'Herkes Ayağını Denk Almalı'

'Herkes Ayağını Denk Almalı'
Başbakan Davutoğlu terör örgütlerine operasyonların netice alıncaya kadar süreceğini vurgulayarak "Artık Türkiye bir hafta önceki Türkiye değildir. Herkes ayağını denk almalı" dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bugün DEAŞ’a karşı da PKK‘ya karşı da DHKP/C’ye karşı yürüttüğümüz mücadelede hem yoğun halk desteği var hem de uluslararası bir destek var. Dolayısıyla bu mücadeleyi kesin neticeler alıncaya kadar sürdüreceğiz" dedi.

Başbakan Davutoğlu, Çankaya Köşkü'nden katıldığı A Haber ve ATV'nin ortak canlı yayınında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Davutoğlu, Bakanlar Kurulu toplantısında geçen hafta başlatılan operasyonları kapsamlı şekilde ele aldıklarını söyledi.

Genelkurmay İkinci Başkanı, MİT Müsteşarı, Dışişleri Müsteşarı ve Emniyet  Genel Müdürünün, toplantıda sunum yaptığını anlatan Davutoğlu, “Bu çerçevede bakanlarımız, bu brifingleri aldıktan sonra hep beraber bundan sonra atılacak adımlar konusunda geniş bir değerlendirme yaptık. Dolayısıyla yoğun özellikle teröre karşı alacağımız önlemler bağlamında somut konuların görüşüldüğü bir Bakanlar Kurulunu gerçekleştirdik” diye konuştu.

Bundan sonra hangi adımların atılacağı yönündeki soruyu yanıtlayan Davutoğlu, “Tabii bir kere bugünlere nasıl geldiğimizin doğru tahlilini yapmak lazım. Hedefleri doğru ortaya koymak lazım. Bu hedefleri ortaya koyup yöntem belirledikten sonra onda kararlı olmak lazım. Şu ana kadar sürdürdüğümüz yaklaşımı bundan sonra kararlı şekilde devam ettireceğiz ve Türkiye’nin kimden gelirse gelsin, hangi nitelikte olursa olsun hangi niyetlerle yapılmış olursa olsun bütün terör faaliyetleri karşısında Türkiye’nin güvenliğini, istikrarını, huzurunu sağlayacak her türlü tedbiri almaya kararlıyız” şeklinde konuştu.

“ABD ile işbirliği imkanlarının şartlarının oluştuğuna kanaat getirdik”

ABD’nin, koalisyon ülkelerinin lideri olarak İncirlik Üssü’nü kullanma talebi ve Türkiye’nin de bu konuyla ilgili bazı hassasiyetleri anımsatılarak, “Bu hassasiyetlerin giderildiği açıklamalarını duyduk. İncirlik, kullanıma açıldı mı, kullanıyor mu koalisyon güçleri” şeklinde bir soru yöneltilmesi üzenine de Davutoğlu, şunları kaydetti:

 “Bu mutabakat, geçen hafta gerçekleşti. Tabii bu mutabakatla, yaşanan terör olayı karşısında bizim aldığımız operasyon kararı ve uygulamaları arasında irtibat yok. Aylardır süren bir müzakere vardı. Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetleri belli. DEAŞ’a karşı yürütülecek mücadelenin bir entegre stratejinin içinde doğru yere oturması, Suriye’nin geleceği konusunda da ortak bir perspektifi barındırmamız, yani eğer Suriye’de bu şartlar devam ederse, bugün DEAŞ örgütünü yok etsek dahi yarın başka örgütün çıkabileceği şartlar, varlığını sürdürmesi halinde kesin çözüme ulaşılmış olmaz. Yine Türkiye‘nin en önemli meselesi, gelen mülteci akınlarını durması ve mümkünse gelen mültecilerin geri dönmesini sağlayacak güven ortamının oluşması. Yani DEAŞ yok edilse dahi Suriye rejimi, bu zulmü devam ettirdikçe dolayısıyla bunu da sağlamak mümkün değil.

