Baykal 'birlik ve beraberlik' istemiyor!
Konuşmasına 23 Nisan'ın önemine vurgu yaparak başlayan CHP lideri Deniz Baykal, kurtuluş savaşının laiklik temelinde verildiğini öne sürdü. Baykal'ın konuşmasının ayrıntıları şöyle:
YİNE "LAİKLİK" DEDİ
"Egemenlik müzakere masasında değil savaş meydanında millete verilmiştir. Laiklik anlayışına dayanır bizim milli egemenlik anlayışımız. Bizim egemenliğimiz bağımsızlıkçı ve laik bir egemenlik anlayışıdır. Dini siyasete alet edenlere karşı mücadele ederek ele geçirilen bu egemenlik, dini otoriteleri kullanan işgal güçleri ile mücadele edilerek güvence altına alınmıştı. Siyasi iktadarların meşruiyetlerinin temelinde bu reel mücadele sonucunda ortaya çıkan temel hukuk vardır. Laiklik anlayışını yansıtan anayasa vardır. Siyaset meşruiyetini hukuktan alır. Hukuk işin temelirdir. Çok özel koşullarda anayasa hukuku, egemenlik hukuku, tarihi mücadelelerin içinde şekillenir. Bizde de böyle olmuştur. Bu hukuk sistemi içinde iktidarlar meşruiyetlerini elde ederler."
SEÇİMLER ÖNEMSİZMİŞ
"Demokrasilerde hiçbir iktidar kendi meşruiyeti ile ilgili tartışmaları anayasa ve hukuku değiştirerek ortadan kaldıramaz. Hiçbir ikkidar kendi hukukunu yaparak, kendi hukukuna göre tartışmalı bir meşruiyet tablosu oluşturma olanağına sahip değildir. Bizim temel meşruiyet kaynağımız bütün anayasalarımıza hakim olan temelden şekillenir. Anayasa ve hukuk zafiyetlerini oy oranlarıyla telafi etmek mümkün değildir. Seçimler, ülkeyi kimin yöneteceğini belirlemek içindir. Seçim tek başına demokrasinin güvencesi değildir. Seçimler yapılır ama ülkenin demokratik olup olmadığı bununla değil, anayasal meşruiyet içinde bütün diğer duyarlılıkların gözetilmesine bağlıdır. Demokrasiyi 4 yılda bir oy kullanmaktan ibaret görmekle bu işlemin gereğini yerine getirilmiş olabileceğini düşünmek mümkün değildir. Demokrasi seçmenler, siyasi partiler ve herkes için sorumlulukları beraberinde getiren bir süreçtir. Hiçbir seçim sonucu iktidarları hukuka bağlı kalma sorumluluğundan kurtarmaz. Herkes anayasaya bağlı olmak zorundadır. Anayasa sürer, iktidarlar gelip geçer."
"BU RUHU HERKESE KABUL ETTİRECEĞİZ"
"TBMM siyasetimizin temel noktasıdır. TBMM anayasamızı şekillendirmiştir. Bugün gelinen noktada çağdaş demokrasinin gerektirdiği biçimde düzenlenmiştir. Artık demokrasiyi bir tek parti zihniyetine dayalı olarak şekillendirmek mümkün değildir. Her parti bunun bir parçası olduğunu unutmamalıdır. Her organ sorumludur, her organ hesap verir. Meclis yargı organının değerlendirmesine tabi olur. Milletvekilleri anayasayı unutma imkanına sahip değildir. Bütün bunları TBMM’nın açılışının 88. yılında ne yazık ki, tekrar konuşma durumunda kaldık. Halbuki çok güzel bir yola girdik. Türkiye dünyaya örnek oldu, şimdi içeriden kaynaklanan ve dışarıdan da desteklenen gayretlerle bu tarihi başarı bir tartışma konusu yapılmak isteniyor. Ama biz bu ruhu ayakta tutacağız. Türkiye’yi laik bir ülke olarak yönetmenin yolunu mutlaka bulacağız. Bunu herkesin kabul etmesini er geç sağlayacağız."
