Baykal'dan son inciler
Peygamberimizle alay eden ve Bolu eski Valisi ile skandal bir görüşme yapan Önder Sav'ı ağzına almayan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM'deki grup toplantısında ekonomik gelişmeleri değerlendirerek başladığı konuşmasında, Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsü kararını savunarak, laiklik ekseninde kaos senaryoları çizdi. Baykal, Başbakan Erdoğan'ı, "Birileri anayasa değişikliği yapalım, mahkemenin yetkilerini kısıtlayalım diyebilir, sana tavsiyem, sakın ha böyle bir şeye kalkışma. Altında kalırsın" diyerek açıkça tehdit etti.
Önce "tarım, hayvancılık ve ekonomi bitti" dedi
Baykal'ın konuşmasından önemli ayrıntılar şöyle: “İnsanlar artık muhtaç oldukları enerji kaynaklarını da topraktan elde etme gayreti içinde. Çiftçi sahipsizdir. Piyasanın vahşi kuralları çiftçiyi zor durumda bırakmıştır. Tarımı ihmal etmişizdir. Ciddi bir destek yoktur. DGD uygulamadan çıkmıştır. Tarım feryadı kopuyor her yerde. Kentte yaşayan insanlarımız da bundan ciddi olarak etkileniyor. Oradaki insanın kaderini değiştirecek hiçbir adım atılmıyor. Yaz dönemine girdik. İnşaat mevsimi başladı. Ama hala GAP’la ilgili bir tek sulama projesi yapılmış değil. Suruç sulaması ile ilgili proje hala askıda duruyor. Aynı şekilde Siverek’teki proje duruyor. 12 milyar dolar diyor. Ama ortada bir çalışma yok. Ayır 1 milyar doları. Sulamaya başla. Diyarbakır’a da gittik. Çok yararlı bir diyalog kurduğumuzu düşünüyorum. Ülkemizi ciddi güçlüklerle karşı karşıya bırakan sorunların aşılması için doğru bir yaklaşımı ortaya koyduğumuzu düşünüyorum. Bu yaklaşımımızın altında, Türkiye bir ırk devleti, kan devleti, kafa tası devleti değildir. İnsanların kanına, ırkına bakarak vatandaşlık verilmez. Burada yaşamayı kabul etmiş olan herkes Misak-ı Milli içindeki herkes kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşıdır. Kimse kimseyi inancından, ırkından dolayı dışlamak hakkına sahip değildir. Hiçbir etnik köken bir başkasından üstün değildir. Hepimiz bir milletin mensuplarıyız. Hepimiz Türkiye cumhuriyetinin eşitleştirici ufkunun içinde eşit insanlar olarak varolmaya devam ediyoruz. Bu temel anlayışımızdır. Herkesin etnik kimliği onun şerefidir. Hepimiz aynı milletin, devletin birer vatandaşıdır. Kökenimizi ortaya koyacağız, anadilimizi öğreneceğiz, öğreteceğiz, konuşacağız, elbette yayın yapacağız. Bunlar serbest.”
Kürt sorununa el attı
"Bu sınırlar içinde yaşayan tüm Kürt vatandaşlarım bu milletin bir parçasıdır. Bunun gereğini hep beraber yapmamız lazım. Yanlış olan terördür. Terör hiç bir şekilde bir siyaset yöntemi olarak kabul edilemez. Terör kimseye yararlı değildir. Terörle bir yere gidilmez. İflas edilmişliğin yansımasıdır. Terörü himaye etmemeliyiz. Dışlamalıyız. Herkes bu noktada cesur olabilmelidir. Hepimiz terörü himaye etmeme konusunda tam bir kararlılık içinde olmalıyız. Gereğini yapmalıyız bunun. Irak, Kuzey Irak anlayacaktır. 19. yüzyıl geride kaldı. GAP benim için sadece bir enerji projesi değildir, bir barış ve refah projesidir. Bölgesel adaletsizliği yenme projesidir."
