'Milletin şifresini çözdüler'

'Milletin şifresini çözdüler'
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ile yaptığımız röportajın ilk bölümünü yayınlıyoruz.

Seçim öncesinde BBP iyi bir rüzgar yakalamıştı. Zira makro ekonomik göstergeler pozitif olsa da, AK Parti’nin özgürlükler noktasında çok şeyi çözemediği belirtiliyor. Ama o dönemde birdenbire rüzgâr değişti. AK Parti daha da güçlenerek her iki seçmenden birisinin oyunu aldı. Peki, sizin açınızdan ne oldu da rüzgar yön değiştirdi?
Şimdi 28 Şubat süreci, milliyetçi sağ ve milliyetçi sol koalisyonunu sağladı ve PKK’nın siyasallaşma sürecinde en önemli kırılma noktası olan eşkıya başını affetme görevini yaptı. Ve Türkiye’yi 21 Şubat krizi ile başbaşa bırakarak gitti. 21 Şubat 2001 krizi, Türkiye’de her kemsimde istikrarsızlık korkusu oluşturdu. ‘Aman Türkiye bir istikrarsızlığa daha uğramasın, yeni bir kriz dalgası gelmesin. Onun için de tek başına yönetecek bir iktidar iş başına gelsin’ havası oluşturuldu. Bütün olup bitenlerin koalisyondan kaynaklandığı, bunun için de tek başına bir iktidarın istikrar açısından daha uygun olacağı kanaati yerleştirildi.

“TÜRKİYE UYUMLU BİR AKTÖR OLDU”

Tabi, yaşanmış olan büyük ekonomik kriz aynı zamanda tüm kesimler üzerinde başka bir psikolojik baskıyı da oluşturdu, bu da şu: Türkiye uluslar arası sorunlara müdahale edemez çünkü borcu vardır. çok borçlu, ekonomisi bu kadar kırılgan olan bir ülke çevresindeki sorunlara bulaşamaz. Bulaşırsa daha büyük sıkıntılar yaşar. Bu bir hazırlıktı çünkü ABD Afganistan ve Irak’ı işgal edecekti, bu işgal operasyonunda Türkiye ekonomik krizden ötürü başını kaldıramaz durumda olmalıydı. çevresindeki sorunlara müdahale etmek yerine bu sorunların akışına kendini bırakmalıydı. Nitekim seçimin sonuçları bunu sağladı. Tek başına bir iktidar geldi. Ve Ortadoğu’daki işgal operasyonu sırasında Türkiye’de her kesim ‘bu kadar borcunuz var, içeride kriz yaşıyorsunuz, bu sebeple kime kafa tutacaksınız? Siz ancak olup biteni seyretme pozisyonunda olun, etliye sütlüye dokunmayın, ‘kırmızı çizgiler’ diye iddialarınız olmasın. Ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin(BOP) içinde uyumlu bir aktör olarak yerinizi alın’ demeye başladı. Nitekim öyle de oldu.

“FELLUCE’YE SES ÇIKARAMADIK”

‘Coni’ler, Felluce’de camilere postallarıyla girip, insan katliamı yaparken Türkiye’de doğru dürüst bir tepki gösterilmedi. Neden, çünkü ‘Türkiye’de iktidarda bulunanlar sen daha mı Müslümansın? Onlar da bunu görüyorlar. Onların yapmadığını sen niye yapacaksın? Onlar bilmiyor mu senin bildiklerini?’ gibi sözlere muhatap olundu ve Türkiye daha olumlu, daha ılımlı, daha uyumlu bur ülke olmak noktasına getirilmiş oldu. Aynı şekilde içeride ekonomik olarak da neyi yüklerseniz onu taşıyacak pozisyona geldi insanlar. İki bürosu varsa bire indirdiler. Parçalı aileler birleşti. Tasarruf ederiz diye ve 21 şubatın etkisiyle. Ve tasarrufu öğrendi insanlarımız o zorluklar içerisinde. Dolayısıyla da İMF’ye dayalı ekonomik modelin getirdiği tüm külfeti sessiz ve uyumlu bir şekilde taşıdı. Onun için içeride ekonomik olarak da bir sorun çıkmadı. Sendikalar grev yapmadılar. özelleştirmeler istendiği gibi yapıldı ve toplumun her kesimi ılımlı ve uyumlu hale geldi. Bu 4 buçuk yıl bu şekilde hem iktidarı rahatlatan hem de Türkiye’nin içeride ve dışarıda ılımlı ve uyumlu davrandığı bir dönem olarak geçti.

