SP: Son derece üzücü ve tartışmalı bir karar!

SP: Son derece üzücü ve tartışmalı bir karar!
Saadet Partisi Kayseri İl Başkanı Av. Mustafa Akkaş, Danıştay'ın katsayı ile ilgili kararının üczücü ve tartışmalı bir karar olduğunu söyledi. 

Akkaş'ın konu ile ilgili açıklaması şöyle:

Üniversiteye girişte uygulanan katsayı ile ilgili Danıştay’ın dün almış olduğu yürütmenin durdurulması kararı yıllardır devam etmekte olan haksızlığın giderilmesi konusunda oluşmuş bulunan olumlu havayı bir kez daha dağıtmıştır. Milyonlarca meslek liselinin bir süre önce yeşeren umutları yeniden belirsizliğe yönelmiştir. Birkaç yıl önce farklı katsayıya yönelik olarak açılan ve katsayı eşitsizliğinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir davada Danıştay, katsayı belirleme yetkisinin YÖK’e ait olduğu gerekçesiyle talebi reddederken son iki davada önceki içtihadına tam ters bir uygulama ile YÖK’ün tasarrufunu sorgulama yolunu seçmiştir. Davanın birinde bu konuda “karar yetkisi YÖK’te” derken bir başka davada “yetki YÖK’te değil, ben YÖK’ün kararını denetlerim” demiştir. Alınan bu karar her ne kadar nihai bir karar değil ise de nihai kararın ne şekilde çıkacağına yönelik önemli bir işaret teşkil etmektedir. Bu açıdan karar son derece üzücü ve tartışmalı bir karar olmuştur ve millet vicdanını da yaralamıştır. 

Danıştay tarafından alınmış bu kararı basit bir mahkeme kararı olarak görmenin büyük bir yanılgı olduğunu düşünüyoruz. Bu karar bizim uzun süreden beri dillendirdiğimiz ve kaynağını 27 Mayıs ve 12 Eylül darbe Anayasalarından alan erkler arasındaki yetki çatışmasının açık bir örneğidir. Mevcut anayasa bireylerin özgürlüğü yerine devletin güvenliğini önceleyen, oluşturduğu bir takım kurumlar vasıtasıyla millet iradesini dar bir alana hapseden antidemokratik bir mahiyet arz etmektedir.

Çağdaş anayasalarda ülke yönetimi konusunda millet iradesinin yansıması olan yasama organları ilk sırada yer alırken ülkemizde yasama maalesef yargının da yürütmenin de gerisindedir ve bunların gölgesindedir. Yine çağdaş anayasalarda bütün kurumların yerleri ve yetki sınırları açık ve net bir biçimde belirlenmiş iken ülkemizde ciddi bir yetki karmaşası yaşanmaktadır. Bu karmaşa içinde yetkilerine en çok müdahale edilen ve en önde yer alması gerekirken en geriye itilen kurum yine milletin iradesini temsil eden yasama organıdır.

Türkiye’de millet iradesi uzun süre askeri vesayet alında tutulmuştur, halen de bu vesayetin tam olarak ortadan kalktığı söylenemez. Millet iradesinin üzerinde etkisini her geçen gün daha da fazla hissettiren ikinci vesayet ise yargı vesayetidir. Bunlara ilaveten zaman zaman başka güçler de millet iradesinin üzerine çöreklenmeye çalışmıştır. Millet iradesi hiçbir zaman özgür ve bağımsız olamamış, bu gün de özellikle yargı vesayeti dolayısıyla ciddi ölçüde zedelenmiştir.

Dikta yönetimler, askeri yönetimler, polis egemen yönetimler ne kadar çağdışı ve ne kadar kabul edilemez yönetimler ise yargıçların egemen olduğu yönetimler de aynı şekilde çağdışı ve kabul edilemez yönetimlerdir. Türkiye maalesef adım adım yargıçlar devletine doğru gitmektedir. Son derece tehlikeli olan bu süreç de kaynağını mevcut Anayasa’dan almaktadır.

