Kopenhang kriterleri mi Kudüs kriterleri mi?

Kopenhang kriterleri mi Kudüs kriterleri mi?
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

MİLLET AK PARTİ’DEN ÜÇ ŞEY İSTEDİ

Sayın Başbakan ilk beş yıllık iktidar döneminde toplumsal uzlaşma, kurumlar arası mutabakattan bahsetti hep... İkinci dönemde bunların da olduğunu gördük. Ancak AK Parti’ye yine de kapatılma davası açıldı. Bir taraftan ‘laik’ denilen kesim, AK Parti’nin gerçekten laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğunu iddia ediyor. Bir taraftan da halkın büyük bir kesiminden AK Parti’nin demokratikleşme adımlarını neden ilk iktidar döneminde değiştirmediğine dair eleştiriler var. Yani parti kapatmayı neden zorlaştırmadı ilk dönemde deniliyor. AK Parti, kendi seçmenini karşısına alarak, uzlaşma aramasına rağmen bugün geldiği noktada bir kapatma davasıyla karşı karşıya. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz tüm bu gelişmeleri?
3 Kasım seçimlerinden sonra ısrarla şunu söyledim. Milletimiz seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi’ne üç görev verdi. Dedi ki milletimiz; “ekonomik pastada benim de payım olsun ve benim payımı çoğalt.” İkincisi, “mevcut statükoyu çok fazla kavga etmeden, benim lehime değiştir.” üçüncüsü de, “özgürlük alanların önünü aç."

AK PARTİ, CHP’NİN GERİLİM POLİTİKASININ TUZAĞINA DÜŞTÜ

Yakın geçmişinde siyaset yapması yasaklanmış bir Başbakan var. Adalet ve Kalkınma Partisi maalesef Cumhuriyet Halk Partisi’nin oyununa geldi. Eğer milletin önünü tıkayan engelleri ortadan kaldıracak bir siyaset yapmış ve asla bu tür kamplaşmalara prim vermemiş olsaydı bugün bambaşka bir noktada olacaktık.

AK PARTİ ‘CUMHURBAŞKANI’NIN EŞİNİ OYLAMIYORUZ’ DEMELİYDİ

22 Temmuz seçimlerinde aslında bir soru daha soruldu millete. Bu, ‘Eşi başörtülü birini Cumhurbaşkanı seçmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz?’ sorusuydu. Millet de verdiği oylarla, “evet seçmek istiyoruz” dedi. Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden bir tartışma ve gerilim yaşandı. Aslında bu gerilim politikası seçimlerde AK Parti’ye yaradı. Ve bu gerilim süreci kapatma davasına kadar gelip dayandı. Aslında AK Parti’de üretilen bu gerilim politikasını tersini çevirecek bir şey yapmadı.

DEMOKRASİ ALTERNATİFİNİ KENDİ İÇİNDE OLUŞTURMALIDIR

Demokrasinin en önemli gücü, alternatifini kendi içinde oluşturmasıdır. Hiç kimse, hangi güce sahip olursa olsun, alternatifin, anti-demokratik yollar, yöntemler olduğunu asla düşünmemelidir. Ne yazık ki diğer siyasal partiler CHP, MHP ve hatta partimiz SP, halkın gözünde Adalet ve Kalkınma Partisi’ne alternatif olamadı. Seçim sonuçları açısından değerlendirdiğimizde bu böyle... Bu da AK Parti’nin kendisini sanki alternatifsizmiş gibi görmesine ve hiçbir şekilde iktidardan indirilmeyeceklerine inanmalarına yol açtı. Eğer siyasi partiler yasası, parlamento ve yargının karşılıklı bağımsızlığını ve dengelerini sağlayacak hukuki düzenlemeler ve hak ve özgürlüklerin önündeki yasakların kaldırılması gerçekleştirilseydi, bugün AK Parti kapatma davası ile muhatap olmayacak ve çok geniş bir toplum kesiminden destek bulacaktı. Bu destek partiler üstü bir destek olacağı için de parlamentodaki diğer partiler değişiklikleri toptan reddetmek yerine uzlaşma formülleri arayacaklardı.

