'Refah Partisi gerçek mağdurdu'
Siz her dönemde zalimlerin karşısında, mazlumların yanında olduğunuzu dile getiren birisiniz. Ancak burada, AK Parti’nin bazı konuları istismar ettiğini söylüyorsunuz, 28 Şubat sürecinde Sayın Erbakan Hoca da mağdurdu ama onu samimi bulmuştunuz. Bu noktada AK Parti’ye aynı desteği vermiyorsunuz. Nedeni nedir?
O dönemde bizim de destek vererek iş başına getirdiğimiz bir iktidar vardı. Bu iktidar dış odakların tepkisine rağmen oluşmuştu. İçeride de, kapalı rejimlerden istifade ederek palazlanmış büyümüş sermaye, kapalı rejimlerden istifade ederek yer tutmuş olan bürokratik bazı kesimler o iktidarı istememişlerdi. Dolayısıyla da en fazla o dönemde yine baskı görenlerden biri bendim. Bunu bizzat hissediyordum görüyordum. O sebeple birilerinin tezgâhlayarak getirdiği bir iktidar değildi. Spontane olarak gelen tabii olarak oluşan bir hükümetti Refah-Yol hükümeti. Dolayısıyla o hükümete, daha ne yapacağını bile beklemeden müdahale edildi ve çok açık bir şekilde demokrasi dışı, insan haklarına aykırı bir proje ile yargıyı yürütmeyi yasamayı hepsini tek elde toplayarak Türkiye’de bir dönüşüm yaşatmak istediler. O zaman demokrasi dışı bir müdahale olduğu için de biz demokrasinin yanında yer aldık. Onurlu bir duruş sergiledik. Onlar başardılar o zaman için. Sanki o zamandan başlamış olan bir süreç Türkiye’yi bu günlere getirdi ve o post modern darbenin ezdiği kesimlerden bazıları ile el altından iş tuttular. Sonunda bir iş birliği, güç birliğine gittiler.
Sizce burada da bir iyi niyet aramak gerekmez mi? Mukayese yapacak olursak her darbeden sonra Anadolu insanı kendine düşeni yapmış. Menderes, Demirel, Özal. Ancak Demirel, her dönemde yaptığı gibi, ‘Siyaset at üstünde durabilme sanatıdır’ diyor. Tayyip bey de siyaseti at üstünde durma sanatı olarak mı görüyor sizce?
Zaman zaman böyle düşünülebilir. Bu, ‘o beni kullanacağına ben onu kullanayım’ hesabıyla hareket de edilmiş olabilir ama sonuçlarına baktığımız zaman önemli olan kimin burada fayda temin ettiği. Buna baktığımızda Türkiye özelleştirme programıyla, sermayenin yer değiştirmesi operasyonuyla, yani milli sermayeyi dışarıya atan, yabancı sermayeyi daha avantajlı hale getiren politikalarla Türkiye’nin içeride milli kimlik açısından yaşamış olduğu dejenerasyonla, terörün meydana getirdiği tahribatla meseleye genel olarak baktığımız zaman Türkiye bu geçtiğimiz süreç içerisinde bu tür operasyonlara da maruz kaldı. Sonuçlara bakmak gerekiyor.
“KAVGA EDEREK SONUÇ ALAMAYIZ”
Elbette bunlar içerisinde böyle bakanlar çok, böyle dendiğini de düşünüyoruz. Kavga ederek bir sonuç alamayız. Bekleyin görün. Biri başörtülü çocuklarımıza ‘aman sabırlı olun, bekleyin, bak cumhurbaşkanını seçeceğiz, anayasayı değiştireceğiz’ diyerek bekliyorlar, bekletiyorlar. Bunların soncunda bir düzelme olmazsa sorun olur. Türkiye er geç bu noktaya gelmek zorunda. Yasakları sürdürerek, bu anlayışı devam ettirerek bir yere varılamaz. Artık toplum gerçekten fikir inanç özgürlüğünü istiyor, ayrımcılıklara son verelim istiyor. Hem dünya bu istikamette gelişiyor hem de Türkiye’de taban bu istikamette politikalar istiyor.
"HİÇ VAKİT GEÇİRİLMEMELİ"
Peki ne zaman çözülecek bu sorunlar, ya da kim çözecek, hangi iktidar bunu başaracak?
Daha fazla direnileceği kanaatinde değilim. Bu bakımdan da bu iş değişecek. Başörtülü ile açık birlikte yaşayacak, birlikte hayal kuracak. Ben temenni ederim ki, hiç vakit geçirmeden olsun. Bu meseleler bir an evvel çözülsün. Kimin çözeceğine bakmayız. önemli olan çözülmesidir. Türkiye’nin menfaati buradadır. Bu konuda atılacak her adıma destek oluruz. Bu iktidar da atsa destek oluruz, başka bir iktidar da atsaydı destek olurduk. Biz doğru adımlar atıldığında destek oluruz, yanlışlarında karşısında oluruz.
“MEDYA TELEVOLE KÜLTÜRÜ İLE İLGİLENİYOR”
Neticede yine Anadolu insanının bu birlikte yaşama isteği yerine getirilmemiş durumda. Buna karşılık bir organizasyona da rastlanmıyor. Bunu nasıl görüyorsunuz?
Bir organizasyon yok değil ama bu projeyi dinleyen yok şu anda. Genellikle bir seçimin arkasından halk kolay kolay harekete geçmiyor. çünkü yeni bir seçimden çıkmışız. Bir siyasi parti çok güçlü bir şekilde iktidara gelmiş, her istediğini istediği şekilde yapabilme imkânına sahip ama iradesine sahip mi o belli değil. Böylesi ortamlarda bir bekleyiş oluyor. Doğal görmek lazım. çok fazla dinlenmiyor, çünkü medya daha çok televole kültürü ile ilgileniyor. Bazı sansasyonel haberlere önem veriyor. Oluşturulan gündem istikametinde söylem bekliyor millet. Onun için de şimdi düğmeye basıldığında herkes aynı anda ‘vatan elden’ gidiyor havasına giriyor. Ve davul da öyle çalıyor, zurna da öyle çalıyor, herkes de öyle oynuyor. Bir düğmeye basılıyor her şey sanki süt liman olmuş, ‘uçtuk gidiyoruz’ havasına giriyor.
“MEDYANIN PSİKOLOJİK BASKISI VAR”
Ne oldu da 33 erimiz kurşuna dizildiğinde bile gösterilmeyen tepkiler çukurca olayından sonra bir anda Türkiye’nin her köşesinde gösterildi. Ondan sonra meclisin asker gönderme kararının arkasından, yediğimiz Dağlıca baskını, askerlerimizin rehin alınıp götürülmesi, Türkiye’yi rencide ederek teslim edilmesi daha büyük tepkiyi gerektirirken bir anda her şeyi söndü gitti. Dağlıca olayı hepsinden daha ağır bir olaydı. Ama aynı tepki gösterilmedi. Şimdi medya bir şekilde psikolojik etki ve baskı altına alabiliyor toplumu ama böyle mi gider, böyle gitmez. Şu anda yeni seçimden çıkmış bir Türkiye var, bu kadar güçlü çok oy alarak gelen bir iktidar var, ağırlıklı bir şekilde iş başına gelmiş iktidar varken proje-mroje dinlemez millet.
“SAĞIR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”
Ama burası Türkiye üç beş günde her şey değişir. Ondan sonra arayış da başlar, beklentimler de oluşur. Ortaya atacağımız formüller de tartışılır. Sürdürülebilir projeler geliştirmek lazım. Dönemsel olarak değil, tabii olarak süreklilik arz edecek, tabana dayalı ciddi projeler geliştirmek lazım. Milli olacak, yerli düşünecek, mutlaka ülkenin bölünmez bütünlüğünden yana olacak ve demokratik olacak. Bu çerçevede sağlam, ayağı yere basan, kısa-orta-uzun vade hedefleri olan bir siyasal projeye ülkenin ihtiyacı var. Biz bunlarla ilgili çalışmalar yapıyoruz ama bazı sağır dönemler oluyor. O sağır dönemlerde çok fazla duyulmuyor. Yaptığımız teşebbüsler karşılık bulmuyor. Ama netice itibari ile Türkiye’nin böyle bir siyasi projeye ihtiyacı var, o siyasi projeyi gerçekleştirecek kadrolar da var. Ben hep böyle gitmeyeceği kanaatindeyim.
