Fetva tutmadı komplo verelim

Fetva tutmadı komplo verelim
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yine kara harekatına yönelik eleştirilerde bulundu. Baykal, gelişmelerin Türkiye'nin geleceğine yönelik bir komplodan ibaret olduğunu iddia etti.

Son askeri operasyonla birlikte ortaya çıkan konuların genel bir değerlendirmesini yapan Baykal, ilginç değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’yi askeri bir operasyon kararı almasına götüren süreci özetleyen Baykal, şöyle konuştu: “Türkiye Kuzey Irak’ta kümelenen teröre karşı TBMM’den yetki almıştır. Ve bu yetki çerçevesinde hükümetin yaptığı değerlendirme sonucunda aralık ayında hava harekatı başladı. Daha sonra da kara harekatı yapıldı. 21 Şubat’ta bir kara harekatı gerçekleşti. 29 şubat sabahı da kara harekatının sona erdiği resmen ifade edildi. Bu harekatın hangi zaruretler altında ortaya çıktığı çok açıktır. Türkiye, hiçbir şekilde mazur görülemeyecek bir saldırıya hedef olmuştur. Bu saldırı sadece içeriden değil, dışarıdan da desteklenmiştir. Bir terör saldırısının başarısı onun bir komşu ülkeden destek almasından kaynaklanır. Türkiye daha önce Suriye ile bir tartışma yaparak bu sorunu çözmüştür. Suriye Türkiye’nin bu konudaki kararlılığını görerek gereğini yapmıştır. Sonra 2003 yılında Kuzey Irak’taki olaylardan sonra 2003 yılından itibaren terör ciddi bir tırmanışa geçmiştir. Bu sorun örgütün Irak’ta kümelenmesi sorunudur. Bu sorunu çözmeden, bunu görmezden gelerek bu sorunun üstesinden gelmek mümkün değildir.”

“IRAK’A YöNELMEK LAZIM”
“Bizim Irak’ın bağımsızlığına saygımız var. Bir bağımsız ülke kendi topraklarından komşu bir ülkeye terör saldırısı yapılmasına izin veremez. Ama Irak hükümeti onlara sahip çıkıyordu. Biz anlatmaya çalıştık. Seçimden sonra öyle bir patlama ortaya çıktı ki. Millet ayağa kalktı. Ne yapmak lazım. Gereğini yapmak lazım. Irak’a yönelmek lazım. Irak’ın terör yuvası olmaktan çıkarmak lazım. Israrlarımıza rağmen bunu reddeden iktidar bir tezkere çıkarmayı kabul etti. Tezkerenin hedefi ne? Kuzey Irak ve mücavir alanlarında terör yuvalarının tasfiye edilmesi. Bu kararın uygulanmasından önce Başbakan 5 Kasım 2007’de Bush’la görüştü. Tezkere uygulanmadan, gereği yapılmadı ABD’ye gidildi. Bush da sevindirici açıklamalar yaptı. Anlık istihbarat katkısı vereceğini söyledi. önce Irak hava sahası açıldı ve hava harekatı yapıldı. Bu konuda iş birliği vardı. Anlık istihbarat verdi. Hava harekatı yapıldı daha sonra da kara harekatı yapıldı. ABD’nin bilgisinin olmaması mümkün değil. ABD yetkilileri bilgileri dahilinde operasyonun başlatıldığını ifade ettiler. Bunların hepsi normal. Türkiye’ye bir şans verildi.”

“HAREKAT NEDEN KISA SüRDü?”
“Harekatın belirlenen hedeflere ulaşmadan erken bitirildiği yönündeki iddiasını yineleyen Baykal, komplolarını ise şöyle sıraladı: “Harekatın üçüncü günü en yetkili ABD ağzı, harekatın kısa sürmesi gerektiğini söyledi. Harekat kısa sürecektir, kısa sürecektir. Harekat noktasına gelinmiş, keşke gelinmeseydi. Ama bu noktaya geldikten sonra böyle söylenir mi? 4. gün Milli Savunma Bakanı Gates bunları söyledi. Bir gün önce Bush, harekatın kısa sürmesi için Türkler terk etmelidir diyerek diplomatik söylemi de çok mutat olmayan bir kararlılığı yansıtarak Türkiye’nin çıkması gerektiğini söyledi.”

