Avukat iş başında!

Avukat iş başında!
CHP ve onun başındaki BAYKAL; çeteleri, teröristleri ve darbecileri savunmakla ne kazanacağınızı zannediyorsunuz?

Gerçek otoriteler tarafından “Asrın Davası” diye nitelendirilen Ergenekon’da duruşmalar ve araştırmalar ilerledikçe, ülke insanını rahatsız eden kokuların kaynağı derinleştikçe; bu uğurda yola çıkmış gönüllü avukatların, kimyası biraz daha bozuluyor ve cayırtıları biraz daha yüksek tondan çıkmaya başlıyor. Bulundukları konumu ve şöhretli unvanlarını dikkate almadan konuşunca, ağızlarından çıkanları kulakları hiç işitmiyor.

CHP ve onun başındaki BAYKAL; çeteleri, teröristleri ve darbecileri savunmakla ne kazanacağınızı zannediyorsunuz? Ömrünüz boyunca ATATÜRK’ten nemalanmaya çalıştınız. Bugün ise; ATARÜRK’e hakaret eden, ATATÜRK’ü aşağılayan ve ATATÜRK’ü PKK lideri ile kıyaslayıp küçük düşürmeye çalışan Yalçın KÜÇÜK gözaltına alınınca, sanki ATATÜRK gözaltına alınmış gibi feryat ediyorsunuz. Ankara’nın altını cephaneliğe çevirenler, failimeçhulleri yönetenler, PKK ile işbirliği yapanlar tutuklandıkça, sesiniz biraz daha yüksek perdeden çıkmaya başlıyor ve hükûmeti “hukuk katili” olmakla suçluyorsunuz.  

Lütfen bakar mısınız? “www.tevhidhaber.com” adresinde “Haber Editör” ismiyle yapılan araştırmaya göre; “Ergenekon-PKK ilişkisi belgelendi” başlıklı yazıda; “Ergenekon davası sürerken son operasyonda gözaltına alınanlar hakkında yeni bilgiler ortaya çıkmaya başladı. Son dalgada şok belgeler ele geçirildi. Ergenekon operasyonu kapsamında ele geçirilen dokümanlarda Ergenekon-PKK ilişkisi belgelendi. Asrın davasında krokilerden çıkan cephaneliklerden sonra şimdi de bazı PKK terör örgütü mensuplarının kendi elyazısıyla yazılmış özgeçmiş raporları ortaya çıktı. Gündemi sarsan bu belgelerde özgeçmiş raporları bulunan şahıslarla işbirliği yapıldığı ve Ergenekon örgütüne dâhil edildikleri öğrenildi.
Ergenekon’un son dalgasında bulunan bu belgeler örgütün gerçek yüzünü deşifre ediyor. Daha önce çok kişi tarafından iddia edilen Ergenekon-PKK ilişkisi belgelerle gün yüzüne çıktı. Emekli askerlerde ele geçirilen dokümanlarda bazı PKK'lı şahısların elyazısıyla yazılmış özgeçmiş raporları bulundu. Bu teröristlerin daha sonra örgüte dâhil edilip birlikte işbirliği yapıldığı ortaya çıktı” deniliyor.

Bu dava; bir iddiaya göre kökü 1950’lere, bir başka iddiaya göre ise, Osmanlı dönemindeki batılılaşma faaliyetlerine dayanan, dış güçlerin güdümünde oluşmuş bir örgütün tasfiye davasıdır. Bu dava; ülkede panik, kargaşa, korku üreterek, ülkeyi yönetilemez hale getirmek isteyenlerin bitirilmesi davasıdır. Bu dava; demokrasi ve hukuk dışı kurallarla iktidar sahibi olmaya çalışanların yok edilmesi davasıdır. Bu dava; PKK ve dış güçlerle işbirliği yapanların yollarının kesilmesi davasıdır.

Bay Baykal; “Bu davada yasanın uygulanmasını gerektirdiği, yasayı kullanarak belli bir siyasi hesaplaşmanın yöntemi uygulanmaktadır. Hiç bir demokratik hukuk devletinde böyle manzaralar ortaya çıkmaz. Çok açıktır ki, ancak rejim değişikliği olan ülkelerde karşılaşılabilecek tablolar bunlar. Humeyni öncesi ve sonrası, Hitler öncesi ve sonrası dönem gibi... Açıkça gözüküyor ki hukukun icabını değil belli bir siyasi hesaplaşmanın gereğini yerine getirmek amaçlanmaktadır. Bir siyasi hesaplaşma ve intikam sözkonusudur. Sen bunu yaptın bunun hesabını sorarız, burnundan fitil fitil getiririz anlayışı hâkim. Bir hesaplaşma sözkonusudur. Bu hesap, gözaltına alınanlardan sorulmuyor. Bu, cumhuriyet ve temel değerleriyle hesaplaşmadır.”

