Akpınar’dan Çarpıcı Analiz
Akpınar’ın sitesinde yayınladığı “ÖCALAN’IN TEMSİL KEYFİYETİ YÜKSELTİLDİ YA ÇÖZÜM OLMAZSA?” başlıklı yazısı şöyle:
“İmralı’yla görüşme süreçleri hızlandı, kamuoyundaki beklentiler yüksel(til)di. Mektuplar uçuşuyor, yol haritaları belirleniyor, çözüme matuf somut adımlarla ilgili takvimler veriliyor. Bunlar kanın durması, 30 yıldır güvensizlik içinde ve bitap bir bölgenin normalleşmesi ve canlanması, Türkiye’nin geleceği adına çok önemli şeyler.
Öcalan’la, İmralı’yla görüşmelerin ne halde ve hangi safhada olduğu, neler görüşüldüğü, ne tür tavizler verildiği, hangi noktalarda anlaşıldığı konularında kamuoyunun çok bir malumatı yok. Ancak dışarıya sızan haberlerden sürecin gayet iyi gittiği malumatını alıyor ve kamuoyu gibi bizde ümitleniyoruz.
Bu arada medyada Öcalan vurgulu haberler uçuşuyor. BDP/PKK Öcalan ve örgütün PR’ını çok iyi yapıyor. Öcalan’ın “barış adamı” olmasından, Türkiye’yi ve ülkenin geleceğini düşünmesinden dem vuran yazılar, yorumlar gırla gidiyor. Sanki sürecin havasını yakalamışken birileri PKK ve Öcalan lehine yoğun bir propaganda, “kahramanlaştırma” ve “masumlaştırma” kampanyası başlatmış gibi. BDP cenahı tribünlere yönelik, reklam kokan ve kamuoyunda bir algı oluşturmayı hedefleyen çalışmalar, yorumlar içinde görünüyor. Belki de BDP’li siyasetçiler bu süreçte bir rol kapma telaşındalar. Öcalan’ın “özerklik istemediği, Kürt sorununun demokratikleşerek ve üniter yapının korunmasıyla çözülebileceğini” söylediği naklediliyor. Kısa zamanda Öcalan’ın talimatıyla Türkiye sınırlarının içindeki militanların yurt dışına çıkacağı ve arkasından yapılacaklarla ilgili oluşturulacak heyetlerin çalışacağı türünden Öcalan’ın ağzından yorumlar yapılıyor.
Eğer yürüyen süreç kamuoyuna yansıdığı veya yukarıda ifade edildiği şekilde ise; Öcalan gerçekten içerideki terör guruplarını dışarıya çıkaracaksa, M. Türköne hocanın dediği gibi değil Öcalan’ın ev hapsine alınması, “PAŞA” bile yapılabilir. Terörün bittiği, örgütün silahları bıraktığı bir ortamda müsaade edilsin Öcalan siyaset yapsın, hatta BDP genel başkanı olarak Meclise girsin. Bunlar pek çok kimseye fazla gelebilir, hazımsızlık oluşturabilir; ama terör ve şiddet duracak, bölge üzerindeki PKK/KCK baskısı kalkacak, gençler ölmeyecek, silahlı guruplar sınırlar dışına çıkacaksa toplumun huzur ve barışı adına bunlar sineye çekilebilir.
O zaman tabii ki adama şu soruları sorarlar: “mademki niyet bu idi, 30 yıldır neden kan ve şiddeti sürdürdün? Hem memleketi, hem güneydoğuyu perişan ettin!”. Bizzat dağda olanlar ve örgüt militanları da: “o halde biz yıllardır neden dağlardayız? Bunca militanı neden dağlara gömdük?” derler. Kim ne derse desin, eğer şiddet ve kan duracaksa Öcalan’a ev hapsi dâhil pek çok şey tartışılabilir. Örgütün iyi niyetinin sürmesi durumunda Öcalan’a siyaset yolu dahi açılabilir. Şayet sürecin ciddiyeti varsa Öcalan’a bu sözlerin verilmiş olması yadırganmamalıdır.
