'Kapatmayın, yan cebime koyun'

'Kapatmayın, yan cebime koyun'
Bugünkü grup toplantısında konuşan CHP Lideri Deniz Baykal, AK Parti hakkında kapatma davası açan Abdurrahman Yalçınkaya'nın iddianamesindeki gerekçeleri haklı gösterme çabasına girişti.

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP lideri Deniz Baykal, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AK Parti’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruya gerekçe arama çabasına girdi. Baykal, 2002 yılında AK Partiyi bu konuda uyardıklarını da iddia etti. İşte Baykal’ın, “Kapatmayın yan cebime koyun çağrısı yaptı” şeklinde yorumlanan konuşması:

“BU OLMASAYDI SGR’Yİ KONUŞUYOR OLURDUK”
“Askeri operasyon kararı almış olmanın siyasi, askeri boyutlarını tartışıyorduk. Bir hafta sonra askeri harekatın sona ermesini tartıştık. Bir hafta da bunun sonuçlarını tartıştık. Ondan hemen sonra türban önümüze geldi. Türkiye bununla ilgili tartışmaları sonuçlandırdı. Derken AKP’nin kapatılması konusu hukuk ve siyaset dünyamıza bir büyük olay olarak geldi dayandı. Bu olmasaydı sosyal güvenlik reformunu konuşuyor olurduk.”

“TÜRKİYE’NİN CİDDİ SORUNLARI VARDI”
“Cuma günü sendikalar bir eylem kararı aldı ve hükümet bu eylem karşısında ağır bir tepki sergiledi. Başbakan, ‘yalan söylüyorlar’ dedi. Böylesine gergin olayların yaşandığı bir sürecin içinden geçkmekteyken bu konu önümüze geldi. Hiç kuşku yok ki, olması gereken insanlarımızı yakından ilgilendiren sorunların kılıcı çözümüne yönelik siyasi çalışmaların hızla gerçekleştirilmesidir. Türkiye’nin ihtiyacı vardır. Türkiye’nin sosyal güvenlik sorunları vardır. Türkiye bunları çözmeliydi. Terörle mücadele konusunda ne yapmamız gerektiğini ciddiyetle takip etmek durumundaydık ve Türkiye ve dünyada ekonomik sorunların ağırlaştığı gerçeğini görerek buna yönelik çalışmaların hızla yapılması ve Türkiye’nin en hazırlıklı hale getirilmesi ihtiyacı vardı. Gündemde olması gereken bunlardı. Ama ne yazık ki bu konularda hiçbir ciddi hazırlığın yapılamadığını gördük.”

“AKP ÇATIŞMAYI TERCİH ETTİ”
“Seçimlerden bu yana toplumumuz bir türlü rahat nefes alamadı. Önce cumhurbaşkanlığı tartışmalarının çatışmasının içine sürüklendik. Böyle bir konunun bütün Türkiye’nin kabulüyle şekillendirilmesi gerekirken iktidar bunu bir çatışma konusu haline getirdi ve seçimlerden hemen sonra iktidarın bir iddialaşması arayışının parçası haline dönüştü. Bu seçimden sonra her şey normalleşir dedik o da olmadı. Çünkü çatışma ile cumhurbaşkanlığı seçtirdiğini gören iktidar diğer sorunlar karşısında da aynı üslubu takip etmeye devam etti. Ve çoğunluk bizde uzlaşmaya ne gerek var anlayışı içinde siyaset yapmak, iktidarı işine geldi.”

“KEŞKE BAŞTAN DERS ALINSAYDI”
“Bu olay türban konusunda kendisini gösterdi. Aynı yaklaşımla bu konu ele alındı. Laiklikle ilgili kaygılar çok daha Derin bir biçimde ortaya çıktı. SGR ile ilgili üslubu da öncekiler gibi, ‘benim kimseye sormaya ihtiyacım yok, istediğimi dayatırım’ anlayışıyla ele alındı. Sendikalarda görüşülmedi. Hazırlananı aynen kabul ettirmeye çalıştılar. Bu dayatmayı iktidar burada da sürdürdü. Ortalık gerginleşti. Sendikalar eylem kararı aldı ve bu çatışmacı üslup yeni bir aşamaya geldi. Uzlaşmanın önemi bu süreçte ortaya çıktı. İktidar sendikaları yalancılıkla itham ettiği halde yasayı geri çekme noktasına geldi. Keşke bu ders başta alınsaydı. Keşke cumhurbaşkanlığı seçiminde ve anayasa değişikliğinde böyle dayatmacı bir tutum sergilenmeseydi.”