Dolayısıyla ABD ile yaptığımız müzakerelerde hep bu konularda ortak zemin oluşturmaya çalıştık. Geldiğimiz noktada, böyle zeminin oluştuğu kanaati hasıl oldu. Ki eğit donat faaliyetine başladık, Mayıs ayından itibaren. Orada bir çalışma yürüyor. Aynı şekilde bir hava koruma, güvenli alan konusunda belli ortak yöne doğru bir mutabakat sağlandı. Bunlarla bir araya getirildiğinde aradaki görüş ayrılıklarının giderildiği, işbirliği imkanının daha kolay olduğu, Türkiye’nin terör karşı mücadele iradesini açık bir şekilde gösterebildiği şartların oluştuğuna kanaat getirdik ve İncirlik Üssü’nün, gerekli olan o işbirliği imkanlarının şartlarının oluştuğuna kanaat getirdik. Önümüzdeki günlerde de yapılan askeri planlamalarda, siyasi irade tutumunu ortaya koymuştur, askerlerimiz arasında yapılacak görüşmelerde neye ihtiyaç hissediliyor, bu mücadele nasıl yürütülecek, hangi imkanlar sunulacak, bunlar kararlaştırılıp çalışmalara hemen başlanacak.”

“Uçuşa yasak bölge bizim eskiden beri savunduğumuz argümandı”

Davutoğlu, "uçuşa yasak bölge" konusundaki bir soruya şu yanıtı verdi: 

“Uçuşa yasak bölge ta bizim eskiden beri savunduğumuz argümandı.  Şimdi burada şu anda söz konusu olan, eğitim donat faaliyetiyle ılımlı unsurların, muhalefet unsurlarının,  Özgür Suriye Ordusu’nun takviye edilmesi ve ISIS’den kurtarılan bölgelerde, onların kontrolü ele alacağı şekilde bir düzenlemeye geçilmesi ve o yapıya da ‘air cover’ diyebileceğimiz hava güvenliğinin sağlanması ki bu hava güvenliği olmaksızın ılımlı muhalif unsurlarını her hangi bir yerde kontrolü ele alması mümkün değil, bunun sağlanması durumunda birçok hedef aynı gerçekleşmiş olur.”

“Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında artık biz DEAŞ’i görmek istemiyoruz” diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

“DEAŞ tehdidinde bu şekilde, Türkiye’nin emin olacağı şartların oluşması önemli. Sonra bu sınırlarda, kimin olması lazım o zaman, bir kara ordusu halinde koalisyon güçleri girmeyi arzu etmediğine göre, koalisyon güçlerini ve Türkiye’ye müzahir grupların buralarda kontrolü ele almaları lazım. Bu da ılımlı muhalefet. Yani sizin sorunuza cevaben söylüyorum, biz bir kara gücü derken Suriyelilerin kendi ülkelerini savunması. Diğer guruplara da ılımlı yaklaşan ve aşırılıklardan uzak Suriyeli muhalefetin bu sınırda ve bahsedilen bölgelerde kontrolü ele alması, esas itibarıyla dayanılan stratejik temel bu olacak.”

NATO'nun yarınki toplantısına ilişkin soru üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:

“Daha önce de bu tür istişare için NATO’yu toplantıya çağırdık. Türkiye-Suriye sınırı, Türkiye-Irak sınırı nihayetinde NATO’nun da korumakla yükümlü olduğu bir sınır. Dolayısıyla buradaki gelişmelerle ilgili olarak biz NATO Konseyi’ni toplantıya çağırdık. Biz yaptığımız operasyonlar ve Türkiye’ye yönelik tehditler konusunda bilgi vereceğiz. Burada, bu anlamda bir operasyonel karar çıkmasından çok bütün müttefik ülkelerin Türkiye’nin niyetini doğru algılaması ve Türkiye ihtiyaç hissettiğinde güvenlik gereceklerini karşılayacak şekilde yürütülen mücadeleye destek vermesi."

“Yoğun bir halk desteğine muhatabız’

Teröre karşı mücadelede iki meselesinin önemli olduğunun altını çizen Davutoğlu, şöyle konuştu:

“Birisi kendi halkınızın desteği, ilk andan itibaren perşembe gecesi operasyonları başlattığımız andan itibaren bugüne kadar yoğun bir halk desteğine muhatabız. Bundan çok büyük memnuniyet duyuyorum. İkincisi, uluslararası destek ve bu anlamda meşruiyetin kuvvetli olması. Bugün DEAŞ’a karşı da PKK‘ya karşı da DHKP/C’ye karşı yürüttüğümüz mücadelede hem yoğun halk desteği ver hem de uluslararası bir destek var. Dolayısıyla bu mücadeleyi kesin neticeler alıncaya kadar sürdüreceğiz. Nedir kesin netice? Madem, çözüm süreci bağlamında gündeme getirildiği için özellikle HDP bugün de bunu ifade etti, 2013 Mayıs’ında verilen söz tutulacak. Bütün silahlı unsurlar Türkiye’yi terk edecek. Çatışmasızlık dediğiniz, şey ancak bu yolla sağlanabilir. Çatışmasızlık bizatihi kendisi bir değer değildir. 2013 mayısında Türkiye sınırlarının dışına çıkması gereken bütün silahlı unsurlar Türkiye’yi terk edecek. Nedir netice? DEAŞ karışı da Türkiye sınırında, DEAŞ görmek istemiyoruz. Bir DEAŞ mevcudiyeti istemiyoruz. Nedir netice? DHKP/C’nin, ki birçok işadamımızı birçok devlet adamının ölümünden de sorumlu, bir örgüt olarak Türkiye’de aktivitelerini tümüyle sona erdirecek şekilde terör tehdidinin bertaraf edilmesi. Yani dikkat ederseniz, 3 boyutlu ve 3 terör örgütünü hedef alan yoğun bir mücadelenin içine girmiş bulunuyoruz. Halkımızın burada verdiği destek önemli. Uluslararası alanda gelen destekler aslında mücadelemizin ne kadar haklı temele dayandığını bir kez daha gösteriyor.”

“Türkiye’nin bu operasyonlarına açık tavır alan yok”

Uluslararası alanda, Türkiye’nin operasyonlarıyla ilgili aykırı ses duyup duymadığı sorulan Davutoğlu, şöyle dedi:

“Hayır. Şu ana kadar Türkiye’nin bu operasyonlarına açık tavır alan yok. İkircikli konuşan bazı çevreler olabilir. Bu her zaman olur.  Şu ana kadar 121 ülkeden ve uluslararası örgütten, açık taziye mesajı, destek ve işbirliği mesajı geldi. Dolayısıyla şu anda bu mücadeleyi sürdürmek için elimizde çok güçlü ulusal ve uluslararası meşruiyet zemini var.”

ABD’de yayınlanan Washington Post Gazetesi’nin, “Türkiye ile ABD arasında varılan mutabakat içerisinde güvenlik bölgenin oluşturulması meselesi de var” şeklinde bir haber yayınladığını, ABD’de yayınlanan bir başka gazetenin ise “ABD, PKK’nın müttefikidir’ diye bir yazı yayınladığı belirtilerek, “Şimdi bu Amerikalılar ne yapmak istiyor, ne öğrenmek istiyor, nereye götürmek istiyor. Ne dersiniz?” şeklinde soru yöneltilmesi üzerine de Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Şimdi bir kere ‘ABD, PKK’nın müttefikidir’ diyen kimse, kime yakın olursa olsun ABD’nin normlarını ve aldığı kararları, ya bilmiyordur yada başka bir oyunun içindedir. PKK, ABD’ye göre bir terörist örgüttür, terörist örgüt olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla ABD, PKK’nın müttefikidir, dediğinizde ABD’nin bir terörist örgütle müttefiktir anlamına gelir ki bunun karşılığı da yok. Buna en iyi cevabı herhalde Amerikalıların vermesi gerekir benden daha çok. Çünkü kendi kararları. Hukuk çerçevede bir örgütü terörist ilan ettiğinde, ABD’de, birçok hukuk süreç de devreye giriyor. Bu konuda da herhangi bir görüş ayrılığı yok. PYD ile ilgili Suriye bağlamında DEAŞ’a karşı verilen mücadelede, geçici bir karşılıklı bir ortak çıkar alanı oluşmuş olması ayrı bir şey. PKK, ABD açısından da Türkiye açısından da Avrupa Birliği açısından da terörist örgüttür. Gerek Cumhurbaşkanımızın Obama ile görüşmesinde, son görüşmesinde gerekse yaptığımız her temasta ve bizim operasyonlar üzerine yapılan açıklamalarda da ABD, PKK’ya karşı yürütülen operasyon desteklerini ifade etmiştir. Bunun tartışılacak tarafı yok. Diğerleri art niyetli açıklamalardır”

Davutoğlu, Beşar Esed'in Suriye ordusunda insan kaynağı sıkıntısı yaşadıklarına yönelik açıklaması ve Salih Müslim'in PYD'nin Esed rejiminin ordusuna katılacağı yönündeki açıklamasının sorulması üzerine "Esed'in bu hem bir itirafı hem de acziyetini ortaya koyan bir resim. Bir ülkenin devlet başkanı ülkeyi korumak için koruyacak asker, insan unsuru bulamıyorum diyorsa bu şu demektir, o devlet başkanı o ülkenin insan unsurunu o ülkenin koruması için ikna edemiyor demektir. Bir ihtimal bu. İki, artık onu koruyacak iradede, psikolojik motivasyonda bir ordu yok demektir" dedi.