Baykal'dan enflasyon rakamları
"Enflasyonla ilgili tablo kaygı verici göstergelerle devam ediyor. TÜİK'in, tartışmalı resmi kurumun verdiği rakamlar enflasyonun ciddi şekilde yükseldiğini gösteriyor. TÜFE rakamı 10.74 oldu. Çift rakama girmiş durumda. Siz gıda ve alkolsüz içecek konusundaki malları esas alarak resmi TÜFE rakamlarını esas alırsanız varacağızız rakam yüzde 15'tir. Orta halli dargelirli vatandaşlarımızın ezici çoğunluğunun bütçesinin tamamına yakını gıda ve konut kalemlerinden oluşuyor. Ulaşımda böyle. Böyle bir tablo içinde ortadaki resmi enflasyon rakamının ilan edilenin çok üzerinde olduğunu söylemek istiyorum. Faiz oranları da bunu zorlamaktadır. Faiz yüzde 21, enflasyon yüzde 10. Bu tablo ekonomik bakımdan da sıkıntılı bir geleceğe yöneldiğimizi ortaya koymaktadır."
Baykal'ın sözleri mi gerekçeli karar mı?
Ekonomiye ilişkin iddialarının ardından Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsü ile ilgili kararını da değerlendiren Baykal, sorunun laiklik sorunu olduğunu iddia etti ve hükümeti, laikliği ortadan kaldırmaya çalışmakla itham etti. Baykal'ın konuşması için "Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararı bu" yorumları yapıldı. İşte o ifadeler: "Anayasa Mahkemesi'nin kararına gelelim. Mahkeme, türbanla ilgili olarak önemli bir karar aldı. Bu kararın açıklanmasından sonra Türkiye'de siyasi ortamın çok sakıncalı bir biçimde gerilmeye başladığına tanık olduk. İktidara yandaş çevrelerde bir kampanyanın başladığını gördük. En ileri suçlamalar sistemli bir biçimde medyada yer aldı. Anayasa Mahkemesi üyeleri yargılandırılmalıdır denildi. Anayasa artık yürürlükte olmaktan çıktı denildi. Bu çok aydınlatıcı. Neden acaba Anayasa Mahkemesi kararı bir takım çevrelerin bu kadar ağır ithamlar noktasına gelecek şekilde tahrik etmiştir. Bunun altında ne yatıyor. Diyorlar ki mahkeme yetki aşımı yapmıştır. Mahkeme parlamentoyu etkisiz kılmıştır. Kuvvetler ayırımı zaafa uğratılmıştır. Bundan dolayı diyorlar. Keşke somut bir anayasa sorunundan kaynaklanarak vatandaşlarımız böyle bir siyasi ilgi içine girmiş olsalardı. Bu konunun altında soyut bir görüş ayrılığının yattığına inanabilmeyi çok isterdim. Karşı çıkanlar ne istiyor? Ne var bunun altında? Olay bir hukuk tartışması mıdır? Kuvvetler ayrılığı ilkesini kim ihlal etti. Onların derdi bu mu? Bunu anlamamız lazım. Sorunun ne olduğunu kavramalıyız. Neden şaşırtıcı bir tepki gösterilmek istenmiştir. Bunun altında ince bir şey yatıyor. Ne yatıyor? İtiraz edenlerin ağzından olayın özü ile ilgili bir şey çıkmıyor. Tamamen usül tartışması. Meşruiyet tartışması falan. AKP MYK'sı toplanıyor karar alınıyor, bu kararın muhatabı biz değiliz, meclistir deniyor. Anayasa Mahkemesi ile meclis kavgayı yapsın diye karar alıyor. Ertesi gün de meclis başkanı bir basın toplantısı ile kendisinden hiç beklenmeyecek düzeyde bir değerlendirmeyi yapıyor ve Anayasa Mahkemesi'nin yetki aşımı yaptığını söylüyor. Tartışma bu değil. Bu öfke bundan kaynaklanmıyor. Bence türbandan da kaynaklanmıyor. Çünkü Türban ülkenin konusu değil. 5 yılda iktidar kılını kıpırdatmadılar. Dediler ki bu sorun toplumun yüzde 2'sinin sorunudur dediler. Ne oldu hiç bir şey olmadı. Şimdi neden bu önemli oldu."
