Milletvekili maaşıyla okul yaptırdı
Milletvekilliği dönemini, yaptığı hizmetleri ve 28 şubat süreci ile ilgili birikimlerini habervaktim’le paylaşan eski Milletvekili Fahri Keskin, Türkiye’de bir ilke imza attı. Keskin, milletvekili maaşını ailesinden bile gizli olarak bir finans kurumuna yatırdı ve biriken parayla okul yaptırdı.
“VAKİT GAZETESİNİ HEP TAKDİR ETTİM”
“Gördüğü kötülüklerin elindeki imkanlarla mücadele vermek insan olmanın gereğidir” diyen Fahri Keskin, açıklamalarında ilk olarak basına değindi: “Kimi kılıcıyla, kimi diliyle, kimi kalemiyle, Allah razı olsun, Vakit gazetesini, yazarlarını öteden beri takdir ederim. Hepsi, mücadelelerini veriyorlar. Hem de en zor dönemlerde dahi eğilmeden, bükülmeden verdikleri mücadeleleri takdirle izliyoruz. Diğer gazetelerdeki bazı yazarlar da var, vaktiyle mücadele vermişlerdir. Bunlar hayranlıkla izlediğimiz arkadaşlarımızdır. Şimdi şu var; bizim de elimizden ne geliyorsa biz de yapmak gayreti içindeyiz. Bunları iyi bilin. 28 Şubat sürecinde ‘bu yazıyı nasıl kullanıyorlar, bu başlığı nasıl atıyorlar’ dediğim gün olmuştur. Yani cesaretli yürek isteyen bir şey. Bütün bunları takdirle karşılıyorum.”
“SOL BASIN YüREKSİZ”
Sağ basının yürekliliğinin yanında sol basınının gerçekten yüreksiz olduğunun altını çizen Keskin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazı yürekli, bazı korkak insanlar vardır. Bizim sağ basın hakikaten yürekli. Bu sol basın gerçekten yüreksiz. üzerine gidince pısarlar. Kenan Evren idareyi eline aldığı zaman gazetecilerin hepsi ordunun yanında yer aldılar, yalakalığa başladılar. Halbuki hepsi karşılardı. Bunların üzerine zamanlaması iyi yapılarak gidildiği zaman bunlar korkarlar. Bunlarda yürek yoktur. İnanmış adamda yürek vardır. İnanmış adamdan netice alınır. İnanmış adam hakikaten muvaffak olur. Bu inançsız adamların günümüzdeki atıp tutmalarına hiç bakmayın.”
28 ŞUBAT’IN GERçEK NEDENİ
Keskin, “Siz biliyor musunuz 28 Şubat’ın altında yatan gerçeğin ne olduğunu?” diye sordu ve cevabını şöyle verdi: “28 Şubat sürecinde benim hiçbir beklentim yok. Ben o zaman Fazilet Partisi’nde kurucu üyeyim. Yönetimdeyim. Vakit gazetesini alıyoruz, otogarda ekip kurduk. 10 tanesini oraya götürüyoruz. Masalara koyuyoruz, kalkarken gazeteleri unutmuş gibi kalkıp gidiyoruz. Hastanelere, cezaevlerine bilmem nerelere gönderiyoruz. çocukları okumaları için zorluyoruz. Bir yandan ticaret yapıyorum. Bu faizsiz sistem yıkılmasın, bir daha kurmak çok zor. Sabahattin Zaim Bey’in, Korkut özal’ın anılarında bunları tek tek anlattım. Bunun Türkiye’de ne zorluklarla oluşturulduğunu biliyorum. Bir elden çıkarsa ne zorluklar olur biliyorum. Faiz, bankalara kalacak diye. Bu mücadeleyi verirken kazandığım parayı götürüp hepsini oraya yatırıyordum. Diyordum ki öbür bankalara tek kuruş yatırmıyorum. Bu gün İngiltere, faizsiz sistemin merkezi durumuna geldi. Ama birileri o zaman bu faizsiz sistemi Milli Görüş olarak ortaya attığı zaman dalga geçtiler. Sermaye dalga geçiyordu.
