Süreç Tamamen Yerli

Süreç Tamamen Yerli
Berlin’de gazetecilerin sorularını cevaplayan Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, yeni süreci yerli yazılıma benzeterek, provokasyonlara ve sabotajlara karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Çeşitli temaslar için Almanya’da bulunan Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, aralarında Akit Ankara Temsilcisi Yener Dönmez’in de bulunduğu gazetecilerle  Berlin’de kahvaltıda bir araya geldi.

Gazetecilerin sorularını cevaplayan Bakan Çelik, akan kanın durması için başlatılan yeni süreci yerli yazılıma benzetirken, provokasyonlara ve sabotajlara karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Bugün tartıştığımız sorunların kaynağının tek parti zihniyeti olduğunu dile getiren Çelik, “19. yüzyıl mantığıyla kurulmuş bir ulus devlet yazılımı, o zamanın şartlarında normal karşılanabilir. O zamanki ulus devlet mantığının bunca yıl sonra sürdürülmesi her tıkandığında, ihtilal yoluyla, darbeler yoluyla giderilmiş. 19. yüzyıl ulus devlet yazılımı, her demokratik talebi bir virüs gibi görmüş ve buna karşı bir anti virüs programı geliştirmiş” dedi.

“LAİKLİK YAZILIMI SAVUNMA MEKANİZMASI”

“Halbuki bu durum, o yazılımın bu demokratik talepleri karşılayamadığını gösterir” diyen Bakan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyada demokrasiler bu yazılımı günceller. Biz o güncellemeyi yapamadık yıllar boyu. Ne zaman sistemi tartışmaya kalksak hemen bir rejim tartışması başlaması da bundan.
Biz rejimi değil, sistemi tartışıyoruz. O yazılım, her kimlik talebini bir şekilde reddetti, dışarıya itti. Burada siyasetin tanımıyla ilgili de bir sorun var. Siyasetçi, toplumsal taleplerin siyasi temsiline uğraşır. Ulus devlet değil, devlet ulus olarak dizayn edildi bizde. Hiçbir şey orijinal olarak, kendi tabii mecrasında kalamadı bizde. Kürtler, Aleviler, başörtüsü sorunu gibi problemler de bu nedenle çıktı. Dindarlıkla çatışmayan ama hem dindarın, hem dinsizin haklarını koruyan bir laiklik anlayışı gerekiyor şimdi. Laiklik yazılımı, bir tür ideoloji ve din karşısında bir savunma mekanizması olarak yazılmıştı. Sosyal barış projesi haline getirdi toplum kendi kendine laikliği. Aslında toplum bu işi kendi içinde çözdü. Sistem, var olan kimlik taleplerini sistemin içerisinde özgürleştirilerek konumlandırmak gerekirken, bu talepleri hep tehdit gibi görüp bastırdı. Yazılım güncellenmeyip, yazılımdan kaynaklanan sorunlar hep darbelerle onarılmaya çalışılınca bu bizim siyasi birikimimizi de ortadan kaldırdı. Her darbe geldi, 'fabrika ayarlarına geri dön' düğmesine bastı ve siyasi birikimi yok etti ve en başa döndük. Bu yüzden de siyaset sadece lider karizmasına kaldı.”

“ONLAR BİLE TALEP EDEMİYOR”

Yazılımı değiştirip güncellemekten kastının farklı kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebildikleri ve siyasette temsil kanallarının açık olduğu bir yapı oluşturmak olduğunu belirten Çelik, “Yönteme itiraz edenler bile kimliklerin yasaklanmasını talep edemiyorlar. Bunu açıkça ifade edemedikleri için yönteme itiraz olarak tezahür ediyor. Kimliklerin otantik halini de yok etmiş. Türk kimliğinin radikal bir siyasetle ifade edilmesi en çok Türk kimliğine zarar verir. Kürt kimliği için de bu durum geçerli. Anketlerde görüyoruz ki, Kimlikler üzerinden radikal siyaset yapmaya çalışan siyasi partiler, o kimliklerin çözüm sürecinde kullanılmasına değil, korunup kollanmasına destek veriyor. Kimlik siyaseti yapılması, demokratik sistem içerisinde meşrudur ama ben kendi tercihim olarak kimlik siyasetini doğru bulmam. Anayasal sınırlar içinde kalıyorsa, ‘Neden yapıyorsun?’ diyemezsiniz. Bizim tercih etmememiz, onların bunu özgürce yapamayacağı anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.

