'Marksist bakana İHL açtırdık'
Bazılarının şöyle bir yorumu var: Diyorlar ki, AK Parti ve Tayyip Erdoğan Amerika ile aynı yolda yürüyor. Ama Erdoğan bir adım önce çıkacak. Yani bu reel politiğin sonunda, bu mayınlı tarlalardan geçtikten sonra bir adım öne geçilecek deniyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Efendim bunlar fevkalade yanlış değerlendirmeler. Şimdi bazı şeyler var ki, hangi şartta olursa olsun o görüşü savunmak mecburiyetindesiniz. Niye? Bu inancınız gereği. Şimdi sorayım size? Yani şu zina meselesi için mecbur muydunuz Avrupa’ya uymaya? Ya Avrupa Birliği ülkeleri kendi aralarında, İngiliz diyor ki ben Avro’ya geçmiyorum diyor, Fransa diyor ki benim eski sömürgelerim var. Sizinle ortaklığım var ama bunlarla da varlık prensiplerim var diyor. Herkes de pek iyi diyor. Şimdi bir ara çok yazıldı, çizildi. Tipik olduğu için söylüyorum. Adam diyor ki, sizin kestiğiniz kesim hayvanları içerisinde domuz yok. Arkadaşlar dediler ki domuzu kesim hayvanlar kategorisine koyuyorlar dediler. Ben de ne olacak ki, kağıt üzerinde olduktan sonra bir şey olmaz dedim. Yani reel politika gereği diye düşündüm. Aradan 15-20 gün sonra resmi gazeteyi getirdiler bana. Tarım Bakanlığı’ndan tebliğ: Üçten fazla domuz besleyenlere teşvik kredisi uygulanmaya başlanmıştır diye. Efendim şimdi en dindar olan illerimizde domuz çiftlikleri kurulmaya başlandı. Eh şimdi buna mecbur değilsin arkadaş. Niye yapıyorsun?
“AMERİKA BİZİ UYUTUYOR”
Özellikle bu dış politikada insan kahroluyor. Adamların Irak’ta yaptığı zulmü görüyorsunuz. En azından şu PKK konusu. Tayyip Erdoğan ne dedi? Efendim ben Bush’a gideceğim, önüne dosyayı koyacağım. Ve diyeceğim ki arkadaş PKK’ya siz lojistik destek veriyorsunuz, bunlar mutlaka hallolmalıdır ve askeri müdahalede bulunacağız. Gitti geldi ne oldu? Şimdi ortada ne olacağı belli değil. Bizim dış ilişkilerden sorumlu Temel Karamollaoğlu’nun bir iddiası vardı. Dedi ki, Amerika’nın metodu hep uyutma metodudur dedi. Şimdi bir miktar uyutacaklar ve ondan sonra tam kar yağmaya başlayacak, denecek ki bu kış kıyamette bir askeri harekat olur mu diye. Nitekim bugün gazetelerde de yazılıyor eksi 20 derecede operasyon yapılıyor diye. Evet reel politiğe belli bir yere anlayış gösterebiliriz ama yapılan icraatın çok büyük bir bölümünü tasvip etmemiz mümkün değil.
“JAPON KADINLAR BİLE PARALARINI TÜRKİYE’YE YATIRIYOR”
Şimdi ya şu ekonomik düzen hakikaten yoksuldan alıp zengine verme düzeni. Ya birazcık bir tedbir alın, düşürün şu faizi. Niye? Çünkü diyor ki, ben faizi düşürürsem, dışarıdan bu paralar gelmez diye. Bugünkü gazetelerin birinde müjde olarak söylüyor. Diyor ki, bu önümüzdeki dönemde Türkiye’ye 120 milyar dolar gelmesi bekleniyor. Elbette gelir, niye gelmesin. Japonya’da hanımlar yüzde bir faizle kredi alıyorlarmış. Ondan sonra gelip Türkiye’ye yatırıyorlar. Ondan sadece faizden yüzde 18 alıyorlar. Tabii bu soygunu görünce her yerden sermaye gelir. Şimdi yabancı sermaye gelip herhangi bir tesis kuruyor mu? Kurmuyor.
