Baykal, seçilebilmek için korkuttu

Baykal, seçilebilmek için korkuttu
Partisinin 32. Olağan Kurultayı'nda partililere hitaben bir konuşma yapan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ürettiği korku senaryoları ile dikkat çekti. İktidara ve muhaliflerine ağır hakaretlerde bulunan Baykal, "Türkiye elden" gidiyor sloganına sarıldı

Baykal şöyle konuştu: SADECE CHP'LİLER DEVLETİN NASIL KURULDUĞUNU BİLİYORMUŞ
"Dışarıdan bakınca Türkiye’de yasaların gerektirdiği bir uygulamayı, bir menfaatin icçabını, bir bükorratik formalilteyi yerine getirmek için bir araya gelmiş bir insanlar topluluğu diye değerlendirebilir. Partinin bir genel kurulu, yasa geriğince bir araya gelmiş olan partinin temsilcileri, formalite icabı bir araya gelmişler diye düşünülebilir. Bu konunun aydınlığa kavuşmasını istiyorum. Herkes şunu çok iyi anlamalı. Siz kimsiniz? Kimsiniz, burada ne arıyorsunuz? Niçin buradasınız? Bunların çok doğru anlaşılmasına ihtiyaç vardır. Hiç şüphe yok ki, siz niçin buradasınız, Türkiye’ye sahip çıkmak için buradasınız. Bir formaliteyi yerine getirmek için değil, türkiye’nin sahipsiz olmadığını herkese göstermek için buradasınız. Herkes türkiyeye sahip çıkar, çıkıyordur, öyledir tabi. Ama bugün burada bir araya gelenlerin bir başka konumu var. Siz Türkiye’ye bir başka sahip çıkıyorsunuz, çünkü siz Türkiye’nin nasıl kurulduğunu herkesten daha iyi biliyorsunuz. Tarihin büyük serüvenini yaşımış olan insanlarsınız, yaşayanların bir parçasısınız. Burada olanlar Türkiye Cumhuriyeti diye ortada olan ne varsa onun ortaya çıkması için tüm varlığını ortay koymuş olan insanlardır. Siz kendi eserinize sahip çıkmak için buradasınız. Kimlerin o Türkiye’yi kurmak için kmücadele ettiğini biliyorsunuz. Siz bütün Türkiye vatandaşlarından çok daha iyi bilen vatandaşlarsınız. Kimler kurulsun istedi, kimler istemedi. Siz en iyi bilenlersiniz. O mücadele Erzurum’da nasıl kongre toplandı, Sivas’ta nasıl toplandı? TBMM Ankara’da nasıl toplandı. Hangi valiler, hangi şeyhülislamlar bunu engellemek istedi, bunu iyi bilirsiniz. Siz bir siyasi parti kongresinin delegeleri olarak bir araya gelenler değil, Türkiye’ye sahip çıkmak için bir araya geldiniz. Devletin nasıl kurulduğunu siz bilirsiniz."

KORKU SENARYOLARI ÇİZDİ
"Artık açıkça grülen bir temel gerçek var, Türkiye bir yol ayırımındadır. Türkiye’nin siyasi bakımdan bir yol ayırımına geldiği çok açık ve nettir. Önümüzdeki dönemin nasıl gelişeceği hiç kuşku yok, bizim atacağımız adımlara, alacağımız kararlara her zamankinden daha çok bağlı hale gelmiştir. Nasıl bir yol ayrdımında olduğunu en iyi şekilde anlamalı. Türkiye siyaseti bir krizin içine girmiştir. Krizin çok somut göstergeleri ortadadır. İktidardaki parti Anayasa Mahkemesi’nin alacağı kararı bekler noktadadır. Bu krizdir. Dışarıdan içeriden bakanlar yarın nasıl olacağının belirsizliğini özellikle vurgulamaktadırlar. Türkiye laik olarak devam mı edecek yoksa ılımlı bir İslam devleti mi olacak. İçeriden dışarıdan bakanlar bunu tespit etmektedir. Türkiye hem laik hem demokratik olamayacak denmeye başlamıştır. Tercih yapma çağrısı yapıyorlar. Bizim 80 yıllık geçmişimizde ulaşmayı amaçladığımız nokta değildir. Bağımsız cumhuriyet diye yola çıkanlar, kuranlar, 80 yıl sonra laiklik ve demokrasi arasında tercih zorunluluğuna gireceğini düşünmemişlerdir. Bunu olağan karşılamak mümkün değildir. Bunu doğru tespit etmek lazım. Türkiye böyle gidemez. Giderse siyasi temellerinden bazılarını feda etmek zonunda kalırsa çok tehlikeli olur. Gelinen nokta maalesef böyle oldu. Göz göre göre geldik bu noktaya. Biz bunu önceden uyardık. Önlemek için uyardık. Siyasetin bu yol ayırımı noktasından çekilip çırakılması açık bir siyaset zeminine Türkiye’nin mutlaka çekilmesi lazım. Türkiye yola doğru bir siyaset anlayışı ile çıkmıştır. O anlayış bizi 80 yılı aşkın bir sürede çok daha ileri bir aşamaya getirme şansını bize tanımıştır. Şimdi yeni bir zemine doğru sürüklenmek isteniyor. O zemin gelecekte çok sıkıntıyı beraberinde getirecektir. O nedenle siyaset zeminimizi kaptırmak istemiyoruz. Laik cumhuriyetin temellerinin bozulmasına seyirci kalmak istemiyoruz. Bu çok temel bir noktadır."

