Erdoğan: YSK beni sabote mi ediyor?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanya dönüşü uçakta, aralarında Akit Ankara Temsilcisi ve yazarı Yener Dönmez’in de bulunduğu gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu.
Merhum Erbakan’ın cenaze merasimine katılmak üzere programını yarıda kesip İstanbul’a dönen Erdoğan, Merkel ile olan baş başa görüşmelerinin perde arkası, YSK’nın yurtdışında yaşayan yurttaşların oy kullanmaması yönündeki kararı, Kıbrıs, Merhum Erbakan ve 28 Şubat süreciyle ilgili önemli mesajlar verdi. Yöneltilen sorular ve Başbakan Erdoğan’ın özel açıklamaları şöyle:
- Merkel’le görüşmeniz nasıldı? Vize konusunda somut bir gelişme bekliyor musunuz?
- Bayan Merkel’le vize konusunu görüştük. Vizeyle ilgili en önemli söylediği şey, özellikle göçmenler ve kaçak göç olayından çok endişe ediyorlar. Bizim de bu vizeleri kaldırmak suretiyle, Fas gibi değişik ülkelerden Türkiye’ye gelenlerin Yunanistan üzerinden Almanya’ya geçtiklerinden söz ettiler. Yunanistan’ın da sıkıntıları olduğunu söylediler. Biz de kendilerine bir öneri getirdik, “İki kademeli yapılabilir” dedik. Birinci kademede sanatçılar, akademisyenler, sporcular, iş adamları yer alır. Öncelikle bunların önü açılır, sonra diğer kademeye geçilir. Bunlarla ilgili talimatı verdi, not ettirdi, “Bunu çalışalım” dedi. Ayrıca 2010 yılının 10’uncu ayından itibaren bu tür pasaport sahiplerine 5 yıl çoklu giriş çıkış vizesi verdiklerini söyledi. Ama bunun üzerinde duracaklar. Ben Bolivya, Brezilya, Paraguay örneklerini verince, “Bunlar üzerinden Türkiye gibi gelen yok” dediler. “Ama biz müzakereci ülkeyiz, birliğe adayız” dedim. “Sırbistan’a, Moldova’ya verdiğiniz vize muafiyetini Türkiye’ye de tanımalısınız” dedim.
İNANMADI, “CİDDİ MİSİNİZ” DİYE SORDU
- Görüşmenizde başka konular gündeme geldi mi?
- Kıbrıs ziyareti üzerinde durduk. “Türkiye’ye yönelik en ufak olumsuz açıklamam olmadı” dedi. Orada Hristofyas ile Kuzey arasında 47 görüşme yapıldı. Ama Güney hep kaçıyor. Buna inanamadı. “Ciddi misiniz” dedi. “47 görüşme bunun teminatıdır. Ban Ki Moon’la (BM Genel Sekreteri) görüşürsünüz” dedik. Ban Ki Moon’un özel temsilcisi Downer bile bıktı, çekilmek istiyor. Bu konuda başka bir alternatif daha getirdim kendisine. “İlla Ankara anlaşmasını önümüze koyarsanız, ben de şunu gündeme getiririm. Finlandiya döneminde kapıların, limanların açılmasını getirdiniz. Biz kapıları açarız ama eş zamanlı olarak yaparsanız varız” dedik. “Şimdi de gelin Ercan’a Lufthansa’yı indirelim. Ercan’a Lufthansa’yı indirebilirseniz biz de limanları açalım. Buna cesaret edemiyorsanız İngiltere garantör ülkedir. British Airways Ercan’a insin, limanları açalım” dedim. “Bunu da çalışalım” dedi. “Hristofyas’la sizi Almanya’da bir araya getirsem ne dersiniz” dedi. Ben de “Papandreu, Hristofyas, Derviş ve biz dörtlü olarak bir araya gelebiliriz. Ban Ki Moon, BM Genel Sekreteri. Onun riyasetinde yapabiliriz. Garantör ülke olarak İngiltere’yi alabiliriz. Ayrıca AB dönem başkanını da katabiliriz. Var mısınız” dedim. “Güzel teklif” dedi. “Onu da not alalım” dedi.