“Maalesef Ortadoğu koşulları içinde din istismarını da temel alan bir anlayışla Türkiye yönetilmek isteniyor. Çabanın hedefinde de kişilerin ötesinde Cumhuriyet'in temel değerleri vardır. Cumhuriyetin savunulması ihtiyacı her zamankinden daha fazla hissedilen bir dönemdeyiz. Tezgâhlar çok açık ortada.” şeklindeki ifadeleriyle tehditlerini savurup daha sonrada; “Bizim temel görevimiz yaşanan olayların toplum tarafından doğru olarak algılanmasını sağlamaktır. Türkiye'nin gündeminin saptırılmasına, Türkiye'nin bir korku imparatorluğuna teslim edilmesine, Türkiye’mizdeki dürüst, namuslu, aydın düşünceli, Cumhuriyetçi insanların baskı altına alınmasına, bu memleketin ahlaklı evlatlarının en haksız suçlamalarla mağdur edilmesine karşı elbette mücadele edeceğiz. Şimdi gün Türkiye'ye sahip çıkma günüdür. Artık önümüzdeki görev, Türkiye’mizin anayasal düzenine, laik demokratik cumhuriyetine, ulusal bütünlüğümüze, Mustafa Kemal Atatürk'e sahip çıkma günüdür. Kimsenin Türkiye'yi temelde bölmesine izin vermeyeceğiz. Kimsenin kimliği ve inancı bir suçlama konusu olamaz.” diyerek, ülke insanının duygu ve düşünceleri üzerinde korku, endişe ve panik etkisi yapmaya çalışıyor. 

Sahi CHP bu davanın, “hukuk katliamı” olduğunu savunurken, CHP’nin güdümünde yapılan 1960 darbesiyle, yargılanan dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı ve bakanlarına yapılan muameleleri acaba hiç hatırlamıyor mu? Uydurma suç isnatlarıyla yargılanan o insanlara, o gün hem yargılayanlar, hem de güvenlik güçleri tarafından hakaret ediliyordu ve sineleri kültablası olarak kullanılıyordu. Bugün ise bu davada yargılananlar, duruşma sırasında dahi, sizin gibi çete avukatlardan cesaret alarak, yargılayanlara hakaretler ve tehditler savuruyorlar.

Bu beylere şimdi sormak lâzım, yıllarca bu millete “Hukuk ve Anayasa Bayramı” diye kutlattığınız 27 Mayıs yargılamaları mı “hukuk katliamı”, yoksa bugün derin çetelerin ve karanlık güçlerle işbirliği yapanların, sümenaltı edilmiş failimeçhullerin yargılanması mı “hukuk katliamı”?  
   
Bay Baykal; “Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkalım.” derken, Atatürk’e hakaret eden ve onu aşağılayan bir zihniyeti savunduğunuzun, “dürüst-namuslu-aydın düşünceli-cumhuriyetçi insanlar” diye tanımlayıp “sahip çıkalım” derken, cumhuriyetin ve de millî birlik ve bütünlüğümüzün temellerine dinamit koyanları savunduğunuzun ya farkında değilsiniz, ya da onlarla bir çıkar ilişkisi, bir yakınlığınız veya bir göbekbağınız olmalı. Bir taraftan milletvekilleri için, “Dokunulmazlık şu anda da kaldırılabilir.” diyor, bir taraftan da ömür boyu dokunulamayan çevrelerin dokunulmazlığını savunuyorsunuz. Daha sonra da kalkıp yenilginin sorumlusunu başka adreslerde arıyorsunuz.  

Kıssadan hisse çıkaranlar iyi bilir; “Diyojen” diye bilinen filozofun Büyük İskender’e bir iyiliği dokunmuş. Diyojen bir gün, bir duvar dibinde güneşlenirken, Büyük İskender önüne gelip, “Dile benden ne dilersen!” diyince, Diyojen: “Gölge etme başka ihsan istemem!” şeklinde cevap vermiş…

Bay Baykal; “Gün Türkiye’ye, Mustafa Kemal ATATÜRK’e, ulusal bütünlüğe ve farklı kimliklere sahip çıkma günüdür.” derken, ben de diyorum ki; “gölge etmeyin, bu millet sizden başka bir şey istemez!...” 

Selâm ve saygılarımla...

Muhittin Atıcı/Eğitimci-Yazar

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.