Dicle çıkarsa İmralı'nın yolu açılır
Hatip Dicle'nin vekilliğinin düşürülmesi ve 5 KCK tutuklusu milletvekilinin serbest bırakılmaması Kürt sorununda yeni bir krize neden oldu. Çözüm konusunda ilk adım Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den geldi. Gül, BDP'li vekilleri temsilen iki yetkin isimle, Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk ve Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Şerafettin Elçi'yle görüştü. Her iki tarafın birbirinden pozitif enerji aldığı toplantının ayrıntılarını Türk'le konuştuk. 'Gül'ün duyarlılığı yetmez' diyen Türk'ün önerisi Terörle Mücadele Yasası'nın değiştirilmesi.
GÜL'ÜN DUYARLILIĞI YETMEZ
- Cumhurbaşkanı ile ne konuştunuz?
Cumhurbaşkanı Gül'e süreçle ilgili endişelerimizi dile getirdik. Bu hukuksuzluğun, haksızlığın genel sürece yansımalarının ağır olacağını söyledik. Kürt sorunu gerçekten çözülmek isteniyorsa, uzlaşı ortamı sağlanması konusunda çaba harcanmasının şart olduğunu ifade ettik. Çözüm formüllerini de verdik. Gerisi kendisinin takdiri olacak.
Peki Gül'ün söylediklerini genel itibarıyla bizimle paylaşabilir misiniz?
Tabii ki Cumhurbaşkanı Gül'ün söylediklerini bire bir söylemem doğru olmaz. Gül, bu sürecin çok önemli olduğunu, farklılıkların inkarıyla sorunların çözülmeyeceğini ve evrensel değerlere sahip bir demokratik yeni anayasanın artık kaçınılmaz olduğunu ifade etti. Ama tabii ki sadece Cumhurbaşkanı'nın bu konudaki duyarlılığı yeterli değil! Bunu da hepimiz biliyoruz.
- Neden Cumhurbaşkanı'nın duyarlılığının yeterli olmadığını düşünüyorsunuz?
Sonuçta bir hükümet, bir parlamento var. Yani icra yetkisine sahip olan kesimlerin bu konuda yapacakları var. Mesela en basitinden Terörle Mücadele Yasası değiştirilse, o 1 yıl 8 aylık cezanın yaptırımları ortadan kalkıyor. Esasında bu kadar basit. Çözülmek istenirse bunun formülleri de mevcut.
ERDOĞAN'IN MANEVRASI
- Peki sizce bu formüle sıcak bakılmıyor mu?
Başbakan Erdoğan 'Biz yargıya müdahale edemeyiz' diyor. Yani bu öyle bir şey ki, Terörle Mücadele Yasası'nı devreye sokarak her düşüncenin, her konuşmanın cezalandırıldığı bir mantığın öncülüğünü yapıyor. Başbakan saplantılı bir düşünceye sahip. Bugün yüzde 50 oy almış ve toplum tarafından da desteklenen bir partinin, Kürt sorunun çözümünü sağlayacak değişiklikler için çoktan devreye girmesi gerekirdi. Aslında Başbakan Erdoğan Kürt sorununu çözmek istemiyor, çözecekmiş gibi görünüyor. Bu süreci kendi lehine kullanmak için sadece manevralar yapıyor.
- Başbakan Erdoğan'ı samimi bulmadığınızı mı söylüyorsunuz?
Samimi olsa bu sorunu çözecek güven ortamını yaratırdı. Başbakan Erdoğan Kürtler nezdinde de güvenini kaybetmiştir.
- Sizin Cumhurbaşkanı'yla görüşmeniz basına 'pozitif enerji' olarak yansıdı...
Cumhurbaşkanı Gül'ün yaklaşımı o kadar samimiydi ki! Sancılı bir sürece gidilmemesi konusundaki endişelerini o da dile getirdi. Görüşmeden çıkar çıkmaz basının sorularıyla karşılaşınca ilk aklımıza gelen de bu oldu. Başka söyleyecek bir şey bulamadık. Pozitif enerjisi gerçekten çok yüksek olan bir lider.
FATURA YİNE AĞIR OLURSA...
- Eğer Meclis'te olmayacaksanız, siyaset yapmaya devam edecek misiniz?
Tabii ki halkımızla iç içe olacağız, mitingler yapacağız, halkımızın örgütlenmesini sağlayacağız. Haklı talepler, halk tarafından dayatılacak. Bunun faturası ne kadar ağır olur orası tartışılır. Yine cezaevine girersek yapılacak bir şey yok! Ne yapalım artık!
SİHİRLİ DEĞNEĞİMİZ YOK
- Kürt halkını örgütlemekten bahsediyorsunuz, sonrası?
Kürtler, AKP'nin sığınacakları bir liman olmadığını gördüler. Halk, daha doğrusu 'dinamik güç' bugün gerçekten çok öfkeli ve Kürtlere karşı yürütülen siyasetten oldukça rahatsız. Toplumlarda ayaklanmaları başlatan yine bu dinamik güçlerdir. Mısır, Libya örneğinde olduğu gibi. Söyleyebileceğim tek şey, dikkatli olmak gerektiğidir.
- 'Dicle'nin tutukluluğu kaldırılırsa, İmralı'nın önü de açılır' iddialarına ne diyeceksiniz?
Bu doğru bir tespit. Birbirini tetikleyen bir süreç oluşur. Dolayısıyla bu konunun oturup tartışılması, ortak bir akılla çözülmesi gerekir. Bu kadar muazzam bir sorunu bir günde kimse çözemez! Elimizde böylesi bir sihirli değnek yok. Bütün mesele öncelikleri ve toplumu rahatlatacak adımları çok doğru planlamak ve çözme iradesini ortaya koyabilmekten ibarettir.
CHP MECLİS'E HİÇ KATILMAMALIYDI
- CHP'nin yemin törenine katılmaması epeyce eleştirildi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP'nin boykot kararı bizce doğruydu ama gidip Meclis'te oturmalarına sonra da 'ben yokum' demelerine gerçekten anlam veremedik. Sonuç olarak bu bir partidir. Kendi kararlarını kendileri oluşturur. Ama hem var hem yok olmak çok garip!
- Meclis'e hiç katılmamaları gerektiğini mi düşünüyorsunuz?
Evet, o zaman aldıkları tavır çok daha anlamlı olurdu.
- MHP'den de böyle bir adım beklediniz mi?
MHP'nin böyle bir tavır almayacağını biliyordum. Çünkü BDP'nin boykotu kendi seçmenleri açısından kabul edilmez bir karardı.
AKŞAM
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.