"28 ŞUBAT’IN NEDENİ HAVUZ SİSTEMİ"
“Bu sürecin altında yatan gerçek neden havuz sistemidir? Devletin paraları orada yüzde 10’la15’le vadeli yatırılıyor, devlet paraya ihtiyacı olunca gidip yüzde 117 faizle aynı parayı bankadan geri alıyordu. Bankalar belli, bunların yöneticileri belli, medya güçleri vardı. üzerlerine kimse gidemiyordu. O zamanki sistem Milli Görüş Sisteminde Bakanımız Abdüllatif Şener’di. Erbakan Hoca’nın o zamanki havuz sistemi bunların işini berbat etti. Dolayısıyla 28 Şubat sürecini ortaya çıkaran nokta bu oldu. Bundan sonra atanmış bir onbaşı olan Mesut Yılmaz iş başına getirildi. Mesut Yılmaz’ın yaptığı ilk iş bu havuz sistemini kaldırmak oldu. Devlet paraya ihtiyacı varsa gitsin yüzde 117 ile para alsın, devletin parası varsa gitsin yüzde 17 ile de orası onu muhafaza ederdi. Bu sistem kurulur kurulmaz o medya patronlarının hepsi hazır ola geçti yanına geçtiler. Kaybeden kim oldu, ülke oldu. Bir kazananın olduğu yerde bir kaybeden vardı. Kaybeden kimdi, devletti. Devlet ondan dolayı bizlerin üzerine çöktü, emeklisine, memuruna maaş ödeyemez duruma geldi. Ve o getirilen Mesut Yılmaz ve yandaşları Bahçeli ve Bülent Ecevit maaş ödeyemeyeceklerini anlayınca hükümeti bize bırakıp kaçtılar. Hükümet bu şekilde idare edilecekse güzel idare tarzıyla bilinçli yatırımlar, kararlar alınıyordu.”
“ALLAH HüKüMETİ NAZARDAN SAKLASIN”
AK Parti hükümetinin gidişatını da değerlendiren Keskin, içte ve dışta önemli mesafeler katedildiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Allah nazardan saklasın. Başbakan Erdoğan, başörtüsü meselesini o kadar güzel izah etti ki. ‘Simge ne demek, olsa ne yazar.’ Simge sonra bir tarafın olmayı ifade eder. Burada bir taraf değil de, müştereklik olduğuna göre, bu bir ihtiyacın neticesi de müşterek bir davranıştır. Bu davranıştan dolayı Türkiye’yi oyalamasınlar. Okumak herkesin en tabii hakkıdır. O çocuk okusun da, sen devlet olarak okut, o bilinçli hale geldiğinde kendi tercihini kendisi yapsın. Başını açsın, örtsün. Ben çocuğumu kızımı o hukuk fakültesinde okutup yanıma almak isterim. Ben kızımı doktor olarak işletmemde çalıştırmak isterim. Okuma hakkını engellemesinler. Devletten iş beklemiyorum. Sonra ne oluyor, bu çocuklar Avusturya’da, Fransa’da, bizim batıda bize akıl veren ülkelerde okuyup geliyor. Yazık değil mi? Vatandaşın en tabii hakkını elinden alınmasını ortadan kaldırmak için Başbakanımızın girişimde bulunmasının alkışlanması lazım.”
“BAŞöRTüLüYE SAYGI DUYACAKSIN”
“Sen başörtülüler hakkında nasıl gerici şudur budur diye hüküm verebilirsin. CHP’linin de başörtülüleri var, onlar ‘Kemalist’iz’ diye geçinir. Sen bunu irticacı olarak kabul edebilir misin? Kabul edemezsin. MHP’lisinin de var, şucusunun, bucusunun da var. Demek ki ortak, simge değil. O zaman en tabii hakkıdır. İnancına göre örtüyordur. Buna da saygı duyacaksın.”
MİLLETVEKİLİ MAAŞIYLA OKUL YAPTIRDI
Keskin’in milletvekilliği dönemi ile ilgili anlattıkları ise “Türkiye”de bir ilk” dedirten cinsten. Keskin, tüm milletvekillerine örnek olacak bu anısını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Vatandaş gibi yaşayacaksın” uyarısını hatırlatarak aktardı. “Milletvekili olduktan sonra ilk günden itibaren aldığım maaşı aldım götürdüm, Finans kurumlarına yatırdım. Faiz kuruluşlarına itibar etmem. Maaşımı aynen aktarıyorum. Bir kuruşuna dokunmuyorum. Hüseyin çelikle diyalogumuz var. Onunla da paylaştım. Bu paralarla Sivrihisar’a bir Hızırbey İlköğretim okulu açtırdım. Bir çocuk kreşi kurdum adını Yunus Emre koydum. Nasrettin Hoca adına da var. Dedemin adına zaten 20 sene önce yaptırdığım bir okul vardı. Ne demişler, dolusu dedeye, boşu toruna emanet, ikisi de etmez bu vatana ihanet. Bunlar iyi şeylerdir. Teşvik edilmesi lazım. Allah’tan istiyordum, baktım o okulun yeri Milli Emlak’tan tahsise çıkmış. Yolun kenarında, orayı da bir gün içerisinde hallettim. Satışını durdurturdum ve tahsisini yaptırdım. Orayı yaptırmak bize nasip oldu. Bundan ailemin ve yakınımdakilerin haberi hiç olmadı. Basına yansımasının nedeni ise, protokolü imzalarken bir gazeteci şahit oldu. Hanım da soruyordu maaşımı ne yaptığımı, gelen giden, eş dosta harcadığımı söylüyordum.”