MERKEL, 31 EKİM’E BENİ BEKLİYOR
- Sarkozy ziyareti gündeme geldi mi?
- Ben getirdim, o getirmedi.
- Vize konusunda müjde var mı?
- Henüz öyle bir şey yok. “Türkiye’den Almanya’ya işçi alınmasının 50 yılını analım” diyorlar. Israrla beni bekliyorlar. Merkel 31 Ekim 2011’e beni bekliyor. “Burada sempozyumlar, eğlenceler, törenler yapalım” diyor. 4-5 Kasım için aynı teklif SPD’den de geldi. Onlara daha önceden “Evet” demiştim. Hem onların davetini yerine getirelim, adeta bir hafta gibi bunların programlarına katılalım.
“ÖNCE ALMANCA, SONRA TÜRKÇE” YANLIŞ
- Entegrasyon ve asimilasyon konusu peki?
- Merkel “Bizim kesinlikle asimilasyon gibi bir sorunumuz yok. Ne kullanırız, ne de müsaade ederiz” dedi. Bunu ilk kez söylüyor. Entegrasyon konusundaki açıklamalarıma teşekkür etti. Ancak dil meselesinde Westerwelle (Alman Dışişleri Bakanı), yanlış yaptı. “Önce Almanca sonra Türkçe” dedi. Merkel’e “Bu konu teknik bir konudur, önce anadil öğretilir, onun üzerine ikinci dil, üçüncü dil bina edilir” dedim. “Bunu dil bilimciler söylüyor” dedim. Merkel “Bunun üzerinde ihtisas sahipleri çalışsınlar, ona göre adım atalım” dedi.
YSK’YA TEPKİ: BENİ SABOTE Mİ EDİYORSUNUZ?
- Peki ya Almanya’daki Türklerin oy kullanabilmeleri konusu? Almanya yıllar sonra Türkler için konsolosluklara seçim sandığı konmasını kabul ederken, Yüksek Seçim Kurulu yurtdışındaki seçmenlerin bu yıl içinde yapılacak milletvekili seçimlerinde yine gümrük kapılarında oy kullanmalarına karar verdi.
- Ben bu konuda yazılı ve görsel medyadan destek bekliyorum. Merkel’in ağzından şunu duydum, “Bizden yana engel yok” dedi. Büyükelçimiz yazı yazacak, onlardan da cevap gelecek. Ama bizim Yüksek Seçim Kurulu, ben orada konuşurken karar alıyor. Günlerden de Pazar. Arkadaş beni sabote mi ediyorsunuz? Merkel “Bizden yana hiçbir engel yok” dedi. Böyle deyince biz tabii burada açığa düştük. Şu anda inşallah bu sabah seçim işlerinden sorumlu genel başkan yardımcıma “Hemen bu işin üstüne gidin” diyeceğim, bu işi takibe alacağız. Yüksek Seçim Kurulu’nun kararı da kesindir. Sadece Almanya dediği için Almanya dışı ülkelerdeki durum üzerinden bir bozma, yeni bir karar alma durumu doğabilir mi, buna bakacağız. Yüksek Seçim Kurulu’nun aldığı bu karar, yurtdışındaki vatandaşlarımızın seçme ve seçilme özgürlüğüne bir tokattır.
- YSK kararının gerekçesi ne?
- Alman makamları tedbir alamıyormuş. Büyükelçilik bizim vatanımızdır. Oradan adım atınca, vatan toprağındadır, oyunu kullanabilir. Alman makamlarından istediğimiz dış güvenliktir. Bunu da Almanlar bize taahhüt ediyor. YSK’nın gerekçeleri ortadan kalkıyor, ayrıca Dışişleri Bakanlığı da tedbirini aldı.
- Çifte vatandaşlık konusu?..
- Onlar buna karşı. Ben onlara, “Siz Avrupa ülkelerinden çifte vatandaşlığı kabul ediyorsunuz” dedim, bunu da gündeme getirdim.
- Vizenin birinci bölümüyle ilgili umudunuz yok mu?
- Yok demiyorum, var. Çalışacaklar ona.
- Almanya’dan AK Parti’ye teveccüh olur diye mi bu karar alındı?
- Biz sandık iradesini bilemeyiz. Yurtdışındaki bütün vatandaşımız gelsin, hür iradesini sandığa yansıtsın. Benim burada örgütlenmem yok ki?
YSK BUNU YAPMAMALIYDI
- YSK kararında sizce siyasi bir boyut var mı?
- Onu siz takdir edeceksiniz. Benim tek yandığım yurtdışındaki vatandaşlarımıza YSK bunu yapmamalıydı. Avrupa’da oy verecek 3 milyon vatandaş çıkabilir. Bunlara yazık.
- AB konusunda Merkel’in tutumunda bir değişiklik var mı?
- Onlar Ankara Anlaşmasına takılıyor. Ankara Anlaşması’yla bu engeli çözmemiz durumunda bu işin olacağını söylüyor. “Biz seçimlere gidiyoruz, seçimden sonra Meclis tablosu nasıl olur bilemem. Ayrıca bu değişiklikler gizli oyla olur, ne çıkacağını bilemeyiz” diyoruz. Biz bunları 1 Mart tezkeresinde gördük. 1 Mart tezkeresinde Abdullah Bey Başbakandı, parlamentodan geçiremedik. Yeterli sayıyı almadık.
- Alman Başbakan imtiyazlı ortaklığı gündeme getirdi mi?
- Yok getirmiyor. Sarkozy de getirmiyor. Cumhurbaşkanımızın yanında başka bir formülden söz etmiş, benim yanımda etmedi.
28 ŞUBAT’TAN ESER KALDI MI?
- Bugün 28 Şubat’ın yıldönümü, nasıl değerlendirirsiniz?..
- 1 Mart’a geçtik.
- Bin yıl sürecek denmişti?
- Bunun takvimini en iyi sizin tutmanız lazım. Böyle bir şey oldu mu, sürdü mü, şu anda eser kaldı mı? Artık bu tür müdahalelerin olmadığı bir Türkiye. Ne diyoruz, artık demokrasi demiyoruz, ileri demokrasi diyoruz. İleri demokrasilerde bölgedeki hali görüyoruz, bunlar Türkiye’ye bir şey kaybettirmez. Bırak siyasi partileri vatan ödedi, milletimiz ödedi. Onların bedellerini sürekli ödüyoruz. AK Parti ile ilgili kapatma davasının bize ödettiği kayıpları açıkladım. 10 milyar dolar. O bize patinaj yaptırdı ve ardından küresel kriz geldi.
GENELKURMAY AÇIKLAMASI: YAKIŞTI
- Genelkurmay Başkanı’nın merhum Erbakan hakkındaki açıklamasını nasıl buldunuz?
- İçerik olarak Sayın Genelkurmay Başkanımız kendisine yakışan beyanatta bulundu.
- Merhum Erbakan’ın kurduğu 4 partinin 4’ünün de kapatılmış olmasını neye bağlıyorsunuz?
- Biz de varız. Ben de varım o dördün içinde. Biz de kapatmanın kenarından döndük.
ERBAKAN’LA HELALLEŞTİ Mİ?
- Merhum Erbakan sizlere hakkını helal etmişti, siz de helal ettiniz mi?
- Allah rahmet etsin. Bizden yana, bizim de hakkımız helal olsun. Ben 18 yaşımdan itibaren parti teşkilatlarının içinde aktif rol aldım. Ta gençlik kollarından başlayıp İstanbul gençlik kolları başkanlığına varıncaya, ilçe başkanlıklarından başlayıp il başkanlığı, merkez karar yönetim kurulu üyeliğine varana kadar sürekli yanında bulunduk. 30 yıl yanında bulunduk. Bunun 10 yılı bizim partiyi kurduktan sonraki sürecimiz. 30 yılın içinde 4.5 yıllık İstanbul Belediye Başkanlığım süreci, cezaevi süreci ve partinin kapatılmasıyla birlikte, yeni sürece kendi partimizi kurarak yolumuza devam ettik. Bu süreçte adeta kitap haline gelecek kadar şeyler oldu. Sürekli olarak Hoca’nın iddialı ve takipçi olduğu kadar sorgulayan yapısı içinde de bir il başkanı olarak en başarılı sınav veren bir İstanbul il teşkilatının başındaydım, sürekli olarak birinciliği biz alırdık. Örnek bir teşkilattık. Hoca marifet iltifata tabidir diye belge vermeyi severdi. Taktir belgelerini genellikle İstanbul alırdı. Merhum Erbakan iddiasından hiçbir şey kaybetmeden yürüdü. En azından Türkiye’de tek başına olmasa da birinci parti olmayı başardı. Birinci parti olduğu dönemde de Tansu Hanım’la birlikte Refahyol hükümetini kurabildiler. 1 yıllık başbakanlık dönemi ve arkasından 28 Şubat olayı oldu. 28 Şubat’ı artık tarihe kayıt düşenler yazmaya başladı. İyi olanları diyemeyeceğim, tüm karanlık yönleri yazmaya başladılar. Karanlık yönlerini ortaya çıkmasıyla birlikte kendilerini temize çıkarmak isteyenler var.
28 ŞUBAT, 27 NİSAN İÇİN KAYIT OLDU
- 28 Şubat, 27 Nisan için kayıt mı oldu?
- Şüphesiz tabii. Daha önce yaşadıklarımızı yaşamak istemiyorduk. 27 Nisan olayı belki aynısı olmayabilirdi ama yayınlandığında arkadaşlarla toplandık, değerlendirmemizi yaptık. Ertesi gün duruşumuzu ortaya koyduk. Ben ona ertesi gün demiyorum aynı gün. Ve Türkiye kaybetmedi, Türkiye kazandı. Tüm dünya Türkiye’yi konuşuyor. Özgüven oluştu. Yatırımcılarımıza dünyada gittikleri yerde ortaklıklar öneriliyor. 59 milyar dolar yatırımı bu şekilde çektik. Seçimden sonra patlama olacak.
ADINI NECMETTİN BİLAL KOYDUK
- Merhum Erbakan’la ilgili unutamadığınız bir hatıra var mı?
- 12 Eylül’den sonra Mamak mahkemelerindeyiz. Eşim hamile. Son anları, doğum yaptı yapacak. Mamak’ta kuyruktayız. Ziyaret için içeriye gireceğiz, eşimin doğum haberini aldık. Ve arkadaşlarla şakalaşmaya başladık. Arkadaşlardan biri “İsim ne düşünüyorsun, Necmettin koy” dedi. Ben eşime dedim “Necmettin koyalım.” O da “Bilal koyacaktım” dedi. Huzur Sokağı’ndaki, Şule Hanım’ın kitabından çok etkilenmiş. O zaman “Göbek adı Bilal olsun” dedim. Necmettin Bilal koyduk.
- Oğlunuz ne yapıyor?
- Doktorasını yapıyor. Bu yıl mezuniyet tezini verip, yıl sonu da mezun olur diye düşünüyoruz.
- Tutukluluk süresinin uzunluğu uluslararası arenada Türkiye hakkında inceleme konusu oluyor.
- “Geciken adalet, adalet değildir” düsturu içinde bunların hızlandırılması lazım. Yargıtay’daki düzenleme ve istinaf mahkemelerinin devreye girmesiyle uzun tutukluluk süreleri olmayacaktır diye düşünüyorum.
YERLİ OTOMOBİL
- Ford CEO’suyla bir görüşmeniz oldu. Yerli otomobil üretimi konusunda bir değerlendirmeniz oldu mu?
- Ford olarak alışılmış konseptin içinde değil de farklı bir markayla, başka bir modelle çıkmak gibi bir çalışmaları varmış. Rahmi Bey’e yerli üretimle ilgili dedim. Tüm babalar burada... “Niye Koç olmasın” dedim. “Otosan olsun” dedi. Olur dedim.
BDP İLE PAZARLIK YAPMAYIZ
- Terör örgütü PKK ve KCK eylemsizlik kararını kaldırdığını açıkladı. BDP’den hükümeti suçlayan, bu karara destek niteliğinde bir açıklama geldi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
- Benim terör örgütü üzerinde söyleyecek lafım hiçbir zaman bir pazarlık mealinde olmaz. Terör örgütüne karşı devlet, şu ana kadar aldığı tedbirler neyse o tedbirleri alır. Süreci aynı şekilde devam ettirir. Hükümet olarak devleti biz yönettiğimize göre, hukuk içinde yasalar bize neyi emrediyorsa, halkımızın huzuru için ne gerekiyorsa yapacağız. Parlamento çatısı altında bir siyasi partinin ilintiler kurması, her seçim öncesi bu tür tehditleri savurmak, demokratik iradesini kullanmak isteyenler üzerinde bir baskı oluşturmaktır, başka bir şey değildir.
- Terörle mücadelede komşularla diplomatik ilişkilerden söz etmiştiniz.
- Ben bu açıklamanın tam metnini bilmiyorum. Açıklamayı gördükten sonra Terörle Mücadele Yüksek Kurulu, İçişleri Bakanlığı, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı ile bu görüşmeyi yapacağım, ona göre bir değerlendirme yapacağız.
NATO’NUN LİBYA’YA MÜDAHALESİNE KARŞIYIZ
- Merkel; Libya, Mısır ve Tunus olayları sırasında Türkiye’nin rolünü gündeme getirdi mi?
- “Türkiye olarak önemimiz belli, ne düşünüyorsunuz” diye sordular. Biz de kendisine bugün konuşmamda olan şeyleri özetledim. Ne Mısır’da, ne Tunus’ta, ne Libya’da, ne Bahreyn’de onların iç işlerine karışılması, onları dizayn etmek gibi, onların petrol zenginliklerine, petrol kuyularına göre bir düşüncemizin olmaması gerektiğini “Ama insani olarak bir desteğimiz olacaksa o yararlı olur” dedim. “Bu konuda uluslararası kamuoyunun çalışma yapması gerekir” dedim, “NATO müdahale etmeli” deniliyor. Bunu doğru bulmuyoruz. NATO ülkelerine bir saldırı yok ki, NATO bu tedbiri getiriyor, bu çok yanlış olur. Mısır, Mısırlıların; Tunus Tunuslularındır, Bahreyn Bahreynlilerinidir. Bırakalım kendi iradelerini kendileri ortaya koysun. Bakın Libya ikiye bölündü, Doğu-Batı diye. Kaddafi tek tek kalelerini kaybediyor. Merkel orada bana herhangi bir olumsuz yaklaşım içinde olmadı. “Ortak çalışma yapalım” dedi. “Orada muhalif gruplarla da görüşme yapılması gerekir” dedim. Giden herkes kendine yakın olanlarla görüşüyor.
AYNI ANAYASA OLURSA YANDI GÜLÜM KETEN HELVA
- Sizin bir kaygınız mı var? Yaptırıma karşısınız, dizayndan söz ediyorsunuz.
- Bizim hangi alanda yardım edeceğimiz çok önemli. “Ekonomik alanda bize güçlü şeyler verin” derse bizim gücümüz belli bir noktada. Sayın Obama ile yaptığım görüşmede “Uluslararası donörler toplantısı yapalım” dedim. Mısır’da Tunus’da ciddi ihtiyaç var. Merkel bana “AB’nin bu konuda fonu var” dedi. O fon kullanılabilir. Ya da donörler toplantısı yapılabilir. Bizim İslam ve demokrasiyi bir arada yaşamamız nedeniyle Türkiye’den destek isteyebilirler. Bu konuda talepler gelmeye başladı. Biz bu konuda destek veririz, anayasa konusunda yapılacak çalışmalara destek veririz. Bu çok önemli. Bir seçim yasası, siyasi partiler yasası gibi. Bunlara destek verebiliriz. Yoksa aynısı gibi olursa, aynı anayasa doğrultusunda olursa o zaman yandı gülüm keten helva.
AKİT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.