BAŞBAKAN'I HEDEF GÖSTERDİ
"Camiler, ezanlar özgür olacak, herkes dinini imanını öğretecek, herkes inancını güzel yaşayacak, hepimiz inancımızla iftihar edeceğiz ama devletimiz laik olmaya devam edecek. Bu bütünlüğü korumak zorundayız. 80 yıl boyunca iyi kötü buralara gelindi. Şimdi sıkıntı yaşanıyor. Türkiye bu konuyu laiklikten vazgeçerek çözemez. Oy çokluğuna yön veren siyasi kadrolar 80 yıllık tarihiyle hesaplaşsınlar, yüzde 47 oy aldık, istediğimiz yapıveririz deyiversinler diyenlere hayır diyoruz, hayır. bu demokrasinin icabı değildir. Bu bizim meselemiz değil Türkiye'nin meselesi. Türkiye'nin huzurunun ana konusudur bu. Bunu çözemezsek hiç bir yeniliği sürdürme şansımız yoktur. Ulusal birliğimizi sürdürme şansımız yoktur. Asıl mesele budur. Başbakan bazen diyor ki, eğer millet istemiyorsa laiklik mi olurmuş, sonra diyor ki laikliği bu millet benimsemiştir diyor. Laikliğin Türkiye için en temel siyasi ilkelerden biri olduğu kesin. Bununla ilgili bir sıkıntı yaşandığı açıktır. Bunu inkar etmenin bir anlamı yok. Bütün dünya onun için yazıyor laiklik mi demokrasi mi diye. Onun için Türkiye Malezya olacak diye yazılıyor. Kaynağını doğru tespit edelim. Ben de aynı görüşteyim, milletimizin ezici çoğunluğu benimsemiştir ama bu laiklik sorunu nerden çıkıyor, millet çıkarmıyor siyaset adamları çıkarıyor. Siyasetçi bazen çıkar böyle bir mesele yoktur der, halk işsizlikten, pahalılıktan şikayetçidir der 5 yıl bunu götürür, 6. yıl çıkar en önemli mesele budur der. Bu tutarsızlık malesef bu sorunları bize bırakmıştır."

BAYKAL EKONOMİYE DE AL ATTI
"Türkiye bir yol ayırımına geldi de, bu sadece siyasetle ilgili değil. Ekonomi bakımından da bir yol ayırımındayız. Bu gidiş aynen devam ederse ekonomik rahatlamaya değil, sıkıntılı bir ortama sürükleneceğiz. Gelinen noktada büyüme tökezlemeye başlamış, nüfusumuz hızla artıyor. Her yıl 1 milyon insan katılıyor aramıza. Ekonomi büyümez, buna karşılık nüfus büyürse Türkiye sıkıntıya girer. 2004'ten beri sıkıntı başlamıştır. Yeni bir ekonomik program ortaya koyamadılar. Büyüme 2007'de 4.5 diye ilan edildi. O dahi kuşkulu. Bu konudaki resmi kuruluşlar güven verici olmaktan çıkmıştır. Revize etmeye başladılar rakamları. Güvenilen teknik kurum olmaktan çıkmışlardır. Ona rağmen yüzde 4.5 büyümeyi ancak ortaya koyabilmişlerdir. Tarım geçen yıl yüzde 7.5 gerilemiştir. Büyüme azalıyor, işsizlik hızla artıyor, çalışanlar işini kaybediyor, esnaf işini sürdüremiyor, vatandaşlarımız borçlarını ödemek için cambazlık yapıyor, sıkıntı derinleşiyor. Gene o malum kuruluş işsizlik rakamıyla oynuyor. Yani ilan edilen işsizlik rakamını neredeyse iki ile çarpacaksınız ne olduğunu anlayabilmek için. Türkiye'nin nüfusu artıyor, çalışanların sayısı azalıyor. Enflasyon düşmüyor 2004'ten buyana düşmüyor. Aslında gene o malum kuruluş bu rakamları makyajlayarak özel bir ilgi ile düzelterek yayınlıyor, ama mutfağı susturmak mümkün değil. Bakliyat, pirinç fiyatları konuşuluyor, bunun dünya ile hiç bir ilgisi yok. Neden artıyor, çünkü tarım desteklenmiyor. Geçen yıl 1 milyon hektar arazi ekim dışı bırakıldı. Destekler kalktı. DGD artık uygulamıyor. Neden, Dünya Bankası parayı kesti. Mazotu arttırıyor, gübreyi arttırıyor, fiyata destek olmuyor, sıkıntı başlayınca çok daha pahalıya ithalat yapıyor."

AK PARTİYİ HEDEF ALDI
"Halkın enflasyonu olağanüstü hızla artıyor. Türkiye bir yandan DİE rakamlar üzerinden cambazlık yaparak milli geliri şişirdikçe şişiriyor ama vatandaşın durumu açıkça ortada. 18-20 milyon insanın her gece yatağa aç girdiği ülkedir Türkiye. İçinde yaşlılar, çocuklar, hastalar var. Ama aynı Türkiye dünyada en çok dolar milyarderi imal eden bir ülke haline geldi. BÖyle bir ekonomi politikası sürer mi? Bundan kim kazanıyor? Çiftçi kazanıyor mu? İşçi-memur kazanıyor mu? Bu politika kimin politikası? Kim kazanıyor? Türkiye'nin içinde, dışında kazananlar var. İçinde kazananlar belli değil mi? Siz AKP yöneticisi olup da ekonomik sıkıntı içinde birisini düşünüyor musunuz? AKP yöneticisinin çocuğu olup da sıkıntı içinde birini düşünebiliyor musunuz? Maşallah her birinin ekonomik durumu çok iyi, tamam da 70 milyonuz. O insanlara da elinizi uzatın."