“ARAYIŞLARIN ADRESİ BBP OLDU”

Tabi tek başına iktidardan beklentisi olan önemli bir kesim de hayal kırıklıkları oldu. İnanç özgürlüğü için bir adım atılmadı. YöK ve katsayı gibi sorunları yaşayan meslek liseliler ve imam hatipliler gibi kesimler sorunlarına hiçbir çözüm getirilmemiş olmasının getirdiği hayal kırıklıklarını yaşadılar. Ve yavaş yavaş insanlar itiraz etmeye, başını kaldırıp gerçekleri görmeye başladığı sırada toplumda yeni arayışların oluşması gayet doğaldı. Bu arayışların yöneldiği siyasi parti de BBP idi çünkü tutarlı, istikrarlı, milli, yerli ama aynı zamanda demokratik, özgürlüklerin yanında olan, devletin güvenliği ve milletin özgürlüğünü uyumlu bir şekilde bir arada götürmeye çalışan Büyük Birlik Partisi, toparlanan büyüyen gelişen bir siyasi parti olarak gündeme geldi.

“CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ”

Fakat Cumhurbaşkanlığı seçimi birçok şeyi değiştirdi. CHP’nin cumhurbaşkanlığı seçimini hedef göstererek toplumu meydanlara çağırması, buna paralel olarak yapılan cumhuriyet mitingleri, arkasından TBMM’nin Cumhurbaşkanını seçememesi ve bir erken seçime mecbur kalması, gece yarısı bildirisi bunlar AK Parti’nin bütün defosun kaybettirdi toplum nezdinde. Ve vatandaş büyük fotoğrafa baktı, ayrıntılara hiç aldırmadı. Ayrıntıları görmedi. çiftçi çok zorda olduğunu, sorunlarının olduğunu söyledi, ürettiğinin, emeğinin karşılığının girdi maliyetlerini bile karşılamayacağını ifade etti ama ‘kime oy vereceksin’ dendiğinde ‘AK Parti’ye dedi. ‘Neden’ diye sorulduğunda o büyük fotoğrafa bakarak ‘bunlara bu fırsatı vermeyeceğim’ dedi.

“MİLLETİN ŞİFRESİNİ ÇÖZDÜLER”

‘Bunlar’ derken CHP ve o çizgideki zihniyeti kastetti. Gece yarısı bildirisi de (27 Nisan) toplum da ters tepki yaptı. Bunlar bilinçli mi yapıldı bilinmeden mi, onları tartışmak lazım. Artık bu milletin bütün kodlarına giriyorlar ve şifrelerini çözdüler. Dayatmalar karşısında bu millet tam tersini yapıyor. 27 Mayıs darbesi olmuş, ilk fırsatta seçim sandığında halk onun karşılığını almış. 12 Mart muhtırası olmuş ilk fırsatta onun karşılığını vatandaş sandıkta almış. 12 Eylül olmuş, darbe ile iş başına gelenler Turgut özal’a karşıtlıklarını açıklamışlar, halk Turgut özal’ı daha güçlü şekilde iktidara getirmiş. 28 Şubat post modern darbesi yapılmış o darbe Büyükşehir belediye başkanını görevden almış, bir iktidarı görevden uzaklaştırmış ama sonunda iş başından uzaklaştırdığı iktidarın devamını halk daha güçlü bir şekilde iktidara getirmiş. Yıpranmış defolu hale gelmiş, temel sorunu çözmemiş olan AKP iktidarını da CHP’nin ve 27 Nisan bildirisinin daha güçlü şekilde iktidara getirdiğini söylememiz hiç yanlış olmaz. Bunun birçok açıdan ispatını yapmaya da hazırım. Asgari 12 puan etki yapmıştır.