“BU DERS OLSUN”
“Bu üslubun önümüzdeki dönem için ne gibi sıkıntılar getireceğini anlamış olmalıyız. İşçilerle ilgili sosyal güvenlik sistemimizin ana direklerinden birisi konumunda olan kıdem tazminatı konusunda yeni bir anlayışın benimsendiğine dikkat çekmek istiyorum. Özel sigorta kuruluşlarına yansıtılarak sosyal güvenlik bir anlamda özelleştirilmektedir. Bunun sonuçlarını hepimiz özellikle bilmeliyiz. Özel sigortalar desteklenecek ve çalışanlar 10 yıldan önce sistemden çıkacak olursa sadece kıdem tazminatındaki paralarını alacak ve sigortalar ciddi bir riskle karşı karşıya kalacaktır. Hiçbir hak kaybı yok deniyor ama emeklilik yaş sanırı kadın ve erkekler için 65’e prim ödeme günü ise 9 bine çıkacaktır. Böyle bir durumda 9 bin gün prim ödeyerek emeklilik hakkını elde etmek 40 yıllık bir çalışmayı gerektirir. Bu en büyük hak kaybıdır. Bunun telafisi mutlak bir zorunluluktur. Halin fiili hizmet zammından yararlananların bazıları hak kaybı sonucunda bu zamdan yararlanamayacaklardır. Çalıştığı halde kayıt dışında faaliyet gösteren sektörlerin bedeli kayıt içinde çalışanlara yüklenecekti. Şimdi bütün bunlar yaban dedi başbakan, gerçekler ortada, yasayı da geri çekmek zorunda kaldı. Bunun bir ders olmasını, uzlaşma arayışını ön planda tutmasını önermek istiyorum.”

“DAVA HAKLI GEREKÇELERLE AÇILDI”
“Böyle bir gerçek gündemle karşı karşıya olması gereken Türkiye, çok önemli süreçler işlemeye başlamışken, iç ve dış temaslarla bir yeni müzakere süreci harekete geçirilmişken, hangi hedefe yönelik ve hangi mecburiyetlerin gereği olarak ortaya çıktığı belirlenmezken bunlara eğilme fırsatını kaybettiren bir tablo ile karşı karşıya kaldık. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne AKP’nin kapatılması için dava açtı. Bu çok önemli bir gelişmedir. Böyle bir tablonun ortaya çıkması hepimizi derinden üzmüştür. Türkiye’de bir siyasi partinin halktan önemli bir destek almış bir siyasi partinin kapatılması talebini haklı kılacak gerekçelerle yetkili başsavcı tarafından anayasa mahkemesi ne dava açılmış olması hiç kuşku yok ki bir demokrasi tökezlemesidir. Böyle bir olaydan memnuniyet duymak mümkün değildir.”

BAYKAL’DAN TİMSAH GÖZ YAŞLARI
“Bu hepimiz için derin bir üzüntü kaynağıdır. Biz bir siyasi parti kapatılmasının ne demek olduğunu bilen insanlarız. Siyasi hak yasağı getirilmesinin ne demek olduğunu yaşamış olarak bilen insanlarız. Ne bir mahkeme ve yargı süreci ne de makul her hangi bir gerekçe söz konusu değildi. Sadece ihtilal yapmış 5 kişinin keyfi kararı ile partimiz kapatıldı. Hukuk olanağını bulamamış olarak,. Mahkeme önüne çıkamadan, suçlamaları dinleme şansını bile elde edemeden tek taraflı bir emirname ile partisi kapatılmış insanlarız. Bu acıyı çok iyi biliriz. Ortada geniş bir yargı kararı ve hiçbir suç yokken, sadece birileri uygun gördü diye gene seçilmiş kişilere 5 yıldan 10 yıla kadar siyaset yasağı getirilmesinin ne demek olduğunu kendi yaşamımızdan biliriz. O nedenle hiçbir siyasi partinin kapatılmasından mutluluk duymayız. Bu sözümüzün ciddiyetini samimiyetini herkesin çok iyi anlaşılmasını istiyoruz. Bu tablo bizi ayrıca derinden üzdü. Çünkü biz Türkiye’de demokrasiyi hukuka saygılı, anayasanın özünü kavramış, insan haklarına saygılı çağdaş bir demokrasiyi yaşama geçirmek için yola çıkmış insanlarız.”