Her halükarda bu ifadenin, "Esed döneminin bittiği" anlamına geldiğinin altını çizen Davutoğlu, "Bir an önce Suriye'de halkın meşruiyetine sahip, halktan gücünü alan, halkın temsilcilerinin ülkeyi koruduğu, ülkenin bütün halkını kuşattığı bir yeni siyasi döneme geçmek gerekiyor" diye konuştu. 

Türkiye'de son 13 yıl içinde bir başarı hikayesi yaşandığını kaydeden Davutoğlu, millet ile devletin, geleneksel değerler ile modern değerlerin, ekonomik kalkınma ile sosyal refahın buluştuğu bir başarı hikayesi olduğunu dile getirdi. 

Bu başarı hikayesinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı almasından bu yana devam ettiğini ifade eden Davutoğlu, "Bu başarı hikayesi DAEŞ ideolojisinin antitezi. DAEŞ onun için Türkiye'yi hedef olarak görüyor. Bu başarı hikayesi sürerken, çoğulculuğu reddeden bir ideolojinin zemin bulması çok zor" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin bölgesel istikrarın en önemli garantisi ve en önemli teminatı olduğunu belirten Davutoğlu, "DAEŞ, bölgede kaos çıkarmak istediğinde Türkiye'nin istikrarı koruyan yönü itibariyle bir tehdit oluşturuyor" diye konuştu.

Davutoğlu, bazı terör olaylarının Türkiye'ye Suruç'ta olduğu gibi çok büyük acılar verdiğini ancak çok daha yaygın terör olaylarının engellenmesinde emniyet birimlerinin çok büyük başarılar sağladığını ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yoksa bu ateş çemberinin içinde Türkiye, bu kalkınmayı ve istikrarı sağlayamazdı. Şu anda da tabii birçok terör örgütü Türkiye'yi de hedef edinebilir, başka ülkeleri hedef edindiği gibi... DHKP-C'nin, PKK'nın geçmişte yaptığı eylemleri biliyoruz. Ulus saldırısı, Güngören saldırısı hep PKK'nın sivil halka karşı yaptığı terör faaliyetleriydi. Burada halkımızın kendi içinde sosyal dokusunu sağlam tutması, ülkemizin demokratik sisteminin iyi işlemesi ve güvenlik birimlerimizin profeyonelce bütün bu risklere karşı tedbir alması önemli. Halkımızı kaygılandıracak bir durum yok."

 Gözaltına alınan bin 50 kişiden 50'si yabancı uyruklu

Şu ana kadar terör örgütlerine yönelik operasyonlar kapsamında gözaltına alınan bin 50 şahıstan 50-60 kişinin yabancı uyruklu olduğunu açıklayan Davutoğlu, "Yurtdışında Türkiye hakkında 'IŞİD'e destek veriyor, yabancı savaşçılar konusunda gereken yapılmıyor' diye iddia edenler tamamıyla Türkiye hakkında bir algı operasyonu yapıyorlar" diye konuştu. 

"Türkiye'yi hedef alanları hedef alıyoruz"

Türk uçaklarının sivilleri hedef aldığına yönelik iddiaların sorulması üzerine Davutoğlu, şöyle cevap verdi:

"Biz Türkiye'yi hedef alanları hedef alıyoruz. Birisi Türkiye'yi hedef almamışsa biz onu hedef almayız. Seçim sonrasında hükümeti kurma görevi almış bir başbakan olarak bu çalışmaları yürütmektense dönüp güvenlik operasyonlarını tercih etmiş olamam. Ne oldu Türkiye'de neler oluyor? 7 Haziran'dan bu yana PKK'nın giriştiği terör eylemi sayısı 281. Yani yaklaşık günde 6 terör eylemi gerçekleştirmiş. Biz olayları takip ediyoruz. Ben MİT, Emniyet raporlarını okumadan uyumam. Tam da 7 Haziran'dan sonra Türkiye'de iyi katılımlı, meşruiyeti güçlü bir meclisle, temsil bakımından, yeni bir döneme doğru hazırlanırken ve tansiyon düşmüş koalisyon çalışmaları yaparken, birileri bu dönemi terörün ve kaosun yaygınlaşması için fırsat olarak telakki etti. Sanki 'Türkiye'de bir geçiş yönetimi var etkin tedbir alamaz, şu ana kadar ki kazanımlarımızı daha da pekiştirelim' diyen bir zihniyet Türkiye'de terör olaylarını tırmandırdı."