“PKK olmasaydı” diye bir yazı yazmış ve bu yazıda, “Kürtlerin pek çoğunun zannettiğinin aksine, PKK olmasaydı demokratikleşen ve pek çok noktada mesafe alan Türkiye Cumhuriyeti Kürtlerin tabii evrensel haklarını çok daha kolay verirdi” demiştik. Demokratikleşmeye paralel, Kürt sorunu, Kürtlerin dil ve kimlik sorunları daha suhuletle çözülürdü. Ama Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden PKK toplumla Kürtler arasına kan, kin ve nefret soktu. Şimdi makul tekliflere bile şehit veren insanlar, milliyetçi kesimler tepki veriyor, karşı çıkıyorlar. En katı sekülerizmin uygulandığı, Atatürk devrimlerinin en temel ilkesi kabul edilen laikliğin pek çok darbe ve müdahaleye gerekçe yapıldığı bir ülkede bu gün bütün okullarda Kur’an dersleri, Arapça, siyer dersleri verilebiliyorsa, PKK olmasaydı Kürtçe pekâlâ çok daha kolay okullarda ders olarak verilebilirdi. Kanaatimizce PKK demokratikleşmeyle halledilebilecek bir sorunu kördüğüm etmiş, çözümünü geciktirmiş, toplumu kutuplaştırmıştır. Ama eğer son günlerde Öcalan adına konuşulanlarda bir hilaf yoksa 30 yıldan ve onca kandan sonra da olsa gelinen nokta önemlidir; hatta heyecanlandırıcıdır.
Son süreçle ilgili ümitli olmak, çözüm olacak diye sevinmek istiyorum; ama kaygılarım buna müsaade etmiyor. Belki daha önce yaşanılan inkisarlardan, sabote edilen süreçlerden kalma bir korku var.
Umarız hükümet bu süreci her yönüyle hesap ederek ve bilerek yürütüyordur. Bütün ihtimalleri, olumsuzlukları dikkate alarak adımlar atıyordur. Şu anda kamuoyunda çözüm olacak diye bir coşku, siyasetçilerde (BDP ve AKP) bir hamaset var. Mazlum, 30 yıldır terörden çeken Güneydoğu insanı daha bir umutlu, heyecanlı. Eğer bu kadar umut ve iyimserlikten sonra kazalar olur ve bu kazalar devlete fatura edilirse bölge halkı hepten kaybedilir, ümit hiç olmadığı kadar ağır bir inkisara dönüşür. Başarısızlıkla sonuçlanacak böyle bir sürecin mutlak mağlubu da hükümet ve AK Parti olur. Zira PKK/BDP süreci kendi lehine çok iyi propaganda etmekte, halka çözümü ve barışı çok istediğini, söylemekte, hükümet/devlet cenahının süreci sabote edebileceği imalarında bulunmaktadır.
Bu arada milliyetçi kesimlerde öncelikle sürece, ama daha çok Öcalan’ın bir “çözüm aktörü”, bir “barış adamı” gibi sunulmasına ve devletin/hükümetin karşısına “resmi muhatap” olarak çıkarılmasına, Öcalan’a fazlaca itibar kazandırılmasına tepki var. Süreç çözüme ulaşır ve mesele büyük oranda çözülürse bu tepkiler marjinalleşir ve etkisizleşir. Ama eğer Öcalan’ın temsil keyfiyetini bu kadar yükseltmeye, sürecin neredeyse tek aktörü haline getirmeye rağmen içten ve dıştan sabotajlarla, hükümet veya PKK’dan gelecek oyunbozanlıkla çözüme ulaşılamazsa kaybeden en başta hükümet olacaktır. AK Parti sonuçsuz kalan bir süreçten dolayı Güneydoğu’da, Öcalan’a ve PKK’ya çok fazla prim vermekten dolayı Batı Anadolu, İç Anadolu ve Karadeniz’de ciddi oy kayıplarına uğrayacaktır.
Ümitli, coşkulu olmak güzel; ama çözümün uzun ince bir yol olduğunun dikkati ve bilinciyle hareket etmeye mecburuz…”
Habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.