“ABD’NİN AMACI NE?”
“Türkiye’nin bu noktaya gelmesindeki haklılığı kabul ediyorsunuz, PKK’nın düşman olduğunu kabul ediyorsunuz. Ama operasyon başladıktan 3-4 gün sonra bitirin diyorsunuz. Bunu söylerken de siyasi diyalogla olur diyorsunuz. Askeri yöntemle olup olamayacağını denememize izin vermiyorsunuz. Daha operasyonun 3. günü siyasi mücadele diyorsunuz. Askeri müdahalenin amacı ne? TSK’ya askeri harekat izni veren Tezkereye oy veren biri olarak, amacın TSK’nin gücünü kullanarak Kuzey Irak’taki terör örgütünü tasfiye etmesini sağlamak. ABD’nin amacı ne? Neden hava sahasını açarak, istihbarat sağlayarak, neden yeşil ışık yakmış. Terör örgütünün tümünün tasfiye edilmesini öngördüğü için mi? öyleyse niçin bir an önce bitirin diyorsun? Senin amacın askeri harekatla sonuç almak mı, yoksa buna yönelmeden siyasi diyalog noktasına geçilmesini sağlamak mı?”

“ABD KENDİ OYUNUNU OYNUYOR”
“Bu önemlidir. ABD’nin ne düşündüğünün önemi yok mu diyorsunuz? O zaman niye girdiniz? Niye hava sahasını açmalarını istediniz? Neden bütün aşamalarını birlikte planladınız? Dayanışma orda var da bitirilmesi sırasında ABD’nin yeni bir tavrı yok mu? Bitirilmesine yönelik bir tavrı yok mu? Bitirilmesini istemedi mi ABD? Süreç içinde anlaşıldı bu. Bu doğaldır. ABD kendi oyununu oynuyor. ABD’nin anlayışı bu. Her ne kadar terör örgütü diye nitelese de PKK’nın tümünün tasfiyesine yönelik bir operasyondan mutlu değildir. Harekat bitti, Mart’ın 3-4’ünde ABD’nin en yüksek askeri komutanlarından açıklamalar geldi. En önemli askeri otoritelerden birisi diyor ki, ‘Türkiye PKK ile ilişkiye geçebilmelidir.’ Taraflar diyor ABD’li bir yetkili. Taraflar bu konuda ikna edilmelidir. Yine ABD’nin çok önemli bir komutanı da PKK kelimesini kullanarak Türkiye PKK ilişkilerinin başlatılmasını öngörüyor. Bunların Türkiye-PKK-Taraf sözlerini kullanmasını bir çizmeden yukarı çıkma kişisel anlayışı olarak görmek mümkün müdür?”

“TALABANİ NASIL DAVET EDİLDİ”
“Bunların daha önce yapılan konuşmalardan bağımsız görülmesi mümkün mü? Bu sorulması gereken bir sorudur. Bütün Türkiye’nin dikkatini buna çekmek istiyoruz. Eğer biz askeri harekatı yapmamış olsaydık, Talabani’yi Türkiye’ye çağırmak mümkün olur muydu? Talabani Türkiye’ye nasıl çağırıldı? 21 Şubat’taki askeri harekata izin veren MGK toplantısında alınan kararla. Türkiye’nin askeri harekatı ile Talabani’nin Türkiye’ye çağrılması aynı anlayışın iki yansıması. Hem askeri operasyon olacak, hem de diyalog. Talabani, Barzani ile ilişkilerin kurulmasını istedi. Tam bu ortamda, Türkiye’de siyasal çözüme yönelik arayışlar gündeme geldi. Askeri operasyon olamasaydı, bu süreç başlamazdı. Verilmiş olan şehitlerin kanlarının yerde kalmadığının gösterilmesini, kendimize olan özgüvenimizin sağlanmasını ama sorunun tümüyle çözülmesini öngörerek değil.. birilerinin kafasında böyle bir kavram yoktu diye söylemenin imkanı var mı?”

“ORTADA BüYüK SENARYO VAR”
“önce Türkiye biraz kendisini rahatlatsın sonara müzakere masasına çekelim düşüncesinin zihinlerden geçmediğini söyleyecek biri var mı? Ben bunu görüyorum. Ortada büyük bir senaryo var. Belli bir manevra şansına sahip olacak, sonra Türkiye başka ilişkiler içine çekilecek. Ortadoğu’da haritalar değişecek, nasıl değişecek, ne ile değişecek.”

BU DA ANAYASA KOMPLOSU
“Bu anayasayı biz bilmiyoruz, ama o anayasayı yaptırtan komisyonun başkanı ABD’de bu anayasayı birilerine anlatmaya çalışıyor. Bu anayasa, anayasayı Türk milletinin anayasası olmaktan çıkaracak bir anayasadır. Atatürk'le, Yargı ile, Laiklikle ilişki bir yana, bir temel anlayışı yansıtıyor. Yeni anayasa Türk milletinin anayasası olmaktan çıkacaktır. Nedir bu, Siyasi diyalog. Nasıl olur? Bu anayasa hangi amaca yönelik olarak bu değişikliği ön görecektir? Göreceğiz. Neyi yansıtacak bu? Biz bu askeri harekatı Talabani’yi Türkiye’de kabul edebilmek için, Barzani ile masaya oturmak için mi, anayasamızı Türk anayasası olmaktan çıkarmak için mi yaptık? Bu soruların cevabını kimse veremez. Böyle bir senaryonun içinden geçiyoruz. Rolünü bilerek oynayanlar var, bilmeden rol yapanlar var. CHP bu senaryonun içinde değildir ve hiçbir zaman olmayacaktır. Türkiye’yi yönlendirmek çeşitli biçimlerde olabilir. Bazen Türkiye’ye karşı çıkarsınız, bazen yandaş olursunuz, bunu sorgulamak gerekiyor. Türkiye’nin egemenliğini tehdit eden bir sürecin kararlılıkla yürütülmekte olduğunu görüyoruz. Bunu dile getirmek, anlatmak bizim görevimizdir.”