"Kimin hakkı var baraj inşaatına giden tırları yakmaya?"

Yeni seçilen milletvekillerinin koruculara rövanşist hesap sormaya kalktıklarını belirten Davutoğlu, bazılarının ise sınıra gidip meşru güvenlik birimlerine hesap sormaya kalktıklarını dile getirdi. Hergün tırların yakıldığını hatırlatarak bu tırların neden yakıldığını soran Davutoğlu, "Kimin hakkı var baraj inşaatına giden tırları yakmaya? Bu haberleri kanıksayan bir ortam oluşturmaya başladılar. Askerlerimize, polisimize saldırmaya başladılar. Bunlar yokmuş gibi Türkiye durduğu yerden bir operasyon başlatmadı" ifadelerini kullandı. 

Geçen hafta perşembe günü güvenlik birimlerinin tümünden brifing aldığını açıklayan Davutoğlu, "Ben sosyal trendleri, sosyo politik eğilimleri istismar etmek isteyen terör yapılanmalarının oluşturduğu tehdidi bir bütün olarak görmek gerektiğini düşünüyorum" dedi. 

7 Haziran seçimlerinden sonra terör örgütlerinin üçünün de anlayışında tek bir şeyin söz konusu olduğunu belirten Davutoğlu, "Bu da 'şimdi Türkiye'yi kaosa sürükleyebiliriz' idi" diye konuştu.

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yani, 7 Haziran seçimleri sonrasında öyle bir siyasi tablo çıktı ki, bu siyasi tablo üzerinden 'yıllardır başaramadığımız şeyi başarabiliriz' ve biri 'aşırıcı akımlar üzerinden, diğeri etnik farklılıklardan, bir diğeri mezhebi farklılıklardan kaosa sürükleyebiliriz.' Bu tabloyu gördüğümüzde, bu koltukta oturan birisi, eğer bu tabloyu görüyorsa ve gereğini yapmazsa, sonraki nesillere hesap veremez. 

Ne yaptık biz? DEAŞ, PKK ve DHKP-C. Türkiye'nin üç hassas dokusunu istismar etmeye çalışan bu üç örgüte karşı, eş zamanlı operasyon başlattık. Aylardır, biz her türlü ihtimale hazır olunması talimatını veriyorduk. Nihayet, güvenlik birimlerimiz, sürekli teyakkuz durumunda olmak durumunda. Etrafımızda bir sürü güvenlik riski var. Aynen bunları söyledim. Bu üç terör örgütü, eş zamanlı olarak durdurulmaz, birine yaptığınız başka yerde başka bir istismara yol açar. Yani, sadece DEAŞ'ı vurup PKK'yı vurmazsanız, Ceylanpınar'da gece yarısı iki polisimizi şehit edenlere prim vermiş gibi olursunuz. Öbür tarafta, PKK'ya vurup DEAŞ'a vurmazsanız, bir sürü istismarın önünün açarsınız. Bunların üçü de Türkiye'ye tehdit."

"PKK da bu kaos içinden kendine prim çıkarmaya çalıştı" 

DHKP-C'nin son dönemde Kandil'de eğitim almaya başladığını ifade eden Davutoğlu, "Yani, birileri Türkiye'nin etnik ve mezhebi dokusuyla oynamaya kalkarsa, oynadıkları yerleri başlarına yıkarız" diye konuştu. Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Burada DEAŞ'a dönük başladı operasyon. Çünkü DEAŞ, 32 vatandaşımızı katletti. Müsebbibi kim olursa olsun bilirsek, onun gereğini yaparız. Bunun kimliğinin ortaya çıkmasıyla birlikte DEAŞ'ın, yani suçlu ortaya çıkınca, DEAŞ olduğundan şüphe götürmeyince zaten ben Şanlıurfa'da yaralıları ziyaret ettiğimde de ifade ettim. Gereken tedbiri almaya karar vermiştik. Perşembe günü özel güvenlik toplantısına giderken, bir de askerimizi şehit ettiler. Artık, DEAŞ'a dönük caydırıcı gücümüzü göstermemiz, hem devlet olmanın hem de vatandaşlarımızın hayatını korumamız bağlamında bir vecibe halini almıştı. Onu bir kenara koyalım. Dolayısıyla DEAŞ'ı her ne suretle olursa olsun cezalandırmak, bizim vatandaşlarımızın can güvenliğine duyduğumuz saygının ve görevimizin bir gereği. 