“ÖZELLEŞTİRME BİR SOYGUN HALİNE GELDİ”
Efendim biz ekonomide büyük hamleler yapıyoruz, onun için devlet artık elini ekonomiden çekecek diyorlar. Onun için biz özelleştirmeyi yapacağız diyorlar. Ya sizin yaptığınız bu özelleştirme tam bir soygun. Biz özelleştirme karşıtı değiliz ama şartlarımız var. Efendim devletin mali imkan yok. Mevcut olan bir devlet tesisi para olmadığı için kapasitesi artırılmıyor. Özel sektör gelsin istihdamı arttırsın, modernize etsin. Böyle bir özelleştirmeye can kurban. Şimdi özelleştirmelerle ne yapılıyor? Yüzde 80’i çalışmıyor. Ne diyor Maliye Bakanı? Efendim Sümerbank’ı özelleştirdik diyor. İyi yaptınız. Eskiden bir fabrika vardı, çalışan işçi vardı. Şimdi Manisa’da bir Sümerbank fabrikası vardı. Türkiye’nin en kaliteli potinlerini ihmal ediyordu. Malatya’daki Sümerbank en kaliteli perdeyi yapıyordu. Ancak kapasitesini artıracak, makineleri yenileyecek imkan yok, özelleştireceğiz dediler. Efendim Manisa’da Sümerbank özelleştirildi ve özeleştirme 4,5 milyon dolara gitti. Aşağı yukarı 130 dönüm arazisi var. Bu arazinin 70 dönümünü adam 13,5 milyon dolara bir gruba sattı. Makinelerini hurda diye sattı. Şimdi geriye kendisine 60 dönüm arazi kaldı oraya yüksek binalar dikmek üzere. Bütün et balık kombinaları haraç mezat satıldı.
“YANLIŞ İCRAATLAR GEREKSİZ VEHİMLERİN SONUCU”
Vaktiyle bizim kurduğumuz tesisler, ki bunlar tamamen ekonomik kriterlere göre yapılmış tesisler değildi. Ekonomik artı sosyal kriterlere göre yapıldı. Kars’ta, Ağrı’da, Van’da çiftçi kardeşim, geçinemediği için yorganı sırtına verip İstanbul’a gelmesin diye. Onun için buralara şeker fabrikaları yaptık ve oraya pancar girdi. Alternatif bir ürün. Hayvancılık gelişti. Ama bunlar hep haraç mezat satıldı. Şimdi sıra kaldı şeker fabrikalarına. Özelleştirdiğiniz zaman fabrika kapanacak. Alan adam diyecek ki, ben bu kapasitede bir şeker fabrikasını çalıştıramam diyecek. Orada arsa marsa işi yapacak. Bunları yapmaya mecbur mu AKP. Dolayısıyla bazı şeyler vardır, anlayışla karşılanabilir mayınla alanda dolaşmamak gibi. Ama icraatlarına bakarsanız, icraatlarının büyük bir kısmı yanlış değerlendirmeden ve bazen de gereksiz vehimden kaynaklanıyor.
“ŞU İRTİCA HORTLASA DA BİZ DE NEYMİŞ GÖRSEK”
Türkiye’de belli bir kesim dindar Müslümanları tehdit olarak görüyor. Oysa bu insanlar vergisini veren, vatani görevini yapan, şehit veren ve bu ülke için çalışan insanlar. Siz de malum dindar bir Müslümansınız ve bu ülkeye birçok hizmetiniz oldu? Dindar bir Müslüman olarak siz de kendinizi kendi ülkenize karşı bir tehdit olarak görüyor musunuz?