“DERİN ÇELİŞKİLER” İDDİASI
“Biz kendimizin iktidar olup olmamasından daha çok gerçek demokrasinin, hukuka saygılı demokrasinin sağlıklı şekilde işleyip işlemediğine önem veririz. Sağlıklı işliyorsa bu bizim başarımızın ifadesi olur, bundan mutluluk duyarız. Son iddianame ile bir önemli siyasi partinin kapatılması talebinin resmen yapılır olması demokrasiyi arzu ettiğimiz gibi rayına oturtamadığımızı göstermesi açısından da ayrıca üzmüştür. Demokrasi işlediği zaman biz mutlu oluruz. Eğer kuralına göre işliyorsa Türkiye iyi yolda demektir. Bu tablodan gerçekten bir üzüntü duyduk. Önemli oy almış, iktidarda bir siyasi parti hakkında bir iddianame hazırlanıyor. Burada, yürürlükte olan anayasal hukuk düzeni ile bu iktidarın uygulamaları arasında çok derin çelişkiler olduğu ve uygulamalarının kabul edilemez bir noktaya geldiğini hukukça tespit ediyor ve gereği yapılsın diye anayasa mahkemesine başvuruyor. Ortaya bir çatışma çıkıyor. Siyaset bir iktidar olarak ortaya çıkıyor. Hukuk da bunun Anayasa ile çatıştığını gösteriyor bu iddianamede. Anayasa Mahkemesi tarafından nasıl değerlendirileceğini bilemiyoruz. Ama hukuki olarak bir iddianamenin hazırlanması, başsavcının gözünde ortada bir çatışmanın bulunduğunu bize açıkça gösteriyor.”

BAYKAL’DAN TAM SİPER SAVUNMA
“Bu çelişkiyi kimse çarpıtmasın. Bu çelişki hukukla milli irade çelişkisi değildir. Hukukla demokrasi çelişkisi de değildir. Bu siyaset çelişkisidir. Anayasamızın talepleri arasında çok derin bir çatışmanın olduğunu gösteriyor. Ne var arkasında? Kimse hukuk milli iradeye karşı diyerek çarpıtmaya kalkmasın. Milli irade milletin tümünün ortak iradesidir. Çoğunluğun iradesi değil. Söz konusu olan siyasetin ortaya koyduğu bir parlamento çoğunluğunun yöneten çoğunluğunun iradesi iye anayasa arasında bir çelişti söz konusudur. Bu başka ülkelerde olmuyor. Bu hukukla milli iradenin çelişkisi değildir. Hukukla yöneten siyasi kadronun siyasi kararları arasındaki çelişkidir.”

“SAVCI BU İDDİANAMEYİ HAZIRLAMASA OLUR MU?”
“Savcı bu iddianameyi yapmasın. Bu olmadığı zaman Türkiye’de demokrasi oturuyor mu? Sorun kalkıyor mu? Herhangi bir savcının kendi değerlerinden, husumetlerinden kaynaklanan bir tablo varsa o zaman demokrasi sorunu yok. Böyle bir şey mümkün olur mu? Şu andaki tablo bu mu? Başsavcının kişiliğinden mi kaynaklanıyor bu. O zaman hep beraber bu savcının hakkından geliriz. bu bir değil iki değil üç değil bu dört. Dördüncü kez bu olayla karşı karşıyayız. Ortada çok açık bir çatışma var. Bir tarafta anayasamızın talepleri var öteki tarafında bir siyasi partinin yönetiminin uygulamaları anlayışı talepleri var. Bu ikisi çatışıyor. Bunu nasıl çözeceğiz. Parlamento çoğunluğun eline onlar kendi hukukunu yapıversin. Çözüm olur. Çatışmadan ülkeyi korumanın yolu hukuku o siyasi tabloya uydurmaktır. Bu çatışmanın temelinde bizim anayasamızın dinin siyasette kullanılmasını yasaklayan anlayışı var. Laiklik dediğimiz bu anlayış, dince kutsal sayılan fiillerin siyasette kullanılmasını uygun görmemiş. Bu çok yaygın bir uygulama değil. İslam dünyasında böyle bir ilkeyi uygulayan bir başka ülke yok. Ama bizim bir parçası olduğumuz İslam dünyasında bizim gerçekleştirdiğimiz demokrasi düzeyine ulaşan bir başka ülke yok. Bunda bizim anayasamızın hiç mi katkısı yok. Türkiye kadını ile erkeği ile eşit kabul edilen bir noktaya gelmedi mi? Türkiye o sayede değil mi Türkiye dünya ile bir araya geldi?