Bir cenazenin karşılanmasında da açık bir şekilde İstanbul sokaklarında Kalaşnikoflu, yüzleri kapalı olarak gösteri yapılmaya çalışıldığını anlatan Davutoğlu, "Yani şu mesajı vermeye çalıştı DHKP-C de. 'Nasıl PKK, polisimizi evinde şehit ediyor, 'ben her yeri basar, her türlü kamu görevlisini öldürürüm, siz de ses çıkaramazsınız' gibi bir mesaj. 'Nasıl, DEAŞ 'Ben senin askerini sınırda vururum, 32 vatandaşını katlederim ama sesin çıkmaz' gibi bir mesaj verdiyse, DHKP-C de 'Ben İstanbul'da silahla dolaşırım, yüzümü kapatırım. Sen, ses çıkaramazsın' İşte, sesimiz çıktı. Bizim, yaptığımız operasyon, halkın sesidir, bizim yaptığımız operasyon demokrasinin sesidir, bizim yaptığımız operasyonlar meşruiyetin sesidir" dedi.

"Şimdi sesimiz çıktı. Kandil'i bombalarken de çıktı" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bizim sesimiz, DEAŞ pozisyonlarını bombalarken de çıktı, İstanbul'da ve Türkiye'nin her yerinde her üç örgüte dönük olarak da DHKP-C de dahil yaptığımız operasyonlarla da çıktı. Artık, Türkiye bir hafta önceki Türkiye değildir. Herkes ayağını denk almalı. Bizim, demokratik yapımızı koruyarak, güvenliğimizi teminat altına alma sorumluluğumuz var. Eğer birileri şu veya bu hassasiyetleri kaşıyarak, ülkenin bir kaosa gireceğini düşünüyorsa, hiç heveslenmesin. Bunun için dün özelikle CHP ve MHP Genel Başkanlarını bilgilendirdim ve onların telefon görüşmesinde gösterdikleri tutum nedeniyle de kendilerine teşekkür ediyorum. Çünkü, bugün hepimizin ortak bir pozisyonda buluşma günü. 

Suruç saldırısından itibaren dörtlü deklarasyon için çağrıda bulunduk. HDP niye bu deklarasyona 'evet' demedi? Niye, terörü bir kez dahi kınamadı? Niye, Ceylanpınar'daki o genç fidanımızın şehadetine sessiz kaldı? Çünkü, PKK'dan korkar. Onun PKK tarafından yapıldığını bildiği için, PKK'ya karşı hiçbir şey söyleyemez bunlar. Onlar söyleyemeyebilirler ama biz söyleriz. Dolayısıyla, bugün Kandil'de veya başka yerlerde içinde kim olduğu belli olmayan tabutlar yan yana konuyorsa; bu bir algı operasyonudur, yanıltmacadır, aldatmacadır. Doğru, orada teröristler öldü. Bunların bilgisi de bizim elimizde. Ne kadar hasar verdiğimizi de biliyoruz. Çünkü, sürpriz, şok ve çok etkin bir operasyon yaptı bütün silahlı kuvvetlerimiz."

"Paralel yapının tutumuna da herkesin dikkat etmesi lazım"

Davutoğlu, "paralel yapı" ile ilgili bir soruyu yanıtlarken şunları söyledi:

"Bir taraftan terör örgütleri bu faaliyetleri yaparken, Türkiye'de devlet içine sızmış olan paralel yapının da tutumlarına herkesin dikkat etmesi lazım. Bakın yıllarca bizi İŞİD ile işbirliği gibi asılsız bir suçlama ile ithamla dünyaya şikayet ettiler, MİT tırları üzerinden vesaire. Hiç gerçekle alakası olmayan bir şey. 4-5 gündür Türkiye, İŞİD'e karşı operasyon yapıyor, DEAŞ'a karşı. Bu paralel medya nerede? 'Türkiye'yi riske ediyorsunuz' diye yayın yapıyorlar bu sefer de. Önemli olan gerçeğin ne olduğu değil, önemli olan, AK Parti iktidarının ve Türkiye'nin nasıl zayıflatılacağı.

