'Devletin iç düşmanı olmaz!'
Gündemdeki konulara değinerek, Ergenekon konusunda asıl önemli olanın örgütün arkasındaki karanlık güçlerin ortaya çıkarılması ve bu zihniyetin tümden ortadan kaldırılması olduğunu söyledi. Hükümetin özelleştirme politikasını eleştiren Kurtulmuş, “Özelleştirme ideoloji değil, araçtır” dedi. Dış politikada Amerika ve İsrail’i gözümüzde çok büyüttüğümüzü, bunun yanlış olduğunu ifade eden Kurtulmuş, “Biz bu coğrafyada düşmanlarımızın himmetiyle yaşayamayız” diye konuştu.
Genel Başkan Yardımcısı Op. Dr. Ahmet Demircan ve Basın Müşaviri Mustafa Yılmaz ile habervaktim ailesini ziyarette gerçekleştirdiğimiz röportajın dün yayınladığımız ilk bölümünde SP Lideri Prof. Kurtulmuş, AK Parti’nin hep yapıyormuş gibi yapıp hiç birşey yapmadığını, Derviş-Fischer modelinin batırdığını ifade etmiş, İsrail Büyükelçisi’nin gönderilmemesi eleştirerek, yeni bir anayasa için izlenmesi gereken yolu anayasa yapıcı Meclis oluşturulması olarak göstermişti. Kurtulmuş’la Habervaktim ailesini ziyarette gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ikinci ve son bölümü şöyle:
-Ergenekon konusuyla ilgili düşünceleriniz nelerdir? Süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ergenekon, Türkiye’deki antidemokratik yapının ucudur, görünen ucudur. Dün Susurluk’tu, bugün Ergenekon. Yarın başka bir şey olur. Mühim olan siyasal sistemin yapısında hiç kimsenin devlet adına pis işlere bulaşmayacağı bir yapının oluşturulmasıdır. Bunu nasıl sağlayacağız? Devletin bütün kurumlarını millet egemenliğine açarak. Bu anlamda en net görüşler Saadet Partisi’nindir. Diyoruz ki, Ergenekon konusunda önde görülen birkaç kişi değil, esas perdenin gerisindeki ana güçler, karanlık güçler kimlerse oraya kadar gidilip, hepsi deşifre edilmeli, hepsinden hesap sorulmalıdır. İkincisi Ergenekon meselesinin hem soruşturma hem yargılama faslı uluslar arası normlara uygun bir şekilde yapılmalıdır. Üçüncüsü, bu konu mesele edilerek Türkiye’de büyük bir demokratikleşme süreci başlatılmalıdır. Dördüncüsü, bu konuya siyaset karışmamalı.
ERGENEKON’A SİYASET BULAŞTI
-Siyaset bulaştı mı peki?
Bakın birisi çıktı ‘ben Ergenekonun avukatıyım’ dedi. Diğeri de çıktı ‘ben de Ergenekonun savcısıyım’ dedi. Hiçbir siyasetçi Ergenekonun avukatı ve savcısı olmamalıdır sözünü biz bunlar bunları söylemeden önce söylemiştik. Şimdi biz maalesef Türkiye’de bazı şeyleri yıpratıyoruz. Bu anlamda Ergenekon şimdiye kadar sonuçlanmalı, bütün yönleri ile ortaya çıkarılmalıydı. 12 bin faili meçhul meselesini halen çözememiş bir Türkiye, dış politikada kimseye laf anlatamaz. Ergenekon mergenekon.. Bunlar halen ortaya çıkarılamıyor, halen bunların hesabı sorulamıyor.
BİR DEVLETİN İÇ DÜŞMANI OLMAZ
-Burada bir örgüt mü var, bir zihniyet mi var, sizce nedir bu Ergenekon?
Burada bir sistem var. Susurluk işte. Susurluğu yapan adamlar diyor ki ‘ben devlet adına bunları yaptım’. Devlet adına kurşun atanla kurşun yiyen bizim için aynıdır sözünü siyaset söylerse bu şu demektir, ‘kim nereye kurşun atıyorsa atsın’. Devlet adına kimseye kurşun atılmaz. Devlet adildir. Adil bir devlet olmanın gereği, suçluyu alıp, gereğini yapmaktır. Yani sistem meselesi. Zihniyet meselesi. Türkiye’nin siyasal sisteminin en önemli sorumlarından biri bir iç düşman tehdidi üzerine kurulu olmasıdır. Bir devletin iç düşmanı olmaz. Bir devletin dış düşmanları olur. Belki onların içeride kullandığı ajanları olur, o ayrı bir şeydir. Ama içeride düşmanı değil, suçluları olur en fazla. Devletin eşit ve özgür yurttaşları vardır, bu özgür ve eşit yurttaşlar arasından yoldan sapanlar olabilir. Devletin görevi o suçluyu yakasından yakalayıp adaletin önüne getirmektir. Yoksa, şu grup bizim düşmanımızdır, bu grup bizim düşmanımızdır falan, olmaz. İçeride böyle düşman tanımladığın zaman işte Ergenekon olur, Susurluk olur, darbe olur vesaire.
