Yazıcıoğlu, hükümetten ne istedi?
Yazıcıoğlu, raporda, partisinin AB’ye üyeliğe karşı olduğunu hatırlattı. AB üyeliğiyle ilişkilendirilmeden, Türk Milletinin kalkınması, demokrasinin gelişmesi ve devletin bekası doğrultusunda, taslak programda yer alan bazı düzenlemelerin BBP’nin parti program ve politikalarına uygun düştüğü yönleriyle desteklenebileceğini bildirdi. Ve şu hatırlatmalarda bulundu;
-Çiftçilerimizin ve henüz gelişmekte olan küçük ve orta işletmelerimizin, sanayicilerimizin, AB ülkelerindeki gelişmesini tamamlamış rakipleriyle rekabete sokmak ülkemiz tarımını ve iş adamlarımızı kapağı açılmış baraj sularının altında bırakmak olduğu ikazında bulundu.
-1 Aralık 1964'ten beri, işçilerimizin, mallarımızın ve sermayemizin AB'de serbes dolaşım hakkının hala verilmediğini, AB tarafından yayımlanan ilerleme raporlarında da işçilerimizin, mallarımızın ve sermayemizin serbest dolaşımları ile ilgili iyi niyet, bir taahhüt veya verilmiş herhangi bir söz bulunmadığını hatırlattı ve serbest dolaşım hakkı, AB ile bir karara bağlanması gerken önemli bir husustur, bu konuda bir sonuca varılması gereklidir, dedi.
-AB istiyor diye yapılan özelleştirmelerde stratejik kurumlarımızın ve milli sermayemizin yabancıların eline geçmesinden duyduğu endişeleri açıkladı.
BBP’nin raporunun önemli gündem maddelerinde bir tanesi de özelleştirme konusuydu. Yazıcıoğlu, BBP’nin özelleştirmeye karşı olmadığını, fakat AB uyum mevzuatı doğrultusunda yapılan ve devam etmekte olan özelleştirmeleri onaylamadıklarını belirtti. Yazıcıoğlu, Elektrik Üretim Anonim Şirketi ve Elektrik Dağıtım Anonim Şirketlerinin özelleştirilmesi ile ilgili olarak TBMM'ye sundukları kanun tekliflerini hatırlatarak, BBP’nin bu teklifinin milli hassasiyetleri koruduğunu ve özelleştirmede model olarak uygulanmasını önerdi.
Raporun giriş bölümünde, Türkiye’nin 21. yüzyılda bölgesel bir güç odağı haline gelmesi ve uluslararası platformda daha etkili olması gerektiği vurgulandı.
BBP’nin AB üyeliği konusundaki uyarıları
Yazıcıoğlu, BBP’nin AB üyeliğine her şartta karşı olduğunu belirtirken, şu hatırlatmalarda da bulundu: “AB’nin kurumsal organlarında yaklaşık 45 yıldır devam eden sürenin her aşamasında, diğer aday ülkelerden öncelikle iktisadi ve mali yapıya ilişkin standartların düzeltilmesi ve ardı sıra siyasi ve hukuki alana ilişkin normatif düzenlemelerin yapılması talep edilmekteydi. Oysa Türk Devletinden özellikle iktidara gelmiş olan son üç hükümet döneminde, hukuki ve siyasi alanda Anayasal ve yasal değişiklikler yolu ile talepler karşılanmıştır. Siyasi düzenlemeler adı altında dış politikamızdan ve hassasiyetlerimizden ödünler vermemiz istenmektedir. Bu husus da bizim çekincelerimiz arasında yer almaktadır.”