BAYKAL'IN RAKAMLARLA DANSI
"Türkiye'nin bu iktidar iş başına geldiği zaman borcu 80 yılın borcu, taa Atatürk döneminden 2002'ye kadar; 220 milyar dolardır. Şimdi o 220 milyar dolar 5 yılda ne oldu; 485 milyar dolar. 5 yılda 82 yılının borcunun iki katından fazlası yapıldı. Elde avuçta ne var cevabı yok da, kendilerine teslim edilenleri de sattılar, devrettiler. Bu politika sonucunda 50 milyor doların üzerinde faiz ödedik. Bir baktık borçlar iki katını aşmış. Türkiye'nin ekonomisini belirleyen dış ticaret ilişkileri nasıl. Yıllık cari açık 1 buçuk milyar dolardı, şimdi 40 milyar dolara çıktı. Bu politika zenginleştirme mi, yoksullaştırma politikası mı? Bunun da ciddi olarak tartışılması lazım. Yeni bir anlayışa oturtulması lazım. İhracatı ve büyümeyi öncelikli hale getiren bir politika lazım. Bugünkü politika çıkmaza dayanmıştır."

BAYKAL TARIMI DA BİTİRDİ
"Tarımı kambur diye görüyorsun, dünya farketti ki her işin özü topraktır, tarımdır. Bunu herkes görmeye başladı. Pamuk ve tekstil ülkesi Türkiye Yunanistan'dan pamuk alıyor. Yunanistan pamuğu ne bilir. Pamuğun vatanı Türkiye. Ama Yunanistan'dan alıyoruz. Yunanistan AB'ye girdiğinde aman tarımını bitirme dediler. Bizim tarımımızı bitirdiler. Ne bu çiftçiyi kalkındırmak mı bu? Mazotu çıkarmışsın 3 milyon civarına. Ne olacak? Bu olumlu bir tablo mu? Hem üreteci, hem tüketici şikayetçi. Efendim kuraklık olmuş da ondan fırlamış fiyatlar. hadi ordan canım sen de... TMO vardı bu memlekette. TMO'nun bütün ajansları, alım istasyonları, depoları kapatıldı. Hububatı halletmiş de Karadeniz'de fındığa baksın diye tuttular. Onun etkili şekilde kullanılmasına imkan vermediniz. Çiftçinin elinde kalmamış, stokçulara teslim edilmiş. Başbakan diyor ki, 'pirinç yapmayın bulgur yapın.' Sen ne güne duruyorsun, sen ne işe yarıyorsun? Senin görevin ne? Ev kadını ne yapacağını bilir. Bir ay evi nasıl döndereceğim diye en büyük ustalığı sergiliyor, o ne alacağını bilir, senin akıl vermene ihtiyacı yok. Sanki ev kadını istese pirinç pişirecek, istese et pişirecek. O gereğini yapıyor da sen ne yapıyorsun? Bu tarım tüm dünyada önem kazanıyor. Herşeyin sunisi yapılmıştır ama yiyeceğin yapayı yapılmamıştır. İnsanın karnı toprak tarafından doyurulur. Buğdayın, suyun, yapayı yoktur. Nereye giderseniz gidin, o toprak ana bizi besleyecek. Çiftçinin hakkını vereceksin, omuz vereceksin. Türkiye'nin bir kenara atılmış projesi var; GAP. Unutulmuş, bir kenara atılmıştır. Barajlarda üretilen enerjinin oradaki milyonlarca çiftçimizin toprağını sulaması için gereken sulama kanalları yapılamamıştır. Büyük yanlıştır. Türkiye'nin tarımsal üretimi pek çok alanda iki katına çıkardı. Türkiye tarımı yeniden sahiplenme durumundadır."

İMAM HATİPLERİ DE HEDEF ALDI
"Bu krizlerden nasıl çıkar soru bu değil mi? Dininizle iftihar edeceksiniz, laik düzeni koruyacaksınız başka çaresi yok. Siyasi krizden böyle çıkarız. Ortak noktalarımızı paylaşacağız. Bak bi etrafına. Irak'a, İran'a bak. Südece Türkiye'de bu altın sentez var. Altın birleşim var. İslamiyet laiklikle birlikte tam güzel. Dinin bağnazlığa dönüşmesi, düşmanlığa dönüşmesi engellenmek isteniyorsa laikliği koruyacaksın. Hıristiyanlık'ta da böyle. Onlar da yüzlerce yıl bunu yaşadılar, oluk oluk kan aktı. 100 yıl savaşları hep bunun bir parçası oldu. Onlar öğrendiler ki Sezar'ın hakkı Sezar'a, İsa'nın hakkı İsa'ya. O ayırımı yaptılar. Biz o kavgaları yaşamadık. Bu devleti kuranlar o acıyı yaşamak zonunda değiliz dedi ve o anlayışı getirip anayasaya yerleştirdi. Bizde akıllı adamlar vardı, doğrusu bu dediler ve bunu koydular. Şimdi bazı siyaset adamları bu dersleri almamışcasına tekrar o yarayı kaşımaya çalışıyorlar. Bu bizim varlık problemimizdir. Bunun dışında bütün sorunlar halledilir. Türban da halledilir. Bu memleketin bütün evletları aynı anlayışla eğitilecek. Çocuklarımız devletini, cumhuriyetini, Atatürk'ü severek yetişecekler. Eğitim birliği. Sen eğitim birliğini bozar, bazı okullarında böyle olsun dersen bunu demene izin verirlerse onu on yıllar boyunca sürdürürsen oralardan yetişenler başbakan olursa, olduktan sonra da ben bunun gereğini yapacağım, laikliği ortadan kaldıracağım derse sıkıntı çıkar. Bilinçli bir yönetime ihtiyaç var. Eğitim birliği ilkesini temel alarak çocuklar yetiştirilirse, cumhuriyetin temel değerleri ile barışık olursa, öyle başbakan olursa işte o zaman hem demokrasi olur hem de cumhuriyet olur."