Devletin yapısındaki bürokratik oligarşiyi bu değişiklikleri ortaya koymadan farz edelim HSYK çok iyi çalıştı ve Ergenekon’la ilgili gerçekten suçlu olan adamları buldu, çıkardı. İyi de, sistem sürekli yeni yeni Ergenekon’lar üretiyorsa, ne yapılmalı. Bu yapıyı değiştirmeli.
Genel Başkan Yardımcısı Op. Dr. Ahmet Demircan: Bir ekleme yapmak istiyorum. One munite’de Sayın Başbakan ne demişti. Bakın, bu açıklamadan önce ve sonrasında Konya’da falan bir takım tatbikatlar yapıldı. İsrail ile ortak tatbikatlar. Peki one minute’te ne demişti Sayın Başbakan, ona bir bakalım. Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz demişti. Peki tatbikatta ne yapıyorsunuz? Adam öldürme eğitimi yapıyorsunuz. Çok ilginç değil mi? Medya bu noktada üzerine düşeni yerli yerince yapmıyor maalesef.
-İşte deniliyor ki, İsrail’le, Amerika’yla tamamen köprüleri attığınız zaman ülke olarak başınıza büyük felaketler gelir. Örneğin ekonominiz çökertilebilir. Terör azdırılabilir vesaire. Bu dengeler mi gözetiliyor acaba?..
Demircan: Bunları doğru kabul ederseniz, mesele bitmiştir. Teslim olmuşunuzdur tamamen. O zaman niye efeleniyorsunuz? İsrail 9 vatandaşımızı öldürmesi karşılığında sözlü tepkiden öte bir şey yapamayacaksınız o zaman. İyi de, 8 sene ne yaptınız siz o zaman. Bu ülkenin ekonomisinde, dış politikasında ne yaptınız? Mutlaka bir bağımlılık kıldınız demektir bu.
Kurtulmuş: İşte onu anlatmaya çalışıyorum ben de. Meselenin özü bu.
İSRAİL’İ ÇOK BÜYÜTÜYORUZ
-Peki Sayın Başkan, Amerika istediği zaman Türkiye’nin ekonomisi batırır, görüşünün haklılık payı nedir sizce?
Yok böyle bir şey. Gelip kimse şunu sormuyor: OECD’ye İsrail kaç yıldır alınmıyordu, neden alınmıyordu? Norveç’in, İsveç’in itirazları vardı. Bu itirazlar neydi? İşgal ettiğin toprağı kendi toprağın gibi gösteriyorsun. Ama daha da önemlisi, diyor ki, sen içeride gelir dağılımı adaletsizliği olan bir ülkesin, kendi içinde olağanüstü bir gelir dağılımı adaletsizliği olan bir ülke OECD ülkesi olamaz. İsrail kendi içinde olağanüstü problemleri olan bir ülkedir. Biz gözümüzde büyütüyoruz maalesef bazı şeyleri. Şimdi bakın 1970’li yılların sonu idi, Falaşaların yani Habeş Yahudilerinin İsrail’e getirilişi. Falaşalar halen İsrail’de birinci sınıf vatandaş değildir. Halen İsrail’in içinde fevkalade yeni yerleşimcilerle, yerleşik yerleşimciler arasında ayrım vardır. Son 5-6 yıl içinde bir milyona yakın İsrail vatandaşı yurtdışına kaçmıştır. İsrail sürekli tedirgin olan, aslında bölgede huzura barışa en fazla ihtiyacı olan bir ülkedir. Ama bunu büyük bir şımarıklıkla örtmeye çalışıyor.
AMERİKA’DA, BATI’DA ÇARK DÖNMÜYOR ARTIK
-Peki ya Amerika’nın durumunu nasıl görüyorsunuz?
