'Bu gece seni döve döve öldüreceğiz ve kimse görmeyecek'
1969 yılında Adalet Partisi’nden Isparta milletvekili seçilen Hüsamettin Akmumcu, Demirel’in uygulamalarından rahatsız olur ve yeni bir siyasi arayış içine girer. O tarihlerde Necmettin Erbakan Konya’dan milletvekili seçilerek TBMM’ye girmiş ve bağımsız bir hareket başlatmıştır. Ankara’da toplantılar düzenlenir, Akmumcu da bu toplantılara iştirak eder. İşte o günlerde Milli Nizam Partisi’nin temelleri atılır. Adalet Partisi’nin amansızca hüküm sürdüğü dönemlerdir o günler. Demirel’in memleketi Isparta’dan vekil seçilen Akmumcu, Demirel’den duyduğu rahatsızlığını istifa ederek gösterir ve Erbakan’ın saflarına katılır. Akmumcu, TBMM’de masonların ağırlığını iyice hissettirdiğini gördüğü bir dönemde verdiği gensoru önergesiyle şimşekleri üzerine toplar. Büyük tepkiler ve tehditler de alır. Hatta suikasta bile uğrar. Demirel’le aralarındaki soğukluk, Akmumcu’nun Demirel’in çevresi tarafından ölümde tehdide kadar vardırılır. Beduüzzaman Said Nursi’nin avukatlığını yaptığı dönemde çok defa haksız yere gözaltına alınır ve ölümle tehdit edilir.
Şu an 84 yaşında olan Akmumcu, yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla arkadaşımız Yener Dönmez’le paylaştı. İşte Akmumcu ile söyleşimizin ilk bölümü.
Bediuzzaman’la nasıl tanıştınız? O dönemde yaşadıklarınızı anlatır mısınız?
Cenab-ı hakk nasip etti. 1957 senesinde üstad hazretleri ile tanıştık. Risale-i Nur davası ile ilgili olarak avukatlığını yaptım. Ancak, Üstad hazretleri vefatının da haber verildiği tarihte, Mart’ın 24’üydü sanırım. Cenab-ı Hakk onu düşürmedi. Onu ziyarete gidiyorum ben de. Şubat ayında onu ziyarete giderken iki cip kapıda bekliyordu. İçlerinden fırtına gibi çıkan polisler üzerime atladı. ‘Benim avukat olduğumu bilmiyor musunuz ’ dedim. ‘Senin okuduğunu biz çoktan okuduk da unuttuk’ dediler. ‘Mesele kalmadı o zaman’ dedim. Emniyete götürdüler beni. Anlayın, bir alimi, yaşlanmış, hastalanmış bir alimi ziyaret ettirmek bile istemiyorlar. Gidip geldiğimi bildikleri halde. Karakolda, ‘gitmeyeceksin bir daha oraya’ dediler. ‘Bırakmasanız nasıl gideyim’ dedim. ‘Burada oturtursanız gidemem.’ Bıraktılar. Sonra Üstad hazretleri Noter’i çağırttı. Noter geldi. Onun gelmesi ile beraber Üstad hazretleri vekalet verdi.
-Bediüzzaman, yaşadığı döneme nasıl bakıyordu, millet ve ordu hakkında ne düşünüyordu?
Üstad hazretleri neyin üzerinde durmuş. İmanlı hakikatlerin gönüllerde inkişafını istemiş. Şimdi, biz çok partili hayata atıldığımız güne kadar, Adnan Menderes Başbakan oluncaya kadar, Türkiye’de dindarlara karşı bir cihad açılmıştı. Küfür cihadı. Onlar küfrün memlekette mutlak hakimiyetini elde etmek istiyordu. Çeşitli bahanelerle her devirde bir irtica yaygarası kopartıyorlardı. Bitmiyordu bu. Gerek üniversitelerde gerek diğer yerlerde olsun, talebe yurtlarına kadar indiler. En nihayet biz de Üniversite Talebe Birliği’ndeydik ve biz de ayrıldık birbirimizden. Şimdi Ankara’da Üniversite Talebe Birliği’nde Başkan olacak adam, kura çekiliyor üniversitelerin içinde. Kura kime çıkarsa üniversite başkanlığını, talebe birliği başkanlığını o alıyor. Biz de de kura çekildi, çekilince bir veterinere gitti. Ben de Hukuk Fakültesi temsilcisiydim. Yani Hukuk’a düşer de biz de üniversite birliğinin başkanı olur muyuz diye düşünüyoruz. O sıra Adnan Menderes Ezan-ı Muhammedi’yi aslı gibi okunması gerektiğini belirterek mevcut düzenlemeyi değiştirdi ve başarılı oldu. Tabi İnönü ve ekibi de rey verdi. Halbuki vermemeleri lazımdı. Onlar Ezan-ı Muhammedi’yi tam bitireceğiz dedikleri anda Cenab-ı Hak bitirtmedi. Ve devam ettirdi.