SORUN SİYASETÇİ SORUNUYMUŞ
“Bu kriz, hukuk krizi değildir. Anayasamızın temelindeki din ve siyasetin ayırt edilmesi temel anlayışın yönetenlerce hazmedilememiş olmasından kaynaklanan bir krizdir. Daha denemediğiniz şeyi bilmiyoruz. Kaldırırsak ne olur. Bunu denemedik. Deneyecek olursak görürüz. Ama onu oraya koyarken ne demişler. Bunu değiştirmeyi teklif dahi etmeyin demişler. Gelecekte o ilkeyi kaldırma yönünde baskıların geleceğini gördükleri için sakın ha demişler. Hata mı yapmışlar? Yani bu olmasa, Türkiye bu günkü noktaya gelir miydi? Bunu şimdi kaldırırsak bunun hesabını verecek olan var mı? Bunu görmemeye çalışıyor insanlar. Olayı bir meydan okuma haddini bildirme, gerekirse ölümle tehdit etme söylemiyle geçiştirmeye çalışıyorlar. Pek çok kişi farkında değil. Demokrasi diye diye bu temeli tahrip ettiklerinin farkında değiller. Destek veren yabancılar da bunun farkında değiller. Sorun siyasetçi sorunudur. Sorun, Türkiye’de bir yandan anayasayı kabul etmiş, onu içine sindirmiş, benimsemiş, hatta bu anayasayı koruyacağına yemin etmiş olup da bu anayasanın içini boşaltmaya yönelik sistemli çabalarını kendilerini takiye mantığıyla hareket ederek sürdüren siyasetçilerden kaynaklanan bir sorundur.”

“LAİKLİK KALKSIN O ZAMAN CANIM”
“Bu sorun neyle çözülür. Ya bu ilkeyi bırakacağız, kaldıracağız. Laiklik kalksın o zaman canım. Laikliğe yönelik tahribatı makul kabul edilebilir gördüğünüzden itibaren kendiliğinden ortaya çıkar. Ya da artık biz bu topluma karşı, anayasa ya karşı aldatmaca tavrını götürenlere karşı gerekli reaksiyonu hep beraber üstleneceğiz. Bir toplum böyle durumlarla karşılaştığı zaman ilk çözümü siyaset bulacaktır. Ortada bir yanlış varsa bir krizin temellerini atan bir süreç varsa bazı siyasetçilerin bunu görmesi ve bunu anlatması uyarması toplumu uyarması beklerin. Siyaset sorunlar karşısında çözün refleksleri ortaya koyacak.”

CHP AK PARTİYİ UYARMIŞ ZAMANINDA
“Ne oldu bu süreç ortaya konuldu. Biz zamanında gittik ve onları uyardık. İktidarı anayasal rejimimizin temellerini sarsacak yönde kullanmamanızdır. Merak etmeyin böyle bir şey olmaz dediler. Canım bu aşama da böyle konuşulur. Bunlar balayı günleri, bir süre sonra bu konular ortaya çıkmaya başlar ve sıkıntılar kendini gösterir ben o zamanlar için sizi uyarmak istiyorum. Bu yaşadığımız olay, 2002 yılının 5 kasım günü CHP diyor ki, sakın ha bu yola düşmeyin. Ondan sonra halkın önemli bir kısmının oyuyla gelen kadronun hukuka uygun çalışması için her türlü düzenlemeye katkı vereceğimizi de bildirdik. Parlamentoda önemli bir çoğunluk elde etmiş ama sen milletvekili olamazsın demiş. Biz AKP’nin genel başkanının milletvekili olmasının önündeki engellerin kalkmasını sağlayacak alt yapıyı oluşturduk. Ama daha sonra 2005 yılında 23 nisan günü parlamento tarihi bir tartışma yaşandı. İlk kez açıktan laiklik ilkesinin kaldırılması talebi meclis başkanı tarafından dile getirildi. Başbakan bunu haklı bulduğunu yavaş yavaş bu işi tercih ettiğini ifade etti. Şimdi, bu gidiş iyi değildir. Bu tehlikeli gidiştir, bunu önlemek için halkı, sivil vatandaşları göreve çağırdım. Bu gidiş kötüdür diye siyasetten beklenmesi gereken uyarı görevimizi önce ilgili siyasi kadroya daha sonra da vatandaşlarımıza yönelik olarak dile getirdik. Biz siyasi görevimizi yapmaya çalıştık. Birinci seçimden çıkan kadro yüzde 46.5 alınca laf söz dinlemez hale geldi. Yeni bir anayasa çalışması başladı.”