“Hİç BİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ DAVRANAMAYIZ”
“Bush, 5 kasımda PKK ortak düşmandır diyecek, martın üçünde ABD generali Türkiye PKK ile masaya oturmalı diyecek. Sonra hiçbir şey olmamış gibi karşılayarak geçiştirmeye çalışacağız. Bunu yapamayız. Bu süreci anlamamız lazım. Başkaları kendi hedefine yönelik şartları kullanıyorlar. Bizim bu şartlarda kendi hedeflerimize yönelik gerekeni yapamadığımız ortadadır. Biz bu süreci belirleyen bir unsur olmaktan çıkarılıyoruz. Bazı başarılarla avunmayı tercih ediyoruz. Bunun çok ötesini sorgulamak lazım. Türkiye böyle bir süreçten geçiyor. Milletimizin olgunluğu; içinden geçtiğimiz olaylarda Türkiye’yi birilerinin istediği şekilde kullanmasına izin vermeyecektir. Bunu yapmanın ilk yolu da gerçekleri ortaya çıkarmaktır. Kendimizi aldatmak değil, duyarlı ve tutarlı davranmaktır. Bu sorunların gündemden çıkmasını istiyoruz ama biliyoruz ki bunlar birileri tarafından kullanılıyor. Bunun kararlarının bizim dışımızda alındığı açıktır. Bu tablo karşısında gerekli duyarlılığı sergilemesi gerekmektedir.”

SOSYAL GüVENLİK YASA TASARISI İHANETMİŞ
Baykal, konuşmasında ayrıca Sosyal Güvenlik Yasa tasarısını da eleştirdi: “Yavaş yavaş sağlık hizmetini insanın yükümlülüğü haline dönüştüren bir yasadır. Böyle bir model getirildi. Bir ihanete çağrı, gelecek kuşaklara ihanet etmeye çağrı niteliğindedir. Türkiye’nin çok ciddi bir sorunudur. En temel sorunlarımızın başındadır. 10 milyon kayıt dışı işsiz vardır. Resmi rakamların kabul ettiği verilerle bunu tespit ediyoruz. 2 milyon kadar yabancı çalışan var. 45 katrilyon tahsil edilmemiş bir prim oranı vardır. İşsizliğe çözüm bulacak ciddi projeler devreye sokulmalıdır. Sosyal güvenlik şemsiyesi genişletilmelidir. En yüksek prim oranı bizde uygulanıyor. Türkiye’deki prim düzeyi ve buna ciddi resmi devlet katkısı gerekmektedir. Dolaylı açıklarlı finanse etme mecburiyeti sağlıklı değildir. Kurumların fonları iyi idare edilmelidir. İşsizlik fonu birikimi var ama sadece devletin açığını kapatmak için işletilmektedir. Bunun etkili bir şekilde kullanılması mecburiyeti vardır.”

ERDOĞAN’A YüKLENDİ
Baykal, Başbakan Erdoğan’ın İzmir’de yaptığı konuşmaları da şu sözlerle eleştirdi: “önce Erdoğan milletimize her ailenin 3 çocuk yapması önerisini dile getirdi. Her çocuk kendi bereketiyle gelir dedi. Buna da bir gerekçe söyledi. Türk milletinin kökünü kazmak istiyorlar. Buna karşı bir savunma olarak konuştu. Kamuoyunda hak ettiği şekilde geniş bir ilgiyle karşılandı. Ama güzel şeyler söylendi. Her çocuğun bereketi ile geleceği iddiası Başbakan’ın kendi kişisel deneyiminden kaynaklanmaktadır. çocukların bereketiyle gelmediği, Büyükşehirlerdeki başıboş çocuklardan belli olmaktadır. Böyle bir ülkede Başbakanın bunu söylüyor olması çok önemli. Bu vesile ile Başbakanın Türk Milleti lafını ağzına almasına çok sevindim. Milletimizin çocuk yapma gücüne güvenmektense kendi sorumluluğunu yapmasını istiyorum. Sen Başbakan olarak kendi sorumluluğunu yerine getir.”

(habervaktim)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.