Yine BDP, yine küstah sözler!
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Iğdır’da partisinin il kongresinde yaptığı konuşmada AK Parti’nin bazı sözcülerinin BDP hakkındaki açıklamalarını eleştirerek, "Senin bizi o parlamentodan atmaya ne gücün yeter, ne böyle bir haddin olabilir, ne de böyle bir cesaretin olabilir" dedi.
Bingöl’de parti binasına yapılan saldırıya da değinen Demirtaş, "Eğer siz panzerle gelip bir partinin tabelasını oradan indirirseniz, yarın o halk toplanır sizin valiliğinizin tabelasını indirir.Sen de pılını pırtını toplar Bingöl’ü terk edersin. Bunu böyle bilin" diye konuştu.
Bağlar Mahallesi Vali evinin yanındaki bir düğün salonunda yapılan kongreye BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile birlikte Belediye Başkan Vekili Hüseyin Malk, Ağrı’nın Doğubayazıt Belediye Başkanı Canan Korkmaz, Kars’ın Kağızman Belediye Başkanı, Digor Belediye Başkanı ve partililer katıldı. Kongrede tek aday olan eski İl Başkanı Mehmet Çırka yeniden başkan seçildi. Devrim şehitleri için bir dakikalık saygı duruşunun ardından kısa bir konuşma yapan İl Başkanı Mehmet Çırka Genel Başkan Selahattin Demirtaş’a kürsüye davet etti.
ENGELLELEMELERE RAĞMEN BİZ KAZANDIK
Bugüne baskı ve zulümlerle geldiklerini belirten BDP Genel Başkanı Demirtaş, "Ortadoğu’da sözü dikkate alınan, Ortadoğu’nun en önemli faktörlerinden biri haline geldik. Bizim dokunulmazlıklarımızı tartışanlar, ’bunları bu parlamentodan atalım’ diyenler zaten biz o parlamentoya girmeyelim diye her şeyini ortaya koymuştur. Buna rağmen o parlamentoya geldik. Biz kazandık parlamentoya gittik" dedi.
AKP’nin bazı sözcülerinin BDP’nin piyangodan veya paraşütle parlamentoya inmişiz gibi beyanat verdiklerini hatırlatan Demirtaş şöyle devam etti:
SEN BENİM PATRONUM DEĞİLSİN
"Sen bu halkın hazinesinden trilyonlar harcayarak devletin bütün imk?nlarını kullanarak parlamentoya gittin. Biz halkın öz gücüyle kendi rızkından keserek partisine yaptığı yardımla o parlamentoya gittik. Senin bizi o parlamentodan atmaya ne gücün yeter ne böyle bir haddin olabilir ne de böyle bir cesaretin olabilir. Parlamento sizin mülkiyetiniz mi, şirketiniz mi? Biz orda işçi miyiz, memur muyuz? Mikrofonu eline alan ’BDP’yi atarız, şunu çıkarırız’ diyor. Sen hangi yetkiyle oraya gelmişsen bende aynı yetkiyle gelmişim. Sen benim patronum değilsin, genel müdürüm değilsin. Sen millet vekilisin, biz milletvekiliyiz. Sen kimsin ki bizi parlamentodan atıyorsun. Halk bizi seçti. Halk bizi oradan indirir. Onun dışında hiçbir güç yetmez.
HAKİME DE SÖYLERİZ
Dokunulmazlık kalksın diyorsa 550 milletvekilinin tamamının dokunulmazlığı kalksın biz ne yargılanmaktan çekiniyoruz ne de cezaevlerinden korkuyoruz. Bizim savunamayacağımız hiçbir şey yok. Sizin dokunulmazlığınız kalktığında hakim size yaptığınız hırsızlıkla, dolandırıcılıkla, ihaleye fesat karıştırmanızla ilgili soru sorduğunda siz ne diyeceksiniz? Biz konuştuğumuz her şeyin arkasındayız. Sayın Öcalan’a ’özgürlük’ dedik mi dedik, bunu parlamentoda söyledik, hakime de söyleriz. Demokratik özerklik istiyoruz. Kürt halkına ve Kürdistan’a özerklik istiyoruz. Bizi yargılayacak hakime de söyleriz. Biz özel Kürdistan yönetimi istiyoruz, ana dilde eğitim istiyoruz. Bunu bizi yargılayacak hakime söyleriz. Peki siz sizi yargılayacak hakime ’biz bu kadar para çaldık bunları çalmaya devam ederiz’ diyebilir misiniz ? Yolsuzluk yaptık yapmaya devam ederiz diyebiliri misiniz? Yüreğiniz yetiyorsa herkesin dokunulmazlığını kaldırın ama sadece BDPlilerin dokunulmazlığını kaldıracaksanız o siyasetinize alet olmayız."
