Baykal'dan Gül'e 'despot' benzetmesi

Baykal'dan Gül'e 'despot' benzetmesi
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal partisinin grup toplantısında partililere ve vatandaşlara seslendi. Gül'ün hedefinde bu kez sivil anayasa beklentileri ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül vardı.

Baykal'ın konuşması şöyle:  

Hepinizi saygı ile selamlıyorum. Yoğun bir gündem var. Değinmemiz gereken gündem var. Kısa süre önce mecliste yaşananlar anlamı arkasında yaşanan gerçekler. Yine CHP'nin iktidar programı ile ilgili açıklamaları ilgi ve destek yarattı. İktidar bundan rrahatsız oldu. Tkeel işçilerinin mücadelesi, iktidarın ilkesiz tutarsız tavrı gibi konulara gireceğim.

Ama bunlara girerken önemli konualara değineceğim. Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliğinin bir kenara bırakılması gerektiğine dikkate çekti. Artık Anayasa değişikliğinin zamanının geçtiğini ve takip edilemeyeceğini gördüğümü şifade etmiştim. Bunun ardında sadece 330 oy toplamakonusunda güçlükle karşılaşacağı ifade ediliyor Başbakanca ama önemli olan bu değil referandumda yüzde 50 imkansızdır. Anayasa değişikliği bir kenara itilecektir demiştim anaysa değişikliği önemli bir konudur. 

Türkiye'de uzlaşma konusundaki ilk büyük temel yanlış, cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili konuda olmuştur. Siz seçileceğiniz zaman biz yaparız diye yola çıkarsanız bu memleketin en çok uzlaşmayı araması gerektiği noktada yok sayarsanız, kendi iradenizi oraya dayatırsanız, sonra uzlaşma olmadığı için anayasa yapamıyoruz derseniz, sonra herkes bir birine girdiği zaman bunukim yapacak diye ortaya çıkarsınız. O zaman millet çıkar bir ombudsman lazım derler. Aslında ombudsman Cumhurbaşkanının ta kendisidir. Eğer uzlaşma ile seçilseydi o ombudsman olurdu. Türkiye'yi kucaklayacak bir anlayış ortaya çıkardı. 

Rektör atamaları da önemli. Sayın Cumhurbaşkanı son dönemde 14 rektör atadı ki bu atamaların tümü üniversite öğretim üyelerinin tercihlerinin dışındaki atamalardır. Seçim yapılmıştır, oylama yapılmıştır ama Sayın Cumhurbaşkanı rektör atarken bu seçimleri yok saymıştır ve uygun gördüğü kişiyi atamıştır. Bu atamaların en dramatik sonuç doğuranı İzzet Baysal Üniversitesi olmuştur. Rahmetli İzzet Baysal7ın bağışları ile bir üniversitenin kurulması sağlanmış ve tamamen özel kaynaklarla kurulduğu halde üniversiteyi devlete emanet etmiş, ben kurdum, bak vakıf var, bütün gelirleri üniversiteye tahsis edilmiştir vakfın demiş ve devlete bunu teslim etmiş. Sonradan bir devlet üniversitesi olduğu için bilinen usül uygulandı. Öğretim üyelerinin yaptığı sıralamayı YÖK'ün değiştirmesi üzerine bu vakfın Sayın Başkanı, Sayın Cumhurbaşkanı'na mektup yazdı. 

Gül'ün yeni rektör atamasına farklı birini ataması basında da yer aldı ve "Baysal ağladı" başlıkları kullandı. Atamaya gösterilen tepkiler de yer aldı bu haberde. Bu olaylar üniversieteyi üzmüştür. Şimdi analasa konuları, üzüntü beyanları ne anlama geliyor. Nedir onlar? Anayasa mı size o sıralamayı bozun, o rektör iyidir dediği halde hayır benim partimin vekilleri bunu istiyor diye bunu yaptırıyor? Bu olayla bir kez daha ortaya çıkmıştır ki sorun anayasadan önce onu uygulayanların zihniyetidir. Siz despotsanız hiç bir anayasa sizi meşru yapamaz. 

Hak adalet neyi gerektiriyorsa gerektirsin aklınızın doğrultusunda, çıkarınızın doğrultusunda bunu yapıyorsunuz. Ermenistan ile ilgili meseleler... bu hükümet sıfır itilaf diyor ya. Böyle diyorlarsa bu itilafı biz yarattık. Ama biraz olsun başkaları da kaldırmak onların yarattığı itilafı hazmetmek anlayışında olduğumuz anlamına gelir. BUrada çıktık ve bir protokol imzaladık. Biz dedik ki bu yanlış, iki ülke arasında ilişkileri daha iyi yapacak bir anlayışı biz göremiyoruz. Yeni bir irade emaresi ortaya çıkar işgal konusunda. Dediler ki merak etmeyin işgal sona ermediği taktirde biz protokolü uygulamaya koymayız. Peki protokolde bu yazıyor mu? Yok. E bizim kafamızda o var. Bu böyle olmaz. Protokolle olur, var mı, yok. Biz tepki gösterdik, Azeriler çok şiddetli tepki gösterdi. Gösterişli bir şekilde İsviçre'de protokol imzaladılar. Hep beraber sanki sınırlar açılacak ve Ermenistan yumuşayacak diye bekledik. 