Müslümanlar hiç olmadıkları kadar özgürmüş
"Olayın temelinde laiklik meselesi var. Anayasamızda çok güçlü bir laiklik düzenlemesi var. O kadar ki, laikliğe ilişkin anayasa değişikliklerinin teklif dahi edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu anayasamızın anlayışı. Öte yandan siyasi gerçeğimizi anlatalım. 54 müslüman ülke var içlerinde bir tane laik var mı? Yok. Nedir bu? Demek ki bu inanç dünyasında kendiliğinden yetişen bir şey değil, bunun özene ihtiyaç var. Ancak böyle bunu ayakta tutabilirsiniz. Bu düzenleme herkes tarafından kabul edilmiş mi? Herkes inancını özgürce yaşayabiliyor. Türkiye'nin nüfusunun ezici çoğunluğunun tercihleri doğrulttusunda günde 5 vakit Ezan-ı Muhammed'i okunuyor. Herkes özgürce ibadetini yapıyor. Dini bayramlar coşku ile kutlanıyor. Herkes özgür. Tek kısıtlama Suudilerin getirdiği kota. Dini yayın yapan televizyonlar, gazeteler, dergiler var. Siyasi istismar yapan siyasi partiler var. Ama herkes öyle mi, hayır. Öyle olmayanlar içeride de dışarıda da var. Bize üstünlük kazandıran, inancıyla demokrasiyi, çağdaş hukukuna bizi getiriyorsa ona özen göstermemiz lazım. Tarihimizde buna karşı ciddi isyanları yaşadık."
Cinayetlerin sorumlusu da hükümet mi?
"Danıştay cinayetinin altında bu yatar. Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu cinayetinin altında bu yatar. Dışişleri Bakanı dışarıda müslümanlar da baskı altında diyerek bilinç altında bunun yattığını göstermiyor mu? 6 Yıldır iktidardasın, o baskıyı kaldırmak senin görevin niye kaldırmadın. Bu konuda samimi olmalıyız. Amaçları mahkeme kararı ile ortaya çıktı. Laik olmak bu iktidarın gözünde cezalandırılma kriteridir. Bu nasıl bir tablo? Sessizce yapmaya çalışıyorlardı ki yapamadılar. Anayasamız laikliği özel olarak düzenlemiştir. Değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Esas açısından denetleyemez diyor. 4. maddesi teklif dahi edilemez dediyse, teklif edilebilir diyecek bir durum varsa buna kim karar verecek. Bu teklif alındığı zaman Meclis Başkanı bunu kabul etmemeli. Anayasa Komisyonu'nun önüne gelmişse onlar bunu göndermeliydi. sorun şudur, açıkça laiklik ilkesini değiştirelim demiyoruz ama onun içini boşaltacak, etkisiz kılacak değişiklikler yapalım kimse de sesini çıkarmasın demişlerdir ama Anayasa Mahkemesi de buna cevap vermiştir."