HUKUK GÖREVİNİ YAPMA GEREĞİNİ DUYMUŞ
“Bu gün geldiğimiz nokta hukuk gereğini yapma gereği duymuştur. Siyaset görevini yaptı işlemedi. Hukuk da bir ülkenin rejimini korumakla yükümlü olan hukuk da işleyemezse sanmayın ki sorun çözülmüş olacak. Onlar supaptır. Bazıları diyor ki teslimiyet var. Tutsak alacağız diyorlar. Bunun söylemi içine giriyor bazıları. Bu da Türkiye için iyi değil. Esir alanlar için de iyi değil. Bunu yaşamamız gerekmiyor. Anayasamızın kurduğu o denge muhteşem bir dengedir. Önemini hepimizin bilmesi lazımdır. Onu koruması lazımdır. Türkiye çok sıkıntılı bir dönemin içinden geçiyor. Biz Türkiye buralara gelmesin istedik. Türkiye’yi buraya getirenleri de haklı görmüyoruz. Tam tersine, demokrasi ile hukuk çatışırsa hukuku biz kendimize göre yaparız diyorlar. Partiler ve kişiler, gelir ve geçer. Kişiler ve partiler gelir ve geçer. Gelmiştir ve geçmiştir. Kişiler ve partiler gelip geçmemek için kendilerine göre hukuk yaparsa ülke çok ağır bedeller öder. Herkes yaptığı işin yanlışını görsün. Türkiye artık bu tespiti yapmıyor muydu. Bu son krizden sonara da dünya basınına nasıl yansıyor? Bir tarafta din öbür tarafta laiklik anlayışı. Bu çatışma Türkiye’yi sıkıntıya sokuyor. Bunu siyasi amaçla kullanırım, bundan oy çıkarırım anlayışı içinde yola çıkanlar çok yanlış ve tehlikeli bir işe kalkışırlar. Kimse için hayırlı bir sonuç olmaz.”

YİNE “KAMPAŞMA” DEDİ
“Hiçbir yasa, kanun siyasetçinin işlevini üstlenemez. Siyasetçinin açığını kapatacak bir kanun ya da yasa işleme konulamaz. Siyasetçiler çatışma arayışı içindeyseler, bu çatışma bizim için uygundur, içeriden desteklerle yola çıkıyorlarsa varacakları yer kendileri için de ülke için de uzlaşılmış bir demokratik toplum değildir. Bu mesele ucuz siyasi polemiklerle geçiştirilecek bir konu değildir. Hem hukuk işletilecek hem de çözüm çabaları gözetilecek. Türkiye bu sıkıntılı noktada sağduyuya, soğukkanlılığa kendisini aşan bir anlayış sergilemeye en yüksek ihtiyacı hissettiriyor. Hukuku işlemez hale getirerek, kendimize göre hukuk imal ederek ülkeyi rahata kavuşturamazsınız. Kamplaşmaya gidiyoruz. Anayasanın değerini bilen siyasetçilerin egemen olmasına ihtiyacımız var. Hukuk her rejimde önemlidir ama demokraside daha önemlidir. Demokraside en büyük güvence hukuktur. Kendinize göre hukuk anlayışına yöneldiğiniz anda demokrasinin dışına çıkarsınız. Özellikle son zamanlarda hukuka ve hukukçulara karşı sergilenen üslubu kınıyorum. Yüzde 46 oy almış olmak da kapatma talebi çok daha şaşırtıcıdır. Hukuk oy düzeyine işlemez. Zengin olana hukuk işlemeyecek mi? Hukuk varsa var yoksa yok.”

(habervaktim)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.