'Fitne, fücur, yalan'
Baykal’ın, hükümet başta olmak üzere CHP dışındaki tüm çevreleri adeta cumhuriyet düşmanı olarak nitelendiren konuşmasının önemli ayrıntıları şöyle:
Milli takım zaferinden Anayasa Mahkemesi’ne ince gönderme
“Çok yuğun bir hafta geçirdik. Hareketli bir hafta yaşadık. Sevinçler mutluluklar yüzümüzü güldürdü. Milli takımımızın futbol turnuvasında sergilediği başarı yürekten sevindirmiştir. Büyük işleri başarabilecek kuvvette olduğumuzu göstermenin sevincini yaşamış bulunuyoruz. Fatih Terim ve bu başarıyı alın teri ile kazanan futbolcularımıza yürekten teşekkür ediyorum. Artık önümüzde daha önemli aşamalar var. Yarı finale çıkma mücadelesini milletçe destekleyerek yaşayacağız. Bu bir başarının ötesinde milletçe yeteneklerimizin doğru yönetilmesi halinde uluslar arası başarılara imza atacağımızın göstergesidir. Türkiye’ye yönelik kaygıların zirve yaptığı organlarda dahi olağanüstü bunun gibi büyük başarıların yaşanması lazım. Türkiye’nin ulusal bütünlüğünün, dağıtılmak istenen toplumsal dokusunun bir arada tutulmasına da örnek olmasını diliyorum”
Eğitimi de karıştırmaya kararlı
“Geçen hafta ÖSS sınavı yapıldı. Bir buçuk milyon insan bir kez daha imtihana tabi tutuldu. Hepimizi bir kez daha düşündürdü bu. Neden ilkokula girdikleri andan itibaren gereken özeni göstermiyoruz. Neden son dakikada bu çocuklar kendi kaderleri ile baş başa bırakıyoruz. Neden okul birincisi öğrenciler matematikten sıfır alıyor. Ağır bir sorunla karşı karşıyayız. Eğitim bizim siyasal ve toplumsal bütünlüğümüzün güvencesi. Eğitim aracılığıyla toplumu bölüyoruz, kültür çatışmasının tohumlarını ekliyoruz. Heyecanla gençlerimizi kucaklayıp en iyi şekilde yetiştirecek bir sistemi yerleştiremedik. Bunun acısını yaşıyoruz. Başbakanın dershaneler ile ilgili şikayeti var. 6 yıldır görev yaptığını zannediyor. Bu duyarsızlık belki de asıl meselemiz. Sorumluluğu üstlenerek icabını yerine getirmeyenler böyle. Bundan çıkarılması gereken sonuçlar vardır.”
Baykal’a göre ekonomide Türkiye bitti
“İşin temeli tabi ekonomi. Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Tespitlerimizi kararlılıkla ortaya koymalıyız. Ekonomi nereye gidiyor? Gidişat kaygı vericidir. Bu son dönemde her alanda olumsuz gelişmeler yaşanıyor. Borsada bir düşme eğilimi ar. Dikkatli bir şekilde şirketler borsadan çıkıyorlar. Böyle bir süreçte, yüzde 70’i yabancı yatırımcıdır bu borsadakilerin. Bono faizi yüzde 22’yi aştı. Yüzde 22 ile Türkiye borçlanıyor. Merkez Bankası gecelik faizlerini yarım puan arttırdı. Borç almada, 16.25’e çıkarıldı. Faizler artarsa, işler çok iyidir, işler iyidir, ama frene basmak ihtiyacı hissedilir o nedenle faizler yükselterek hızlı büyüme dengelenmek istenir. Ama bizde tam tersi. Neden? Yatırım yapılmasın demektir bu. İhracatı düşürmek demektir. İşsizliği arttırmak demektir. Faizleri arttırma düşündürücü bir tablo yaratılıyor. Son bir kez daha piyasanın sıkışma döneminde Türkiye bütün bu gelişmelere ters bir önemli bir başka mecburiyetinden ötürü uygulamak durumunda bırakılıyor. Sıkıntı çekilecektir.”