Amerika son rakamlara göre her ay 75 milyar dolar bütçe açığı veren bir ülkedir. 1980 sonrasındaki sanayi ekonomisine geçişle birlikte orta direğini kaybetmiş bir Amerika. Amerika’nın güçlülüğü orta direğinden geliyordu. Bunu kaybetmiş olan bir Amerika var bugün. Sayın Obama’nın seçim kazanmasının temel nedenlerinden biri de budur. Sağlık reformu yapacağı, yoksullara yardımda bulunacağı vaadidir. Amerika’da da diğer batılı ülkelerde de çok az sayıda zengin daha çok zenginleşmiş, fakir daha çok fakirleşmiştir. Tarih boyunca bütün büyük güçlerin en büyük gücü dışarıdaki güçleri değil, içerideki tekerleğin, çarkın iyi dönmesi olmuştur. Batıda çark dönmüyor. Amerika’yı da kastederek, İsrail’i de kastederek söylüyorum bunu, zaten Batı’nın bu kadar saldırganlaşmasının temel nedenlerinden birisi, içerideki dönmeyen bu çarkı idame ettirecek yeni hayat damarları bulmaktır.
ABD, KARTONDAN KALE
Amerika, büyük Ortadoğu projesini gerçekleştirmek için Irak’a müdahale etmiştir. İsrail buna yardımcı olmuştur. Bu zihniyetin iki ortağı daha vardır, biri silah tüccarları, diğeri petrol devleri. Koskoca Irak savaşının arkasında bile petrol ve silah gibi iki tane ekonomik neden var. Niçin? Çünkü içeride tekerlek dönmediği için. İçeride güçlü bir orta direği oluşturamadığı için.
Necip Fazıl’ın çok güzel bir tabiri vardır, ‘kartondan kale’ diyordu. Kartondan bir kale görüyoruz karşımızda ve o kale sürekli kendi gücünü göstermek için sürekli korkutuyor. Amerika milletinin de, İsrail milletinin de hayrına olacak, kurtuluşlarına vesile olacak sözü ortaya koyabilecek güce sahibiz. Bu anlamda barışın olmasını istiyoruz. Ama tabi öncelikle kendi içinde barışa kavuşacaksın.
BU COĞRAFYADA DÜŞMANLARIMIZIN HİMMETİYLE YAŞAYAMAYIZ
Demircan: Bu coğrafyada düşmanlarımızın himmetiyle yaşayamayız. Bu coğrafya böyle bir coğrafyadır. Kendi gücünüzle yaşarsınız. Gücünüze güvenmek zorundasınız. Acaba şunu yaparlar mı falanla olmaz. O zaman bitmiştir işiniz.
-BM’nin İran’a yaptırım kararını ‘hayır’ dedi, Türkiye, bu anlamda önemli bir adım değil mi?
Demircan: Öyle de değilmiş ama. Biz öyle olmasını istedik, tebrik de ettik. Ama öyle değilmiş. Obama’nın bilgisi dahilinde ‘hayır’ denilmiş.
Kurtulmuş: Biz Obama’dan hep şunu ümit ettik, Bush yönetimi gibi olmaz, yeni bir değişiklik yapar. Ama yanılmışız. Büyük Ortadoğu projesinin merkez üssünü Irak’tan Afganistan’a çevirmesi ile bunu ortaya koydu. Türkiye’nin her halükarda çok ciddi şekilde barışın savunucusu olması lazım ve barışın araçlarını ortaya koyması lazım. İran’la yeni bir kavga açılması mı bölge için dünya için hayırlıdır, yoksa İran’ın masada tutulması mı? Herhalde İran’ın masada tutulması. Nitekim Türkiye bunun gereğini yapmış, İran’a yaptırıma ‘hayır’ demiştir. Bir vebalden kurtulmuştur.
-Türkiye'de her liderin siyasete atılmadan önce ABD'den icazet almak zorunda olduğu görüşünü dillendirenler var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Ben böyle bir algının var olmasını bile büyük bir zül kabul ediyorum. Evet siyasetçi dünya dengelerini bilecek. Rusya’da, Amerika’da ne oluyor bilecek. Bu anlamda kendi perspektifine göre, kendi medeniyet algısına göre dünyadaki bütün olayları değerlendirecek. Dünyanın bütün ülkeleri ile iyi ilişkiler geliştirecek. Eyvallah. Bunlar tamam. Ama kalkar şunu ön kabul olarak görürsek, ‘ben Amerika’dan bilmem kimden izin almadan, icazet almadan olmaz’. Bu bir kere bu milletin geçmişine, tarihine haksızlık olur. Ben gittiğim yerlerde soruyorum, ‘700 yıllık köyü olan var mı, 1000 yıllık köyü olan var mı?’ Bazı yerlerde ‘bizim köyümüzün geçmişi 2000 yıllık’ cevabıyla karşılaşıyorum. Bu topraklarda binlerce sene büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan bir milletin çocuklarıyız. Aynı soruyu gidip Amerika’da sorsanız, birkaç tane kızıldereli belki el kaldırır, fakat onlar da zaten asimile olmuş garibanlardır. Biz ise çok değil bundan iki asır evvel o günkü adıyla cihan devletiydi, bugünkü adıyla küresel güçlerinden birisiydi.
KARARLI MİLLET, GÜÇLÜ DEVLET
-Saadet Partisi ile AK Parti’nin devlete bakışında bir fark var mı? Varsa nedir bu?
Türkiye’nin yüksek bir savunma sanayine ihtiyacı vardır. Ama TSK asla içeride bir politikanın aracı olmayacak. Biz Saadet Partisi olarak TSK’dan Merkez Bankası’na, HSYK’dan MGK’ya kadar Türkiye’de bütün bürokratik oligarşik adacıkların düzenlenerek, millet denetimine verilmesinden yanayız. Bu çerçevede Saadet Partisi Türkiye’nin en milletçi partisidir. AK Parti ise bu konularda 8 yıldır yapıyormuş gibi yapıp ama aslında mevcut statükoyu devam ettiren bir partidir. Statükonun bu anlamda değişmesini sağlayacak ne yapılmıştır? Tam tersine ekonomi de bütünüyle milletin denetiminden alınıp devletin denetimine verilmiştir. Bu anlamda daha devletçi bir politika ortaya koymuştur. AK Parti iktidarının devletçi olmayıp, bu devletin yapısını değiştirmeye çalıştığı bir ilizyondur. Böyle bir niyetleri olsa bile sonuç bu değil.
Biz diyoruz ki, kararlı millet, güçlü devlet.
ÖZELLEŞTİRME İDEOLOJİ DEĞİL, ARAÇTIR
-Hükümetin özelleştirme politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özelleştirme yada kamulaştırma bunlar ideoloji değil, ekonomik araçtır. Ve herhangi bir ülkede dönemin şartları gerektirir özelleştirme yapılır, gerektirir kamulaştırma yapılır. Bu hükümet ve öncekiler ise maalesef özelleştirmeyi bir ideoloji olarak algılamıştır. Özelleştirme dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zaman ideoloji olmamıştır. Biz özelleştirmeden yana olmazsak gerici oluruz, çağdışı oluruz. Aman bu dünyanın şartlarına ayak uyduralım. Bu yanlış. Bir iktisatçı olarak söylüyorum, 2030 yılında belki çok liberal ekonomilere sahip ülkelerde bile kamulaştırmadan bahsedecek. Bugün bile mesela bankalar kamulaştırılıyor, Temel yanılgı burada. Özelleştirmeyi bir ideoloji değil araç olarak görürseniz bunu milletin menfaatleri için kullanabilirsiniz. Bakıyorsunuz, Türkiye’deki özelleştirme politikası fevkalade yanlıştır, hatalıdır. Ben sonuca bakıyorum. Türkiye’nin şimdiye kadarki tüm özelleştirmelerinden elde ettiği para 50 milyar dolardır. Bu 50 milyar dolar Türkiye’nin bir yıllık iç borç faiz ödemesi kadar bile değildir. Bu şuna benziyor. Kötü bir evlat gibi, babasından kalan eldeki güzel eşyaları satıyor ve o ayki içki masrafını karşılıyor. Türkiye maalesef böyle bir özelleştirme yapıyor. Bu üçüncü dünya hastalığıdır. Yıllar evvel İslamabad’a gittik, dikkatimizi çekti: Kocaman bir bina. Ne kadar güzel bir bina diye düşündük, baktık ki bu kocaman bina özelleştirme idaresi binası. Türkiye’de de aynı şey geçerlidir.
-Efendim çok teşekkür ediyoruz. Son olarak sitemizle ilgili düşüncelerinizi almak isteriz.
Vakit buldukça internetten haberleri takip ediyorum. Habervaktim’i izliyorum. Kısa sürede çok büyük yol aldığınızı görüyorum. Bu kısa sürede yakalanan bir başarı var ortada. Demek ki iyi yönetilen bir site. Tebrik ediyorum. Allah başarılarınızı daim etsin.
-Teşekkür ediyoruz Sayın Kurtulmuş.
Röportajın ilk bölümü için tıklayın
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.