“BEN MAAŞIMI VERMİŞİM ADAM CANINI VERİYOR MEMLEKET İçİN”
“Ne olacak, maaş ne olacak. Bu öyle çok bir şey değil, ben maaşımı vermişim, adam canını veriyor, karısı dul kalıyor, memleketteki malı pul oluyor. Bu şuuru ortadan kaldırmak için insanları maddileştiriyorlar. İnsanlarımızı inançları ile oynuyorlar. İnşallah bizim arkadaşlarımız iyi örnek sergilerlerse toplumda bunlar değer görür. Para öyle bir şey ki, doyum noktası olmaz. elhamdülillah ihtiyaçlarımızı giderdiğimiz zaman tamam, ondan sonra insanlara yardım etme, öbür tarafa hazırlanma sistemini benimsememiz lazım. Bakıyorsunuz, araba üzerine araba, ev üzerine ev. O zaman o para hayırsız oluyor. Cemiyette birileri aldırmadığı zaman canınız sıkılıyor.”
“MİLLETİMİZ HAKSIZLIĞA KARŞI TEK YüREK OLUR”
“Bu para çok hayırla kazanılmış bir paradır. çok güzel bir olaya vesile oldu, ebediyen de benim oldu. Kurumlarımız asli işlerine baksalar da sistemi karıştırmasalar, o kadar güzel götürüyor ki Tayyip. O muhtıraları verdirmeselerdi meclis böyle olmazdı. Bizim halkımız her şeye alışır ama haksızlığa karşı tek yürek olur. Dertlerimizi unutturur. 28 Şubat sürecinde kaybettiğimiz hususlar, oynanan oyunlar için verilen mücadeleler boşa gitmez. Haksızlıklar payidar kalmadı. Yapanların yanına kar kalmadı. İhtilal dönemlerinde çok şey kaybettik. Bizimle birlikte aynı standartlarda olan ülkeler hamle yaptı biz geride kaldık. Yunanistan 400 sene bizim eyaletimizdi.”
İYİLİĞİN KIBLESİ BİR OLMALI
Otel lobilerinde zaman öldüren milletvekillerinden olmadığının da altını çizen Keskin, muhafazakar bir aile yaşamında devletin verdiği paranın yettiğini hatta arttığını da ekledi. Keskin, TBMM’de sunduğu bazı önerileri de şöyle aktardı: “Anadolu’nun köylerine gidiyorsunuz, tek katlı konuttan bile daha kötü tek gözlü evler. Soysal konuttan da aşağı evler. Biz mecliste bir fon oluştursak, 50 kişi, ‘Biz maaşımızı almıyoruz. Güneydoğu’da şehit düşenlerin ailelerine ek maaş olarak verilmesini istiyoruz’ diye birer dilekçe ile versek ne olur? Mecliste o kadar büyük holding sahipleri var. Mecliste çok büyük eski inşaat şirketleri olan var. Yurt içinde ve yurt dışında inşaat şirketleri olan var. Mecliste çok büyük ağalar var. Büyük ticaretle uğraşanlar, rantiye sahipleri bile var. Rafineri sahibi olan var. A partisi B partisi. Hepsi bizim partiden olmayabilir ama iyiliğin yönü müşterek olmalı, kıblesi bir olmalı. Ben bundan ötürü bekledim ama çıkmadı. İnşallah bundan sonra çıkar.”
ŞEHİTLER BAYRAMI öNERİSİ
“Meclis çalışmalarında bütün gücümle halkın yanında olacak kararlarda imza attım. Dedim ki, 18 Mart çanakkale Zaferi ile ilgili o günün tatil olmasını teklif verdim. Kanun teklifi olarak. Gerekçe, 1 Mayıs işçi bayramının, bahar bayramının, 27 Mayıs’ın bayram olarak kutlandığı bir ülkede 250 bin şehidin verildiği bir çanakkale Zaferi’nin destanlaştığı bir gün, bütün şehitler bayramı olarak kutlanılsın. O zaman Allahuekber dağlarında ölen ve Yemen’de ölen 450 bin şehidimize saygıdır bu.”
(habervaktim)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.