'Sağır dönem'den bahsettiniz... Belki de Türkiye’nin sağduyulu kesiminin en sağır olduğu dönem... Mesela yeryüzünün en büyük kongresi yapıldı Mekke’de. 4 Milyon Müslüman aynı anda bir araya gelerek Hacı oldu. Malum medyada hiç bahsedilmedi. Kötü şeyleri anlattılar. Noel’le ilgili haberlere ise haftalar öncesinden başladılar. Buna benzer bir örnek de, Fazıl Say Türkiye’yi terk edeceğim diyor; ancak öz vatanında parya muamelesi gören kızlarımız var. İsrail’deki Museviler ‘Noelcileri istemiyoruz’ diyorlar. Bu bizim ülkemizde olsaydı nasıl karşılanırdı?
Orası şeriatla yönetiliyor. İsrail şeriatla yönetiliyor ona uygun olmayan bir dini istemeyebilir. Ama bize şu mesaj veriliyor: Burada o da diyor ki siz de Müslümanlar olarak aklınızı başına alın, ona göre medya gücünü elde edin, siyasal gücün etki alanını arttırın. Kendi doğrularınızı koyun. Geleneklerinize, göreneklerinize göre önemli saydığınız günleri toplumsallaştırın. Uluslararasılaştırın. Siz de bunların yapın demektir bu.
“KABAHATİ KENDİMİZDE ARAYALIM”
Tabi kahir ekseriyeti Müslüman olan bir ülkede iktidar gücünün, belli bir düşünce ekseninde oluşmasının belli bir vadede çok daha keskin virajlara Türkiye’ye getireceği gibi iddialarla bunları yapıyorlar. Netice itibari ile toplum mühendislerinin istediklerini yapabildiğini ifade ettim. Bu küresel siyaset mühendislerinin başarısıdır dedim. Bunu kabul ettik, bir başarı var ortada. Ancak, tabi her olup biteni dış güçlere bağlamak ve onların bunu yaptığını söyleyerek işin içinden sıyrılmak büyük kabahattir. çok büyük kabahatlerimiz var. Onlar büyük proje hazırlıyorlar, istikrarla uyguluyorlar, sonuç da alıyorlar. Başarılı da elde ediyorlar. O zaman bizde bir kabahat aramamız gerekiyor. Bunu da bir özeleştiri olarak yapmamız lazım. Nerede hata yapıyoruz, nerede eksiklerimiz var, niçin birlikte uzun vadeli projeler uygulanamıyor.
“FİTNEYE DEDİKODUYA ÇABUK KANIYORUZ”
Bu biraz da bizim tabi yetişme kültürümüz ve dış telkinlere daha çok açık olan ve kendi doğrularını kararlılıkla savunma direnci olmayan tarzda yetişmiş olmamızdan kaynaklanıyor olsa gerek. Daha çok fitneye dedikoduya çabuk kanabildiğimiz, çabuk ayrışabildiğimiz, çabuk terk edebildiğimiz, kırılabildiğimiz bir gerçek. Bunlardan da yine onlar istifade ediyor. Her şeyi dış güçlere bağlayıp kolaycılığa kaçmamak lazım. Oluşturacağımız think-tank lobilerinde bu tartışmaları sağlıklı yaparak oralardan uzun vadeye dayanan iktidar projeleri ortaya çıkarmamız lazım. Türkiye’yi aşan, daha küresel düşünebilen, daha küresel projeleri üretebilen, bunların arkasında duracak iradeyi ortaya koyabilen yapılar ortaya koymamız lazım.
(Yener Dönmez-Engin Kaşdaş-habervaktim)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.