Manifesto gibi karşı oy
AK Parti'nin ''demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği'' görüşüne katılmayarak davanın reddi yönünde oy kullanan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, karşı oy gerekçesinde, ''AK Parti'nin kapatılması için ileri sürülen eylemlerin laikliği ortadan kaldırmak suretiyle şeriat düzenini getirme amacı ile nitelendirilmesinin ağır, ölçüsüz ve demokratik sabırla çelişin bir yaklaşım olduğunu'' ifade etti.
AK Parti'nin ''demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği'' görüşüne katılmayarak davanın reddi yönünde oy kullanan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, karşı oy gerekçesinde, Rosa Luxsenburg'un ''Özgürlük yalnızca ve daima farklı düşünenlerindir'' sözünü anımsatarak, siyasal hayatın vazgeçilmezi olarak nitelenen siyasi partilerin, kapatma yaptırımı ile karşılaşmamak için kendini ''olduğu gibi'' ortaya koyamadığını, Anayasa'nın ya da Anayasa Mahkemesi'nin ''nasıl olması gerektiği'' yolundaki ölçülerine uymaya çalıştığını belirtti. Kılıç, şöyle devam etti:
''Partilerin olması gereken özgürlük alanları ile Anayasa dışı olma alanı arasında kurulamayan denge Türkiye'de dünyada rastlanmayan sayıda partinin kapatılmasına neden olmuştur. Bu düşünce ile siyasi partilere sınırsız bir özgürlük alanının gerektiği kastedilmemiştir. Bir türlü yakalayamadığımız uluslararası çağdaş ölçüler yerine bize özgü demokrasi, laiklik ve hukuk devleti anlayışı ve bu değerlerin dar bir alanda yorumlanması belirtilen sonucu doğurmuştur. Türk siyasi hayatında kapatılan partilerin genel olarak 'bölünmez bütünlük' ile 'laiklik' ilkesine aykırı eylemleri nedeniyle gerçekleştiği görülmektedir.
Dava konusu siyasi partinin 'laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği' iddiası ile kapatılması istemi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) bu gerekçeye dayalı görüşlerine önem kazandırmaktadır.
Bu noktada Anayasamızın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında korunan hukuksal değerlerin anlam ve kapsamının açıklanma zorunluluğu vardır. Anayasa'nın 68/4 maddesine göre; siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri Devletin bağımsızlığına, bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı gibi sınıf ve zümre diktatörlüğünü amaçlayamaz ve suçu teşvik edemez.''
-Laiklik ilkesi-
AİHM'in, demokrasiyle bağdaşır olmayan bir düzeni kurmak amacıyla şiddeti araç olarak kullanmak durumundaki partilerin kapatılabileceğine onay vermediğini belirten Kılıç, bu kriterler gözetilerek davalı partinin laiklik karşıtı fiillerin odağı haline gelip gelmediğinin değerlendirildiğini kaydetti.
İnsan haklarına saygılı devletin, Anayasa'da temel hak ve özgürlük olarak düzenlenmiş ve güvenceye kavuşturulmuş insan haklarına saygılı devlet anlamına geldiğini vurgulayan Kılıç, şöyle dedi:
''İnsan haklarına saygılı ifadesi ile 14. maddedeki 'İnsan haklarına dayalı devlet' ifadesi birlikte okunduğunda, Anayasa'nın devletin meşruiyet ve varlık nedenini 'insan hakları ve özgürlüklerinde' gördüğü ortaya çıkar. Anayasa'nın 5. maddesi de tüm temel hak ve özgürlüklerin önündeki sosyal, hukuksal ve ekonomik engellerin kaldırılmasını devlete bir ödev olarak yükler.
Bireylerin dini inanç ve kanaat özgürlüğünün yanında, inanç ve kanaatlerini dışa yansıtma ve yaşamlarını dini inanç ve kanaatlerine göre sürdürme hakkı da Anayasa'nın tanıdığı bir temel insan hakkıdır. Dolayısıyla Cumhuriyetin değişmez niteliğinden biri olan insan haklarına saygılı/dayalı devlet ilkesi, devlet erki kullanan tüm kurumları bireylerin dini inanç, kanaat ve dinsel pratik özgürlüğüne saygılı olmaya, kişinin bu özgürlüğünün önündeki engelleri ortadan kaldırmaya zorunlu kılmaktadır.
Laiklik ilkesinin bu Anayasal tercihi zayıflatıcı biçimde yorumlanmasının, farklı uygulamaları da olsa çağdaş dünyanın laiklik anlayışıyla bağdaşmadığı düşünülmektedir.
Davalı Parti'nin 'odak' olduğu konusunda varılan sonuca, söz konusu siyasi parti genel başkanı ve üyelerinin genel olarak üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağı, imam hatip lisesi mezunlarına üniversiteye girişte uygulanan katsayı ve kuran kursları üzerine gerçekleştirdikleri söz ve eylemleri esas alınarak varılmıştır. Belirtilen konulara ilişkin söz ve eylemler Anayasa'nın 68/4 maddesinde belirtilen 'laik Cumhuriyet' ilkesine aykırılık olarak nitelendirilmiştir. Bu nedenle Anayasa da yer alan 'laiklik' ilkesinin irdelenmesi gerekli görülmüştür.
Anayasa'nın 24. maddesinde din derslerinin zorunluluğu öngörülmüş, 136. maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile devletin bireylere dini inançları konusunda hizmet vermesi kabul edilmiş, yasal düzenlemelerle de imam hatip okulları ile kuran kursları devletin eğitim ve öğretim kurumlarının parçası haline getirilerek devletin dinle olan ilişkisi düzenlenmiştir.
Gerekçesi ne olursa olsun laiklikle ilgisi bulunmayan bu düzenlemelerin Türkiye gerçeğinden doğduğu kabul edilmelidir. Ancak bu gerçeklere laiklik boyutundan bakıldığında devletin dinle ilgisini kesmediği açıktır. Belirtilen düzenlemeler, Türk halkına verilen dinsel içerikli eğitim, öğretim, kurs ve uygulamalarla hayata geçirilmiş, bireyler buradan aldıkları dini kültürle dini yaşamalarına yön vermişlerdir. Verilen bu kültürle davalı partinin aldığı cezanın dayanağı olan başörtüsü, imam hatip liseleri ve Kuran kurslarına ilişkin söylemleri arasında ciddi bir bağlantı vardır. Yasal zeminde dinsel öğretilere kavuşan bireyler verilen bu bilgileri hayata geçirme aşamasında sorunlarla karşılaşmışlar, bu sorunların toplu biçimde sözcülüğünü yapan siyasi partiler ise kapatılma yaptırımı ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu çelişki yaşanmaya devam etmektedir.''
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.