Cari açığı diline doladı
“Bu tablo içinde ne oluyor, insanlar dövize yöneliyorlar. Bu bir güvensizliğin ifadesidir. Son iki ayda 9 buçuk milyar dolar dövize yatırım yapılmıştır. Bu yüksek risk kaygısının ortaya çıktığını gösterir. Doğrudan yabancı sermaye girişi yarı yarıya azaldı. Bazıları bunu kapatma davası ile ilintilendirmek istiyor. Ama alakası yok. Daha ocak ayından itibaren yabancı sermaye kaçmaya başladı. Cari açık, Nisan ayında geçen yıla göre yüzde 50 artmıştır. Cari açık nihai kanama. Giren çıkan hesabına bakıldığında ne oluyor kardeşim diye sorulduğunda cevap cari açıktır. Kriz kanamasını ortaya koyan bir kavramdır. Sadece Nisan'da bu yıl yaşanan cari açık, 4.9 milyar dolardır. AK Parti iktidara geldiğinde Türkiye'nin bir yıllık cari açık 1.5 milyar dolardı. Yıllıktı bu. ama bir ayda Nisan ayında 4.9 milyar dolara çıkardılar. Bunun çok ağır sonuçları var. Bu yıl sonunda 50 milyar doların üzerinde olacağı açıktır. Yine bir kaç gün önce açıklanan verilere göre işsizlik inkar edilemez biçimde artış göstermeye devam ediyor."
Ekonominin sorumlusu kim?
"Artık vatandaşın ekonomiye olan güveni ciddi bir biçimde zedelenmiştir. 6 yıldır iktidarda bulunan AK Parti'nin politikasıdır. Size her şeyi düzelme trendine giren bir ekonomi teslim edilmişti. Cari açık makul düzeydeydi. İşsizlik yine bugünkünden daha iyiydi. Şartlar elverişli, 6 yıl kaldınız, 6 yıl sonra getirdiğiniz yükselme trendi tersine dönmeye başladı. Böyle bir tablo var. Dış ticaret açığı artıyor. Vatandaşın geçim durumu her geçen gün güçleşiyor. Enflasyonda artık resmi bir tablo var. Yıl sonu itibariyle diyordu hükümet, fiyat artışı yüzde 4 olacak, dolayısıyla ben emekliye yüzde 2 verirsem onu enflasyonun altında ezdirmeyeceğim diyordu. Ne oldu, değerlendirmeler yapıldı ve bu yüzde 4 söz konusu değil denildi. Gerçek enflasyon demiyorum, bu iktidarın hazırladığı rakamı söylüyorum. 7.35. Yıllık enflasyon da yüzde 11'in üzerinde. Bu durumda yüzde 2 emekli artışı verilmiş ise, bu aradaki fark derhal telafi edilmelidir. Resmi rakamlar bunu teyit ediyorsa emekliye verdiğiniz yüzde 2'yi artık sürdürme imkanınız yoktur. Derhal maaşlara fark verilmelidir. Yıl sonu için de yeni hedefe göre hareket edilmelidir. Yüzde 4 ile yüzde 11 arasındaki fark emekli ve memurlara ödenmelidir. Ekonomik tablo bu."
Ak Partililer nasıl yaşıyor?
"AKP ve yandaşlarına bakıyorsunuz, hepsi marka giyiniyor. 7 yıldızlı otellerde tatil yapıyor. Altlarında son model arabalar. Devlet ihalelerinde en büyük payı onlar alıyor. Ülkenin varlığını satıp günü kurtarmaya çalışıyorlar. Bundan yanlış var mı? Bunlar bu noktada, fakir fukara da bir yanda. Bunu yaparken devletin kurumlara saldırıyorlar, yargıya saldırıyorlar, dini siyasete alet ediyorlar. Vatandaş da aç kalıyor. Buna herkesin dikkatini çekmek istiyorum."