Aynı şekilde KCK operasyonları yapıldığında bu paralel medya tamamıyla arkasında durdu ve bütünüyle o zaman bu operasyonların içerisinde öncü yer aldı, hatta bizim hükümetin yeterince aktif olmadığı gibi imalarda da bulundular. Şimdi ise HDP ile elele iş tutuyorlar ve PKK'ya dönük faaliyetleri, teröre karşı olan çalışmalarımızı eleştiriyorlar. İşte bu sivil kayıplar meselesi en fazla bu yayınlarda, önce Türkçe'de çıkıyor sonra İngilizce'ye çevriliyor, yurtdışında bu gerçekmiş gibi algılanıp tekrar sunuluyor. Bu operasyonlarda sivil kayıp olmamıştır. Tabii tespit edilecek. Ayrıca Kandil'de sivil ne arar? Ne yapmak için oradadır? Bunları da herkesin sorması lazım.

Yine bu paralel yayın organları son günlerde bu operasyonlar bağlamında 'Kürt medyası susturuluyor' diye haber yapıyor. Ne alaka, Türkiye'de Kürt medyası, Türk medyası mı var? Türkiye'de medya var. Eğer terör propagandası yapıyorsa bir medya ona karşı belirli tedbirleri almak hukuki bir görev. Eğer terörle irtibatlı değilse, herkes her türlü eleştiri yapma hakkına özgürlüğüne sahip. Fakat her halükarda bütün bu grupların, DHKP-C'nin, DEAŞ'ın, PKK'nın ve illegal yapılar halinde faaliyet gösteren bu paralel yapının hepsinin hedefi; Türkiye'yi zaafa düşürmek, bir kaos ortamı çıkarmak ve mümkünse AK Parti'nin olmadığı bir siyaset dizayn etmek. Hiç hevese kapılmasınlar, bu milletten destek aldıkça, bu milletle yürüdükçe hem AK Parti olacak hem Türkiye güçlü olacak hem de biz son ana kadar bu emanetin hakkını vermek için gereğini yapmaya devam edeceğiz."

"Askerimiz gelip sana bilgi vermez" 

Terör olayları ve hükümetin önlemleriyle ilgili CHP ve MHP'ye yapılan bilgilendirmelerle ilgili bir soru üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Şunu soruyorsa mesela HDP, yarın sorabilir; 'Bizi neden bilgilendirmediler?' Önce saflarını seçsinler sonra bilgilendiririz. Terörün safındalar mı? Türkiye Cumhuriyeti devletinin safındalar mı? Verdiğimiz bilgiyi nereye servis edebilme ihtimalleri var? Onlardan emin olalım. Hiç bir fark yok HDP de meşru bir partidir ama önce teröre karşı nerede durduğunu bilsin, ondan sonra biz gereğini yaparız ama o belirleme olmadan ve devletin kamu görevlileri öldürülürken, şehit edilirken sesi çıkmamış iken ve bir çok illegal faaliyet içerisinde bulunma sürecindeyken tabii bu konuda bizim tutumumuz açık olur. 

Sen askerimizi öldürenleri savunursan, askerimiz gelip sana bilgi vermez. Yani askerimiz bilgi vermez derken biz ona git bilgi ver demeyiz. Polisimiz öldürürken emniyet müdürümüz gelip sana bilgi vermez, polisi öldürenleri savunurken. Çıkacaksın diyeceksin ki 'Yanlıştır, kınıyorum, bir daha da bu yapılmamalı, bunu yapanları da lanetliyorum' diyeceksin. Bakın ben lanetliyorum, kim yapıyorsa, hangi gerekçeyle yapıyorsa, sivil vatandaşımıza kim dokunuyorsa açık ve net tavrımızı söylüyoruz."

Koalisyon görüşmeleri

Koalisyon görüşmelerinin bir an önce tamamlanmasını arzuladıklarını ifade eden Davutoğlu, bunun için herkesin yoğun bir mesai yaptığını bildirdi. Hem görüşmelerin hem de devlet işlerinin aynı anda yürütüldüğünü anlatan Davutoğlu, "Bizim hedefimiz hükümeti bir an önce kurmaktır. Görüş ayrılıklarımız belli. Bu görüş ayrılıklarını gidermek için bir güven ortamının oluşması lazım, o da belli. Ümit ederiz bu görüşmelerde güven ortamı oluşur ve en kısa zamanda bir hükümet kurulur" diye konuştu.

Davutoğlu, şunların da altını çizdi:

"Kimse Türkiye'de bir belirsizlik olacağını düşünmesin. Hükümeti kurarız, bunu başarırsak inşallah hep beraber Türkiye'yi idare ederiz, birlikte ama kurulamaması durumunda da nasıl bir yol haritası olduğunu Anayasa, kanunlar çerçevesini çiziyor. O zaman da yine Türkiye'yi bir bunalıma sokmayacak alternatifler için birlikte çalışmaya devam ederiz.

CNN International'da soruları yanıtladı

Başbakan Davutoğlu, Amerikan "CNN International" kanalında Gazeteci Christiane Amanpour'un DAEŞ ve PKK'ya yönelik sınır ötesi operasyona ilişkin sorularını yanıtladı. 

Amanpour’un "Savaşa geç katıldınız. Bu ani tavır değişikliğin nedeni nedir?" sorusuna Davutoğlu, "Aslında ani bir dönüş değil. Suriye toprağındaki tüm terörist varlıklara başından beri son derece aktif şekilde karşıyız. Ancak bu kez DAEŞ, geçen pazartesi Suruç’ta 32 vatandaşımızı öldürdü. Perşembe günü, sınırda 1 askerimizi şehit etti. Dolayısıyla sınırımızı DAEŞ’ten temizlemek gereklilik halini aldı ve operasyona hemen başladık" yanıtını verdi.

Davutoğlu, Suriye'de oluşturulması planlanan güvenli bölgeye ilişkin soru üzerine, "Suriye krizinin başından beri iki nedenle güvenli bölge oluşturulmasını istiyorduk. Birincisi, bu alan mültecilerin kendi ülkeleri içinde barınabilmeleri için bir alan olacak. Şu an Türkiye tek başına sadece Suriye'den gelen yaklaşık 2 milyon mülteciyi ağırlıyor. İkinci sebep ise, bu alan terörist grupların gelmesini önleyecek. O alanda siviller, rejim ve terörist grupların saldırılarına karşı kendilerini güvende hissedecekler. Şimdi, özellikle DAEŞ saldırılarına karşı bu güvenli bölgeyi oluşturmanın zamanı geldi" değerlendirmesinde bulundu.

Amanpour'un "Güvenli bölgenin muhaliflerin silahlanabileceği ve eğitim alabilecekleri" bir alan olup olmayacağı sorusu üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:

"Evet. Şu anda bütüncül bir yaklaşım sergilememiz gerektiğini düşünüyorum. DAEŞ’i ortadan kaldırmak tabii ki stratejik bir hedef, ancak başka unsurlar da olmalı. Geçen hafta DAEŞ ve Suriye’deki bütün terörist gruplara karşı savaşmak için ABD ile hava üslerimizi açmak ve koalisyonla beraber savaşmak konusunda anlaştık. Aynı zamanda Suriye’nin geleceği için bir stratejiye sahip olmalıyız. Bu nedenle ılımlı muhalif güçleri desteklemeliyiz."

Davutoğlu, DAEŞ'in eylemlerine uluslararası camiadan tepki gelmemesinden istifade ettiğini belirterek, "DAEŞ, bu insanlara 'Uluslararası camia sizi desteklemiyor. Sadece ben sizi kendi araçlarımla savunabilirim' dedi. Bu DAEŞ’n tek kaynağıydı" ifadesini kullandı.

 "Savaş 'Kürtlerimize' değil, PKK’ya karşıdır"

Davutoğlu, terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonlarla ilgili soruya, "Öncelikle, bu savaş 'Kürtlerimize' değil, PKK’ya karşıdır" şeklinde yanıt verdi.

Davutoğlu, "Operasyonların iç siyasete yönelik olduğu" iddiasına karşılık şunları kaydetti:

"Bu, sahadaki gerçekliğe karşı bir iddia. 7 Temmuz seçimleri Türkiye’de yeni bir siyasi tablo yarattı ve biz de koalisyon hükümeti kurmaya çalışıyoruz. Tüm siyasi aktörler, terörle mücadelede birleşmelidir. Bu yüzden DAEŞ saldırılarından sonra, tüm siyasi parti liderlerine ortak deklarasyona imza atmak için çağrı yaptım. Sadece HDP kabul etmedi. Çünkü PKK ile bazı bağları var. Tekrar tekrar onları terörle ortak mücadeleye davet ettim. HDP ye karşı değil. HDP, bir ikilemle karşı karşıya. PKK’nın terörist faaliyetlerini reddetmiyorlar, kınamıyorlar. Siviller ve polis PKK tarafından öldürüldüğünde, kınamaları için çağrıda bulunduk. Bunu bile yapamadılar."

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum