28 Şubat ve Muhsin Yazıcıoğlu
BBP MKYK Üyesi Sinan Özdemir'in yazısı...
28 ŞUBAT VE YAZICIOĞLU
28 Şubat 1997 nin üzerinden bugün itibarıyla tam 12 yıl geçti.
Ne olmuştu o tarihte?
Bir kısım askeri bürokratların merkezinde olduğu, haramzade patronlardan, Marksizmden çark sözde Atatürkçü sendika ağalarına, Türkçe konuşan Siyonist medya patronlarından, mezhepçi oda başkanlarına kadar uzanan bir grup çeteci, örgütlü bir şekilde ve işbirliği halinde milli iradeye, din ve vicdan özgürlüğüne, demokrasiye ve hukuka kastetmişti.
Ne kadar posttu mosttu diye sempatik hale getirilmeye çalışılsa da bal gibi bir darbe idi.
28 Şubatın devlete ve millete verdiği zararda ne 27 Mayıs 1960 tan ne de 12 Eylül 1980 den daha az değildir.
Ülkede ne hak bıraktılar el atılmadık, iğfal edilmedik, ne de hukuk. Milletin ağzından girdiler burnundan çıktılar. Ne rahat bıraktılar, ne huzur.
Allah diyeni ya da deme potansiyeli olanı fişlediler.
Zorbalıkların, zulmün haddi hesabı kalmadı.
İşin en acı yanı tüm bu zulme, zorbalığa millet adına karşı çıkması beklenen üniversiteler, 1960 ta yaptıkları gibi yine zalimin yanında, milletin karşısında yer aldılar. Papaz kıyafetini andıran kara cübbeleri ile yollara döküldüler. Cuntaya arka çıktılar.
Güya Hak’ı Hukuk’u ayakta tutacak savcılar ve hakimler bir emir ile ilkokul sıralarına dizilen bebeler gibi Genel kurmay brifing salonunda hizaya geçtiler.
Sonuçta olan millete oldu, hazinenin dibini deldikleri yetmemiş gibi milyarlarca dolar borcuda devlete yazdırıp, her biri bir haramzade holding patronuna danışman oldu.
Bu hareket hiç şüphesiz millet karşıtı, düşmanca ve vicdansızca bir hareketti.
Kendi nam ve hesaplarına elde edecekleri çıkar uğruna millete, binlerce, belki on binlerce katı zarar vermekten geri durmadılar.
Olan bunca maddi kayıptan daha beteri millet ile devlet arasındaki uyum ve güveni berhava ettiler. Milletin öz evlatlarını okullardan attılar, bunlardan bir kısmı okuma uğruna ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Ülkesini terk edenlerin bir kısmı kurdukları yeni düzenler ile bir daha ülkesine de dönemedi.
Siyasilerin tamamının dilini yuttuğu, iktidar olsunda nasıl olursa olsun diyenler içinde en geçerli akçenin cuntanın kuyruk altını yalamak olduğu bu dönemde, Muhsin Yazıcıoğlu’nun çıkışı millete nefes, cuntaya da sert bir ihtar oldu.
Ne demişti Yazıcıoğlu?
“Türkiye Cezayir olmaz, Suriye olmasına da biz müsaade etmeyiz.”
Mesaj şuydu, yaptığınız hareketin mezhepçi bir hareket olduğunun farkındayız, sabrımızı taşırmayın.
Cuntaya yakın bir takım insanların daha sonraki şahitliklerine göre mesaj yerini bulmuştu.
30 Haziran 1997 ye kadar ancak dayanan Refah-Yol hükümetinden sonra Mesut Yılmaz Başkanlığında kurulan koalisyon hükümeti (55. Hükümet) ve devamında Ecevit başkanlığında ki 56. ve 57. Koalisyon hükümetleri.
Hiç biri sadra şifa olmadı çünkü muktedir olmak için değil taşeronluk yapmak için geldiler ve geldikleri gibi gittiler.
Daha sonra 3 Kasım 2002 den itibaren AKP hükümetleri.
Millet bunlara çok inandı, çok güvendi.
