Saadet’ten Konsolosluk saldırısına ilginç yorum
Terörist saldırının Başbakan Erdoğan’ın Irak gezisinin hemen öncesine denk gelmesini dikkat çekici bulan Hatipoğlu; “Terör saldırılarının amaç ve hedeflerini sadece tetikçilerin kimliği ve mensubiyetleri ile izaha kalkışmak mümkün değildir. Zira tetiği çeken parmaktan çok o tetikçiyi görevlendiren, yönlendiren örgütün kimliği önemlidir”dedi
Uluslararası servislerin genellikle bu tür saldırılar için taşeron örgütler kullandığını hatırlatan Hatipoğlu; Irak ve Lübnan’da kol gezen servislerin, İran’a yönelik olası bir ABD-İsrail saldırısının ve nihayet Türkiye’de yaşanan iç siyasi hesaplaşmaların bu saldırıyı adeta çok bilinmeyenli bir denklem haline getirdiğini vurguladı.
Böylesi bir saldırının ABD’li yetkililere yönelik bir suikast olamayacağına dikkat çeken Ömer Vehbi Hatipoğlu; saldırıyı planlayanların hareket halindeki bir araçtan tabanca veya pompalı tüfekle açılacak bir ateşin ancak binanın dışında Konsolosluğu korumakla görevli Türk güvenlik güçlerine ve orada vize işlemleri için bekleşen vatandaşlara zarar verebileceğini bildiklerini savundu.
Hatipoğlu saldırı ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“Saldırının Sayın Başbakan’ın Irak’a yapacağı gezinin hemen öncesinde gerçekleşmiş olması da oldukça anlamlıdır. Saldırıyı ABD karşıtı bir örgüte ihale edip işin içinden sıyrılmak ne kadar mümkünse, bunun tam tersini savunmak da o kadar mümkündür. Acaba bu saldırı ABD’nin İran politikasının doğruluğunu herkese kabul ettirme girişimi olamaz mı diye düşünenler de bulunabilir. Örneğin saldırıyı düzenleyenler sözüm ona İslâmcı terör örgütlerinden birisi ise; hele bir de saldırganların İran’a giriş çıkış yaptığı tespit edilecek olursa bunun dış politika yansımaları, hatta iç politikada ne tür bir tartışma ve gerginliğe yol açacağı doğrusu merak konusudur.
Türkiye jeopolitiği, imkân ve şartları, güç ve zaafları ile uluslararası terörün boy hedefi konumundadır. Bu nedenle de bu eylem ne ilktir ve ne de son olacaktır.
Türkiye’ye bu tür eylemlerle mesaj vermeye, rota çizmeye, politika dayatmaya kalkışan güçlere karşı verilecek en anlamlı cevap iç barışı korumak, provokasyonlara karşı uyanık olmak ve nereden gelirse gelsin terör ve şiddeti açıkça lanetlemektir. Terör eylemlerini iç politika malzemesi yapmadan, sağduyulu bir birliktelik ruhunu gerçekleştirmek zorundayız.
Türkiye’de çok yaygın bir telefon dinleme sisteminin geliştiği son Ergenekon soruşturması ile anlaşılmıştır. Peki bu teknolojiye sahip bir ülkenin terör örgütlerini veya bu örgütlerle ilişkili şahısları izlememesi düşünülebilir mi? Madem ki olayın ardından henüz bir saat geçmeden ve kimlikler tespit edilir edilmez kişilerin örgüt bağlantıları, sabıka kayıtları ortaya dökülebiliyor, peki neden daha önce potansiyel olarak bu tür eylemleri gerçekleştirbilecek şahıslar izlenmiyor?”
habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.