AB BİR MEDENİYET PROJESİ DEĞİLDİR

Pek çok kimse, AK Parti’yi Refah ya da Fazilet Partisi’nin devamı olarak görüyor. Ya da AK Parti ile Saadet Partisi arasında çok fazla fark olmadığını düşünüyor. Size göre, AK Parti ile Saadet Partisi arasındaki temel farklılıklar nelerdir?

Bunları çok defa anlattık. Mesela ekonomi politikası itibariyle biz Türkiye’nin bir milli üretim ekonomisiyle kalkınacağını düşünüyoruz. AK Parti ise başlangıçtan itibaren uluslar arası karar vericilerin, IMF’nin ve Dünya Bankası’nın politikalarının doğru olduğuna karar verdi. Biz Avrupa Birliği’ni asla bir medeniyet projesi olarak kabul etmiyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi, AB sürecinde zaman zaman restleşmeler olmasına rağmen, Türkiye’nin demokratikleşmesinin aracının AB olduğunu düşünüyor. Biz, başından itibaren ABD’nin bölge politikalarının yanlış olduğunu söyledik. Asla Büyük Ortadoğu Projesi’nin yanında olmadık. Adalet ve Kalkınma Partisi bu projenin yanında oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi, küresel sistemin araçlarıyla uyumlu ve işbirliği içinde bir politika yürüttü.

ÇETELERİN ALTERNATİFİ AVRUPA BİRLİĞİ DEĞİLDİR

Siz, Saadet Partisi Avrupa Birliği’ni bir medeniyet projesi olarak görmüyor ama AK Parti bunu böyle görüyor diyorsunuz. Ancak, Türkiye’de de şeffaf olmayan bir yönetimden kaynaklanan çeteleşme ve otoriter bir sistem isteyen gruplar var. AK Parti belki demokratikleşmenin önündeki bu çeteleşmeden kurtulmak için AB’yi istiyor olamaz mı? Mesela bugün ‘ulusalcı’ diye geçinen bazı gruplar, Refah Partisi döneminde de Amerika’ya gidip ‘Ne olur bizi Erbakan’dan kurtarın’ diyen gruplardı.
Bir kere bunlar birbirinin alternatifi olan iki şey değildir. Yani çeteleşme mi yoksa Avrupa Birliği mi ikilemleri doğru değildir ve birbirinin alternatifi değildir. Siyasetin gücü millete ne kadar dayandığıyla ilgilidir. Bir milletin özgürlük mücadelesi, bir takım dış desteklerle verilemez. Sıkıntıları ancak biz kendi içimizde çözebiliriz.

KOPENHAG KRİTERLER YOKKEN, KUDÜS KRİTERLERİ VARDI

Biz bu bölgede 400 sene bütün mezhepleriyle Müslümanı, Hıristiyanı, Yahudi’yi, hiçbir etnik ve dini kavga olmadan beraberce yaşatmışız. Avrupa serbest dolaşımı bilmezken, Kopenhag kriterleri yokken, biz Kudüs kriterleri çerçevesinde insanlar arasında tam bir adalet sağlamışız. Bunu yaparken de insanların dinine, etnik kökenine bakmadan bunları yapmışız. Şimdi sanki biz bunları hiç yaşamamışız ve bilmiyormuşuz gibi davranıyoruz.