O kadar ki; anayasayı değiştirebilecek kadar güç verdi AKP’ye ama 2. dönem hükümet etmelerine rağmen 28 Şubat çetesinin dayatmaları ile çıkarılan yasaların hiçbirisine el atılmadı.
AB ile ilişkiler çerçevesinde demokrasiyi şu kadar geliştirdik, bu kadar hak ve özgürlük sağladık nutuklarının hepsi boş.
28 Şubatçıların çıkardığı yasalar koç gibi yerinde dururken, siz istediğiniz kadar 28 Şubat bitti deyin. Kendinizi aldatmaktan başka hiçbir şey yapamazsınız.
Şu anda 28 Şubatta, siyaset ve demokrasi üzerindeki askeri vesayette devam etmektedir.
Geçen yazımızda belirtmiştik, Sn. Yazıcıoğlu’nun Kur’an kurslarına devam etmek için çıkarılan ilköğretimi bitirme şartını içeren kanunun değişmesi ve bu şartın ortadan kaldırılmasına dair yasa teklifi ortada durmaktadır.
Buyurun bu hususlarda samimi olan, yüreği olan öne çıksın. 28 Şubat cuntasının dayatmaları ile çıkarılan tüm kanunları tek tek düzeltelim.
Söz buraya gelmişken, şunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Dün herkesin sustuğu zaman konuşan genel başkanıma, bugün yine herkesin sustuğu zaman 28 Şubat artığı yasaların değiştirilmesine dair gösterdiği çabalarda çok yakışmaktadır.
Misyon adamı, dava adamı, gayri meşru hiçbir güç odağına yaranma çabasında olmayan, rıza-i ilahi için milletine hizmet derdine düşmüş genel başkanımın gayretlerinin, dünyalık olarak neticesinin ne olacağını bilemeyiz ama cihatların en büyüğü olan zalimin yüzüne Hakk’ı haykırmanın karşılığını ahrette alacaktır, inşallah.
Yukarıda da söylediğim gibi bu elbise genel başkanın üzerine oturmuş ve çok yakışmıştır. Buradan devam edilmeli, en civcivli döneminde darbecilere karşı duran genel başkan o döneme ait tüm anti demokratik yasaların tek tek peşine düşmeli, değişiklik teliflerini meclise sunmalıdır.
Bu tarihi bir onurdur. Bu onurda en çok Sn. Yazıcıoğlu’na yakışır.
Bir tek milletvekilliği ile kalan 449 vekili, millet önünde samimiyet sınavına tabi tutmak, samimi olmayanların yüzlerindeki maskeleri de kaldırmak için bundan daha güzel bir imkân olmaz.
Benim aklıma hemen gelen ve değiştirilmesi gereken hususlar aşağıdaki şekildedir. Genel Başkanın danışmanları konu üzerinde çalıştıklarında muhtemelen başka konularda çıkabilir
8 Yıllık kesintisiz eğitim, 5+3 şeklinde kesintili hale getirilmelidir.
Meslek lisesi mezunlarına uygulanan katsayı adaletsizliği ortadan kaldırılmalıdır.
İmam Hatip Lisesi mezunlarının en azından Polis Akademilerine girebilmeleri sağlanmalıdır.
İlahiyat Fakültelerinin eksik kontenjan ile öğretime devam etmeleri engellenmelidir.
İlahiyat fakültelerine de 2 yıllık Meslek Yüksek Okullarının açılması sağlanmalıdır.
Kur’an Kurslarında öğreticilik yapan üniversite mezunlarına öğretmen statüsü verilmelidir.
Dünyada hiçbir lider kanun ile kendi milletinden korunmaya muhtaç değilken Atatürk’ün kanun ile korunmaya ihtiyacı hiç yoktur. Bu en başta Atatürk’e saygısızlıktır. Atatürk’ü koruma kanunu tamamen kaldırılmalıdır.
Uygulanmayan, uygulanması mümkün de olmayan herkesin şapka giymesini mecbur kılan şapka kanunu iptal edilmelidir.
Sinan Özdemir-BBP MKYK Üyesi
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.