surec-ek.jpg

“RADİKAL SİYASETİN ZEMİNİ KALMAZ”

Etnik kimliklerin bastırılmasının radikalleşmeye sebebiyet verdiğini kaydeden Çelik, şöyle konuştu: “Her kimlik kendini ifade edebildiği zaman o kimlikler üzerinden radikal siyaset yapılmasının zemini kalmaz. Kimlik siyaseti temelinde örgütlenmiş bir toplumdan demokrasi çıkması çok zordur. Kimlik siyasetine yaklaşım, çeşitli diktatörler eliyle bir üst kimlik dayatılması, Baas modeli... Kimliğini bastırırsanız, sürekli kimliğini arayan, isteyen insanlar olur. ABD'de kimlikler ta baştan serbest olduğu için kimse kimliği için mücadele etmek zorunda kalmadı. Bizim bölgemizdeki devlet-ulus tecrübelerinde ise tam tersi kimlikler ta baştan bastırıldı ve insanlar kimlikleri için mücadele vermek zorunda kaldı. Ermeni kimliğinin radikalleşmesinde bu durum öne çıkmıştır. Ermeni cemaatinin seçtiği bir kişi bir gün kabul edilmeyince… Kimlikler bastırılmasa, kimlik temelli radikal siyasetler için zemin olmayacak. Bu kültürel kopuşlar olmasaydı dağılma döneminde belki de biz eski coğrafyamız ile en azından kültürel bir commonwealth olacaktı. Ulus yaratma fikrinin temeline kimliklerin bastırılması konulunca, ulus tanımı pozitiflikten çıkıp, ne kadar çok kimliğin dışlandığına bakılan negatif bir tanıma dönüşüyor. Darbelerin en kötü tarafı, zamanın büyük siyasi partileri içinde kendilerine yer bulabilen kimliklerin merkezkaç etkisiyle ana akımdan dışarı çıkıp daha radikalleşmesi oldu.”

“PKK’YI DENGE UNSURU OLARAK KULLANDILAR”

Türkiye’ye yönelik hesapları bulunan bazı ülkelerin yeni sürece karşı olduğunun altını çizen Ömer Çelik, geçmişte içeride de bazı kesimlerin terörü AK Parti’ye karşı denge unsuru olarak gördüğü için PKK’nın sınır dışına çıkmasını engellediğini anlattı. Dış müdahaleye karşı tedbir aldıklarını söyleyen Çelik, şöyle devam etti: “Yıllarca IRA- ETA modeli dendi. Belki de ilk defa demokratik anlamda tamamen yerli bir süreç yürütülüyor. Bazı yabancı devletlerin Türkiye ile ilgili dertleri, hesapları için terör meselesine yığınak yaptıkları açık. Bu meseleyi bir manivela olarak kullandıkları ortada. Devlet içindeki çeteleşmiş bazı odakların, bu terör meselesini meşru siyasi iktidara karşı kullandıklarına dair itiraflar var. Güvenlik bürokrasisinden birisinin, zamanında AK Parti iktidarından memnun olmadığı için terör örgütünü bir denge unsuru olarak kullandığını gördük geçmişte. Devlet içindeki bu eğilimlerin tamamen ortadan kalktığını söyleyemem ama en azından bugün somut bir çeteleşmenin varlığı da iddia edilemez. Darbeleri Araştırma Komisyonu’na gelenlerden hiçbirinin pişmanlık duymaması da önümüzde hala bu sorunun devam ettiğini gösteriyor.”

“TOPLUM BİRDEN ÇOK PENCERE İSTİYOR”

