Hain! Isparta'ya gelme, ölürsün!
1969 yılında Adalet Partisi’nden Isparta milletvekili seçilen Hüsamettin Akmumcu, Demirel’in uygulamalarından rahatsız olur ve yeni bir siyasi arayış içine girer. O tarihlerde Necmettin Erbakan Konya’dan milletvekili seçilerek TBMM’ye girmiş ve bağımsız bir hareket başlatmıştır. Ankara’da toplantılar düzenlenir, Akmumcu da bu toplantılara iştirak eder. İşte o günlerde Milli Nizam Partisi’nin temelleri atılır. Adalet Partisi’nin amansızca hüküm sürdüğü dönemlerdir o günler. Demirel’in memleketi Isparta’dan vekil seçilen Akmumcu, Demirel’den duyduğu rahatsızlığını istifa ederek gösterir ve Erbakan’ın saflarına katılır. Akmumcu, TBMM’de masonların ağırlığını iyice hissettirdiğini gördüğü bir dönemde verdiği gensoru önergesiyle şimşekleri üzerine toplar. Büyük tepkiler ve tehditler de alır. Hatta suikasta bile uğrar. Demirel’le aralarındaki soğukluk, Akmumcu’nun Demirel’in çevresi tarafından ölümde tehdide kadar vardırılır. Beduüzzaman Said Nursi’nin avukatlığını yaptığı dönemde çok defa haksız yere gözaltına alınır ve ölümle tehdit edilir.
Şu an 84 yaşında olan Akmumcu, yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla arkadaşımız Yener Dönmez’le paylaştı. İşte Akmumcu ile söyleşimizin ikinci bölümü:
Ben 1969’da Isparta’dan milletvekili seçildim.
-O dönemler çok zor dönemler. Demirel’in müthiş bir hakimiyeti var 1960’larda. Siz ve bir arkadaşınız Adalet Partisi’nden istifa ettiniz ve Erbakan Hoca’nın saflarına geçtiniz. Bu yüzden Süleyman Demirel’den hiç baskı gördünüz mü?
Isparta’dan bana bir torba tel gelirdi. ‘Hain, istifa et, seni istemiyoruz, çek git’ diye. Bundan daha büyük baskı olur mu? Adamlar beni aleni bir şekilde ölümle tehdit ediyorlar.
-Demirel mi sizi ölümle tehdit etti?
Demirel hiçbir zaman böyle tehlikeli durumlarda kendisini ortaya atmaz. Onun adamları faaliyete geçer. Mesela Ticaret Odaları başkanları, sermaye sahipleri, şunlar, bunlar Isparta’dan hepsi bana tel çekti: ‘Gelme ölürsün.’ Demirel’e ihtiyaç kalmıyor. Demirel’in adamları faaliyette. Isparta’da Kardeşi Şevket var. Allah’ın hikmeti. Allahım bir kolaylık verdi ve bir konuşma talep ettik.. ‘Sağ mı sol mu meselesi üzerinde parti grubu ve milletvekilleri olarak bir konuşma yapalım, sağda mıyız, solda mıyız yerimizi tespit edelim’ dedik. Demirel hep kaçtı bunlardan.
DEMİREL: GEL BERABER ÇAY İÇELİM
-Isparta’dan vekil seçildiğinizde nasıl bir atmosfer vardı?
Milletvekili seçilince beni Isparta’dan acayip şekilde uğurladılar. Allah rahmet eylesin Osman Ağa vardı. Bir koç almışlar kurban etmek için. İkindi namazına gelenlerin hepsi sarıklıydı. Sakallı, sarıklılar geldi, kurbanı kestiler. Bana dua ettiler. Cemaat duası, gönül zenginliği içinde olanların, boynu büküklerin duaları bizi o anda korudu. Ankara’ya vardık. Sabah namazından sonra da dinleniyordum. Demirel araba göndermiş, “Gel çayı beraber içelim” diye. Kapıda beni bir karşıladı, ‘Benim hiç değişmeyen arkadaşım’ diyerek boynuma sarıldı.