BİNGÖL UYARISI
AK Partisi’nin 11 yıldır iktidarda çözmüş bir tek toplumsal sorunun olmadığını iddia eden BDP Genel Başkanı Demirtaş şöyle devam etti:
"Barış adına bir yol haritası çıkardık hem Başbakan’a, hem Meclis Başkanına gönderdik. Biz Kürt hareketini bitireceğiz Kürtlere de TRT şeşle idare edin diyeceğiz zaten onların başka bir şey istemeye ne takatleri olur, böylece bu sayfayı da kapatırız diyordu bütün bu ölümlerin sorumlusu kendisidir. Kendine çok güveniyordu geçmişteki generaller PKK ile anlaşmalıydılar. İyi savaşmıyordular, onları tutuklatıp kendi komutanlarını göreve getirdi. Öyle bir savaşacağız ki birkaç ayda bu işi bitireceğiz, danışmanları ve akıl hocaları bunu söylüyordu. Bu kadar muzaffer ordu edasıyla savaşa giden bunlardı. Dün Bingöl’de yaşanan o çirkin saldırıyı gördünüz. Topladıkları bir grup çeteyi partimize saldırtıp, Bingöl halkı BDP’ye saldırmış görüntüsü vermeye çalıştılar. Bizim herkesin acısına saygımız vardır, üstündeki üniforma ne olursa olsun herkesin bir anası babası yakını vardır. Her ölüm acıdır ister gerilla olsun ister asker olsun ister polis olsun bütün ölümler acıdır ama bu savaşın faturasını partimize çıkartanlar bilsinler ki yanlış yoldalar. Dün partimizi kışkırtma sonucu gelip taşlayanlar hayatlarında bir defa o Bingöl’ün caddesinde barış için bir defa yürüdüler mi? O taşladığınız BDP her gün barış için o yolları aşındırdı. Çatışmalar dursun diye eylem yaptı. Siz durup izlediniz. Şimdi bu durduramadığınız savaş herkese acı veriyor. Gelip faturasını BDP’ye çıkartıyorsunuz. Ben açıkça söylüyorum. Bingöl Valisi, Emniyeti, Belediye Başkanı onların huzurunda panzerlerin üzerine çıkarak o saldırıyı gerçekleştirmişlerdir. Orası Bingöl’dür. Bingöl halkı kahraman bir halktır. Sizin çetenize teslim olacak bir halk değil. Eğer siz panzerle gelip bir partinin tabelasını oradan indirirseniz, yarın o halk toplanır sizin valiliğinizin tabelasını indirir. Ne ektiyseniz onu biçersiniz. O panzerler gelip bir partinin tabelasını indirin diye size verilmiş panzerler değil. Bir partiyi açıkça hedef haline getirip düşmanca tutum içerisine girerseniz yemin olsun ki bu halk toplanır valiliğin tabelasını indirir. Sen de pılını pırtını toplar Bingöl’ü terk edersin. Bunu böyle bilin. Böyle bir terbiyesizlik saygısızlık ciddiyetsizlik olamaz."
Kongreden sonra Selahattin Demirtaş Iğdır’dan ayrılarak Bitlis’e hareket etti.
KIŞANAK: CİDDİ BİR ÇATIŞMA ZEMİNİNDEYİZ
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Başkanı Gülten Kışanak, Taksim Elit Word Otel’de yapılan Anayasa Yapım Sürecine Toplumsal Katılım Konferansı’na katıldı. Konferansta konuşan Kışanak, "Türkiye’nin toplumsal barışa hizmet eden bir barış anayasasına ihtiyacı vardır. Bunu söylerken de sadece Kürt sorununun çüzülmesi kapsamında söylemiyorum. Türkiye bir bütün olarak bir gerilim hattında yaşıyor. İnanç özgürlükleri konusunda böyle, kimliklerin hak ve özgürlükleri konusunda böyle, kadınların hayata katılımı ve eşit yurttaşlık konusunda böyle, emeğin hakları konusunda böyle. Biz bir çok konuda gerçekten ciddi bir gerilim hattındayız. Ciddi bir çatışma zeminindeyiz. Sadece silahların konuşmasından bahsetmiyorum, birbirimizle konuşamaz haldeysek bunun kendisi bir çatışma halidir. Bütün bunları ortadan kaldıracak toplumsal barış anayasasına ihtiyacımız var" dedi.