BİRLİK VE BERABERLİK ELEŞTİRİSİ
"23 Nisan, bir hafta sonra da 1 Mayıs geliyor. Siyasal yaşamımızda daima ilgi çekmiştir. Yaşanan acı olaylar vardır. Türkiye’de de emeğin, işçinin iddiasını, kimliğini sergilediği büyük emek dayanışmasını ortaya koyduğu bir durum olarak önemli bir yer tutmuştur. Geçmişte çok acı olaylar yaşatıldı milletimize. 1977 yılında 31 yıl önce, Taksim meydanında 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenlere yönelik ağır provokasyon sergilendi ve 35 kişi öldürüldü. Bu siyasetimizin ve toplumumuzun bir yarasıdır. Her yıl bu kutlamalar gündeme gelir. Bu yıl da böyle oldu. Bu defa artık Taksim meydanı konusunda siyasi hayatımızın sallantısını, korkusunu aşması gerektiğini, o nedenle Taksim meydanında 1 Mayıs’ı kutlamak istediklerini ifade ettiler. Hükümet 1 Mayıs’a yönelik bir girişim yaptı. TBMM gündeminde bekleyen kanun teklifleri vardır. Milletçe huzur ve barış içinde kutlayalım dendi. Türk-İş’in kararlılığı üzerine bir kanun teklifi verildi. 1 Mayıs tatil günü olmalı dendi. Hükümet’in konu ile ilgili toplantısı hayal kırıklığı yaşattı. Bakanlar Kurulu’ndan 1 Mayıs’ın bir birlik ve dayanışma günü olması kararlaştırıldı. Emek yok, işçi yok, sendika yok, barış yok, tatil de yok. Resmi kutlama programı da yok. Ne var; birlik ve dayanışma günü. Bu konuda sendikalara büyük haksızlık yapılmıştır. Büyük üzüntü ile izledik. Yanlış olmuştur. Biz bu tablo karşısında bu yıl taksim’de bu kutlamayı gerçekleştirme kararı alan kuruluşların alacağı kararı göreceğiz, önemsiyoruz ve CHP olarak değerlendireceğiz. Bu girişimin tipik bir aldatmaca olduğuna dikkat çekmek istiyorum."
EKONOMİYİ DE BATIRDI
"Önümüzde giderek ağırlığını arttıran ekonomik sorunlar var. Her alanda bunun işaretleri hızla önümüze geliyor. Kaygı verici ve önemli gelişmeler yaşanıyor. Uluslar arası kuruluşlar bize yeni durum tespitleri yapıyor, yeni uyarılar yapıyor. Yanlıyşların artık tehlikeli noktaya geldiğine yönelik raporlar yazıyorlar. 5 yıldan beri izlenen politikanın üretime yönelik değil mali istikrarı güvence altına almak için çalışan kesimlerin ekonomik gücünü kısıtlamaya yönelik uygulamalardan kaynaklandığını çok iyi biliyoruz. Bunun artık 2003’ten sonra özellikle yeni bir anlayışla geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıktığı halde aynı istikrar programı sürdürüldüğü için bu noktaya gelindi. 2004’ten bu yana ekonomi hızla küçülüyor. 2007 sonrası 4.5 gibi bir büyüme ilan edildi, düzeltmelerle, TüİK’in katkılarıyla. Bunun 2008’de daha da düşmesi bekleniyor. Bu büyümenin azalması sadece tarımda yüzde 7’nin üzerinde bir gerilemeyi getirmiştir. Tarıma desteğini sürekli azaltan bir anlayış tarımı bir çöküntü noktasına getirdi. Pirincin fiyatı, bulgurun fiyatı ortada. Türkiye tarıma sırtını döndü. Devletin olanakları eşe dosta peşkeş çekildi ve sonuçta toprak intikamını bunlardan almaya başladı."
TARIMDA KARANLIK TABLO
"Son dönemde tarımla ilgili kuruluşların hepsi ortada bırakıldı. Tarıma destek veren tüm kuruluşları kuşa çevirdiler. TMO da kuşa çevrildi. Memurları işten çıkarıldı, alım istasyonları çalışmaz halde. çiftçiye sahip çıkacağı, tüketiciye destek vereceği bir durum kalmamıştır. Bunun sonucu budur işte. Bütün devlet teşkilatı elinde. Kime ne verilmiş ortada. Hala arayıp bulamadın mı? Her şey oartada. Spekülatör diye konuşuyor, himaye eden sensin. GAP için sadece konuşuluyor. 12 buçuk milyar dolar harcayacağız diyor. Getirsene o parayı görelim. Şanlıurfada su kavgasından dolayı 5 vatandaşımız öldü. Bu GAP işi en önemli işimizdir. BOP değil GAP'tır. Üretim katlanarak artar. İnsanlık nüfusu hızla artıyor. Çin talep sahibi bir büyük ülke olarak geliyor. Kalkınan ülkeler daha çok yemek istiyorlar. Petrolün yükselişi ile tarım arasında benzer ilişki vardır. Tarım konusunda potansiyelimiz var ama kullanamıyoruz. Köylülerimiz işsiz kalıyor. 1 milyon 500 bin kişi tarımdan kopmak zonunda kaldı. Tarımın dışında geçim imkanı aramak zorunda kaldı. Tarım önemli, yatırım önemli."
BAYKAL'IN RAKAMLARLA DANSI
"Türkiye tehlikeli biçimde borçlanmıştır. Özel sektör ayakta kalabilmek için bonç alıyor. Türkiye açık veren bir ekonomi, yatırım yapamayan bir ekonomi haline dönüşüyor. Malesef biz büyüme oranımızı sürdüremez hale gelmişiszir, işsizliği ile artan bir ülke haline dönmüşüzdür, daha çok cari açık veren bir ülke haline gelmiş bulunmaktayız. Ekonominin gidişi parlak değildir. Borçlar yüzde 100'ün üzerinde bu 6 yılda artmıştır. Türkiye'nin toplam borçları 480 milyar dolardır. 500 milyar dolara yakın borç vardır. Bu borç neden arttı? Yatırım yapıldığı için mi arttı. Bülyük tesislerin yapılmasına mı harcandı? Hayır, 80 yıllık tarihi boyunca yaptığı borçtan daha fazlasını bu 5 yıl içinde yapmıştır. Türkiye borç ödemiştir, muazzam faiz ödemiştir ama borçlar iki katına çıkmıştır. Böyle bir kıskacın içindeyiz. Reel faiz dünyanın en yüksek faizidir. Savaş içindeki ülkelerde bile böyle değildir. Bu parlak bir manzara değil."
"Başka sıkıntılarımız var. Telekom özelleştirildi. Telekom, 5 yıllık yılda 1 milyon 100 milyon ödeme koşuluyla satıldı. 2005'te satıldı. Geride kalan iki yılda ne oldu? Telekom'u alan firmanın kendi hissesine düşen kar miktarı ne, 1 miyar 325 milyon doları kar olarak transfer etmiştir. Yıllık borcundan fazla yıllık karı var. Böyle bir özelleştirme satışı yapıldı. Başbakan diyor ki, bu CHP'nin taş taş üzerine koyduğu yoktur. o sattığın PTT varya. İşte o CHP'nin kurduğu bur tesis. Sen bunları satacaksın sonra da çıkıp, bunlar taş üstüne taş koymadı. Gözüne dizine o 1.3 milyar dolar."
"Hayvancılıkla ilgili desteklerini tümüyle kaldırıyorlar. Süt desteği, depolama, soğutma desteği kaldırılıyor. Yakında et fiyatları arttığında yine ağlamaya başlayacağız. Şimdi aldığın kararnameler bir süre sonraki spekülasyonun tohumunu ekiyor. Hayvancılığa ciddi bir darbedir bu."
KANALTÜRK'TEN SÖZ ETMEDİ AMA "KONUŞANA BAK" DEDİRTTİ
"TMSF ihale yapacağını ilan etti. 7 şirket bu işe girmek istediğini ifade etti. Ama ne hikmetse birileri çekildi ve sadece bir tanesi kaldı. ama Başbakan'ın bunların hepsi ile görüştüğünü biliyoruz. Başbakan bu sürece müdahale etti ve tek firmanın katıldığı ihale gerçekleşti. Peki parayı kim bulacak. İhaleyi alan firma o kadar rahatsa verir parasını alır. Borç da alır. Kredi kullanır. Dünya finans sistemi kabul ediyordur, bankalardan alır. Teminatını koyar ve gider öder. Birden bire spekülasyonlar başladı. Türkiye'de iki kamui bankasının bu firmaya bu bedeli ödemesi için, kredi vermesi konusunda siyasi baskıların yapıldığı artık gazetelerde yazılır hale geldi. Kamu bankası bunlar. Neden özel bankalardan bunu alamıyorsun. Ak Bank'a, Garanti Bankası'na niye gitmiyorsun. Hayır, kamu bankaları. Bu kredi talebini tamemen işin ekonomisini dikkate alarak para satma ihtiyacı içinde karara bağladığına inanma imkanı var mı? Böyle bir mali mülahaza ile yapıldı ise, neden kamu bankasına gidildi? Milletin gözü önünde bu cereyan etti. Göz göre göre kamu bankası ihalede kaynak sağlamakla yükümlü kılınıyor. Sadece onlar mı, hızla ortaya çıkacak bir Katar sermayesi acaba bunların içinde var mı yokmu? Katar'a yönelik ilgi Başbakan'ı çok kızdırdı. Oraya giden Bakanlardan biri resmen talepte bulundu. Gazetelerde yazılıyor, Katar'ın kredi vermesi için talep yapılmış. Falan, filan söylentilerle Katar'la ilişkileri olan gazeteciler bunları yazıyorlar. İki kamu bankası ile Katar'dan özel temaslar sonucunda sağlanan kredilerle bu telezvizyon ve gazete satışı gerçekliştiği ortaya çıkarsa bu nedir? Neyi ortaya koyar? Çağdaş bir demokraside böyle bir şey olabilir mi? Bir başbakan böyle bir talepte bulunabilir mi? Hukukta bunun yeri var mı? Buradan çıkacak sonuç ne? Kısın sesinizi seyredin.. Bu böyle gitmez. Bunlar kimsenin yanına kar kalmaz."
BAŞBAKAN'A HAKARETLER YAĞDIRDI
"Çeşme akarken kovamızı dolduralım anlayışı ile kimsenin bir yere varması mümkün değildir. Herkes hesabını verir. acı bir manzara. Türkiye'de işler iyi gitmiyor. Bunlar bizim iddialarımız. Biz söylüyoruz. Bazı şeyleri söylüyoruz. verileri, ekonomik gerçekleri söylüyoruz. Bunu görmek istiyorsanız, Başbakan'ın asabı bozuk mu değil mi ona bakın. Başbakanın asabı bozulmuşsa, söylediklerinin farkında değilse, bunlara ayırdığım zamana yazık deyip konuşmasının yarısını bize ayırıyorsa, durduk yerde bunların taş taş üstüne koydukları yok diyorsa, bilin ki başbakanın asabı bozuktur çünkü işler kötü gitmektedir. Bugünkü manzara bu. Bir milletvekiline saldırdı, başbakan diyor ki hayır şiddet yok. Gerçekleşre bağı kopmuş başbakanın. Anayasa Mahkemesi'ni baskı altına almak için tüm AKP'liler seferber oldu. Bunun en acı örneğini AKPM'de yaşadık. Sadece bir tane değil, 3 kişi konuşmuş. Başbakan diyor ki bunu ispat et. Yerli yersiz saldırılar yapıyor. Sayın Baykal sabah başka, akşam başka. Gün oluyor, 30 yıldır aynı şeyleri söylüyor diyor. Evet 30 yıldır aynı şeyleri söylüyorum. Çelişkilerin en mümtaz örneği kendisi. Ama çıkıp bize söylüyor bunu. Pişkinliği ve patavatsızlığı ölçü tanımaz hale getirdi. İnsanın bunları söylemek için ar damarının çatlamış olması gerekir. Bu dönemi böyle yaşayacağız. Bu böyle gidemeyecek, gitmeyecek, gitmemeli. Bugünler geçecek, bu dönem bitecek, Tayyip Erdoğan da hakettiği sonucu görecek ve yaşayacaktır."
(habervaktim)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.