Ergenekon'un avukatı yine tehdit etti

Ergenekon'un avukatı yine tehdit etti
CHP lideri Baykal TBMM'deki parti grubunda yaptığı konuşmada yine Ergenekon operasyonları üzerinden hükümete saldırdı. İktidarın Laik Cumhuriyeti hedef aldığını iddia eden Baykal, tehditler savurdu.

Hükümetin Kıbrıs politikalarını eleştirerek konuşmasına başlayan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, şunları söyledi:

Baykal'a göre KKTC elden gidiyor

"Talat ve Rum kesimi yönetimi arasında bir görüşme yapıldı ve gelecekte tek egemenlik anlayışına dayalı bir siyasi yapılanma konusunda bir görüş birliği kararı alındı. Bu ,şaşırtıcı bir yeni tablodur. türk ve Rum liderler bir araya gelerek tek egemenliğe dayalı bir siyasi birleşmeyi kabul ettimlerini ilan etmişlerdir. Ciddi bir rahatsızlık söz konusu. Başbakan gelmiş burda nutuk atıyor, burda nutuk atıyor. Yok kanla alınan tohrak verilmezmiş. Annan planında sen bunu kabul etmedin mi? Malesef burada da tarihi bir hata yapılmıştır. Taahhüt orada ifade edilmiştir. Tek egemenlik olduğu zaman ne olur. Kimin egemenliği olur. Siyasi tanınmışlık, coğrafi genişlik ortada. Hangi egemenlik bu. Açık. Nerenin vatandaşı olacağız. Bu KKTC ortadan kalkacak demek. Varolan egemenliği bitirerek kabul etmiş ve ona teslim olmuş olacağız demektir bu. Bu çok üzüntü verici bi tablo. nasıl tek vatandaş olacak. Rumlar KKTC vatandaşı mı olacak. Bunu sen kabul ettikten sonra neyi anlatacaktın. Üniter devletlerde bile bu kolay değildir. Milletin egemenliği kendini her yerde gösterir. Çoğulcu bir ilişkiler düzeni vardır. Bundan da vazgeçiyoruz. Ne kadar kolay. Bir devletin içinde bile böyle net bir durum yok. İki ayrı milletin yaşadığı coğrafyada bunu yapmak böyle kolay mı? Başbakan nutuk atıyor, hiç bir ciddiyeti yok. Ödünleri örtbas etmeye yönelik aldatmaca sözler sarfediyor. Kıbrıs'ta yaşanan olayları dikkatle izliyoruz. Sözkonusu olan Türkiye'nin bu coğrafyadaki geleceğidir. Uluslararası anlaşmaların kazandırdığı haklarımızı konuyamazsak saygınlığımızı ciddi şekilde zaafa uğratır."

Lozan'ın yıldönümünü andı

"Yarından sonra Lozan'ın yıldönümü. Lozan bir büyük olaydır. Bir dönüm noktasıdır. 1. Dünya Savaşı sonrasında yapılan anlaşmalardan en önemlise ve sadece o imzayı atan ülkelerin bir süre sonra kabul etmek zorunda kaldığı şekilde kalmıştır. Dünyada mazlum milletlerin mağdur milletlerin haklarını mücadele ederek alabileceklerini ortaya koyan uluslararası büyük bir anlaşmadır. İlk kez Anadolu'da masa başında kararlaştırdıkları modeli tatbik etmek isteyen güçlü devletler bunu tatbik edemeyeceklerini yaşayarak öğrenmek zorunda kalmışlardır. Anadolu'daki mücadele göğsümüzü kabartan bir tablodur. Bu bizim milli benliğimizin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Lozan'da dünyanın mağrur büyük güçleri iddialarının noktalandığını görmek durumunda kalmışlardır. Yeni ve bağımsız bir Türkiye devletinin şekillenmesi kaçınılmaz olarak ortaya çıkmıştır. Lozan7ı anlamak için Sevr'i çok iyi anlamak lazım. Lozan boşlukta değerlendirilecek bir olay değil. Sevr'i imzalayacaksınız iki yıl sonra Lozan'ı imzalayacaksınız. O iki yıl müthiş bir iki yıl. Ne İstanbul, ne İstanbul'un etrafındakiler inanıyordu. Bu sadece bu milletin yeteneklerine inanan bir liderliğin gerçekleştirebileceği muazzam bir olay olmuştur. Lozan yapıldı ama benimsenmedi. Büyük devletler bunu içlerine sindirmedi ve önemli bir kısmı da imzalamadı. Hala bazıları o Lozan'ı geçici bir dönem olarak görme anlayışındalar. Bunu hepimiz biliyoruz. Gereksiz vehimler geliştirmenin yeri ve gereği de yok. Nettir. Türkiye'nin varlığı ile ilgili tartışma ağır şekilde götürülmektedir. Bu hafta böyle bir hafta. Erzurum Kongresi de Anadolu'nun ayağa kalkış hareketinin en önemli uç noktasıdır. Bu tarihi olayları değerlendirmekte yarar var. Bunlar günümüzde yaşadıklarımızla doğrudan alakalı."