-O dönemde yaşadığınız önemli bir olay var mıydı? Özellikle de bu bahsettiğiniz öğrenci olaylarından..
Rahmetli Ahmet Hamdi Akseki’in cenazesinin toprağa verileceği gün, üniversitede toplantı yapıp irticanın hortladığını bildireceklerdi. Üniversite Talebe Birliği adıyla. Biz de rahmetli Akseki’in cenazesine gittik. Ben Belediye Otobüs İşleri Müdürü’ne dedim ki, üniversite talebelerinin Halk Evi’nde toplantısı var. Biz oraya gideceğiz, otobüsler arkadaşları indirdi biz de gittik. Oraya vardıktan sonra konuşmaya başladılar. İddialarını savunmaya çalıştılar. Bizim arkadaşlar da tabi cevap verdiler. Ben arkadaşlara ses çıkarmamalarını tembihlemiştim. Onlar ne söylerse söylesin ses çıkarmayın. Ama arkadaşlar dinlemedi. Bir tane yavrucuk vardı, Atletizm Federasyonu Başkanı mı ne. O içlerinden birinin ensesinden tuttu tekmeyi poposuna yerleştirdi. Ben de Hukuk Fakültesi temsilcisi olarak kalktım dedim ki, 'biz burada toplantı yapıyoruz, biraz önce çok ciddi ve milli bir alimi toprağa verdik, onun ruhu için bir Fatiha okuyalım' dedim. Ötekiler karşı çıktılar. İlahiyat Fakültesi'nden bir arkadaşımız, ‘Bir az evvel ebediyete uğurladığımız Akseki için Lillahi Tealel Fatiha’ dedi. Ondan sonra adamlar dağıldı. Derhal emniyete gitmişler. ‘Türkiye Milli Talebe Federasyonu ile toplantı yapıyoruz, toplantının gayesinin dışına çıktılar, toplantıyı irticacılar bastı, dağıttı’ falan.
-Bu süreçte Müslümanlar nasıl bir psikoloji içerisindeydi? Bir de Bediüzzaman’ın yaşadığı büyük sıkıntılar var haliyle…
Bu tarihe kadar ne oldu? Ehli tarik, vazifesini ifa etti. Nakşibendi, Kadiri olanlar her tarafta gizli toplantılar, ibadetler, taatler yaptı. Böyle devam etti. Üstad hazretleri de Risale-i Nur külliyatından eserleri neşretti. Eserlerin okunmasını istedi. İnsanlarda iman yolunda gelişmeler olsun, iman şuuruna sahip olan insanların artmasını istedi. Ama bizim gençler, arkadaşlar devamlı surette ne istiyorlardı? Bir an evvel İslam hakim olsun ve gerçekleşsin. İslam hakim olsa, o seviyede düşünce mekanizmasına sahip olan arkadaşlar ne yapacaklar ki? İslam’ı nasıl yerleştirecekler bu topraklara? İlim irfan sahibi olmadan Müslümanları bir arada bulundurma hedeflerini, istikametlerini tayin etmek mümkün olur mu? Onun için Üstad hazretleri ehli imanın dalaletten kurtulması lazım diyor. Ehli iman dalalette olur mu? Olur. 'Taklidi imandan tasdiki imana geçilmeli' diyor. ‘Euzubillahi mineşşeytani vessiyasi’ dedi. Siyasetin ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Senelerce hapishaneler, aç bırakılmalar, Afyon’da sıfırın altı 30 derece, yanında hizmet edenleri alıyorlar, yemek vermiyorlar, ölmesini bekliyorlar. Bu şartlar altında yaşadı Üstad. Buna rağmen Bakanlara, Başbakanlara mektubu var. İslam’a hizmetin kösteklenmemesi gerektiğini delilleriyle ispat eden yazıları var üstadın.
