Babacan: Dış politikamızda sapma yok
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, BM Güvenlik Konseyinin (BMGK) 2009-2010 dönemi geçici üyeliğine seçilen Türkiye'nin dış politikasının, "üye oldu diye değişmeyeceğini" belirterek, "Biz bugüne kadar Kıbrıs konusunda ne söylediysek, Güvenlik Konseyi üyesi olduğumuzda da onları söyleyeceğiz" dedi.
Babacan, dış politikaya ilişkin çeşitli konularda NTV'nin soruları yanıtladı ve Türkiye'nin 2009-2010 dönemi BMGK üyeliğine seçilmesini değerlendirdi.
Dışişleri Bakanı Babacan, Türkiye'nin üyeliğinin bölgesel sorunları nasıl etkileyeceğinin sorulması üzerine, Türkiye'nin 1 Ocak 2009'da görevine başlayacağını, ancak 15 Kasımdan itibaren toplantıları izleyeceğini belirtti.
Bölgesel konuların haricinde küresel ısınma, gıda ve enerji krizi gibi güvenlik boyutu olan konuların BMGK'de Türkiye'nin önüne geleceğini ifade eden Babacan, Ankara ve New York'ta ekipler oluşturmaya başladıklarını bildirdi.
Babacan, "Bu ekiplerimiz göreve başladıktan sonra, Türkiye olarak 2 yıllık yoğun bir programa girmiş olacağız. Türkiye'yi artık küresel sorunlarla bizzat ilgilendiren bir ülke durumuna yükseltecek" diye konuştu.
Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin'in görevine ilişkin bir soruya karşılık Babacan, İlkin emekli olduğu için, "Büyükelçi" sıfatıyla görev süresinin uzatılmasının mümkün olmadığını, dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı baş danışmanı pozisyonuna atandığını, aynı gün İlkin'in BM nezdinde daimi temsilci olarak tekrar görevlendirildiğini söyledi. Babacan, şu an itibarıyla yeni bir atama olmayacağını belirterek, New York'ta iki büyükelçi görevlendirilmesi konusunda ise "Şu anda öyle bir şey yok" dedi.
-"KİMSE BİZDEN POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ BEKLEMESİN"-
Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye'nin geçici BMGK üyeliğine seçilmesinden memnun olmadığının hatırlatılması üzerine ise Babacan, şunları kaydetti:
"Bizim bir dış politika çizgimiz var. Dış politikada bugüne kadar söylediğimiz şeyler var, attığımız adımlar var. Bu, BMGK üyesi olduk diye değişecek değil. Biz bugüne kadar Kıbrıs konusunda ne söylediysek, Güvenlik Konseyi üyesi olduğumuzda da onları söyleyeceğiz. Bugüne kadar Kafkasya sorunu, ya da Orta Doğu'daki pek çok konu için bugüne kadar ne söylediysek, aynı şeyleri söylemeye devam edeceğiz. Dolayısıyla bizim ilkeli tutumumuz, Güvenlik Konseyi üyesi olduğumuzda da devam edecek.
Bizim kendi özgün bakış açımız çok önemli burada, ki bize oy veren ülkelerin önemli bir kısmının da Türkiye'den beklentisi bu. Pek çok konuda inisiyatif geliştiren, tekliflerimizi ortaya koyan, pozitif yaklaşımlarla çözüm üreten bir ülkeyiz. Kimse bizden herhangi bir sapma, politika değişikliği beklemesin. Ama dediğim gibi, daha önce fazla ilgilenmediğimiz konular da önümüze gelecek. Latin Amerika'da bir ülkede kriz çıktı zaman da, bu krizle ilgili somut tutum almamız gerekecek. Mevcut, ana politikalarımızın devamı ama ilgilenmediğimiz, ama bakmadığımız coğrafyalarla ilgili de yeni açılımlar kuşkusuz sağlayacak."
Babacan, Türkiye, ABD ve Irak arasında kurulması planlanan üçlü yapının temsilci atayarak olmayacağını, üç ülkenin ilgili birimlerinin bir araya gelip, terör örgütü PKK ile alakalı neler yapılabileceğini konuşacaklarını belirtti ve bu yapının içinde Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin yer alıp almayacağının Bağdat'ın tercihi olduğunu bildirdi.
Babacan, Irak'ın kuzeyindeki yerel yönetimle doğrudan diyaloğa geçmiş durumda olduklarını belirterek, Bağdat'ta aylar önce temaslar kurulduğunu ve sonra da devam ettirildiğini anımsattı ve sadece yüz yüze değil farklı kanallarla kurulan bir iletişim bulunduğunu kaydetti.
"Önemli olan Irak'ın nereye doğru gittiğini kestirip, ülkenin iç siyasi yapısını dikkate alarak, terör örgütü PKK ile mücadele için bu yeni tabloyu nasıl kullanabiliriz, PKK'yı izole etmek için neler yapabiliriz, bunlar üzerinde çalışmak" diyen Babacan, geçen yıl 17 Ekim'de ilk Irak tezkeresi çıktığında Orta Doğu ve Avrupa'da yoğun temaslar yaptıklarını, Bağdat'ta da merkezi hükümetin açık desteğini aldıklarını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kasım ayındaki Washington ziyaretinde de PKK'nın resmen ortak düşman ilan edildiğini hatırlattı.
Babacan, dolayısıyla terör örgütü PKK'yı yalnız bıraktırma politikasında geriye kalan unsurun kuzeydeki yönetim olduğunu belirterek, son dönemde buradan alınan sinyallerin aslında bunlardan çok da memnun olmadıkları ve bir şeyler yapabilecekleri yönünde olduğunu, bu mesajları değerlendirdiklerini, arazide çok somut bir adımın ise henüz görülmediğini bildirdi.
Kendi kontrolleri altında olduğunu söyledikleri bölgeden Türkiye topraklarına saldırılar olmasına kimsenin göz yummaması gerektiğini ifade eden Babacan, "Bundan sonra yoğun ama sessiz bir diplomasi trafiği devam edecek, bizim tarafımızdan çok da fazla açıklama duymayacaksanız" dedi.
Kerkük'le ilgili Türkiye'nin önerdiği modelin kabul gördüğünü ve bunun için çok teşekkür aldıklarını belirten Babacan, son dönemde Irak'ın içinden geçtiği bu zor dönemi dikkate alacaklarını ama bir yandan da terör örgütü PKK ile ilgili ciddi bir sorunun ortada olduğunu ve bunun çözümlenmesi için Bağdat ve yerel yönetimle konuşmaya devam edeceklerini bildirdi.
Mesud Barzani'nin Türk yetkilileriyle görüşmesinde terör örgütü PKK'ya ilişkin özel taleplerin ele alınmadığını söylediğinin hatırlatılması üzerine Babacan, yorum yapmayarak, "Biz bu süreci sessiz bir diplomasi ile yürüteceğiz. Kim neyi dedi, neyi demedi konusuna girersek bu işi hiç çözemeyiz. Dolayısıyla sabredip süreci izlemekte fayda var" dedi.AA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.