Kaos ortamı var diyerek hükümeti sorumlu tuttu

"Bugün 22 temmuz seçimlerinin birinci yılı. Seçimlerde iktidardaki parti oyunu arttırarak çıktı. Arkasında 5 yıllık bir iktidar dönemi vardı. Seçimi yeniden kazandı. 1 yıl geçti içinde bulunduğumuz tabloya bakın. Ekonomi, siyaset, uluslararası ilişkilere bakın. Normal bir tablo mu var. Bu kadar sürece nasıl olur da şu anda içinde bulunduğumuz tablo ile karşı karşıya kalırız. Bunun başarılı bir siyaset uygulamasının sonucu olduğunu iddia etmek mümkün mü? Bunu tercih etmek mümkün mü? Bu kadar büyük siyasi desteğe sahip bir siyasi iktidar döneminde nasıl oldu? Bunun doğru anlaşılması lazım. Bir yılda bir ülke iktidar partisi kapatılma iddiasıyla mahkeme önünde, siyaseti allak bullak, emekli generaller tutuklu, yazarlar çizerler tutuklu, büyük bir deprem oluyor, ekonomi sıkıntılarla dolu, borçlar patlamış, faizler artmış... Tüketici ekonomiye güvenmiyor artık. Rakamlar bunu ortaya koyuyor. neden  böyle oldu? İktidar daha güçle gelmiş. İktidar derler toparlar. Ama Türkiye bir biriyle çatışır duruma gelmiş, toplum bölünmeye doğru tahrik ediliyor. Organize mitingler, toplantılar sistematik bir şekilde uygulanıyor. Yargı siyasetin göbeğine çekiliyor, TSK siyasi hedef haline getiriliyor. Türkiye'nin dengesini sarsıyor. Bu iyi bir tablo değil. Bu tabloyu yaratanlara yüzde 60 oy verseniz değişmez. BU insanların yönetemeyeceği ortaya çıktı. Verilen bütün imkanlara rağmen gelinen Türkiye hepimizi derinden rahatsız eden bir Türkiye. Ciddi kaygılarımız var. Bir iktidar değilse kimdir bunun sorumlusu. İktidarın görevi Türkiye'yi uyumlu tutmak değil mi? Her  türlü destek verilmedi mi? Kimseyi suçlayarak bu tabloyu izah etmek mümkün değildir. Daha tehlikeli açılımlar başladı."