MİLLET CHP'YE GÖREV VERECEK!
"Bu iyi bir tablo değil. Bunlar birikiyor, hepimizi tedirgin eden bir sonuç ortaya çıkıyor. Başsavcı bir parti hakkında kapatma davası açıyor. Herkes neyin kimin tarafından yapıldığını biliyor. Siyasetimiz zaafa uğramaya başlıyor. Bunu değiştireceğiz. Ekonomiyi de üretime, yatırıma, ihracata yönelteceğiz. Önemli olan zihniyet, bakış açısı. Borçları ödeyeceğim bitiremiyorsun, faiz yükseliyor, tarım sıkıntıya giriyor. Türkiye yol ayırımına gelmiştir. Buradan çıkmanın yolunu biz biliyoruz. Bazıları diyorlar ya, alternatif yok diyorlar, demokraside her türlü alternatif var. Bu iktidarın alternatifi var. Daha nicesi var gelip geçecek. Alternatifi olmayan bir şey var, CHP. İktidarın alternatifi var, izlenen politikanın alternatifi var. Ama CHP'nin yok. Bütün mesele buna sahip çıkmakta. CHP'den hesap soranların yakasına yapışmakta. Yapılması gereken bu. Bunu biliyoruz. Milletimiz inşallah CHP'ye görev verecek bunu dünya aleme göstereceğiz."

AB ALTINDAN İSLAM'A HAKARET
"Bizim Türkiye'yi bağımsız bir devlet olarak kurma mücadelemiz hiç kolay olmadı. Bizim bu mücadelemize dünyanın kalkınmış medeni devletleri, ileri devletleri sahip çıkmış, destek olmuş değildir. Biz Anadolu coğrafyasında bir bağımsız ülke kurma mücadelesi verirken bize Avrupa'dan bunlara destek olmak lazım diyen bir ses çıkmadı. Avrupa ve ABD bu coğrafyada Türklerin kendi devletlerini kurma mücadelesini engellemeye çalışmışlardır. Açıklamaları ortadadır. Türkiye'nin bağımsız bir devlet kurma mücadelesini tehlikeli saymışlardır. Müslüman Türklere Anadolu coğrafyasında hayat hakkı tanımama gayreti içinde olmuşlardır. Müslüman Türklerin hem siyasi hem de dini liderleri bu güçlere teslim olmuştur, fetvalar çıkartmışlardır. İslam Şeyhülislamları anadoluda bir Müslüman ülke kurulmasına sırtlarını dönmüşlerdir. Bir kaç vatansever din adamı hariç, Türkiye'deki dini liderlerin tamamına yakını İngiliz kumandarları ile işbirliği yapmışlardır. Biz mucadeleyi sadece Avrupa ile mücadele ederek kazanmadık. Kim kurdu. Mustafa Kemal ve arkadaşları kurdu. Kurduktan sonra her türlü oyun sahnelendi. Tahrikler yapıldı. Lozan anlaşması hala tam imzalanmamıştır. Ermeniler kışkırtıldı. Biz devleti Avrupa'nın katkısıyla mı kurduk. Biz Avrupa'ya karşı düşmanca davranmak için mi kurduk? Hayır. Kendi inancımızla, dinimizle, başımız dik yaşamak istediğimiz için kurduk. Bize Avrupa'nın sömürge valileri gelip kol vermedi. Hukukunuzu getirin alalım dedik, eğitimini, teknolojisini, ilmini aldık. Batı ile kavgamız yok. Ama batının bize saygı göstermesini, bizi kendisi ile eşit saymasını istiyoruz. Bakın, bizim bağımsızlık mücadelemiz milletimizin kendi bayına verdiği, kendi içindeki iş birliğine de karşı çıkarak verdiği mücadeledir. Sonra çok önemli bir atılım yaptık. Demokrasiye geçiş kararı aldık. İnönü kendi iradesiyle çok partili yaşamı 1950 seçimlerinden önce seçim sonuçlarına saygı göstereceğini belirterek sonuca da saygı gösterdi. Ama zaman zaman sekteye uğradı. Muhtıralar oldu. Sizler, bu demokrasi mücadelesini verirken Avrupa sizi kucakladı mı? Kapınızı çaldı mı? Haklı olduğunuzu ilan etti mi? Hayır. İşbirliklerine girdiler. Bu topraklarda ne iyi güzel yapılmışsa, bu milletin özüdür. Yeni bir krize geldi Türkiye. Niye anlatıyorum bunu? Bir kısa hatırlatma yapıyorum. Laiklik olsun mu olmasın mı diye konuşuluyor. Ekonomist dergisi diyor ki, Türkiye'de demokrasi ve laiklik bir arada olmuyor. Birini atmak gerek, atılması gereken laikliktir. Türkiye'de laik bir devlet olarak kalma mücadelesini yine biz vereceğiz. İş başa düşüyor. Müslümanların bu toprakta yeri yoktur, geldikleri yere gönderelim diyenler şimdi laiklikten vazgeçirelim diyorlar. Laiklik bu topraklardaki değerlerimize en büyük gücü katacak. Olay budur. Bunu önce bizim böyle anlamamız ve sonra da kararlılıkla uygulamamız lazım. Yarın inşallah Laikliği atalım diyenlere nasıl bir arada yürürmüş dersi vereceğiz. Laiklikten vazgeçtikten sonra demokrasi mi olurmuş."

