Balbay 'net' konuştu!

Balbay 'net' konuştu!
Gelecek seçimlerde siyasal tablonun 'kesin' değişeceğini savunan Ergenekon sanığı Mustafa Balbay'ın soldaki umudu Kılıçdaroğlu'lu CHP, sağdaki umudu ise Cindoruk'un başında bulunduğu DP...

ERGENEKONCULARIN UMUDU KILIÇDAROĞLU VE CİNDORUK!

İşte Balbay'ın Cumhuriyet'teki yazısı...



Toplumun Arayışını Yakalayan Kazanır

Siyasal dalgalanmalar açısından bakıldığında Türkiye her on yılda bir yeni arayışlar, yeni umutlar içine giriyor. Siyaset de buna göre biçimleniyor.

Çok partili yaşama geçiş sonrası, bu anlamda şöyle özetlenebilir...

1950’de Demokrat Parti, toplumdaki arayışı şu sloganla yakaladı:

“Yeter, söz milletin.”

Tek parti yönetiminin başarısı - başarısızlığı ayrı konuydu, toplum “yeni bir yönetim” istedi. DP yüzde 50’ye yakın oy oranıyla tek parti iktidarı oldu.

1960’larda Adalet Partisi, Süleyman Demirel’le toplumdaki bir başka arayışı yakaladı:

“Büyük Türkiye.”

Demirel bu umudu büyüttü; yüzde 50’ye yakın oyla 60’lara damgasını vurdu.

1970’lerde Cumhuriyet Halk Partisi Bülent Ecevit’le birlikte bir başka arayışın adresi oldu. Köyden kente göç yoğunlaşmıştı, gecekondu semtleri oluşmuştu, umut arayışları artmıştı. Bunlar şu sloganla vücut buldu:

“Toprak işleyenin, su kullananın... Ak günlere...”

Ecevit’le CHP çok partili yaşamdaki en yüksek oyunu aldı, yüzde 45’e dayandı.

1980’lerde toplumda can güvenliği tedirginliği, dünyadaki değişimi yakalama arayışı vardı. Bunlara Turgut Özal’ın Anavatan Partisi şu sloganlarla yanıt verdi:

“Her eğilimi birleştireceğiz... Çağ atlayacağız.”

Toplum, milletvekili listesinde “muhafazakâr, milliyetçi, sosyal demokrat, mukadesatçı” bulunduran ANAP’a yüzde 45 oy verdi.

***

1990’lar siyasal parçalanma yılları olarak adlandırılabilir. 12 Eylül’ün oluşturmak istediği zoraki yapı zaten parçalanmıştı. Getirdiği yasaklar önemli ölçüde kaldırılmıştı. Ancak merkez sağ ve merkez sol kendi içinde dağıldı, ikili yapılar oluştu. Bu durum beraberinde koalisyon hükümetlerini getirdi.

2000’lere koalisyonların getirdiği bıkkınlıkla girildi. Bu öyle bir bıkkınlıktı ki, toplum “bunlar gitsin, kim gelirse gelsin” dedi.

AKP geldi.

Geçmişte yaşananlardan kendince, kendisi için çok iyi dersler çıkaran AKP, tıpkı DP ve AP gibi tek başına iktidarı yakaladı.

AKP’nin Türkiye’yi nereye getirdiği ortada.

AKP ve medyası önceki iktidarlardan farklı olarak varlığını sürdürmenin başlıca koşulunu şurada görüyor:

Kendin dışındaki seçenekleri çökert. Bunu yapamıyorsan zayıflat, seçenek olmaktan çıkar.

Bu, demokrasilerde olmayan bir oyun.

***

Geldik 2010’lara...

Yeni on yılda Türkiye’de nasıl bir siyasi coğrafya şekillenecek?

AKP’ye karşı güçlü seçenek nereden çıkacak?

Görünen o ki, bu soruların sorulması bile AKP’yi kahrediyor.

Ancak ne olursa olsun, Türkiye’nin siyasal birikimi seçenek üretebilecek bir yapıya ulaştı. Toplumun siyasal bilincinin azlığı-çokluğu ayrı konu; “bunlar yapamazsa değiştiriririz” anlayışı yerleşti. Seçmen oy verirken ilk “bu sefer” sözünü kullanıyor; “bu sefer şuraya”, yani başka sefer başka yere.

2010’ların ilk seçimi en geç önümüzdeki yılın temmuzunda yapılacak.

AKP seçeneksizleştirme arayışında...

CHP bir rüzgâr yakaladı...

MHP geleneksel duruşunda...

Merkez sağ kendine gelmeye çalışıyor...

CHP’nin yakaladığı rüzgârın “iktidar gemisi yelkenlerini” doldurabilmesi için öncelikle çok iyi bir rotasının olması, bu rotayı 3-4 sözcükten oluşan sloganlara dönüştürüp toplumun arayışlarıyla birleştirmesi gerekiyor.

Merkez sağa oturamayan AKP, merkez sağdan seçenek çıkmaması için her şeyi yapıyor. Cindoruk’la birlikte arkadaşların cinleri doruğa çıkmıştı. Ne yapıp edip oradaki umudu koruğa çevirmeye çalışıyorlar.

Net olarak görünen 2010’larda siyasal tablo değişecek, kazanan “toplumun arayışını yakalayan” olacak...

Demokrasi tarihinde olduğu gibi...

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.