ERBAKAN’LA YOLLARI BULUŞUYOR
- Erbakan’la iletişime geçme nedeniniz Demirel’in bu tartışmalardan kaçması mıydı?
Ben 27 Mayıs’ta Isparta’dan çıkarıldım. Süngüler ortasında karakola götürüldüm. ‘Isparta’da oturmayacaksın’ dediler. ‘Civar vilayetlerde de oturmayacaksın’, mesela Burdur’da, Antalya’da oturmayacağım. Gece 2’de tebliğ ediliyor süngüler ortasında. Ne diyeceksin, ‘Hayır oturacağım’ mı diyeceksin? Böyle tebliğ edildi. Biz de mecbur kaldık ve ayrıldık Isparta’dan.
Ankara’da toplantılar yapılıyordu. Erbakan’la Ankara’da toplandık Milli Nizam Partisi kurulmadan önce. O zaman Hasan Armutçu da Mehmet Armutçu da sağdı. Onların teravih namazı kılınan dairesinde toplandık. Ben söz aldığım zaman dedim ki: ‘Bu mücadelenin ben içinden geliyorum. Hiç böyle sanıldığı kadar kolay bir mesele değil bu. Kefeni belimize sarıyor muyuz, sarmıyor muyuz?’ dedim. Erbakan da oradaydı. Ben oraya Adana’dan gittim, kış günüydü. Kar vardı her tarafta. Otobüsle gittim. Bir sene evvel bu konuşmaları biz yaptık. Dedik ki: ‘Yalnız Allah rızası için hareket edelim. Nefsimize mağlup olup, parti milletvekilliği, şu, bu bahis konusu olmasın.’ Bunlar konuşuldu, fikirlerde ittifak hasıl oldu. Erbakan’la fikir birliğimiz vardı.
-Milli Nizam Partisi kurulduktan bir yıl sonra kapandı ve Milli Selamet Partisi kuruldu ertesi yıl ve bir yıl sonra da 1973’te seçimler oldu. Selamet Partisi, yeni bir parti olmasına rağmen milletvekili çıkarmakta zorlandı mı o dönemde?
Seçimlerden sonra, 48 milletvekilliği ve 4 senatörlük aldık. Ankara’da imkanım var. Mesela parti propagandası yapıyoruz, arabaya binip bir kazaya gidiyoruz mesela. Şereflikoçhisar’dan bir arkadaş ‘Seni götüreyim mi’ dedi. Hay hay dedim, gittik. Aylardan Ramazan. Vardık oraya, betonarme bir kahve. Kahve betonarme, salonu çok büyük. Herkesin önünde çaylar, elde sigaralar. Getiren arkadaşa dedim ki: ‘Biz burada konuşma yapamayız.’ Böyleydi ve buna rağmen Ankara’dan iki milletvekili çıkardık.
ECEVİT İLE KOALİSYONA KARŞI ÇIKTI
-Ecevit ile ortaklığa karşıydınız siz..