Yine Erdoğan’a sataştı
"Başbakan, gittiği her yerde CHP ile uğraşmayı temel görev olarak kabul etmiş durumda. Dedi ki 'CHP ticaretle uğraşıyor, AKP ticaretle uğraşmıyor.' Tüccar siyasetini Türkiye'ye getiren insan, kullanılabilir reklamı yapılan insan, elde avuçta ne varsa satmayı marifet bilen insan bunu söylüyor. Bırak şimdi, CHP dünyanın gözü önünde, savunmaya da ihtiyacımız yoktur. Sen daha dün damadının başında bulunduğu şirkete Sabah ve ATV'yi vermek için yapmadığın şeyi bırakmadın. Her türlü girişimi yaptın. İhaleyi damadına verdin. Bankalardan teminatsız kredi verdirdin. Bunların önümüzdeki günlerde ne anlama geldiğini göreceğiz ve sen bunların hesabını vereceksin. Senin Başbakan olup iktidara gelmene yol açan o cumhuriyet halk partisi olmuştur. CHP olmasaydı bugün sen kim bilir nerde olurdun. Demokrasiyi getiren CHP'dirn. Sabıka lafı senin ağzına yakışmıyor. Oraya buraya laf atma. dokunulmazlığı bir kaldır da kim sabıkalı kim değil görelim.Herkesle kavga ettin, yargı ile kavga ettin, Kamer Genç'i dövdürttün. Kavga etmediğin kurum kalmadı. Kavgadan şikayet ediyorsun. Sanki 'velevki' diyen o değil. Anayasayı değiştirirken bu konuyu çözmek için değiştiriyorum diyen o değil, sanki bu değişiklikten sonra bir genelge yayınlayan YÖK başkanı bunun atadığı insan değil. Sanki aynı YÖK başkanına sakın ha her şeyi her yerde söyleme ipimizi çekerler diyen o değil. Siyaset adamının sermayesi sözünün güvenilirliğidir. Önemli olan söylediğinizin arkasında durabilmektir. Kaçmamaktır. Gömleği çıkardım deyip gömleği çıkarmamış olmak değildir. Ne istediğini açıkça söyleyebilmek lazım. İlginç manzaralarla karşı karşıya kaldık.”
Baykal gerginlik peşinde
“Bir türbanlı genç kızımız televizyona çıktı ve çok igli çekici bir şeyler söyledi. İlk kez görsel olarak milletin gözü önünde içten gelerek yansıdı. O genç kızımızı televizyonda sorgulayan kişi, Atatürk'le ilgili bir soru sorunca, Atatürk'ü sevmediğimi söylememe imkan var mı bu ülkede ve Atatürk'ü sevmediğini söyledi. Humeyni'yi sevmediğini söyledi. Atatürk'ü sevmediğini söyleyebilir. Bu anlayışımız saygıdeğer bir anlayış. Eğer sevmeyen ben Humeyni’yi seviyorum diyorsa, Atatürk'e yönelik sevgisizliğin nerden kaynaklandığını görmüş oluyoruz. Devamındaki soruya da, 'Keşke İngilizler kalmaya devam etseydi' diyor.”
