Uludere'den Mit'e çok önemli açıklamalar
Başbakan Erdoğan, CHP lideri Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşme konusunda şunları söyledi "Bugünkü tablonun güçlenerek devam etmesi en büyük arzumdur. Ön yargım yok. Bu konuda somut adımı beraber atalım"
Gazetelerin genel yayın yönetmenlerinin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Kılıçdaroğlu görüşmesini yorumlarken CHP'nin paketi "öneri değildir tespittir, teşhistir" dedi. Erdoğan'ın mesajları şöyle:
ÖNERİ DEĞİL TEŞHİS: CHP'nin bu yaklaşımını birkaç yönden ele almak isterim. Bir tanesi CHP'nin adımını olumlu yaklaşım olarak görürüm. İkinci boyutuna gelince Sayın Genel Başkan ve arkadaşlarının getirdiği öneri paketi olarak ifade edilen 10 maddeden müteşekkil evraka kendileri de "Evet bu bir öneri paketi değil" dediler. Burada bir teşhis var. Bu bir öneri değildir tespittir, teşhistir.
MUTABAKAT KOMİSYONU DÜŞTÜ: Öneri olarak ne var, en sonunda toplumsal mutabakat komisyonu, bir de TBMM dışında akil insanlar grubu öneriyor. Toplumsal mutabakat komisyonu ifadesini kullandıkları anda MHP Genel Başkanı hemen sert bir açıklamayla her tarafı tozu dumana kattı. Ben artık muhalefet içinde bir genel başkanın ağzından 'ihanet üçlüsü' gibi ifadelerin çıkmasına üzülüyorum, kendisine yakıştıramıyorum. MHP'nin bu cevabından sona toplumsal mutabakat komisyonu zaten kendiliğinden düşmüş oluyor. Akil insanlar grubu da buna bağlı olarak kendinden düşmüş oluyor. Teröre karşı parlamentomuz içinde şu anda taşın altına elini koymuş insanlar olarak zaten hepimiz 'akil adamlar'ı oluşturuyoruz.
BİZİM TEKLİFİMİZ: "Ben size bir başka teklif daha getiriyorum" dedim. "MHP, BDP olumlu yaklaşmıyorlar. Gelin biz CHP ve AK Parti olarak hemen arkadaşlarımıza talimatları verelim. İktidar ve anamuhalefet olarak biz çalışmaya başlayalım. İktidar olarak nerede eksiğimiz var görelim, eksikleri giderme gayreti içinde olalım.
BİRLİKTELİĞİ İLERİ TAŞIYALIM: (Yeni CHP ile ilgili soruya)Bugünkü tablonun güçlenerek devamı en büyük arzumdur, isteğimdir. Onun için bu teklifi yaptım. Miting meydanları tahrik etmesin. Bunu çok daha güzel birlikteliklere götürelim. Hatta benzer meselelerde de aynı şeyi yapmamız lazım. Ortak paydamız bu milleti muassır medeniyetler üzerine nasıl çıkaracağız, bu. Biz sonunda anamuhalefet, iktidar birlikte çalışmaya başlarsak, el ele verirsek diğer muhalefet zaten ciddi bir yanlışın içinde olduğunu daha iyi görecek. Samimi olduktan sonra niye işlemesin? Önyargım, önkabulüm yok. Bu konuda somut adımı beraber atalım.
ULUDERE'Yİ ÖRTMEYİZ: Uludere olayı çok farklı zeminlere çekiliyor. Biz bugüne kadar hiçbir olayın üstünü örtmedik, örtmeyiz. Ben DVD'leri izledim. İzlediğimde inanın orada ne olduğunu anlamanız mümkün değil. Gerek soruşturma süreci, gerek askeri, gerek sivil tüm çalışmalar devam ediyor. (Hatayla özür arasında fark var mıdır? Hata deyince özür dilenmiş oluyor mu? şeklindeki soruya) Biz Dersim ile ilgili özür ifadesini kullandık da, zannediyor musunuz şu anda da aynı kelime kullanılsa bu işlerde sulh olacak. Böyle bir şey yok. Olay salt bir kaçakçılık değildir. Çünkü buradan terör örgütünün beslenmesi var. ("Yani örgütsel bir kaçakçılık?" sorusuna) O köyün evlatları maalesef kullanılmıştır.
BİRLİKTE GİDEBİLİRİZ: (Uludere'ye Kılıçdaroğlu ile beraber gitme gibi bir proje var mı? sorusu üzerine) "Hayır, yani bu çalışma eğer ikimizin arasında başlarsa ben Sayın Kılıçdaroğlu'na 'sizinle sorunlu bölgeleri birlikte gezeriz' dedi.