Bu güne kadar defalarca tekrarladık ve bu gün bir kez daha tekrarlıyoruz ki içinde bulunduğumuz kaosun sebebi mevcut Anayasa’dır ve bu Anayasa çağdaş ve demokratik bir hüviyet kazanmadan Türkiye’nin özgürleşmesi, sivilleşmesi, demokratikleşmesi, insanların karnının tok, sırtının pek, ruhunun ve bedeninin özgür ve huzurlu olması mümkün değildir.

Türkiye’nin bu gün en önemli sorunu Anayasa’dır ve en baş ihtiyacı da yeni bir anayasadır. Bu gerçek artık tartışma götürmez bir noktaya gelmiştir. Başta Ak Parti olmak üzere mecliste temsil edilen bütün partilerin bu ülkeye yapacakları en büyük hizmet yeni bir Anayasaya imza atmaktır. Ancak bu işi yapması gerekenler üzerlerine düşeni bir türlü yerine getirmemektedirler. Sekiz yıla yakın bir süreden beri ciddi bir halk desteğiyle tek başına iktidar olan Ak Parti ile muhalefetteki partiler Avrupa Birliğinin dayattığı bir çok konuda Anayasa değişikliğini güle oynaya uzlaşarak gerçekleştirirlerken demokratikleşme alanında, millet iradesinin yönetime egemen olması noktasında, askeri vesayetin, yargı vesayetinin kaldırılması konularında hiçbir adım atmamışlardır. Daha bir buçuk yıl önce parti kapatma davasından kıl payı kurtulan Ak Partinin hiçbir şey yapmadan beklemesini anlamakta güçlük çekiyoruz. Ak Parti, üzerine son sürat gelen trene rağmen raylar üzerinde güneşlenmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Yargıtay Başsavcısının açıklamalarını endişeyle takip ettik. Bu açıklamalara karşı “isterlerse kapatsınlar, bu sefer yüzde 70 oyla geliriz” gibi son derece garip sözler işittik. Bir bakanımız, “2007 seçimlerinde Cumhurbaşkanı seçtirmeyenlere halkımız gereken dersi verdi, şimdi yine verecek” gibi beyanlarda bulunuyor. Bu açıklamaları hayretler içinde izliyoruz. Halkın bu güne kadar verdiği tüm desteğe rağmen gerekenleri yapmayanların hala halktan bir şeyler beklemesi düşündürücüdür. Halk bu güne kadar Cumhuriyet dönemi boyunca açmadığı krediyi Ak Partiye açmıştır, torba torba oy vermiştir. İçeride ve dışarıdaki konjonktür de son derece müsaittir. Bu şartlarda daha halktan ne bekleniyor, halkın Ankara’ya giderek bizzat yeni bir Anayasa yapması mümkün olmadığına göre, vekâlet verdiği kişilerin bu işi üslenmesi gerekiyor. Ancak vekiller halka tercüman olamıyorlar, aldıkları görevi yerine getiremiyorlar. Cumhurbaşkanımız bile anayasa değişikliği için fırsatın kaçtığını söylüyor. Bu fırsatı kaçıranlar, milletimizin barış ve huzur içinde yaşaması için en çok ihtiyaç duyduğu düzenlemeleri günlük kısır çekişmelere ve siyasi ranta dönüştürenleri ne milletimiz ne de tarih affedecektir.

Bu kadar olumsuzluğun içinde EMASYA olarak bilinen protokolün kaldırılmış olması memnuniyet verici bir gelişmedir. Bundan hükümete teşekkür etmeyi de sorumlu ve yol gösterici bir muhalefetin gereği sayıyoruz. Ancak EMASYA’nın kaldırılmış olmasının bütün problemlerin çözümü için yeterli ve çok büyük bir adım olarak da görmediğimizi belirtmek istiyoruz. Türkiye’de darbeler döneminin bir açılmamak üzere tamamen kapatılması için İç Hizmet Kanununun 35. Maddesinin mutlaka yeniden düzenlenmesi ve başta 12 Eylül dönemi olmak üzere 28 Şubat ve 27 Nisan müdahalelerine imza atanların da mutlaka yargı önünde hesap vermelerinin gerektiğine inanıyoruz. Aksi takdirde EMASYA’nın kaldırılmış olması tek başına hiçbir sorunu çözmeyecektir.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.