PEKİ CHP NE YAPACAK?
"Türkiye Irak'a dönmesin istiyorsak, laikliğe sahip çıkmak zorundayız. Çözüm var mı yok mu? Elbette var. Hiç bir şart altında çözümsüzlüğü tasavvur etmek mümkkün değlidir. Şimdiki sorunlarımızı da aşarız, çözeriz. Herkesin tam bir güven içinde olmasını istiyorum, bunların önemli bir kısmı doğru bir siyasetle sorun olmaktan çıkar. Türkiye'de çok iyi bir eğitim reformuna ihtiyaç var. Siyasi sorunlarımızı çözmenin yolu doğru bir eğitim politikasından geçer. CHP iktidarında bu reform yapılacak. Okul öncesi eğitimden başlayarak yurt sorunları ile birlikte bir büyük eğitim hamlesi yapmak zorundayız. Ne yapılacağı çok nettir. Buna inanan bir iktidar bu ortamı değiştirir. Türkiye'de eğitim, devletin hem elinden hem de denetiminden çıkmıştır. Çocukların yetiştirilmesi bir ülkenin en önemli konusudur. En stratejik madde çocuklarımızdır. Çünkü onlar geleceğimizdir, yarınımızdır. Sizin amacınız geçmişle hesaplaşmaksa Türkiye'yi büyük sıkıntılara sokarsınız. Okullarınızda cihad çağrıları yapılır siz de seyirci kalırsınız."

BAYKAL'IN HAYALİ SEÇİM PROJESİ
"Türkiye'de siyasetin reforma ihtiyacı var. Ertelenemez temel önceliği dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır. Diğer demokrasilerdeki gibi makul noktaya getirmeliyiz. Bunu CHP'nin dışında kimsenin yapamayacağı anlaşılmıştır. Hangi dünya ülkesinde böyle bir düzen var? Seçim sistemimizde önemli bir projeamiz var. Siyasi sorunların çözülmesi, halkla parlamento arasındaki ilişkinin sağlıklı bir zemine oturması için yeni bir anlayış; milletvekili seçimlerinde adaylıklar ne merkez yoklaması ile, ne delegenin yapacağı ön seçimle, ne de tüm üyelerin katılacağı ön seçimle belirlenmemelidir. Bu üçlü sistemde sorun çözmek mümkün değil. Üyeler zaten kim üye olacak kim olmayacak konusunu kararlaştıranların tercihi ile çözülüyor. Bunu yapanların belli anlayışları var. Merkez yoklaması ile milletvekili seçimi yapmanın ciddi sorunları var. Seçmenin değerleri dikkatten kaçıyor. Bu konuda CHP'nin önerisi şudur. Bundan önce uygulanan benzer sistemlerle bir ilgisi yoktur. Hiç uygulanmamıştır, seçim çevreleri 20-24 kişilik olmaktan çıkarılacak 6-7 kişilik seçim çevreleri olacak. Bu çevrelerde 6 milletvekili seçilecekse onun iki katı, 12 kadar milletvekili aday adayını parti genel merkezi kendisine yapılan başvurular sonunda karara bağlasın. 12 tane muhtemel adayı parti o aday adaylarının ahlakı, siyaseti, parti ilkelerine olan bağlılığı göz önünde bulundurarak onları yazacak. 12 isim alternatif sıra ile yazılacak. 1. sıra ile 12. sıradaki eşit. Seçim başlayacak. Ne seçimi, milletvekili seçimi. Ön seçim ne oldu. Acele etme, ön seçim milletvekili seçiminden sonra olacak. Nasıl olacak, oy pusulasına bakacak, istiyorsa sadece partinin ambleminin altına basacak. Bunun ötesinde milletvekili adaylarına ilgi duyuyorsa, o zaman alacak kalemi o 12 isimden 6 tanesine EVET, listede bunlar olmalı diye 6 işaret koyacak. Bunu kaç seçmen yaparsa yapacak. İlk olarak partilerin oyu sayılacak. Ve denilecek ki, CHP'ye 4 milletvekili düştü. Ama hangisi, oyların içinde kaç seçmen geçerli tercih kullanmış, hangi aday adayı en çok oy almış bunu belirleyeceğiz. Bakın bu, çok yönlü uygulanmamış bir olay. Bazıları tercih uygulanmıştır diyor, alakası yok. Listeyi yapma hakkını biz üyelere değil, parti merkezine değil, seçmene veriyoruz."

KÜRT MESELESİNE DE EL ATTI
"Bunun bir eksiği vardır. Kendini henüz seçmene tam tanıtamamış iyi yetişmiş, partinin ihtiyacı olan değerli bazı insanlar bu sistemden zarar görebilirler. Kontenjan kullanılabilir. Bu devrim yapacak bir olaydır. Temel bir siyaset reformudur. Sorunlarımıza yönelik temel yaklaşımlarımız her geçen gün daha büyük önem kazanıyor. Güneydoğu'daki kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunları ile ilgili CHP'nin en köklü projeleri geliştirdiğini size hatırlatırım. Bu anlayışımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu tartışmaların tümünü ortadan kaldıracak bir anlayışa ihtiyacımız var, biz bunu biliyoruz. Herkes bilmeli, bu konuları istismar edip siyasi çıkar amaçlayan çevrelerin dışında bir insanlık, bir Türkiye sorunu olarak değerlendirip bakıyoruz. Türkiye bir ırk devleti değildir, bir kafa tası devleti değil, bir kan devleti değildir. Türkiye özgür insanların, kendi özgür siyasi iradeleriyle elele verdikleri çağdaş bir cumhuriyettir"