TÜRKİYE NE DOĞU’YA NE BATI’YA, ÖNCE KENDİNE DÖNSÜN

Türkiye’nin içerisinde çıkarılan kavgalar, sağcı-solcu kavgası, Sünni-Alevi kavgası, dinci-laik kavgası, Kürt-Türk kavgası milletten kaynaklanan kavgalar değildir. Bu kavgaları körükleyen çevreler nasıl olur da özgürlüklerin teminatı olurlar? Bu bir yöneliş problemidir. Ben kişilerden bahsetmiyorum. Türkiye Doğu’ya mı, Batı’ya mı dönsün? Ben diyorum ki, Türkiye kendine dönsün. Kapılarını kapatsın demiyorum. Kendi köklerine dönsün. Köklerine döndüğünde orada Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar var, Türk var, Kürt var, Abhaz, Boşnak, Arap, Arnavut, çerkez, çeçen, Sünni, Şii, Rum, Ermeni, Yahudi var. Bu bizim medeniyetimizin getirdiği zenginlik. Türkiye buna dayanmadan asla sorunlarını çözemeyecektir. Türkiye’de kendini dindar ve laik hisseden insanların anlaşamayacakları, birbirleriyle kavga edecekleri hangi pratik mesele vardır? Bundan kurtulmanın yolu kendi medeniyetimize güvenmektir.

EVDEKİ KAVGAYI YANDAKİ KOMŞU ÖNLEYEMEZ

Tabii ki farklı fikirlerimiz olacak, tabii ki farklı yaşam tarzlarımız olacak. Ama bunları bir arada yaşatabilecek bir geçmişe ve tecrübeye sahibiz. Biz özgürlük içinde bir bütünlük sağlamıyoruz demek vahim bir yanlıştır. Evdeki kavgayı yandaki komşu önleyemez. Türkiye’nin hiçbir sorunun da dışarıdan direktiflerle çözüleceğine inanmıyorum.

ABD, BİZE 10 KAT DAHA MUHTAÇ

AK Parti’nin ABD ile olan ilişkilerinin tamamen stratejik olduğu ve gözetilen dengeler çerçevesinde bu ilişkilerin gerçekleştiğine dair iddialar var. Hatta Başbakan Erdoğan’ın, ABD ile devam ettirdiği bu işbirliğinden galip çıkacak kişi olacağı da söyleniyor. Siz de bu konuda aynı düşüncede misiniz?
Biz Washington’da, New York’ta, Moskova’da, Kudüs’te neler olup bittiğini bileceğiz. Bunu bilmek zaten siyasetin gereğidir. Ama adımlarımızı asla buradan esen rüzgârlara göre atmayacağız. Yani iddiası olan bir milletiz biz. Türkiye sıradan bir ülke değildir. Brzezinski diyor ki, “Türkiye nasıl şekillenecekse, 2030’un dünyası öyle şekillenecektir.” ABD’nin, AB’nin veya başka güçlerin bize duyduğu ihtiyaç, bizim onlara duyduğumuz ihtiyacın onlarca katıdır. Bu özgüven içerisinde olmak lazım…

DÜNYA DENGELERİNİ BİLMEK ÖNEMLİ AMA ONLARLA YÖNETİLMEMEK GEREKİR

ABD, şu anda dünyanın en büyük gücü, doğru… Ama ABD, kendi yapısal resesyonunu aşacak bir imkana sahip değil, kendi içindeki farklılıkları bir arada yaşatmayı henüz çözememiştir. Dünyanın her döneminde bir takım süper güçler oldu ama biz bu topraklarda 1100 senedir yaşıyoruz ve bir medeniyetin temsilcisi olarak kıyamete kadar da yaşayacağız. İki yüz sene evvel, dünyanın küresel güçlerinden Osmanlı Devletiydi. Osmanlı’ya sormadan kimse hareket etmiyordu. Güçler değişebilir ama yönelişleri güçlü olan milletler bu süreçten yine de güçlenerek çıkabilir. Dünya dengelerini bilmek önemlidir ama dünya dengeleri tarafında yönetilmek kötü bir şeydir.

İLGİLİ HABERLER: 

Kurtulmuş: Saadet kendini yenilemeli
Erbakan'dan nasıl kurtulmalı?
Hoca ABD'yi neyle tehdit etti?
Kutan'dan tarihi konuşma
Dünyayı bu adam yönetiyor?
Erbakan: Irkçı emperyalizm iki parti istiyor
Erbakan O sözü niye söyledi?


(Yener Dönmez – Mehmet Nedim Aslan)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.