldunuz” demesine karşın Çelebi, cevap vermek istedi ise de Türkeş, yine sert tavırları ile Çelebi’nin konuşmasına müsaade etmemişti.
Türkeş’in, herkesin huzurunda bu sert fırçası Çelebi’ye çok dokunmuştu.

Tabi Türkeş, Türkiye’ye döndüğünde Türkeş ve Çelebi arasında ki bu konuşmalar kulaktan-kulağa dolaşmaya başladı.

O zamanlar iktidarda olan Turgut Özal’da, Türkeş’e karşı büyük bir taarruz başlatmıştı. O kadar hedeflemiş ti ki, Antalya’da karşılaştıklarında Türkeş, Özal’a tokalaşmak için elini uzatmış, Özal ise hiç oralı olmamış ve Türkeş’in elini sıkmamıştı.

Özal, MHP’nin bel kemiği ve para kaynağı olan Avrupa Ülkücü Federasyonunu MHP’den koparmayı planladı.
ANAP içindeki MHP kökenli milletvekili ve yöneticiler olan Mustafa Taşar, Avni Çarsancaklı, Alpaslan Pehlivanlı, Veysel Atasoy gibi isimleri heyet olarak Almanya’ya gönderdi.

Heyetin tek amacı Federasyon başkanı Çelebi’yi Türkeş’ten ve MHP’den koparmaktı.

İktidarda olan Özal, bu işi kolay gerçekleştirmişti. Çünkü Türkeş’e kırgın olan Çelebi, yeni bir teşkilat kurmayı kabul etmişti ve Avrupa Türk-İslam Birliği Federasyonun kurmuştu ve MHP ile ilişkiler koparılmıştı.

Bu ayrılık MHP’ye çok ağır olmuştu.

Yani Ağca ta o zamanlarda bile MHP’ye önemli bir darbe vurulmasına sebep olmuştu.

Gelelim Mehmet Ali Ağca’nın Papa suikastı davasında mahkemeye verdiği çelişkili ifadelere ve Abdullah Çatlı ilişkisine; Papa'ya karşı düzenlenen suikastte sanık olarak yargılanan Ağca gibi, Ömer Bağcı, Musa Serdar Çelebi, Yalçın Özbey ve Oral Çelik'in de isimleri olaya karıştıkları iddiasıyla yankı buluyordu.

Ağca'nın soğuk hava estirdiği mahkemede biri yalan konuşuyor diğeri onaylıyordu. Ağca'nın iddialarının hüküm sürdüğü mahkemeye, Çatlı da tanık olarak çağırılmıştı. Az sonra O mahkeme salonuna getirilecekti.

Antonio Marini'nin deyimiyle Ağca'nın fevri davranışları mahkeme salonuna Çatlı'nın getirilmesiyle son bulmuş. Ağca susmuş, sandalyesine gömülmüş, salonu tarayan bakışlarım dizlerine çevirmişti.

Marini: "Abdullah Çatlı olduğunuzu kabul ediyor musunuz

Çatlı: "Evet."

Marini: "Türkiye'den kaçış sebebiniz nedir?"

Çatlı: "işlemediğim cinayetlerin azmettiricisi olarak suçlandım. O dönemde milliyetçi bir grubun ikinci başkanlığını yapıyordum. Bu nedenle olay üzerime yıkılmaya çalışıldı. Yurtdışına çıkmak zorunda kaldım."

Marini: "Siz salona girince, diğer mahkumlar kendi köşelerine çekildiler, sustular. Siz bu mafyanın başı mısınız!"

Çatlı: "Ben mafya değilim! Benim örgütüm yok!"

Marini: "Peki Ağca?"

Çatlı: "Ağca yalan söylüyor! Benim Türk mafyası kurmak gibi bir düşüncem yok. Milliyetçi bir grubun Başkanıydım bu da ağır yükümlülükler getiriyordu. Ağca'nın Bulgaristan'a gitmesini sağlayan, pasaportunu ayarlayan benim. Oral Çelik'in isteği üzerine Ağca Erenköy'deki evimde yirmi gün kaldı. Bağlantım bunlardan ibaret."

Marini: "Ağca cezaevinden nasıl kaçtı?"

Çatlı: "Onun kaçmasını sağ eğilimli bir gardiyan sağladı."

Marini: "Papa'yı kim vurdu? Ağca ve Çelik oradaydı."

Çatlı: "Papa'yı Ağca vurdu. Suikast anında Oral Çelik benim evimdeydi. Ayrıca eğer Ağca Roma'dan kaçmayı başarsaydı onu Viyana'daki evimde de gizlerdim."