Meclise girdik. Arkasından sessizlik. Bizim bir kısım arkadaşlar o tarihlerde hacca gitmeye kalktılar ve gittiler. Bir kısmı da Ankara’da kaldı. Biz de kaldık. Ortaya Ecevit’le koalisyon çıktı. Biz şiddetle muhalefete geçtik. ‘Bu böyle olmaz’ diye. Bu arada Af Kanunu gündeme geldi. Bunu koalisyon şartı olarak belirlemişler. İş geldi Af Kanunu’na dayandı. Şimdi birisi, bir kadın bıçaklanıyor, bir takım olaylar oluyor, peki benim milletvekili olarak o kadını bıçaklayanı affetmeye hakkım var mı? Hayır yok. Affetme hakkı diye bir hak bana verilmedi. Neden, kadın ‘benim vekilim sensin’ demiyor. Dese, o zaman onun vekili olarak fikrimi söylerim, caiz olur. Olmadığına göre biz muhalefet ettik; hayır. Bir adam Milletvekili de olsa, af kanununu kabule hakkı yoktur. Onun vazifesi değil dedik. Sonra Af Kanunu meclise geldiği zaman, aynı zamanda Asabiye Mütehassısı olan Doktor Emin Acar’la birlikte menfi rey verdik. Senatodan dönünce 20 kişi daha bize iltihak etti. Ve sonra da ayrıldık Erbakan’la. Onunla ayrılmamıza da bu sebepti. Bizim meselemiz şöyleydi: İktidarı Ecevit bile temsil etse, yapacağımız tekliflerle, olumlu tekliflerle iktidarı zorlamak, kabule yanaştırmak. İşte bu yüzden, ben Üstad hazretlerine dönüp öyle düşünüyorum. ‘Kahraman ve mücahit ordu ve dindar millet.’ Şimdi hadiseler ne yönde işliyor? Hadiseler, partileri, insanları bir birine yaklaştıramaz hale getiriyor.
BENİ YAHUDİ ÖRGÜTLERİYLE TANIŞTIRACAKLARDI
-Milletvekilliğiniz olduğunuz dönem aynı zamanda siyasi tartışmaların hararetli olduğu dönemler. Bu dönemde ne tür olaylarla karşılaştınız?
1970’lerdi. Bir gün İstanbul’dan büyük bir işadamıyla Kızılay’daki bürosunda görüştük. Büyük Sermaye Sahibi, ilk defa 450 Mercedes’i Türkiye’ye sokan adam. ‘Morton Abramovitz, sizinle bir akşam yemeği yemek istiyor’ dedi. ‘Sebep ne?’ dedim. ‘Müslümanların iç ve dış politika konusundaki görüş ve kanaatlerini öğrenmek istiyormuş’ dedi. ‘Bu olamaz’ dedim. ‘Ben bu kanaatleri etraflıca anlatamam. Anlattığımı bile kabul etseniz, niçin Morton Abramovitz’le bir araya geleceğim? Neden beni de Amerika uşaklığı listesine kaydedeceksiniz?’ dedim. Tabi basına intikal edecek. Ama ben araştırdım, adam anadan doğma katıksız Yahudi. Nerede iş yapmışsa oraları karıştırmışım. Bir de 15 günlük Amerika seyahati vardı bunların. Amerika’da beni gezdirecekler, lobilerle tanıştıracaklardı. Başta da Yahudi lobisiyle. Başka türlü olur mu, olmaz.
Şimon Perez’i Türkiye’ye davet ettiler ya. Şimdi Yahudiler kendilerini davet ettirdiler. Yahudilerin bu tip gizli planları vardır. Meclise geldiği zaman meclis ayakta alkışladı. Bunu duydunuz mu? Milletvekili olan bir adam, Yahudi cumhurbaşkanı gelecek, onların bulunduğu parlamentoda ekseriyet saygı ifadesi için ayağa kalkıp alkış tutacak ha.
ERBAKAN VE ERDOĞAN ARASINDAKİ FARKLAR
-Merak ettiğim konu, o yıllarda, 48 milletvekili var. Daha sonra her dönem sayı artıyor, ama hep bir uzlaşı aranıyor. Neye bağlıyorsunuz bu sıkıntıyı?