Vahdettin’e dil uzattı, herkesi rejim düşmanı ilan etti
“Şimdi, bu bir zihniyet. Ortada bir düşünce var. Bir algılama var. Türban takıyor, Atatürk'ü sevmiyor, Humeyni'yi seviyor, İngiliz işgalinde dini hak ve özgürlüklerinin daha güvencede olduğunu düşünüyor. Bu kızımızın ortaya koyduğu tipi aslında yadırgamamak lazım çünkü Milli Mücadele başlarken o tablo aynen ortadaydı. Padişahın ve etrafındaki medyanın ortak düşüncesi bağımsız bir mücadeledense İngiliz işgalinin devam etmesinin bizim için daha doğru olacağı idi. Bunu açıkça yazdılar. Bunu yazan mütareke basını var. Vahdettin'in yaptığı budur. İngiliz zırhlısıyla ayrılan Vahdettin'in ortaya koyduğu düşünce budur. Bireysel bir tercih içinde o konuşmayı yapan o kızımızla sınırlı mıdır? Bu düşüncenin açıktan ya da gizlice paylaşıldığı bir geniş alan söz konusu mudur. Bu alan da siyasetimizin bir ilgisi var mıdır? AKP'nin bir ilgisi var mıdır? Atatürk'e karşı çıkanların ilgisi var mıdır. AB'li politikacıların sözlerini hatırlayın, daha dün bu Mecliste İsmet Paşa bu milletin düşmanıdır diyen AKP milletvekilini hatırlayın. Bu zihniyetin nerelere kadar kök saldığını daha ciddi algılamak durumunda oluruz. Dürüstlükten kaçınma, takiye yapma üslubunun ne kadar etkili olduğunu biliyor muzunuz? Sıkıntı bu. Türban sorunu değil diyorlar. Evet değildir, son anayasa değişikliğini bunun için yaptılar mı yapmadılar mı, bunu söylerken kendileriyle iş birliği yapan öbür muhalefet partisine sorsunlar. Ama ben inanıyorum ki artık bu Türban işi değil, laiklik işidir. Artık anlaşıldı ki, türban da değil, laiklik de değil, Cumhiriyettir, rejimdir, ulusal bağımsızlığıdır. Laiklik falan da değil. İngiliz işgali olsa daha iyiydi. Dillerinin altınra baklalar var, yavaş çıkıyor. Büyük bir tehditle karşı karşıyayız. ortada ciddi bir tehkile var."
Milletin önünü İsmet İnönü açmış
“Bir İnönü düşmanlığı AKP'ye egemen. İnönü'ye ‘millet düşmanı’ diyorlar, halbuki milletin önünü açan İsmet İnönü'dür. Milletin önünü açan odur. Tek partili sistemden Parlamenter sisteme geçişi kabul ederek gerçek demokrasiyi tesis eden böyle bir insanı millet düşmanı olarak gören zihniyet iş başında. Bu gerçeklerden kopuk, düşmanlıklara dayalı siyaset tarzı kimseye yardımcı olmaz. Hepimiz iddialarımızı irdelemeliyiz.”
Fitne, fücur, yalan siyaseti diyene bak
“Bunun sonucu, son dönemde birden bire demokrasi tarihimizin hiç bir dönemde yaşanmamış bir fitne, fücur, yalan siyaseti getirildi dayatıldı. Son 10 gündür bunu yaşıyoruz. Bütün bunlar yokmuş gibi en ciddi insanlar gazete manşetlerinde gerçeklerden kopuk, saçma, kötü niyetli, mış gibi yaparak siyaset yapmaya çalışıyorlar. Siyasetin hedefi artık yargı olmuştur. Yargıya karşı fesat, yalan, dedikodu kampanyası başlatıldı. Silahlı Kuvvetlerimize karşı. Siyasetin üstünde ve dışında tutulması zorunlu olun kurumlara karşı olağanüstü bir nefret kampanyası sürdürüyorlar. Biz değiliz diyorlar. Biz iktidarız diyorlar. Bu saygısızlıklar karşısında hayır bu yapılamaz demek sizin göreviniz değil mi ey hükümet. Siz ne yapıyorsunuz, gizli gizli memnuniyet davranışları. 6 yıl sonra bu hale geldi. Bu kadar halk desteğiye bu hale geldi. Anayasa Mahkemesi bildiri yayınlıyor, savcıları göreve çağırıyor. Adalet Bakanı da yetkimiz yok diyor. Bu ne anlama geliyor değerli arkadaşlar? Çılgınca bir manzara. Bu gidişi teşvik edenlerin hiç bir şekilde yararlanabilecekleri bir şey değildir. Başbakan böyle bir tablonun içinde düşmanlık, husumet telkin eden bir anlayışı sergiliyor. Devletin bu işlerin dışında tutulması gereken kurumlarına karşı bunları sergiliyor."
habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.