"BAŞBAKAN KUSURA BAKMASIN, O KADAR DA DEĞİL"
Gülten Kışanak, Anayasa yapım sürecinde yapıcı ve onarıcı olabileceklerini dile getirerek, "Şimdiye kadar yapılan tartışmalar daha çok yapıcı ve onarıcı olmaktan daha çok yaralayıcı olma düzeyinde. Hele Başbakan’ın söylediği iki konu var ki biz ne kadar umutlu olmak için ısrar edersek edelim bu konuşmalar umudumuzu azaltmak için özel olarak seçilmiş cümleler umudumuzu azaltmak için karşımızda duruyor. Bunlardan birisi Başbakan anadille eğitimle ilgili tartışmalara ilişkin yaptığı değerlendirmede kurduğu şu cümledir; ‘kusura bakmasınlar o kadar da değil.’ Bu cümlenin kendisin toplumsal barışı zehirleyen bir cümledir. Yapıcı ve onarıcı değil, yıkıcı bir cümledir. Bu cümlenin kendisi bu ülkedeki vatandaşların ne kadar olacağına ben karar veririm kibrinin ta kendisidir.Bu cümlenin kendisin, temel hak ve özgürlükler de benim için hiçbir gücü yok, demektir. Buna karşı olmak çağdışı olmaktır. Bunları terk etmeden biz demokratik bir anayasa nasıl yapacağız. Açıkça söylüyoruz, ‘Başbakan da artık kusura bakmasın, o kadar da değil’. Biz kendi hak ve özgürlüklerimizi vatandaş olarak hiç kimsenin iki dudağının arasında sıkışmış kalmayacağız. Bir vatandaş olarak açıkça söylüyoruz. ‘O kadarda değil’. Haklarımızı ve özgürlüklerimizi yaşamak istiyoruz. Bir diğeri de, Başbakan’ın yine anayasa yapım süreciyle ilgili verdiği cevapta yatıyor. BDP’nin hali ortada, CHP’nin ne yapacağı beli olmuyor. AKP daha çok MHP ile uyum içinde görünüyor. Birkaç ay bakacağız sonra yolumuza devam edeceğiz. Buda Başbakanın niyetini beyan ettiği açık bir cümledir. Biz herkesin haklarını gözeten bir Anayasa yapmak istemiyoruz" diye konuştu.
"EN HIZLI ŞEKİLDE DİYALOG VE MÜZAKERE YOLLARININ ÖNÜ AÇILMALI"
Oslo görüşmelerini de değerlendiren Kışanak, "Kamuoyuna çeşitli vesilelerle anlatılan, açıklanan belgelerde görüyoruz ki reddedilen yanıt verilmeyen protokollerde üç ana talep var. Bunlardan birisi demokratik Anayasa konseyi kurmak, birisi bir barış konseyi kurmak, biri de hakikat ve adalet komisyonu. Bu üçü reddedildiği için, buna karşılık başka bir önermede bulunulmadığı için bugün dışarısı kan deryası. Her gün onlarca insan yaşamını yitiriyor. Her gün ocaklara ateş düşüyor. Her gün cenazeler kaldırılıyor. Türkiye daha fazla bu çatışmalı bu süreci kaldıramaz. En acil şekilde, en hızlı şekilde diyalog ve müzakere yollarının önü açılmalı, tahrip olan bu yol yeniden onarılmalı ve biz sorunlarımızı cesurca tartışacağımız, konuşacağımız müzakere edeceğimiz bir yola girmek zorundayız. Anayasa yapım sürecinin onarıcı olması için her zamankinden daha fazla bir barış iklimine ihtiyacımız var. Biz dokunulmazlıkların kaldırılması, meclisten atılmasın ayyuka çıktığı durumda bir biz bunu açıkça söylüyoruz" ifadelerini kullandı.
"BİZ SİNE-İ MİLLETLİYİZ"
"Halkımız bize toplumsal barışı tesis etmek, sorunları çözme, hak ve özgürlükleri güvence altına alma konusunda görev verdi" diyen Kışanak sözlerini şöyle tamamladı: "Biz her şeye rağmen görevlerimizin barış özgürlük bilincinde olduğunu söyledik. Biz zaten sine-i milletliyiz, biz zaten halkın içinde halkın ta kendisiyiz. Açık ve net söylüyoruz ki, bize yapılan siyasi operasyona bizde siyasi olarak gerekli karşılığı vereceğiz. Bunu bilerek karşı çıkmasınlar diyerek kendilerine öneriyoruz" Konferansa katılan BDP İstanbul Blok milletvekili Sırrı Sürreyya Öner ise, "Şu an kanayan yaraların yüzde 90’ının yeni Anayasaya ihtiyaç duymadan bir kararnamelik canı var. Birine de kardeş elini at, birini devreden çıkar da, bir niyetini görelim güven oluştur. Bunlarda Anayasa çalışması öyle bir hal almış ki, her derde deva ebegümeci. Şunu niye yapmıyorsunuz, ’efendim yeni Anayasayı bekliyoruz’. O anlamda böyle bir niyetleri yok. çünkü tutuarlılık gibi bir derdi olmalı. Böyle bir derdi olanın da Anayasaya yaklaşım biçimine uygun, biz yol temizliği dedik sizler başka birşey diyebilirsiniz. Bütün bunlardan ilaç için herhangi birine birşey yaparlardı, yapmadılar" diye konuştu.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.