Köylümüzün durumu ortadadır. İlaç, mazot, gübre, tohum gibi girdilerin çok yüksek olması, maliyetlerin de yüksek olması sonucunu doğurmaktadır. Bu maliyetlerle ve Tarım İşletmelerimizin ekonomik yapısı düşünüldüğünde Türk Çiftisinin AB çiftçileri ile rekabet edemeyeceği aşikârdır. AB'den gelecek olan tarım ürünlerinin ithalat dalgasının karşısında zaten karın tokluğuna ziraat yapan çiftçimiz karnını bile doyuramaz hale düşecektir. Çiftçilerimizin ekonomik ve sosyal yönden gelişmesi sağlanmadan AB çiftçileri ile rekabete sokmak köylümüzü tufanda bırakmak ile aynıdır.
Tarım sektöründe yaşanacak olan benzer sıkıntılar Türk Sanayisinde ve küçük esnafımızda da yaşanacaktır. Gerek sanayimizin ve gerekse orta ve küçük işletmelerimizin teknolojik ve birim maliyetleri bakımından AB üye devletlerindeki sanayici ve küçük, orta işletmeler ile rekabet edebilecek imkânlarda değillerdir. Henüz gelişmekte olan sanayimizi, gelişmesini tamamlamış sanayiler ile rekabete sokmak demek onları kapağı açılmış baraj sularının altında boğulmaya terk etmekle aynıdır. Sanayicimiz ve iş adamlarımız henüz bu rekabete hazır değildir.
BBP, terör suçu için idam istiyor
BBP’nin raporunun siyasi kriterler bölümünde ise, Yazıcıoğlu, terör suçlarına idam cezasının kaldırılmasına karşı olduklarını bildirdi. Yazıcıoğlu, “Ankara-Ulus'ta, İstanbul Güngören'de, Diyarbakır'da, köylerde, ilçelerde, şehirlerde çocuk, bebek, yaşlı, genç, kadın, erkek sivil vatandaşlarımızın ölümüne sebep olan, binlerce güvenlik görevlimizi şehit eden insanlık düşmanı teröristlerin idamla cezalandırılmasını savunuyoruz” dedi.
Vakıflar Kanunu
Öte yandan; Yazıcıoğlu, Vakıflar Kanununda yapılan değişikliğin de gelecekte ülkemize sıkıntı vereceğini düşündüklerini belirterek, bu konudaki endişelerini anlattı.
Ekonomik kriterler
Ekonomik kriterler başlığı altında ise, Yazıcıoğlu, küresel ekonomik kriz sürecinde hükümetin gerekli tedbirleri almasının önemi üzerinde durdu.
BBP’den Merkezi Bilgi Sistemi Birimi Önerisi
Kayıt dışı ekonomiyi takip etmek ve sistem içerisine sokmak için "vatandaşlık kimlik numarasının" etkin bir şekilde kullanılmasına işaret eden Yazıcıoğlu, bunun için Merkezi Bilgi Sistemi Birimi kurulması önerisinde bulundu. Yazıcıoğlu, “Bu Merkezi Bilgi Sistemi Birimi hukuka uygun ve mahremiyeti ihlal etmeden vatandaşlık kimlik numaralarının yaptığı bütün harcamaları, ekonomik kazanımları ve yapılan ticareti tespit edebilmelidir. Bu sayede kayıt dışı kazanç ve kayıt dışı ekonomi belirlenebilir” görüşlerine yer verdi.
Merkez Bankası tek yetkili kurum olsun
Para politikasının uygulanmasında tek yetkili kurumun T.C. Merkez bankası olması gerektiğini savunan Yazıcıoğlu, “Büyük Birlik Partisi olarak Merkez Bankasının İstanbul'a taşınmasının gereksiz masraf olduğuna ve ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başkenti Ankara’ imajına zarar vereceğini düşünüyoruz” dedi.