Şimdi bu aşağı yukarı İttihat Terakki’den bu yana Türkiye’de bazı özel tabirler kullanılıyor: Seçkinler deniliyor, elitler deniliyor. Bunlar kendi düzenlerini devam ettirebilmek bakımında bu iddiaların içerisinde oldular. Ve bu oyuna ittihat terakki döneminde de hep Müslümanlar irtica iddiasıyla bir tehdit olarak görülüyordu. Ve irtica hortladı, hortlayacak diye söylüyorlardı. Bir sefer bir konuşmamda, şu meret bir hortlasa da biz de görelim nedir ne değil diye. Ve bu ilk defa ortaya atılan bir söz değil. Meşhur hiciv şairimiz Eşref var. Şair Eşref bir beytinde şunu söylüyor: “Dolanıp durma derununda, yıkıl git, yoksa mürtecidir diye ey gam seni ihbar ederim.” Hangi yılda söylemiş bunu? 1908’de. Demek ki, o zaman da irtica hortluyor demişler. Şimdi bu ülkede tabii inanan insanlar her alanda iyinin, güzelin, haklının hakim olması için gayret gösteriyorlar. Ancak soygundan yana olanlar, hayır bu ülkeyi sadece biz yönetiriz, bizim dışımızdakiler bu işe karışmasınlar diyerek bundan fevkalade korkuyorlar. Bugün Milli Görüş’e bunlar büyük ölçüde karşılar. Niçin karşılar? Çünkü Milli Görüş ortaya çıkıncaya kadar, bu zihniyette olan insanlara, özellikle devlet kadrolarında en ufak bir imkan yok idi. Yani Milli Görüş’ün bu ülkeye yaptığı o kadar büyük hizmetler var ki, o hizmetlerin en başında da inanan insanları bu ülkeyi herkesten daha iyi yöneteceğinin ispatını ortaya koydular.
“MÜTEDEYYİN İNSANLARA DEVLETTE KADRO AÇTIK”
Şimdi Ecevit ile hükümet kurduk. Çeşitli bakanlıklar bizdeydi. Bazılarını da biz özellikle istedik. Koalisyon protokolünde şart koştuk. Dedik ki, başbakan yardımcısı Erbakan olacak ve aynı zamanda da ekonomik kurulun başında olacak. Peki dedi. Diyanetten ve Vakıflardan Sorumlu Devlet Bakanı, İçişleri Bakanı bizden olacak dedik ve kabul ettirdik. Niye İçişleri Bakanlığını istiyoruz? Çünkü inanan insanlara o dönemde zulüm mahalle bekçilerinden, polis bilmem ne vasıtasıyla yapılıyor. İçişleri senden olunca bu olmayacak. Yine Adalet Bakanlığı’nı da aldık. Bunlar tesadüfi değil. İşte o dönemde şimdi, İçişleri Bakanlığı’nda gayet tabii arzu ediliyor ki, bu işin ehli ve dürüst insanlardan bir kadro meydana gelsin. Tabii o vakte kadar uygulanan politikalar itibariyle bu mütedeyyin insanların gelişmesi, belli kademelere gelmesi mümkün olmamış. O vakit, tabii o dönemde bazı imkanlar sağlandı.
“MARKSİST BAKANA İMAM HATİP OKULU AÇTIRDIK”
İşte onun ardından malum Ecevit döneminde çok sayıda imam hatip okulları açıldı. Koyduğumuz şartlardan birisi o. Binası halk tarafından yapılmış ne kadar imam hatip varsa, bunlar açılacak diye. Milli Eğitim Bakanı kim? Mustafa Üstündağ. Marksist birisi. Ya Sayın Kutan diyor, değil ben İmam hatip okulu açmak, mevcutların kapatılmasından yanayım. Ancak ne yazık ki, sayın Genel Başkanım buna imza koydu dedi. O dönemde yüzlerce imam hatip lisesi açıldı. Faydası ne oldu? Bunların üniversiteye girmesi sağlandı. Bir ara Uğur Mumcu yazıyordu, ey ilerici güçler, ey aydınlar gözünüzü dört açın. Bu sene yakın bir gelecekte Türkiye’yi yönetecek insanların okuyacağı Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girenlerin yarıdan fazlası İmam Hatip menşeli diye yazdı.
“İSTANBUL DÜKALARI HOCA’DAN HOŞLANMAZ”
Belli bir süre sonra Anadolu’yu dolaşıyoruz. Bakıyoruz ki pırıl pırıl bir kaymakam. Sonradan anlıyoruz ki, İmam hatip kökenli, işte şu hanım imam hatipli falan. Hakikaten bu ülkede hakkın, iyinin, doğrunun hakimiyeti için çalışan insanlara bir imkan çıktı. Bu sadece devlet yönetiminde değil. Aynı şekilde ticarette, sanayide de oldu. Erbakan Hoca sorumlu olduğu dönemde Anadolu sermayesi en büyük desteği gördü. Onun için bu İstanbul dükalığı dediğimiz holdingler Erbakan Hoca’dan hiç hoşlanmazlar. Niye? Bize bir sürü rakip çıkarıyor diye. Bugün Allah’a şükür mütedeyyin insanlar da ticarette ön plana geçtiler. Dolayısıyla bu tamamen menfaatle ilgili bir yafta, bu irtica yaftası.
“BAZI İNSANLAR SAMİMİ OLARAK İRTİCA KORKUSU YAŞIYOR”
Bazıları da samimi olarak bir vehim içerisindeler. yani bazı insanlar diyor ki, ya Sayın Kutan biz samimi olarak korkuyoruz diyorlar. Yani bunlar zorla bizim başımızı örtecekler diyor. Ya diyorum ki, nereden çıkarıyorsunuz bunları. Milli Görüş ard arda hükümetlerde yer aldı. Kime baskı yaptılar başını örteceksin diye. Efendim yok bunlar illa Türkiye’yi İran’a benzetecekler diyorlar. Ben de bazı yerlerde, panellerde şunu söyledim bu iddiada bulunanlara: Dedim ki, efendim İran’a benzetecekler, neden çekiniyorsunuz? Efendim insan haklarına aykırı olarak İran zorla baskı yapıyor ve başlarını kapattırıyor. Evet bunu tasvip etmiyorsunuz öyle mi? Eh sizin onlardan ne farkınız var. Onlar zorla baş kapattırıyor, siz de baş açıyorsunuz. İkisi de aynı diye söylüyorum.
“SOYGUN DÜZENİNİN İLACI DİNDİR”
Yani dolayısıyla milli manevi ve ahlaki değerlere sahip olan insanlardan bu ülkeye sadece iyilik gelir, hizmet gelir. Şimdi işte hep eğitim sisteminden bahsediyoruz. Öyle yanlış bir eğitim sistemi ki, orada fizik öğretiyorsun, plan diyorsun, organizasyon diyorsun ve oradan çocuk mezun oluyor. Gayet güzel plan yapan biri oluyor ancak soyguncu olarak çıkıyor. Niye? Çünkü o çocuğa başka şeyler öğretmiyorsun da ondan. İnanç nedir, hesap günü nedir, ahiret nedir diye öğretmiyorsun. Peki imam hatip lisesinden mezun olanlar niye soyguncu olmuyor? Demek ki Türkiye’nin ihtiyacı olan öyle bir eğitim sistemidir. Eh şimdi siz bunlardan korkuyorsunuz. Oysa sen ilaçtan korkuyorsun. Ortada bir hastalık var. Hastalık tedavi olacak ve ilaç da var. Ama diyorsun ki ben bu ilaçtan korkuyorum. Onun için bu bir vehimdir.
Yarın:
-28 ŞUBAT’I ORDU DEĞİL, AMERİKA, İSRAİL VE TÜSİAD YAPTI
-GENELKURMAY AKP’YE DESTEK VERDİ
-ADALET PARTİLİLER BIYIK ALTINDAN GÜLÜYORDU
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.