Hadiseye karşı nasıl yaklaşılacak? Sual bu. Mesela başörtüsü meselesi var. Senelerce yaklaşılamadı. Ya haktır ya değildir. Hak olduğunu söylersin, ortaya fikrini atarsın, kabul edilir veya reddedilir. Yahudiler, Siyonistler bu mücadele taktiğini çok iyi bilirler. Nasıl kandıracak, nasıl aldatacak. Onlar huzuru ilahide hesap vereceklerini hem bilirler hem de çekinmezler. Öyle bir garip inanış içinde çırpınıp duruyorlar. Ariel Şaron ölmedi bakın. Fişini çekmediler. Böyledir. Biz ne yapacaktık, 48 milletvekili ile hiçbir zaman iktidarın bir kanadı olacağımızı kabul etmeyecektik. Ya ne yapacaktık? Teklifler ileri sürecektik. Milletin menfaati içinse, iyilik getiriyorsa taraftarlığınızı söylersiniz. Böyle görüşmemiz lazımdı, görüşecektik. İçine girmeden, onlarla konuşmadan, el sıkışmadan bunları halletmemiz lazımdı.
Erbakan ve Erdoğan birbirlerinin benzeri mi yoksa, aralarında ciddi farklar var mı?
Benim tahminim Tayyip’i yetiştiren Erbakan’dır. Benziyorlar birbirlerine. Erbakan yetiştirmiştir. O’nun tesirini de inkar etmek mümkün değildir. Tayyip önce onun elini öpüyordu.
AK PARTİ KAPATILIRSA NE OLUR?
-Kapatma davası var bir de? Siz nasıl bakıyorsunuz bu davaya?
Şimdi Anayasa Mahkemesi partiyi kapatacak. Mensuplarının düşüncesi o, kapatılacağı yönünde. Şimdi kapatılırsa ne olacak? Onlar tekrar parti kuracaklar. Seçime girecekler. Recep Tayyip Erdoğan bağımsız olarak seçime girecek.
ÜSTAD’IN ‘KAHRAMAN ORDU’ SÖZÜ
-Mütedeyyin kesimin hiçbir sıkıntısı giderilmeden hem de…
Mesela dikkat edin. PKK’yı Türkiye’de durduran güç nedir? Silahlı kuvvetlerdir. Hayret ettiğim bir nokta var, Genelkurmay Başkanı geçen gün Rahşan Ecevit’in elini öptü. Mesela elini öptüğün insan ilim irfan sahibi olur. Ben de Üstadı yakından tanıdığım için, Üstad ne diyor, ‘kahraman ve mücahit ordu’ diyor. Komutan demiyor, ordu diyor. Orduyu temsilen bir komutan gelecek. O komutan Cenab-ı Hakk’ın vazifeli kılıp çıkartacağı komutan olacak.
EMEKLİ MAAŞINI FAKİRLERE DAĞITIYOR
-Eski arkadaşlarınızla görüşüyor musunuz?
Ankara Sıhhiye’de eski milletvekillerin bir araya geldi bir lokal var. Zaman zaman Ankara’ya gidiyorum ve eski arkadaşlarla orada buluşuyoruz. Hüseyin Abbas’la sık sık telefonla görüşürüz. Hüseyin Bey Tokat milletvekiliydi. Eski arkadaşlar Abbas’a: “Akmumcu ne derse kabullen’ demişler. Ben de ona karşı saygısız davranmadım hiçbir zaman. Bizim anlaştığımız grup vardı. Af Kanunu’na karşı 20 kişi. 48 kişiden 20 kişi anlaşamayacağımızı anladığımız için ayrıldık.
Emekli maaşınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben milletvekili emeklisi olduğum için, 3 ayda 12 bin 600 YTL maaş alıyorum. Burada fakir aileler var. Ben bu paranın önemli bir kısmını, onlara aktarıyorum.
RÖPORTAJIN DÜNKÜ BÖLÜMÜ:
'BU GECE SENİ DÖVE DÖVE ÖLDÜRECEĞİZ'
ERBAKAN HOCA ABD'Yİ ALENEN TEHDİT ETTİ
Yarın:
Masonlar hakkında ilk gensoru önergesini veren milletvekili oldu
Masonların suikast girişiminden nasıl kurtuldu?
Kapatma davasını nasıl değerlendirdi?
Alparslan Türkeş, Hilmi Özkök ve Devlet Bahçeli hakkında neler söyledi?
Yener Dönmez-habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.