Kabak kimin başına patlar?

Kabak kimin başına patlar?
Ak Parti’nin kıdemli bir hukukçu kurmayı, Kılıçdaroğlu’nun yemin etmeme kararıyla, başına ne tür bir iş açtığını şu cümlelerle anlatıyordu.

Meclisteki yemin krizi beni, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun zihin dünyası ve liderlik kapasitesiyle ilgili yeni düşünceler üretmeye zorladı. 

Dün, TBMM’de bütün gün, değişik partilerden milletvekilleri, parti yetkilileriyle, gazeteci dostlarla konuştuktan sonra kendimce yeni bir fotoğraf çektim.

Ve bu fotoğrafa sonradan dönüp bakınca, şöyle bir Kılıçdaroğlu profili buldum karşımda.

Kendi doğruları olmayan, ya da kendi doğrularını liderliğini yaptığı (güya) partiye kabul ettiremeyen, rüzgarın estiği yöne doğru yelkenlerini şişiren, zor zamanlarda risk alıp kendi doğrularını partililere kabul ettirme becerisi sergileyemeyen bir Kılıçdaroğlu fotoğrafıydı bu.

Sonra döndüm, üç yıl öncesini hatırladım.

Başbakan Erdoğan’ın 3 yıl önce, partisinin kapatma davası ile boğuştuğu günlerde ortaya koyduğu tavır aklıma geldi.

Parti içi çoğunluk o dönemde, koro halinde derhal anayasa değişikliği yapıp, parti kapatmayı zorlaştırmayı ve bu büyük beladan bu şekilde kurtulmayı arzuluyordu.

Oysa Erdoğan, akla ilk gelen bu seçeneği kullanmak yerine, başka bir yöntem izledi.

Anayasa Mahkemesi’nin partisiyle ilgili kararını vermesini bekledi.

Bu duruş, zor zamanlarda akla ilk geleni yapmamanın, duygu seline esir olmamanın, hepsinden önemlisi öfkeyle kalkmamanın, kısaca herkesten daha fazla sabırlı olmanın en önemli liderlik vasıfları arasında olduğunu göstermişti bizlere.

***

Dün, yemin eden milletvekillerinin kalabalıktan kurtulup soluklanmak için kendilerini attıkları meclis bahçesinde karşılaştığım Ak Parti’nin kıdemli bir hukukçu kurmayı, Kılıçdaroğlu’nun yemin etmeme kararıyla, başına ne tür bir iş açtığını şu cümlelerle anlatıyordu.

“CHP lideri, parti içindeki muhalefeti susturmak için böyle bir adım atmış gözüküyor. Ama göreceksiniz, O’nun bu kararı, parti içi muhalefeti susturmak şöyle dursun, daha da alevlendirecek.”

Aynı isimle, bu durumun muhtemel sonuçlarını hukuki boyutlarıyla konuşmaya başlayınca, yukarıdaki bu cümlesi daha bir yere basar hale geldi.

***

Benim sorularım ve O’nun cevaplarıyla ortaya şu türden bir diyalog çıktı:

-CHP, yemin etmemekte ısrar ederse bu, meclisin yasama faaliyetlerini engellemez mi?

-Hayır, niye engellesin. Yemin eden vekiller, komisyonları kurar, gerekli yasaları çıkarmaya başlarlar.

-Peki CHP’nin komisyonlara, oylamalara katılmaması bu kararların meşruiyetini tartışmalı hale getirmez mi?

-Hukuken böyle bir şey söz konusu olamaz. Meclis tıkır tıkır çalışmaya devam eder. Sonra zaman içerisinde bu çalışmalar değil, CHP’nin bu tutumu tartışılır hale gelir.

-Peki siz bundan sonra ne yapacaksınız?

-Muhtemelen CHP’ye 20-30 gün bir süre veririz. Yemin ederlerse ederler, etmezlerse meclis kendi yoluna devam eder.

MECLİS BAŞKANI KANUN TEKLİFİ VEREMEZ

Konuşmanın bir bölümünde cep telefonuma gelen bir haber mesajını açıp bu isme gösterdim.

Mesaj, Kılıçdaroğlu’nun yemin krizinin sebebi olan tahliye meselesiyle ilgili bir kanun teklifi sunacağı açıklamasını içeriyordu.

Sonra konuşmamız şu şekilde devam etti.

-CHP, kanun teklifi sunacak, ne diyorsunuz?

-Yemin edilmeden kanun teklifi sunulamaz.

-Geçici başkan Oktay Ekşi yemin ettiği için o sunacakmış teklifi.

-Anayasanın 94 üncü maddesine göre Meclis Başkanı kanun teklifi sunamaz.

Eeee ne olacak o zaman.

Oktay Ekşi’nin başkanlıktan ayrılıp düz vekil olmasını bekleyecekler.

***

Bu konuşmadan çıkan sonucu sezgilerinizle anlamış olmalısınız.

Ama ben yine de yazayım.

Yemin etmeme ısrarı devam ettiği sürece bu durum, CHP’ye pahalıya patlayacak gibi görünüyor.

Çünkü bu kriz sürdüğü müddetçe, meclisin yasa yapma faaliyetini engelleyemeyeceği için Türkiye’nin ya da Ak Parti’nin bir krizi değil, CHP’nin krizi olarak devam edecek.

***

CHP’nin sunmaya hazırlandığı kanun teklifinin içeriğine gelince.

Bunun ne olduğunu da CHP kulisinde etrafında toplanan gazetecilere hararetli bir şekilde sert açıklamalar yapan Süheyl Batum’dan öğrendim.

Yemin krizinin mimarları arasında olduğu kuşku götürmeyen isimler arasında olan Batum, sorunu en kestirme yoldan hal yoluna koyuvermişti.

“Ya mahkeme krizi uzatmadan CHP’nin restini görecek ve bu iki ismi derhal tahliye edecekti, ya da Ak Parti, CMK’nın tahliye sürelerini öngören iki maddesinde değişiklik yapıp, 10 yıl olan tutukluluk süresini 2 yıla indirmeyi kabul edecekti.”

Böylece tahliye meselesi otomatikman çözülmüş olacaktı.

Batum’dan haberi alıp Ak Parti kulisine koştum ve partinin anayasa hukukçularından birine yetiştirip sordum.

Ne diyorsunuz?

Kestirmeden tek cümle kurdu muhatabım.

“Onların bütün derdi bu düzenlemeyle Ergenekoncuların hepsini birden dışarı çıkartmak…!

KRİZ TÜRKİYE'NİN DEĞİL CHP'NİN KRİZİDİR

Netice itibariyle yemin krizinden birkaç maddede özetleyebileceğimiz şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza.

1-CHP, yemin etmeyerek, ortalığı velveleye vermeye ve tahliye konusunu bir Türkiye krizine dönüştürmeye çalıştı. Ama bu Türkiye’nin değil, CHP’nin bir krizi haline geldi.

2-Kılıçdaroğlu, suyun akış yönünü belirlemek yerine, kendisini ırmağın içine atarak sonu belirsiz bir maceraya sürükledi partisini.

3-Kurultay için epey imza topladıkları anlaşılan muhalifler, yemin krizinin yol açacağı zafiyetleri kullanıp, bunu kendi hesaplarına bir fırsata dönüştürme çabasına girişebilirler.

4-Kılıçdaroğlu, “tahliye olmadan yemin yok” diye kendisini bağladı. Ama öfkeyle kalkmanın daha çok zarar getirdiğini yakında iliklerine kadar hissedebilir.

Haber7

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.