AB'ye "Hamas Coğrafyası" tehdidi
"Her ülkenin kutsalları vardır. Bazı ülkelerin anayasasında belirtilir bazılarında da belirtilmez. Bu yöneticilerin vicdani sorumluluğundadır. Bozmayın bunu, sorumlu olun, basiretli siyasetçi olun. Bizim onlardan farkımız bu. Irak'a bakın, Lübnan'a bakın. Filistin'e bakın. Aradaki farkımız ne? Neden bizde böyle. Biz onların hepsinden daha ileriyiz. Çünkü Mastafa Kemal o laiklik ilkesini getirmiş. Bununla oynamayın. Oynamama basiretini gösterin. Her şey açık ortada. Bu önemli. Avrupa da farkında değil. Laiklik kalkarsa büyük sıkıntı olur. Türkiye bir Hamas coğrafyasına dönüşür. Avrupa asıl bedeli ödemek zorunda kalır o zaman. Anayasa Mahkemesi'nin işi meclisin yaptığı yanlışı düzeltmek için vardır. Biz seçildik, herkes bizden korksun demek durumunda değiliz. Anayasa Mahkemesi'ni görevini yapmasına yemin ediyoruz. Yargının bağımsızlığına yemin ediyoruz. Yemin ettikten sonra dokunulmazlık geliyor. Hukukileşiyorsun. çıkar çıkmaz değil, seçimden çıktıktan sonra anayasanın önünde diz çökküyorsun, ona evet diyorsun ondan sonra milletvekili oluyorsun. Böyle bir tablonun içindeyiz."
Milli irade millet değil CHP'dir
"Milli irade nedir. Kurucu iradedir, anayasaya yansıyan, devleti kuran iradedir. Milli irade anayasadır. Siyasi irade de anayasanın koyduğu çerçeve içinde seçimlerde aldığı oyla kullandığı yetkilere yönelik bir iradedir. Milli irade sandıkta şekillenmedi. Milli irade bağımsızlık savaşında şekillendi. Milli irade Sakarya'da, kocatepe'de gerçekleşti. Milli iradenin içinde herkes var. Bİz bağımsız yaşayacağız diyen anlayış var. Anayasa o işte. Böyle şey olur mu? Siyasi tartışmalar olur, merciine gider, merci de kararını verir. Anayasa'nın gerektirdiği kararları almak için var Anayasa Mahkemesi. Her önüne gelen her gün milli irade diyemez. Milli irade kurucu irade. Onunla oynamayacağız. Başbakan diyor ki, CHP bize kuyu kazıyor. Ben senin kuyunu kazmam. Sen bir kuyu korkusuna girmişsen etrafındakilere bak. Sana 'haklısın yürü' diyenlere bak. Biz senin karşındayız, seni yanlıştan kurtarmak için üzerimize düşeni yaptık. Kuyu kazmak mı bu. Sana uyarı görevimi yaptım ben. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de yaptım. Yapma, bırak, hepimizin kabul edeceği saygıdeğer birini seçelim dedim. Bu mu sana kuyu kazmak. Sen çıktın velevki siyasi simge dedin. Hem dini hem siyasi simge dedi. Olur mu, birileri olur olur dedi, yaptın ne oldu. Arabayı sen devirdin. Bugünde vesayeti kabul etmeyiz demişsin. Sen sakın ha yargıya vesayet kurmaya kalkma, anayasaya vesayet kurmaya kalkma. Sen anayasayı içine sindir ve onun gereğini yap. Gündemine dokunulmazlık konusu da gelmiş. Bunun olması lazım diyor. Bunu da tuzak olarak görmüş. Hiç bir ciddi demokraside siyasetçinin imtiyazı yoktur. Türkiye'nin dokunulmazlığa ihtiyacı olmayan insanlar tarafından yönetileceği günler gelecektir, gelmelidir. Başbakan tuzak ve kuyu anlayışındaysa, sakın ha anayasayı değiştir diyenlerin tuzağına düşme. Etrafındakiler haddini bildirelim, mahkemenin yetkilerini kısalım, bunun altında kalmayalım diyenler vardır, sana tavsiyem sakın ha o telkinlere uymaya kalkma, anayasa değişikliği yapmaya kalkma. Ama sakın ha, kendine göre hukuk yapmaya, yargı düzeni kurmaya kalkmma, onun altından kalkamazsın. Hiç merak etme sorunlar hukuk düzeni içinde aşılır. Düzeni bozmaya kalkma altında kalırsın. Önümüzdeki dönemlerde Türkiye'yi karıştırmaya yönelik telkinlere uyma."
habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.