Ergenekon soruşturması Baykal'a böyle dokunmuş

"Türkiye siyasal yargılamalar dönemine çekildi. Siyasetçilerin yargılanması değil, önce siyasetçilerin yargılanması lazım, Başbakan temiz toplum diyor, önce senin elinin temiz olması lazım. açıkça teklif ediyorum, dokunulmazlık maddesi kalsın, mellitvekillerinin dokunulmazlığı kalksın sadece senin ve benim dokunulmazlığını kaldıralım. Erdoğan'la Baykal'ın dokunulmazlığını kaldıralım. temiz bir toplum istiyorsan önce bunu yapalım. Bu bir ciddi tekliftir. Bütün ciddiyetimle bunu teklif ediyorum. Ağzını açıp tek kelime söylemiyor. Niye kaçıyorsun. Sen sana sorulması gereken hesabın sorulmasına fırsat vermeden toplumun sayğıdeğer insanlarına karşı başı sonu belli olmayan büyük bir suçlama kampanyası nasıl açarsın. Bunu yapman için önce senin kendi hesabını vermen gerek. Siyasetçiler değil, siyasal nitelikli, siyasal hedefli yargılamalar ortaya çıkıyor. Bunlan darbe dönemlerinde ortaya çıkar. Ya da bir yeni rejim arayışı içine girme kararı alır yöneticiler bunun için böyle bir kampanya başlatır.  Sovyetlerde böyle yargılamalar yapılmıştır. Rakiplerini tasfiye etmek için yapılmıştır, Nazi Amanya'sında yapıldı. Bir olay ve olaya bulaşmış-bulaşmamış birilerini bulurlar. Böyle bir olay içinde olaylar yaşanır. Demokratik ülkelerde bu olmaz. Ama birden bire görüyoruz ki, hukuk, insan hakları gözden çıkarılmış ve ortalık allak bullak olmuş. Böyle siyasi yargılama kampanyaları kimseye yarar getirmez. Bunu yapanlar altında kalır."

Baykal'a göre hedef laik cumhuriyet

"Böyle bir sayisi kampanyada ne hedeflenir. Bunun altında hangi hesaplaşmalar var? Şimdi hepimiz Cumhuriyetle, laik cumhuriyetle sağlam inançlı dayanaklarıyla Türkiye bir hesaplaşma içtine girdi teşhisini yapmaya çalışıyoruz. Bugün yaşanan olaylara bir anlam vermek için bunu yapmak zorundayız. Yıldırılmak, sindirilmek ve etkisizleştirilmek isteniyor. Böyle bir hedefe yönelik hesaplaşmanın içinde yer tutmaya yönelik pek çok çevre var. Bu dava içinde konuşlanmış potansiyel muhalefet odakları bellidir. Zaman zaman suyun yüzüne çıkar. İlk kez devletin katkısı ile bu hesaplaşma yapılıyor. Laik cumhuriyeti içine sindiremeyen çeşitli odaklar var bunun içinde. Bağımsız bir Türkiye'yi içine sindirememiş, onu denetim altına alınabilir bir konuma çekmek isteyen uluslararası bir çevre var. Onların aklında neden böyleg eçiyor. Niye tedirgin oluyorsunuz? Bizim istediğimiz bazı şeylere bu anlayış engel oluyor. Birileri Ben Atatürk'ü sevmiyorum dedi. Öyle düşünenlerle atatürkçülük yanlış oluyor diyenler arasında ortak zemin var. Bugün de böyle. Bu davada çok ağır insan hakları ihlalleri yapıldı. Dünyanın hiç bir ülkede kimsenin içine sindiremeyeceği vahim ihlaller oldu. birisi gözaltında kanser oldu ve öldü. Bir tek batılı siyasetçi niçin bu tablo karşısında tepki göstermedi. İnsan hakları kutsalsa bir insanın hastanede tedavi alma hakkı varsa cenazesini hapishaneden çıkaran bir anlayışın sorgulanması gerekmiyor mu? Bu yapılıyor mu?"

Baykal'ın Ergenekon'u sulandırma oyunu

"Böyle bir ortamda iddianızın haklı olduğunu söyleyecek insanlar ararsınız. Sayın Başbakan söyledi başında. Ruh hastaları, kanun kaçakları, bin bir türlü ipten kazıktan kurtulmuş insanlar, muhbirler, ajanlar yerleştirilip bizde sizdeniz deyip oradan tanık üretip, bilmem neresine CD'ler yerleştirip bunu ortaya çıkartmak. Bunlardan medet umarsınız. Bir anda toplumun çok saygıdeğer insanları suçlanıyor, hiç değer verilmeyen insanlar başrollerde. Gizli tanıklar dinleme ihtiyacı hissedersiniz. Onlara her türlü güvenceyi vereceğiz, gerekirse estetik yaptıracağız. Yurt dışında vize vereceğiz demek durumuna düşersiniz. 20 kişi için bile yapmak durumunda kalırsınız. Bunu yaparken de dincileri en büyük destekçi olarak yanınıza alırsınız. Birileri de silkeleyin şu laik cumhuriyeti diyen yabancıların da desteğini alırsınız. Bunu da aşacağız, hiç kuşku duymuyorum. Bu siyasi mücadelenin bir başkası. Tamam. Siyasi mücadelede yargıyı yanına alarak götürmek işte bu kabul edilmez. Bu mert değil, namertçe bir mücadeledir. Sen insanlara cumhuriyeti7, laikliğin, Atatürk sevgisinin hesabını soracaksan açıkça sor, hukuk diye çıkma karşıma. Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Yaşanan olayların bu niletiğini hepimiz görüyoruz."

Yine Müslümanlara baskı yok dedi

"Bizim dinimizle bi sorunumuz yok. Dinimizle gurur duyuyoruz. Daha ne istiyorsunuz diyorsunuz, bu yetmez diyorlar. Din camiye hapsedilemez diyor. Din bir yaşam konusu haline gelecek. Toplumsal yaşam, kamusal yaşam. Olay bu. Camiler açık, isteyen ibadetini yapıyor. Bi şikayet yok, sıkıntı yok ama birileri diyor ki bu yeterli değil. Başka şeyler olacak. Biz yaşadığımız İslamiyet'ten memnunuz. Biz İslamiyeti kul hakkını yememek diye algılıyoruz. 72 milleti bir saymak diye anlıyoruz. İnsan diye bakıyoruz, Allah'ına, Peygamberine inanan insan olarak bakıyoruz. Bu yetmez. Olay budur. Diyor ki Dışişleri Bakanı, müslümanlara baskı var. Kaldırsana o baskıyı. Cevap veremiyor ama laikliği hedef gösteriyor. Halbu ki biz bunun tersini dünyaya ispatlamaya çalışıyoruz. Tartışmanın altındaki konu bu. Anayasa Mahkemesi'nin önündeki dava bu. Türkiye'de yaşanan İslamiyeti iftiharla sahiplenebilsek, buna sahip çıkabilsek, mesele olmaz. Bu yeterli değil, bu sıçrama noktası. Türkiye'nin içine girdiği sıkıntıya bakın, bu anlayışın altındaki odaklar, kişiler, kurumlar bu zihniyetin önündeki engellerdir, bunu nasıl bertaraf ederiz bunun arayışı içindedirler. Siyasi yargılama dönemi bu hedefe ulaşma gayretidir ve hedef laik cumhuriyettir. Darbe marbe yok bu ülkede. Darbe bahanesiyle zulüm var. Madem darbeydi getir darbe iddianamesini, ne oldu günlükler, sarıkız, ayışığı ne oldu, getir koy ortaya. Var mı bir şey? Ne derdin senin? Darbe ile hesaplaşmak istiyorsan, delillerin olduğunu söylüyorsun, adını bile anmıyorsun, ne oldu o zaman? Darbe işi değil, temizeller mi, sen kim temizeller kim. O zaman ne, o zaman biraz karışık, ayrı bir terör örgütüymüş, bunun sanıkları falan falanmış, bir iddianame bekliyoruz, nerde kaldı, şimdi ikincisini bekleyeceğiz. Yine haftalar geçecek. Ruh hastalarıyla, kanun kaçaklarıyla, hapçılarla, jurnalcılarla dava kurulmaz. İddianame safsataya dayanmaz, efsaneye dayanmaz, tarihin karanlıklarından günümüze getiren ithamlarla değil kanıtlarla açık tanıklarla hazırlanır. Bu var mı, yok. Ama acı çeken insanlar var. Acı çeken insanların yaşadıkları mağduriyete sessiz kalmak hiç kimsenin hakkı değildir. Hepimiz mağdurlara, mazlumlara sahip çıkmak zorundayız. Böyle dönemler yaşanır gelir geçer, insanlar acı çeker, manevi tahribatı yaşayacak olanlar buna sebep olanlardır. Böyle acı günlerin içinden geçiyoruz. İnşallah gerçekler ortaya çıkar."


habervaktim.com

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.