'Alacaksanız beni alın talimat benim'
250'nin (CMK 250. madde) tartışılmasının nedeni MİT müsteşarımızın başbakanlığın iznine tabi olmasına rağmen şüpheli sıfatı ile çağrılmasıdır. Bu kabul edilebilir bir yaklaşım değil. Burada yargı her şeyi hatta yasayı bir kenara koyup yürütme alanına girme adımı atmış oldu. Eğer bir Başbakan olarak direkt bana bağlı müsteşarıma sahip çıkmazsam... Alacaksanız beni alın, talimatı veren benim. Talimat veren alınmaz. Talimatı veren benim. Alacaksanız beni alın. Tüm enstrümanlarımı kullanmam lazım. Bu madde haddinden fazla bir yetki doğuruyor.
'Yargıya güven azalıyor'
Tutuksuz yargılanabileceği halde tutuklu yargılanan insanlar var; bu gazetecidir, siyasidir kim olursa olsun. Bu insanların tutuksuz yargılanmaları mümkünken neden tutuklanarak yargılanıyor. Bu süreci bizim farklı bir şekilde yumuşatarak atlatmamız lazım. Bunlar ülkede yargıyı da sıkıntıya sokuyor. Yargıya güven ciddi manada artmışken şimdi azalmaya başladı. Bunları da görmemiz lazım.
'Engelli diye aldırmak ötanazidir'
Ben aynı kefeye koymadım. Sezaryen aslında kişinin kendi kararı değil. Avrupa'da böyle, tıp karar veriyor gerekiyor mu, gerekmiyor mu diye. Ama bizde özel hastanelerde sezaryen oranı yüzde 90'ların üzerinde. Devlet hastanelerinde yüzde 50. Kürtaja gelirsek, burada dini olmayan, ahlaki olmayan bir yorum var, "Vücut benimdir." O cenin oraya düştüğü zaman o bir candır. O zaman adam Boğaz Köprüsü'ne çıktığında bu vücut benimdir kendimi atıyorum dedirtme şansımız var mı? Biz burada yaşama hakkını savunmakla görevliyiz. Bunun gündem değiştirmekle alakası yok. Çocuk engellidir diye onu aldırırsak, bu ötanazidir. Zorunluluk hallerinin ayrı tutulması gerekir.
Barzani sabrın son demlerinde'
("Barzani ile temaslar Kandil'in sökülmesi gibi güvenlik politikalarını içeriyor mu?" şeklindeki soruya) Barzani bu işlerden çok rahatsız. Onlar da artık sabrın son demlerini oynuyorlar. Hatta biliyorsunuz Ulusal Kürt Kongresi'ni toplama niyeti de sadece bundan dolayıydı. "Biz silahı bırakmaları kendilerinden isteyeceğiz, çünkü Türkiye ile bizim aramızda herhangi bir sıkıntı olamaz. Bunu ortadan kaldırmalıyız" dediler. ("Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani ile görüşmelerde Kandil'e yönelik somut talepler var mı" sorusuna) Olumlu gelişmeler var.
'Sezer atamalarımızı engelledi'
Cumhurbaşkanı farklı, başbakan farklı olduğu zaman orada ciddi sıkıntılar oluyor. Gel gör ki Anayasa Mahkemesi Başkanı iken (Ahmet Necdet Sezer) yerindelik konusundaki düşüncesini cumhurbaşkanı olduğu zaman göremedik. Yerindelik hakkımı maalesef birçok kez o kullandı. Yapmak istediğimiz atamaları engelledi. Ortaya bir gerekçe de konmadı, iade edildi. Bu bize zaman kaybettirdi. Şu anda cumhurbaşkanı ile adımlarımızı atıp hızla mesafe alıyoruz. Türkiye kazanıyor. Mesele bunu başarabilmek...
'Özal'ın düştüğü durum yaşanmamalı'
(Siz 2015'te Başbakan olmayacaksınız. Sizin için Cumhurbaşkanlığı daha cazip olmaz mı? sorusuna) Seçimler 5 yılda bir olursa hükümet daha iyi çalışır. Yaşadıklarımdan bu dersi çıkardım. Biz Sayın Özal'ın düştüğü durumun ülkemizde yaşanmamasını arzuluyoruz. Anayasa'da icranın başı Cumhurbaşkanıdır ama dışarıdan bakan Başbakan zanneder. Atamayı yapan da yetki veren de Cumhurbaşkanıdır. Artık halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanı olacak. Ona göre de yetki ve sorumlulukları olmalıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.