BUNLARI BAYKAL MI SÖYLÜYOR?
"Devlet insanları tanımlayamaz. Benim kim olduğumu bana söylemeye hakkı yoktur. Kimseye söylemeye hakkı yoktur. Neysek oyuz. Kimsenin işi değil bu. hepimiz dünyanın değişik coğrafyalarından bir araya gelmiş insanlarız. Dünyanın en zengin insan topluluğu bizde. Hep bir aradayız, neden, bir birimizi seviyoruz, hep bir arada olmaya devam edeceğiz. Herkesin kendine göre dini, mezhebi, etnik kökeni, aşireti, kabilesi var. 70 milyon bir aradayız. Herkesin kimliği kendi takdirindedir. Devletin gözü, insanların eknik kimliğini göremez. O noktada kör olmalıdır. Herkesi eşit saymalıdır. Herkesin hizmetkarı olduğunu unutmamalı. Bireysel hak ve özgürlükler eksiksiz ve noksansız benim vatandaşımın da hakkıdır. Sonu kadar bunu yaşayabilmelidir. Siyasette terör olmamalıdır. Terörü mazur görmek, yok saymak kabul edeceğimiz bir şey değil. Şiddet şiddeti çağırır, tırmandırır, terör terörü besler. Kimse için mutluluk çıkmaz. Şiddetle karşı çıkacağız. Hep beraber bir ve bütün yaşayacağız. Türkiye hepimizin. 70 milyonun elinde TC'nin tapusu. Biz bir arada yaşamalıyız. Her şeyimiz farklı olabilir ama bu bizim bir birimizden farklı hukuka sahip olduğumuz anlamına gelmez. Kimse azınlık değildir, herkes milletin özüdür. Bu anlayışı söylüyorum, çıkış buradadır. Herkesin kimliğine saygı ama terörden uzak bir yaşam. Kimme kimseyi dışlamayacak. Hep beraber aynı şekilde kardeşçe yaşayacağız. Bu sade yaklaşımlar içine girdiğimiz bunalımdan çıkışın açık anahtarını bize veriyor. Mucize aramayın, mucizevi yeni söylemler arayışına kalkmayın."

YİNE MİLLİ GÖRÜŞ VE ERBAKAN'A SARILDI, ERDOĞAN'A "İŞBİRLİKÇİ" DEDİ
"Siyaset tıkandı, iktidar Anayasa Mahkemesi önünde. Bu neden böyle oldu. Seyirci kalınırsa bu nereye gider. Bunu aşacağız. Demokrasi içinde bu sıkıntıları aşacağız. Türkiye'de demokrasinin 10 yıllardır geliştirilmiş bir birikimi vardır. Askeri müdahale dönemlerinde 10 yıllardır verilmiş bir mücadele var. Sağlam alt yapısı var demokrasinin. Bu krizleri aşacağız, laikliği, cumhuriyeti kurban etmeyeceğiz. Kürt kökenli vatandaşlarımızı başımızın üzerinde taşıyacağız ama teröre destek olmayacağız. Bunu söyleyin tatbik edin, Türkiye rahatlar. Sorun budur. CHP olarak bu noktada geçtiğimiz dönemi en doğru yönlendirmiş parti olarak sorumluluğumuzu biliyoruz gereğini yapacağız. Geçmişte de cumhuriyete yönelik tehditler oldu. 4 parti kapatıldı. Aynı başsavcılar yaptı bunu. Bunun bir anlamı yok mu? Bunu görerek, bırakalım dememiz mümkün mü? Diğerleri Milli Görüşçü'ydü. Milli görüşçü olunca, bütün yabancılar bırakın olsun anlayışı içine girdiler. Bunlar hiç bir zaman ne Refah karşısında ne Fazilet karşısında neden kapatıyorsunuz demedi. Neden, çünkü o zaman karşısında Milli görüş vardı. O iş ayrı. Erbakan Milli Görüşçü'dür. Erdoğan işbirlikçidir. Bu Milli Görüş çizgisinde çok temel bir kırılmadır. Milli Nizam, Milli Selamet, Refah Fazilet ve şimdi Saadet, bu çizgiyi takip etti. Ama AKP bundan farklı. Bizim bu şekilde etkili olmamız mümkün değil, işbirliğine girelim demişlerdir. Geldiğimiz noktada, bunlar sırtını dayadıkları çevrelerin desteğini seferber etmeye çalışıyorlar. Kime karşı, Türkiye'nin yargı organları karşı. Suç üstünde yakalandılar. Erbakan, Milli Görüşçü olmanın bedelini ödedi, bunlar işbirlikçi olmanın nimetini alıyorlar. Dediler ki siyaseti nutuk atarak götüremeyiz, parasız siyaset işlemez dediler, medyan olacak, uzmanların olacak, para olmadan sistemle mücadele edilmez dediler. Sistemin medya kuruluşları var, biz onlara rakip çıkaracağız, neyle parayla. Para nerde, önce belediyede sonra hükümette. Bunlar parayı, kendi siyasi mücadeleleri için kullanma hakkına sahip olacaklarını düşünüyorlar. Aynı gelenekteki diğer partiler de parasız pulsuz değildi ama onlarınki esnaf boyutundaydı, bunların ki holding boyutunda. Sabah-ATV meselesi ortada. 7 ortak çıktı ama baktık tek kişi kaldı. İhaleyi aldı, genel müdürü Başbakanın damadı. İhale sonucunda ödemenin yapılabilmesi için kaynak sorununu iki kamu bankası devreye sokuldu. Kredinin şartları açıklanmadı. Bir de Kuveyt sermayesinin ortak olarak işin içine girdiğini gördük. Türkiye bu noktaya geldi. Bu sadece siyaseti, siyasi ahlakı değil, aynı zamanda hukukumuzu çok çeşitli alanlardaki hukukunu ve ceza hukukunu doğrudan ilgilendiren bir uygulamadır. İbret alınacak bir tablodur. Bu bir zaresizliği, gözü karalığı yansıtıyor. Türkiye'nin geleceği bakımından da kaygı verici bir örneği oluşturuyor. Söylediklerimizin doğru olduğu anlaşıldı. Bu uygulamaların bizi nereye götüreceğini göreceğiz. İktidarlar gelip geçicidir. Diktatörlüklerde de, demokrasilerde de iktidarlar gelip geçicidir. Ne oldum dememeli, ne olcağım demelidir. Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Çok tehlikeli bir yozlaşma yaşıyoruz, tuzaklardan geçiyoruz. Bu güç dönemi aşacağımıza inanıyorum. Bu mücadelemizin en sağlam dayanağı CHP'dir. İyi bunları cesaretle ortaya koyacak, doğruyu ayakta tutacak sizer varsınız, CHP var. CHP varlığımızın güvencesidir, temelidir. Gelecekte de olacaktır. Son siçeme girerken bildirgemizin kapağına bir pusula koyduk. Dedik ki tehlike var. 2002'den beri uyardık, ama buraya geldik. Türkiye'de sözüne güvenilir, ne yaptığını bilen, sağlam bir partisi var; CHP. CHP'yi kimse kapıp da kaçamaz."