TBMM'de geçen hafta yaşananlara gelelim. Kore meclisinde miyiz diye düşündük. Çok acı bir manzara yaşadık. Biraz bekledik nedir bu olay diye. Yaşanan olayların arkasında görmemiz gereken üç ana nokta var. Birisi eş tartışması. ŞU ya da bu şekilde aile veya eş tartışması. Hassas bir konu. Bu konu o tartışma ile birden bire gerilim olmuştur. İkincisi bir din istismarı boyutu vardır. Eş aile tartışması ile din istismarı tartışması iç içe girdi. Üçüncü boyutu da saldırı boyutudur. Spontane bir şekilde değil, sistemli bir saldırı gerçekleşti.

üzüntü verici. Biz bundan çok rahatsız olduk. Siyaset ilkeler etrafında yapılır. Sİyasi tartışmanın muhatabı ve hedefi siyasetçidir. Siyasetçinin anası, kızı, karısı hedef olmaz. Bir siyasetçinin eşi olduğu için bir vatandaşımızı üzmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu insanlığımıza da yakışmaz. Kimsenin karısına, kızına, torununa dokunmayacaksın. Bunu öğrenemediysen siyaset sahnesinde yerin yok demektir. Bu temel ilke. Ama bu tek taraflı bir ilke değil. Ailemizi siyasete taşımayacağız. Biz de işimize yarar diye kendi eşimizi siyaset sahnesine taşımayacağız. Taşırsak bunlar olur ve eşine en büyük haksızlığı sen yapmış olursun. Bu olayda malesef Sayın Başbakan Pazar günü, akşam hiç icabı yokken eşiyle ilgili bir konuyu gündeme getirdi. Türkiye'de kılık kıyafetle ilgili bir konuyu konuşacaksak eşinin üzerinden olmaz. Yanlış olur. Sorun milletin sorunudur. Milletin sorununu anlatacaksınız. Eşiniz üzerinden anlatmayacaksınız. 

Sarkozy, Sayın Başbakan'a bu yapacağın ziyaretinde eşini getirme diye mesaj yolladı. Bu bizi de rencide etti ve rahatsız etti. Ne suçlama konusu yaptık ve ne de siyasi tartışma konusu yaptık. Sen Başbakan'sın. Şikayet edecek noktada değilsin, sorunları çözecek noktadasın. Çözebildiğini çözersin, çözemediğini istismar etmezsin. Çöz kardeşim çöz, şikayet edeciğine, ağlayacağına çöz. Çözemiyorsan da sus.

Din istismarı boyutu. Eski il başkanı çıkmış herkesi rercide edecek anlamsız bir methiye yazmış. Referans Peygamber. Peygamberiniz haşa her türlü iftiradan ithamdan suçtan münezzeh bir şahsiyettir. HPeygambere yönelik, Başbakan'a yönelik olarak söylenernlerden har hangi birisinin bir faninin aklından geçmesi ihtimali var mı? Fezlekelerin hesabını vermemiş bir siyasetçi. İthamlar altında bir siyasetçi. Adaleti çiğnemiş bir insan. Bu dünyada hesabını vermemiş bir insan. Sen bunu benzetirsen olur mu? O benzetti diyelim, bundan sonra onu alıp ta aday gösterirsen ne olur, bu bir vesiledir. Yanlış olmuştur. Bu yanlış öyle anlaşılıyor ki, bu arkadaşların zihniyetinde var. Bir arkadaş çıktı 'herkes iki rekat şükür namazı Tayyip Erdoğan'a kılsın' Şu haddini bilmezliğe bakın. Şu istismara bakın. Bunlar anlayışla karşılanacak konular mı? elbette bu konular siyasette eğer işletilir ise, değerlendirilir ise, birilerini beraberinde tahrik edersiniz. Dine en büyük saygısızlık. Böyle bir namaz kılma teklifinin müslümanlıkla anlatılabilir bir tarafı var mı? Buna karşı tepkiyi öncelikle onların göstermesi gerekmez mi? O adam istifa etti ama şükür namazı diyen görevine devam ediyor. Söylediği zaman onu terfi ettirdin, ama ortaya çıkınca ama suçlanmayayım diye istifa ettirdin. Öbürü, görevine devam ediyor. İlkesizlik.

Üçüncü boyutu saldırı boyutu. Sayın Osman Durmuş bu konuyu kürsüde dile getirdiği zaman AKP grubundan birileri ayağa kalkıp tepki gösterdikleri için mi bu olay oldu. Hayır, o sözleri herkes içine sindirmiştir. Kavga, bu sözleri AKP grubu hazmettikten sonra Başbakan'ın çıkıp tahrik edici bir tepkiyi ortaya koyması üzerine AKP grubu 'galiba biz bir görev ihmalinde bulunduk, acaba bunu nasıl telafi edelim' diye birden ayağa kalktılar ve öyle saflar halinde kendi sıralarından kalkarak diğer muhalefet grubunun sıralarına doğru hareket ettiler. Kavga niye çıkıyor, bir saldırı var. Sözden çok sonra. Partisel olarak, kitlesel olarak aman ha deyip yürümüştür. Bu çok açık bir saldırı, hiç şüphe yok. Bunun sorumlusu Başbakan'dır. Yaşanan gerçek bu. Milletin önünde yaşandı. Ama olayı millete sunuşlarına bak. Öbürleri hakaret etmiş gibi suçlamalar. Aile meselesi gündeme gelmiş gibi suçlamalar. Milletin ağzına bunu sen verdin. Niye özel hayatını gündeme getirdin. Sen kullanırsan bunu birileri kullanır. Kullanmak da yanlış senin söylemen de yanlış. Saldırıya uğramış gibi konuşuyorlar bir de. Türkiye'de yaşanan gerilimin tek sebebi sensin, senin varlığın. Her konuda böyle. Gerilim siyasetinde yokmuş..

HABERVAKTİM.COM

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.