Marini: "Ağca'ya para verildiği söyleniyor."

Çatlı: "Papayı vurması için mi?"

Marini: "Bilmiyorum. Ortada para lafı var."

Çatlı: "Ağca Bulgaristan'da iken Abuzer orada bulunan bir Türk'e yani Ağca'ya 2000 mark çıkaracaktı. Ağca'nın eline geçip geçmediğini bilmiyorum."

Marini: "Oral Çelik nerede? Teslim olmasını sağlayabilir misiniz?"

Çatlı: "italyan makamları Türkiye'ye iade edilmeyeceğine söz verirse, Oral Çelik'i teslim olmaya ikna edebilirim sanıyorum."

Çatlı'nın tanık olarak çağrıldığı mahkemede artık yüzleşmeye geçilecekti. Çatlı'nın sağına Yalçın Özbey, soluna da Ağca oturtuldu.

Jean Marie Santipiachi (Mahkeme Başkanı): "Bu fotoğraf 13 Mayıs günü Amerikalı bir vatandaş olan Newton tarafından suikast sonrasında, ikinci tetikçi kaçarken Saint Pierro meydanında çekildi. Üçünüze soruyorum fotoğraftaki kaçan adam kimdir?"

Nefesler tutuldu.

"Bu Çelik değil" dedi Abdullah Çatlı hiç düşünmeden.

Ağca: "O Çelik! Çatlı ne isterse söylesin" diye bağırdı.

Konuşma sırası tedirgin görünen Yalçın Özbey'deydi. Çatlı, göz ucuyla Yalçın Özbey'i izliyordu. Özbey bu kez zor durumdaydı. Yalçın Özbey, sanki fotoğrafı ilk kez görmüşçesine büyük dikkatle inceledi. Aslında ilginç olan onun daha evvelki sorgulamalarında o şahsın Çelik olduğu yönündeki ifadeleriydi ama bu kez yanında ne baskı grubu ne de ertelemesi mümkün cevabı vardı. Ösbey terledi, Özbey çaresizdi, Özbey uzun bir müddet konuşmaya hazırlanmak için boğazını temizledi.

Sonra ondan bir ses çıktı. Özbey mahkeme başkanı Santipiachi'ye bir şeyler fısıldamıştı.

"Yaz" dedi Santipiachi, Özbey'e inat yüksek sesle:

"Özbey, fotoğraftaki kişi Çelik'tir ama sadece yüzde altmış eminim, diyor."

Yalçın Özbey'in bu yeni ifadesiyle salonda fısıldamalar yoğunlaştı. Söylediklerinden dolayı, rahatladığı belli olan Yalçın Özbey kendisinden gurur duyan bir havaya bürünmüştü. Özbey bu kez başını yerden kaldırıp, Çatlı'ya baktı. Ama Çatlı gözlerini Ağca'ya dikmişti. Uzun bir müddet de böyle kaldı. Çatlı'nın mahkeme salonuna girişinden itibaren gergin görünen Ağca artan rahatsızlığını;

"Çatlı buraya boşuna getirildi, işleri karıştırmak için buraya gelmesi aptallıktan başka bir şey değil" diyerek açığa vurmuştu.

Ancak Ağca sadece bunu değil, bir gerçeği de ağzından kaçırmıştı. Ağca'nın bu son gafıyla, dava yeni bir yön kazanmıştı. Salondan yükselen sorular arasında, Fransız gazeteci Jean Marie Stoerkel'in: "Madem ki Çatlı boşuna getirildi, o zaman onun Papa davasıyla alakası yok!" yaklaşımı hakim olmuştu. Marini alnına biriken teri ağır bir hareketle silip, mahkeme başkam Santipiachi'ye "Neler oluyor" dercesine baktı.

Salondakiler, aslında kimin hangi amaçla işleri karıştırdığını anlamıştı. Çünkü Ağca bu fevri sözleriyle gafını patlatmıştı. O hatasını anlamışa benzeyerek yerine oturdu ve sözlerini düzeltmeye çalıştı. Abdullah Çatlı'nın öfkesi artmıştı. Çünkü Ağca yıllardır birçok insanı aslı olmayan ifadelerle bir sürü sıkıntıya sokmuştu.

"Ben" dedi Abdullah Çatlı yüksek bir sesle ve ekledi "Gerçeği söylüyorum."

Çatlı bu kez bakışlarını gazeteci ordusuna çevirmiş; "Bu yaratığa yardım etmiş olmaktan utanç duyuyorum." dedi.

Jean Marie Santipiachi bu atmosferi dağıtıp tekrar Papa davasında yıllardır bilinen duruma dönmek istercesine; "Ama Özbey, yeminli ifadesinde suikastten sonra Çelik'in kendi evine geldiğini ve her şeyi ona anlattığı söyledi. Evet Çatlı?"

Çatlı: "Sayın Savcı, Özbey'in tüm davranışları yönlendiriliyor. Kanımca, davranışları dış etkiler altında," dedikten sonra Yalçın Özbey'e döndü ve sert bir üslupla;

"Yalçın! Senin mahkemeyi yanlış bir yola yönlendirmeyi denediğin kanısındayım."

Savcılar mahkemenin nabzını tutamıyordu. Olaylar yeminli ifadelerde imzalandığı gibi gitmiyordu.

Savcılardan biri: "Bunlar, mafya tipi sözler. Mahkemenin huzurunda tehditkar imalar kullanılmasına izin vermiyorum." Dedi

Çatlı bakışlarını, mahkeme salonuna kartal gibi dikmişti. "Sorgu yargıcı Martella tarafından yalancı tanıklık yapmamız için Almanya'da bize yapılan tekliflere gelince..."

"Size... Size izin vermiyorum" diyebildi oldukça telaşlı görünen Santipiachi.

Çatlı: "Oysa vermelisiniz! Burada söylenmesi gereken şeyler var. Dosyada bunların hepsi var! Sorgu yargıcı Martella Almanya'ya gidip Yalçın Özbey'in açıklamalarını banda aldı. Özbey, sonra Çelik'i bulmak için Paris'e geldi ve onu her yerde aradı. Yalçın! Senin aracılığınla Çelik'e Bulgar bağlantısının Papa davasında doğru olduğunu söylemesi için 500 bin dolar teklif edildiği yalan mı!

Konuş Yalçın! Sen değil miydin Çelik'e koruma verileceğini söyleyen!"

Özbey: "BKA'dan bir Alman polisi yani bir komiser Çelikle Paris'te temas etti."

Çatlı: "Belki de bu olayı şimdi doğrulamak istemiyorsun çünkü başına geleceklerden korkuyorsunuz! Çelikle ben bunu kabul etmek istemedik çünkü kullanılmak istendiğimizi anladık. Biz gizli servislerin ipini tuttuğu kuklalar değiliz." dedi.

Bu kez Savcı Santipiachi, Yalçın Özbey'e dönerek; "Çatlı'nın söyledikleri doğru mu?" diye sordu.

Özbey başını öne eğmiş, ellerini ovuşturuyordu. Savcı, Özbey'e defalarca sorusunu yineledi ama o konuşmuyordu. Yalçın Özbey, Çatlı'nın da dediği gibi baskı altındaydı. O derin bir nefes aldı, Çatlı'ya dönüp hafifçe gülümsedi.

"Çatlı'nın bütün dedikleri doğru. Başka bir şey demeyeceğim. Korkuyorum."

Salonda bulunanlar duyduklarına inanamıyorlardı. izleyenlerin birleştiği nokta, her ne kadar adalet hırsızlarını endişelendirse de, bu davanın baştan sona şaibelerle dolu olduğu idi. Neden bu suikast Türkler üstüne yıkılmak istenmişti? Kim ya da neresi bunu planlamıştı? Abdullah Çatlı buna cevap olarak hep bunu savunmuştur:
"iddia edildiği gibi bu işin içinde Bulgarlar yok. Başka devletlere bakın!"
İtalyan Savcı Marini davanın bu şekilde akibet alacağını tahmin edememişti. Mahkeme sonrası Marini, Çatlı hakkında edindiği izlenimleri şu sözlerle özetledi:
"Çatlı aslında mahkeme heyetine inandırıcı oldu ve bu nedenle Oral Çelik için bu mahkemede delil yetersizliği kararı alındı. Ağca sorgulamalarda aslan kesiliyordu. Ama Çatlı'yla yüz yüze getirildiğinde kuyruğunu bacaklarının arasına alıp büzüldü. Küçük bir kedi yavrusu gibi."

Mahkemenin neticesine gelince...
Oral Çelik: Delil yetersizliğinden beraat etti.
Mehmet Ali Ağca: Ömür boyu hapse mahkum oldu.
Ömer Bağcı: 8 yıl hapse mahkum oldu.
Musa Serdar Çelebi: Beraat etti

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.