Özelleştirme için BBP’nin kanun teklifi model alınsın
BBP’nin raporunun en önemli gündem maddesi ise özelleştirme konusuydu. Yazıcıoğlu, BBP’nin özelleştirmeye karşı olmadığını, fakat AB uyum mevzuatı doğrultusunda yapılan ve devam etmekte olan özelleştirmeleri onaylamadıklarını belirtti. Yazıcıoğlu, Elektrik Üretim Anonim Şirketi ve Elektrik Dağıtım Anonim Şirketlerinin özelleştirilmesi ile ilgili olarak TBMM'ye sundukları kanun tekliflerini hatırlatarak, BBP’nin bu teklifinin özelleştirmede model olarak uygulanmasını önerdi.
Yazıcıoğlu, şöyle devam etti: “Stratejik kurumların özelleştirilmesi, milli finans sektörümüzün yabancıların eline geçmesi ve yabancı ağırlığının artması, özelleştirilen kuruluşların denetiminin yapılmaması hususlarında endişelerimiz vardır. Özelleştirme uygulamalarının sonuçları itibariyle endişelerimizi kısaca özetleyecek olursak.;
1- Özelleştirilen kurumlardan gelen kaynağın, bunların arsa bedelini dahi karşılamadığı,
2- Birçok kuruluşun özelleştirildikten hemen sonra faaliyetlerinin durdurularak, sadece arazilerinin değerlendirildiği,
3- Karlı kuruluşların zararlı hale getirilmesiyle, devletin vergi kaybına uğratıldığı,
4- Borsadaki spekülasyonlar aracılığı ile küçük hisse sahiplerinin hisselerinin toplatıldığı,
5- Yoğun işten çıkarmalarla istihdamın düşürülerek işsizliğin yaygınlaştırıldığı,
6- Sırf yabancı sermaye gelsin diye yabancıya satılan kuruluşların kârlarının dışarıya transfer edildiği görülmüştür.
7- Özelleştirilen kuruluşlarda yenileme, geliştirme amacıyla yatırım yapılmadığı için zamanla artan ihtiyaca cevap veremeyecek duruma geleceği.
8- Stratejik kuruluşların yabancılara veya yabancı ortaklı holdinglere satışı ile ülkenin her yönden risk altına gireceği sonuçları beklenmektedir.”
Ekonomik kriterler hükümetin yetki süresini aşabilir
“Ekonomik kriterler bütünsel olarak incelendiğinde hedeflerin uzun vadeli olduğu ve mevcut hükümetin yetki süresini aşabileceği görülmektedir” diyen Yazıcıoğlu, bunların başarılmasının da, AB “Fasıllarının” ön-koşulunu oluşturduğuna dikkat çekti.
BBP Genel Başkanı Yazıcıoğlu, şunları aktardı: “Hal böyle olunca hükümetin hedeflerini siyasal programını aştığı ve taslak programın, hükümetin ana programını genişlettiği tespit edilmektedir. Partimiz, AB üyeliğine karşı olduğu görüşünü her platformda ilan etmekle birlikte; Türk Milletinin kalkınması, demokrasinin gelişmesi ve devletin bekâsı doğrultusunda, taslak programda yer alan bazı düzenlemelerin parti program ve politikalarımıza uygun düştüğü yönleriyle desteklenebileceğini düşünmekteyiz.”
BBP’nin raporundan diğer başlıklar
Sağlık, eğitim, savunma, enerji, radyo-televizyon yayıncılığı alanlarında devletin katılım payının düşürülmesinin planlandığını belirten Yazıcıoğlu, “Bu sektörlerin nasıl ve hangi anlayışların eline geçeceği belli dahi değildir. Bu üç alanda devletin payı ve denetimi zafiyete uğratılmamalıdır” yorumunu yaptı.
Yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda ise, 2001 yılında yürürlüğe konulan “yatırım ortamının iyileştirilmesi reform programı”na devam edilmesinin yatırımların teşvikini sağlayacağını anlatan Yazıcıoğlu, “Ülkenin yekpare gelişmesi için Doğu ve Güneydoğu illerinin önceliği ve teşviki özel olarak göz önünde bulundurulmalıdır” dedi.
Engin Kaşdaş-habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.