SONUNDA RAKİPLERİNİ HATIRLADI
"CHP'nin daha güçlü bir noktaya gelmesi hepimizin özlemi. Bu bizim CHP olarak serüvenimizin ta başından beri yürürlükte olan bir temel gerçeğimizdir. Biz CHP'yi 1992 yılında kurduğumuz zaman seçimlere girdik. 18 ay sonra. O seçimlerde 4.70 oy aldık. Kimse o zaman CHP'ye vay 4.70 oy aldınız çekilin diye ortaya atılmadı. Herkes CHP'yi kendi kaderine terketti. Kimse CHP'ye sen Türkiye'yi tıkıyorsun demiyor. Genel başkanına, yönetimine bırak biz gelelim diyen yok bu noktada. 1994'teki tablo bu. O zaman iktidarda olan bir parti var; SHP. Yine kimsenin önemsemediği 4.70 almış bir CHP var. Solun hesabını soracak parti çok. Bizim adımız bile okunmuyor. 1995'te barajı aştık fazla aldıran olmadı. Sahip çıkalım diye kimse çıkmadı. 1999 seçiminde APO teslim edilince Ecevit'e dengeler değişti, biz barajın altında kaldık. Onun üzerine ben Genel Başkanlıktan ayrıldım. Türkiye'deki yolsuzlukları anlattık, medya transferlerini, oyunları ortaya koyduk, ama APO konjoktürü içinde dışarıda kaldık. Ben ayrıldım, ama dediler ki görev sana düşüyor, sana görev düşüyor dediler ve beni çağırdılar. 2000 yılından bu yana bir politikayı götürüyoruz. 1999 yılında barajın altındaydık, şimdi yüzde 20 oy alan bir parti olduk. o zamana kadar sosyal demokrat düşüncesinin iddialı isimleri, bize 2000 yılından itibaren küçümseyerek, dudak bükerek baktılar. Bunların sonu barajın altında kalmaktır dediler. 2000 yılında biz yüzde 20 oy almış partisi olduk. Ondan sonra CHP bir çekim merkezi olmaya başladı. 1 Mart tezkeresi ile tarihi bir duruş sergiledi, Türkiye'nin kaderini belirleyen bir projeyi birlikte uyguladık. 2002 seçimlerinden itibaren en yüksek başarıyı elde ettiğimiz anda en büyük suçlamalar 2002'den sonra yapılmaya başladı. Engelleme çabaları, kampanyalar. 2004 genel seçimlerini yaşadık, 2007 genel seçimlerini yaşadık. CHP, özel şartlar altında, insanların özgür şekilde tercih olanağını kaybettiği, din istismarlığı ile desteklenen kampanyalarla etkilendiği bir ortama rağmen bugünlere geldi. Başbakan başta olmak üzere, yazarlar çizerler, bu CHP'ye değmez ama diyorlar, ama CHP'siz de yapamıyorlar. Başbakan konuşmasının yarısını CHP'ye ayırıyor. CHP ne yaptığını biliyor. CHP, Türkiye'de tutarlı, ilkeli, gelişmeleri doğru teşhis eden bir parti olarak milletimizin gönlünde takdirini kazanmıştır. Oy vermeyenler bile iyi ki bunların karşısında CHP var diyorlar. Masa başında atıyorlar, CHP şöyle yapsın oyları artar."