Yeni yazılımla tam demokratik cumhuriyetin hedeflendiğini vurgulayan Kültür ve Turizm Bakanı Çelik, yeni anayasa sürecine de değinerek, şunları söyledi: “Sağlık sistemini tartışırken bile laiklik tartışmasına döndürüyorlardı işi. ‘Aspirin prospektüsüne bile mi yazdıracaksınız laikliği?’ demiştim. Kimsenin laiklik ile bir sorunu yok ama laikliğin uygulanmasının sonucu olan anti demokratik uygulamalarla sorunu olan insanlar var. Sistemin kuytuluklarına nüfuz etmiş olan bu otoriter unsurlardan, eğilimlerden tam olarak kurtulmuş değiliz. Cumhuriyetin yazılımının 'demokrasi' olması ve bu konuda da hiçbir tartışma olmaması lazım. Muhalefet partilerinin genel eğilimini, melez bir şekilde, eski yazılımın son anayasasını yapmak olarak görüyorum. İlk yazılımlarda ekranda tek pencere açabiliyordunuz. Bu toplum artık aynı ekranda birden çok pencere görmek istiyor. Bir insanın tek bir kimliği olmaz. Sistem baskı unsuru olduğu zaman o yazılım işlemiyor. Devlet her kimliğe özgürlük hakkı vermek durumundadır. Ama özgürleşen her kimliğin de kendi içinde demokratik olduğu da söylenemez. A kimliği B'yi yasaklamış. Ama B kimliği de özgürleşip güçlendiği zaman o da C'yi baskılıyor. Toplumun ne kadar özgür olacağının sınırlarını devlet çiziyor bizde. Toplumun kendi özgürlük alanını kendisinin belirlediği, sivil toplumdan gelen taleplerin siyasette özgürce temsil edildiği bir noktaya ulaşmalıyız.”

“KÜRTLER DEMOKRASİ İÇİNDE KALMAK İSTİYOR”

Bölünme paranoyasının yersiz olduğunu belirten Çelik, bu süreçte herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti: “Arap baharı ile birlikte İhvan ve Kürtler yükselen güç haline geldi. Bu kimlikler, bu yükselen güçler, kendilerini hangi noktada konumlandıracaklar? Demokratikleşme içinde mi yoksa başka yerlerde mi? Büyük Kürt kitlesi kendini demokrasi içinde konumlandırmak istiyor. Yalnız bölgede, Kürtleri bölgenin yeni Baas yapısına dönüştürme gayreti içinde olanlar var. Türkiye açısından bölünme ile ilgili tartışmaların geçmişte de zemini yoktu, bugün de yok. Türkiye'nin kendi demokrasisi ile yüzleşmesi meselesi bu. 2005'te bir Başbakan çıktı; ‘Kürt sorunu benim sorunumdur’ dedi. Ve 2005 çok zor bir dönemdi. Bizim bölgemizde devletlerin demokrasi yoluyla sorun çözme geleneği yok. Türkiye'nin bu süreçteki performansı bu açıdan da çok dikkatle izleniyor. Bütün İslam dünyası açısından da çok önemli. Mezhepsel ya da etnik farklılıklar her ülkenin içinde var çünkü. Artık refahın ve barışın paylaşılma dönemi. Savaşlar ve istikrarsızlık çok uzun sürdü. Bu Türkiye için bir tehdit değil, tam tersine Türkiye bir cazibe merkezi. Bu süreç artık Türkiye'nin olgunlaştırdığı ve masaya koyduğu bir süreç. Bunu sabote etmek isteyen birisi varsa Türkiye'nin dış politikadaki etkinliğini kırmak istiyor demektir.”

“İLKEL BİR YAKLAŞIM OLUR”

Yeni anayasa konusunda yapılan spekülasyonlara da tepki gösteren Çelik, “Yeni anayasa vatandaşlık tanımı başta olmak üzere bu özgürlükler meselesini, anayasa meselesini de sadece Kürt meselesine indirgemek de doğru değil. Yeni anayasada ‘Kürt' ifadesinin yer almasını istemek ilkel bir yaklaşımdır. Eski bir ilkelliği yeni bir ilkellik ile değiştirmek demektir” değerlendirmesini yaptı.
 
“KONU KAPANMIŞ DEĞİL”

TBMM Alt Komisyonu tarafından tamamlanan Uludere raporuna da değinen Bakan Çelik, “Adli ve idari soruşturma devam ediyor. Konu kapanmış değil. Şöyle bir alışkanlığımız var; o kadar insan böyle bir kaza neticesinde hayatını kaybetti. Geçmişte devlet içerisinde JİTEMvari yapılanmalara bağlanıyordu, şimdi böyle bakamayız. Eldeki verilerde kimseyi somut suçlayacak bir nokta yoksa sırf dosyayı kapatmak için birilerinin üzerine yıkmak da yanlış olur. Bu mesele üzerinde hassasiyetle duruluyor. İdari ve adli soruşturmanın sonucunu da görmek gerekiyor” dedi.

Akit / Ajanslar
 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum