“Ben Sizden Daha Fazla Sizdenim”
Sürecin 1. numarasını daha önce İsrail olarak açıklayan Kamalak, içerideki aktörleri ise işbirlikçi patronlar, medya ve cuntacı askerler olarak sıraladı.
SP Lideri, Merve Kavakçı olayında dönemin Meclis Başkanı Ali Rıza Septioğlu’nun kendilerine “Ben sizden daha fazla sizdenim, nasıl bir formül getirirseniz aynen uygulatırım” dediğini aktardı.
KAMALAK’IN GÖZÜYLE ERBAKAN
Kamalak, ikinci ölüm yıldönümünde rahmetle andığı Erbakan ile ilgili düşüncelerini dile getirirken, Hoca’nın kendisine kötülük yapanları bile dışarıda savunmayı bilmiş bir devlet adamı olduğunu kaydetti.
Erbakan'la 1995 seçimlerinden, vefatına kadar hep beraber olduklarını söyleyen Kamalak, Hoca’yı şöyle anlattı:
“Kendisini çok yakından tanıma imkanı buldum. O, samimi bir mümindi, ihlaslı bir Müslümandı, ibadetlerine düşkündü. Çok zeki ve çok çalışkandı, bir aksiyon adamıydı. Erbakan, idealist bir devlet adamıydı, İslam aleminin lideriydi.
Erbakan tüm insanlığın İslam'a muhtaç olduğuna inanıyordu. Ona göre tüm insanlığın saadeti, huzur ve mutluluğu için, peygamberlerin hak anlayışına dayalı 'yeni bir dünya' kurmak gerekiyordu. Bunun için de işe, bulunduğumuz yerden, Türkiye'mizden başlamak icap ediyordu. Hocamız, 'ağır sanayi, yerli sanayi, milli sanayi' diyordu. 'Herkese iş, herkese aş' diyordu. Dengeli ve yaygın bir sanayileşme öngörüyordu. Mekanı cennet olsun.''
EN KRİTİK DÖNEMDE BİLE AİLE FERTLERİNE TOZ KONDURTMADI
“Erbakan Hoca Türkiye tarafından yeterince değerlendirilememiş, israf edilmiş muazzam bir akıldır. Kadri kıymeti yeterince takdir edilmemiş büyük bir hazinedir.
Erbakan Hoca en kötü zamanında bile devleti savunmuştur, üniversitelere sahip çıkmıştır. Mesela Refah Partisi kapatıldıktan sonra kendisi Avrupa’ya gitmişti, oradaki parti teşkilatını kontrol etmek için Almanya’da bulunuyordu. Orada sempozyum düzenlendi ve bir Türk milletvekili Türkiye’de gerçek anlamda demokrasinin olmadığını, askerlerin kontrolünde bir demokrasinin bulunduğunu, RP’yi görünüşte Anayasa Mahkemesi’nin ama aslında askeriyenin kapattırdığını söyledi. Hoca bu sözler üzerine ayağa kalktı, o milletvekilinin sözünü kesti, ‘Her müessese de yanlış yapanlar olabilir, askeriyenin içinde de olabilir; ama bunu Türk Silahlı Kuvvetlerine mal etmek doğru değildir’ dedi. Bu unutulacak bir şey değil. Partisi kapatılmış canı yanmış, Başbakanlıktan alınmış, parti genel başkanlığından düşürülmüş bir lider en kritik dönemde kendi çocuklarına, aile fertlerine toz kondurtmuyor, söz söyletmiyor.”
DIŞARIDA: İSRAİL, AB VE AMERİKA
Prof. Kamalak, “28 Şubat’ın bir numarası kimdi?” sorusuna “28 Şubat’ın kanaatimce 3 tane birincisi vardır. En başta İsrail var, diğerleri ise Avrupa Birliği ve Amerika” diye cevap verdi.
İÇERİDE: PATRONLAR, MEDYA, ASKER
İçerideki aktörleriyle ilgili ise Kamalak, “Bana göre ülkedeki bir numara holdingler. Sermaye yani. Batının bizim ülkemizdeki işbirlikçileri. Medya da var. Zaten medya da holdinglerin elinde. Medya burada silah olarak kullanıldı. Demirel kanaatimce duruma göre hareket etti. Demirel askere göre hareket eder. Asker bu süreçte kullanılmıştır. Çevik Bir soy ismi gibi ‘bir’ numara değildir” dedi.
ABD ELÇİSİ NE DEDİ İSE TERSİNİ YAPTI
Mustafa Kamalak, Erbakan Hoca ile ilgili bir gerçeğin birileri tarafından ısrarla farklı nakledildiğine dikkat çekerek, 28 Şubat sürecinde Necmettin Erbakan’ın söylenenin aksine dik bir duruş sergilediğini, iddia ve iftiraları Hoca’ya karşı işlenmiş en büyük suç olarak gördüğünü belirtti. Kamalak, Erbakan’ın dik durduğunu şu örneği vererek açıkladı: “Amerikan Büyükelçisi Hoca’yı ziyaret ediyor, diyor ki, ‘Biz sizinle çalışmak isteriz, ancak şu 6 şarta uymak kaydıyla. Bunlardan biri İran’ı ziyaret etmeyeceksiniz.’ Ama Erbakan Hoca’nın ilk ziyaret ettiği ülke İran oldu. Hoca 28 Şubat’ta sonuna kadar direndi. Böyle bir muhtıra karşısında Cumhuriyet tarihi içerisinde 4 ay ısrarla yoluna devam etmek isteyen başka bir Başbakan var mı?”
H. SAMİ, MECLİS BAŞKANI’NI AZARLAMIŞ!
Kamalak, 1999 yılında Meclis’te yaşanan başörtüsü krizinde Meclis Başkanı Ali Rıza Septioğlu’nun dik bir duruş sergilediğini vurgularken de, dikkat çeken bir anekdot aktardı:
“Yemin töreni sırasında Merve hanım Genel Kurula girdi, DSP’liler sıralara vurmaya başladılar, bir yandan da ‘dışarı dışarı’ şeklinde nara atmaya başladılar. Meclis Başkanı Ali Rıza Septioğlu bey bunun üzerine oturuma ara verdi. Kulise çekildi. Bende kulise gittim. Kulise giderken Merve hanıma ‘Kesinlikle salondan çıkmayınız’ dedim. Hikmet Sami Türk, Ali Rıza Septioğlu beye çıkışıyordu. ‘Meclisin geleneklerini alt üst ettiniz’ diye. Ben dedim ki ‘Bakanım siz bir hukukçusunuz, bu yapılan doğru mu?’ diye sordum. O da ‘Meclis iç tüzüğünde kılık kıyafet yönetmeliğinde başörtüsü serbest diye bir şey yok’ dedi. Bende ‘Sayın bakanım sizde iyi bilirsiniz ki, yasak bir şey tüzükte yer alır, serbest olan tüzükte yer almaz’ dedim.”
“BEN SİZDEN DAHA FAZLA FAZİLETÇİYİM”
“Daha sonra Ali Rıza bey diğerlerini de çıkartıp bize ‘siz kalın’ dedi. Bu 2 Mayıs 1999 tarihinde cereyan eden bir olay. Odada Abdullah Gül, Salih Kapusuz, Abdüllatif Şener ve ben kaldım. Orada şunu söyledi: ‘Arkadaşlar bu konuda ben sizden daha fazla sizdenim. Ben sizden daha fazla faziletçiyim. Nitekim 1995 seçimlerinde oyumu Refah Partisine verdim. Ama bu seçimde DYP beni kolumdan tutup buraya getirdi. Milletvekilliği benim için hiç önemli değil, umurumda da değil. Ben yarın Allah ve Resulüne nasıl hesap vereceğim. Bunu düşüncesindeyim. Siz bir siyasi partisiniz, ben istiyorum ki siz zarar görmeyin. Bu münasebetle siz hangi formülü getirirseniz ben onu uygularım.’ Ben dedim ki ‘Efendim usul tartışması açalım.’ Abdullah Gül bey ‘Hayır, Merve hanımı dışarı çıkaralım, milletvekilleri yemin etmeye devam etsin’ dedi. Ben dedim ki, ‘Sayın Bakanım Merve hanımı dışarı çıkarırsak bir daha içeriye alamayız. Usul tartışması açalım. Usul tartışmasında konuşmalar yapılacak, bir milletvekilinin yemen etmesinde başörtüsü engel mi değil mi bunu tartışacağız. Mecliste MHP var onlarında başörtülü milletvekili var, engeldir diyemez. DYP’de bizimle hareket ediyor zaten. O da karşı çıkamaz. ANAP seçim meydanlarında Özal misyonunu gündeme getirdi, bunun aksine bir tutum takınmaz. Merve Hanımı şuan dışarı çıkarırsak bir daha içeri alamayız’ dedim.”
“ARKADAŞLAR YANLIŞ YAPMIŞLAR”
“Ama orada ben yalnız kaldım ve Merve hanımın dışarı çıkarılması konusunda karar alındı. Ben Erbakan Hoca’yı aradım. Durumu anlattım, dedi ki ‘Arkadaşlar yanlış yapmışlar, Recai beye selam söyle bugün yemini ettirsin.’ Geldim Genel Başkan Recai Kutan beye durumu ilettim. Merve hanımı gece geç saatlerde Genel Kurula gelecek hemen yemin ettireceğiz. Saat gece 10’da Şeref Malkoç geldi. ‘Hocam siz yukarı çıksanız iyi olacak’ dedi. Hayrola dedim. Valla dedi ‘Başkanlık Divanı olağanüstü toplanmış Merve hanıma yemin ettirmeme kararı almışlar. Demirel sert bir açıklama yapmış, bu provokatörlüktür diye, bunu üzerine Başkanlık Divanı toplanıp bu kararı almış’ dedi. Daha sonra Merve hanımı milletvekilliğinden düşürdüler, Türk vatandaşlığından da çıkardılar.”
Fatih Akkaya / Habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.