MEĞER BAYKAL NEYMİŞ
"Bu önerilerin ne ifade ettiğini çok iyi biliyoruz. Birileri CHP'nin yönetimini beğenmiyor, ben CHP'nin başına geçeceğim diyor. Yıllardır CHP ile olmaz diye yola çıktılar. Hareketler inşa ettiler. Toplantılar yaptılar, içeriden dışarıdan destek alarak partiyi kuruyoruz dediler. 3 yıldır ne oldu? Elbette CHP'ye karşı onu beğenmeyen siyaset yapmak isteyenler varsa o siyaseti yapabilecekleri zemini bulmaları mümkündür. Biz 1992'de CHP'yi kurduk. 1992 yılından beri Türkiye gözünü dikmiş, CHP'ye bakıyor. CHP'yi yolundan alıkoymaya kimsenin gücü yetmeyecektir. CHP'nin ilkelerini unutmayacağız. CHP'de bir sandalye kapacağım diye CHP'nin yeminli düşmanlarının gazetelerinde televizyonlarında onların kucağına oturmayacağız. Partide yönetim dönemlerinde iken evet dediğimize aday olarak çıktığımızda hayır demeyeceğiz. Bunlar olur. CHP bugün Türkiye çapında büyük sorumluluk üstlenmiştir. Malesef yer yer partinin özünü oluşturan örgüte karşı en büyük haksızlıkların yapılmasıdır. En ayıp suçlamalardır. Birileri zannediyor ki buraya gelen 1272 delege birilerinin talimatıyla buraya getirdiği insanlarsınız. CHP'ye dışarıdan bakanların bizi suçlamak istemelerini anlarım ama herkes CHP kurultayına gelme hakkını kullanmış olan arkadaşlar emek vermiş insanlardır. Her biriniz parti içi seçimlerde kime destek olursanız olun, her biriniz bu davanın saygı görmeyi haketmiş temsilcilerisiniz. Biz buraya Türkiye'de hiç bir partinin veremediği bir hukuk mücadelesini vere vere buraya geldik. 12 defa mahkemede haklılığınızı kanıtlaya kanıtlaya geldiniz. Herkes buna saygı duymalı. Türkiye'nin en bilinçli siyasi kadrosudur buradakiler. Biz büyük siyasi yolculuğumuzn bu önemli aşamasında bir aradayız. CHP bu yolculuğun temel belirleyicisi konumda. Partimize ve Türkiye'ye sahip çıkmaya devam edeceğiz."

"AKP TÜRKİYE'Yİ TEHTİD EDİYOR"
"Sizleri bilerek hiç yanıltmadık. Dürüst olmaya çalıştım. Bundan sonra da bu anlayışla devam edeceğim. Buna katkı verecek her arkadaşımı kucaklamaya hazırım. Bütün CHP'lileri, sosyal demokratları,bütün cumhuriyetçileri destek vermek üzere harekete geçmeleri halinde, CHP ile ilgili kafalarının içinde kavgayı bıraktıklarını göstermeleri halinde herkesle elele birlikte çalışmaya hazırım. Şu andaki ilgimiz bu konulara yöneliktir. Bu konuların yanısıra herbiriniz istediğiniz tartışmayı sergileriz. Ben CHP'ye önem veriyorum. Aramızdaki yarışmayı yaparken de bunu CHP'yi hedef alarak değil de şu iktidarı hedef alarak yapabilsek. Birileri sanıyor ki, Türkiye'yi unutacağız CHP'ye gece gündüz saldıracağız. Sonra da CHP'liler onu alacak iktidara getirecek. Böyle bir şey olabilir mi? Marifetinizi Türkiye'yi tehtid eden AKP ile mücadele ederek gösterin. Önce CHP'yi halledelim diyenlerin başarıya ulaşmaları mümkün değildir. Türkiye'yi tehtid eden olumsuzluklara karşı kendinizi gösterin. Öyle yaparsanız parti sizi sahiplenir. Bu kadar iç tartışma yeter. Bu sürecin hiç bir aşamasında hiç bir toplantıda en küçük bir değerlendirme yapmadım. Bilinçli olarak o tartışmaya hiç dokunmadım. Türkiye elden gidiyor. Bu ortamda ben kendi arkadaşlarımın mı foyasını ortaya çıkaracağım. Yakışır mı bana? Ağzımı bile açmadım. En ağır suçlamalara hedef alındım sustum. Bu kadarına her halde hak verirsiniz. Sanıyorum bu kadarı da sonuç almaya yeterlidir."

"HERKES DİZ ÇÖKÜP SAYGI GÖSTERMEK ZORUNDA"
"Sizler benim dünyamın bir parçasısınız. Sizler benim ailemsiniz. CHP içinde büyük görevler yaptım. İftihar ediyorum. Partimin verdiği görev sonucu sorumluluklar üstlendim. Gücümün yettiğince hakkını vermeye çalıştım. Bu kurultayda da bana görev verilirse bundan onur duyarım. Bundan sonra da CHP'nin gelecekteki açılımları birlikte elele gerçekleştirilecektir. Önümüzdeki dönemde ne yapacağımıza birlikte karar vereceğiz. Hiç birimiz CHP'den daha önemli değiliz. Hiçbirimiz CHP'ye yön verme hakkına ve kuvvetine sahip değiliz. Herkes diz çöküp saygı göstermek zorunda. Sizlerle yolculuğumuz devam ediyor. Allah sağlık verrdikçe, bir işe yaradığımızı gördükçe sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Ben CHP'liyim. Geldiği gibi gidebilir de. İki defa gitti. Gittiği zaman da ben CHP'liydim. Ben hep CHP'li kalmaya devam edeceğim. Sizler bu memleketin siyasi bilincinin en duyarlı kesimisiniz. Siz alacağınız kararların bu ülke için en doğrusu olması dışında hiç bir hesabın esiri olmayacağınızdan kuşku duymuyorum. Bu ölçünün dışında bir kararı almayı size yakıştıramam. O nedenle inanıyorsanız ki CHP'ye, laik cumhuriyetin sahiplenilmesine, emeğin hakkının hukukunun güvence altına alınmasında Deniz Baykal'ın katkısı olacaktır diye desket verirseniz bu ışıkta size hizmet etmekten kıvanç duyarım."

(habervaktim)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.