BEDİÜZZAMAN: “KAHRAMAN VE MÜCAHİD ORDU, DİNDAR MİLLET”
Gelelim üstadın eserlerine; ne demiş Üstad hazretleri? 5. Şua’da söyledikleri şu: ‘Kahraman ve mücahit ordu ve dindar millet.’ Ruhundaki nuru Kur’an ve iman ışığıyla hakikatleri görecek o kumandanın, dehşetli tahribatı tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılmaktadır. Hadislerde belirtilmektedir bu. Ne diyor Üstad: ‘Kahraman ve mücahit ordu.’ Bu cümleyi okuduğum zaman üzerime bir soğukluk çöküyor. Ondaki hikmet nedir? Ben onu düşündüm. Kahraman ve mücahid ordu ve dindar millet. Bir hizmet içindesiniz, Allah sevabına nail eylesin. Hizmette ihlası kaybetmemeye çalışın. Çok insanlar acelecidir. Muayyen bir ilim ve irfan seviyesine gelmeden ‘neticeyi al’ mı diyecek Cenab-ı Hak Teala? Çeşitli imtihanlardan geçmeyecek miyiz?
“BUGECE SENİ DÖVE DÖVE ÖLDÜRECEĞİZ”
Üstad’ın talebelerinden Musafa Sungur, Abdullah Yeğin şahittir. Antakya’ya gittiğiminze onlar kalacağımız evi aramaya gittiler, polis geldi beni yakaladı; hadi karakola. Sivil polisler. Birinci şubenin şefi, amir olan, ikili oturduğumuzda ne dedi bana biliyor musunuz? ‘Bu gece seni döve döve öldüreceğiz. Kimse görmeyecek.' Dedim ki ‘Görecek, Allah görür. O zaman huzuru ilahide dökülen kanlarımın hesabını sizlerden soracağım.’ Biz buraya Allah rızası için gelip gidiyoruz, ben mahkemelere giriyorum. Üstad’ın hizmetinde bulunduğum zamanlarda gelip gidiyorum. Oğlan böyle kaldı. O gece saat 10 buçuk civarlarında sanırım, Antakya Şoförler Cemiyeti Başkanı, Vali’nin evine telefon açıyor ve hadiseyi anlatıyor. Vali gecenin 12’sinde ‘onu serbest bırakın’ diye telefon ediyor. ‘Ne hakkınız var tutuyorsunuz?’ diye soruyor. Beni gecenin 12’sinde tahliye ettiler, kalacağımız ev tespit edilmiş, arkadaşlarım beni kapıda gülerek karşıladılar. Gaziantepli bir arkadaşım vardı, ‘Benim ismimi vermedin hakkıma girdin, sana hakkımı helal etmiyorum’ diyerek bana çıkıştı. Ben onun ismini vermemiştim. Senelerce ne oldu, her tarafta medreseler açıldı. Dini tedrisatlar yapıldı. Kurslar vesaire. Cenab-ı Hakk vaadini gerçekleştirmek için ahir zamanda her tarafla da bir yakınlık doğurdu. Müslümanlar arasında bir yakınlaşma, bir birleşme, bütünleşme, hiçbir zaman olmayan hadiseler bu senelerde oldu böylece. Şimdi bizim intizarımız, ömrümüz vefa ederse tabi, Cenab-ı Hakkın vaadi ilahisinin gerçekleşeceği günleri görmek.
İLGİLİ HABERLER:
ERBAKAN HOCA'NIN GENÇLİĞE HİTABI'NIN TAM METNİ
ERBAKAN'DAN KURTULMANIN YOL HARİTASI
'İSA İÇİN SENİ YERYÜZÜNDEN SİLERİZ'
NE BUSH NE CHENEY, DÜNYAYI BU ADAM YÖNETİYOR
Yarın:
Adalet Partisi’nden milletvekili olduktan sonra Demirel’le yolları neden ayrıldı?
Demirel’in çevresi tarafından neden tehdit edildi?
Erbakan’la nerde karşılaştılar?
Milli Nizam Partisi’nin temelleri nerde atıldı?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.