BİLİNÇLİ Mİ YAPILDI?

CHP ya da 27 Nisan muhtırasını yayınlayanlar bunu bilinçli mi yaptı diyorsunuz?

Yani CHP bunu bilinçli yapmamışsa da kendi tabii çizgisiyle bunu yapmış olabilir ama medyayı yönlendirenler, daha küresel hedefleri gerçekleştirmek isteyenler, onlar kesinlikle bilinçli hareket ediyor diye düşünüyorum. Bu toplumun tepkileri, refleksleri nerede vereceğini, toplumun atar damarlarının hangi noktada olduğunu gayet iyi biliyorlar. Bu bir karamsarlık değil ben sadece bir tespiti yapıyorum.

“ASLAN PAYINI KİMLER ALIYOR?”

Toplum mühendislerinin işine yarıyor bu gelişmeler. Mesela Doğan grubu bu süreçte 168 basamak yükselmiş, ancak halka baktığımız zaman asgari ücret ortada. Hayat standardında bariz bir yükselme gözlenmiyor. Bunu nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Asgari ücretlinin, çiftçinin yaşam standardında, emeklinin, memurun hayat standardında bir değişiklik yok geriye gidiş var ama buna karşılık Türkiye ekonomisinin makro düzeyde büyüdüğü ifade ediliyor. Bu kadar büyükse çiftçinin tarlasına, esnafın tezgahına, çalışanların ücretine yansıması lazım. Ama böyle bir durum yok. Bu pay kime gidiyor? Aslan payını kimler alıyor buna bakmak lazım. Buna baktığınızda yabancı sermaye çok ciddi bir şekilde kazanıyor. Türkiye’de medya-sermaye-siyaset ilişkisi ile iş çevirenler daha çok kazanıyorlar ve büyüyorlar. O bakımdan da toplum mühendislerinin istedikleri oluyor. Kendilerine göre yönetip yönlendirebiliyor ve istedikleri sonucu çıkarabiliyorlar.

BBP’nin seçim öncesinde yakaladığı hava neden bir anda kesildi ve yön değiştirdi? Bağımsız olarak seçime girme kararı aldınız…
BBP olarak seçim öncesinde böyle bir havayı yakalamıştık. önümüzde iki ay daha vakit lazımdı, iki ay daha olsaydı şartları bir hayli değiştirebilirdik ama Cumhurbaşkanlığı seçimine dayalı olarak bir erken seçime gidilmiş olması milletvekili seçimlerini cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gölgesinde bıraktı. Bundan dolayı da bazı kesimlerle konuştuğumda aldığım cevap, tepkiler dolayısıyla seçimin sonucunu tahmin etmekte beni pek yanıltmadı. öylesi anlarda bir kör nokta oluşuyor, o kör noktalara takılıyor her şey ve seçmen ayrıntıları dinlemek bile istemiyor. İktidarın eksiklikleri, hataları bunlara hiç bakmıyor. Mesela ‘Cumhurbaşkanını halk seçsin’ diyorum ‘evet.’ O zaman ‘4 buçuk yılda bu iktidar bunu değiştirebilirdi. Bu imkanı vardı, gücü vardı. Cumhurbaşkanı seçiminin olacağını biliyordu’ diyorum, ‘Bilmiyorum’ diyor. çünkü cumhurbaşkanlığı seçimiyle oluşturulacak gerilimden bir siyasi iktidar projesi çıkaracaklardır. Onun için yaptılar. Yar başında yaka paça olup birileriyle, sonra da aşağı düşerken halka bıraktılar. Yine mağduriyet politikası takip ettiler. Mağduriyet siyasetinden bir iktidar ortaya çıkacağını bilen kesimler de gayet güzel iş tuttular.

(Yener Dönmez - Engin Kaşdaş - habervaktim)

Yarın: “AK Parti: Seçmene selam, yola devam”

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.