Perinçek'ten şok itiraf

Perinçek'ten şok itiraf
Ergenekon davasının tutuklu sanığı Doğu Perinçek, şoförlüğünü yapan Aydın Beşirik'e ait ruhatsız tabanca bulunması konusuyla ilgili olarak, "İyi ki ruhsatsız silah taşımışlar. Devlet tarafından 3 koruma tahsis edilmesine rağmen ben bile silah taşıyordum.

Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde İbrahim Benli'nin çapraz sorgusuna devam edildi. 1917 ve 1919 yıllarında Güney Kafkasya Federasyonu'nda yer alan Ermenistan yönetiminin başkanı Ovannes Kaçasnuni'nin yazdığı ve Benli'nin, "Bu kitabı bol bol dağıtmayı kendime görev saydım" dediği "Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir şey Yok" adlı kitap tartışmaya neden oldu. Üye hakim Sedat Sami Haşiloğlu'nun, Benli'nin savunma delili olarak getirdiği kitapla ilgili "Siz bu kitapta yer alan tezlerin tamamını savunuyor musunuz?" şeklindeki sorusuna Benli, "Evet. Kitap, karşı tarafa ait fikirleri içeriyor. İçinde iki milletin birbirini boğazladığı anlatılıyor" dedi. 

Bu cevabın ardından sanıklar sorunun düzeltilmesini istedi. Sanıklardan Fikri Karadağ, "Mustafa Paşa divanının idam ettiği askerleri hatırlayın. Bugün Ermenistan'a gittiğimizde bunu gösteriyorlar. İleride burada sorulan sorular aleyhimize kullanılabilir. Düşmanın eline koz vermeyelim." dedi. Hayrettin Ertekin de söz alarak "Kitapta yazılanlar ile burada konuşulan farklı kavramlar. Kitabı anlayabilmek için tamamını okumak lazım." dedi. 

Sanık Benli'nin ardından tutuksuz sanıklar Yusuf Tunçer, Aydın Gergin ve Yusuf Beşirik'in savunmaları alındı. Yusuf Tunçer, 1990 yılından beri İşçi Partisi (İP) üyesi olduğunu belirterek, "Örgütün silahlı milis üyesi olmakla suçlanıyorum. Ne iddianamede ne klasörlerde bu suçtan cezalandırmamı gerektirecek tek bir delil yok" dedi. Köy bekçisi olan dedesi Yusuf Tunçer'in silahını kendisine bıraktığını ifade eden Tunçer, partide resmi yazışmaların elden teslimi yaptığı bilgisini verdi.

Diğer sanık Aydın Gergin de, İP Genel Başkanı Perinçek'in şoförü olduğunu belirterek soruşturma aşamasında emniyette ve savcılıkta verdiği ifadelerini kabul ettiğini söyledi. Can güvenliği için silah taşıdığını belirten Gergin, silahın genellikle arabada bulunduğunu, parti binasına girenken de herkesin kendisini tanıdığı için üst araması yapmadıklarını kaydetti. Gergin, çapraz sorgusu sırasında savcı Pekgüzel tarafından neden ruhsatsız silah taşıdığı şeklindeki soruya, "Ruhsat almamı gerektirecek hukiki vasıfları taşımıyordum. Ayrıca silah ruhsatları da çok pahalıydı. Bu nedenle ruhsat almak için hiç başvuruda bulunmadım." diye cevap verdi. Bunun üzerine söz alarak yerinde ayağa kalkan tutuklu sanık Doğu Perinçek, şoförünün doğru yaptığını ifade edip, "Silah taşıdığını bilmiyordum. Bilseydim aferin derdim. Kendini koruması kadar doğal bir şey var mı?" dedi. Perinçek, "Devlet Uğur Mumcu'yu, Ahmet Taner Kışlalı'yı, Doğan Öz'ü, Eşref Bitlis'i, Danıştay hakimlerini kurtarabildi mi? Devlet Doğu Perinçek'i kurtarabilir mi? Emniyetten beni çağırarak hakkımdaki suikast istihbaratları konusunda tebligat yaptılar. Üyeleri, liderleri PKK, Gladyo tarafından öldürülmüş bir partide insanların can güvenliği için önlemler alması doğal. Benim ruhsatlı tabancam var. Almak için uğraştım. İçişleri Bakanının emriyle aldım. Devlet arabayla üçlü koruma tahsis ettiği zaman bile şahsi güvenliğim için silah taşırdım. Hatta ruhsatlı silahım olmadığında ruhsatsız tabanca da taşıdım. Bunu burada itiraf ediyorum. Keşke ruhsatsız çift tabancası olsaydı da Uğur Mumcu'muz yaşasaydı. Devlet komutanı düzeyinde kaç tane değerli generalimizi kaybettik." dedi.

Bu açıklaması üzerine Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Perinçek'e "Legal faaliyetlerde bulunan bir insan ruhsatlı silahla kendini koruyabileceği halde ruhsatsız silahla korunmak istemesini açıklar mısınız?" dedi. Perinçek'in, devletin kendisini koruyamadığını söylemesi üzerine savcı Pekgüzel, özel güvenlik şirketlerinin olduğu belirtti. Bu sözler üzerine Perinçek, "Makarnanın, çimentonun özeli olur. Güvenliğin özeli olur mu. Devletin güvenlik kuvvetleri ne için var? Güvenlik hayatı ortaya koyar. Bu çocukları burada ruhsatsız silah taşımışlar diye ayıplayıp üzerlerine hücum etmek yerine güvenliği özelleştirmeyip, devleti vatandaşının güvenliğini sağlar hale getirseniz olmaz mı?" diye konuştu.

Sanık Yusuf Beşirik de, talimatlar doğrultusunda toplantılar organize etmek ve bu toplantılara katılmakla suçlandığını belirterek iddiaları yalanladı. Teknik takibi atlatmak için kendi telefonunu Doğu Perinçek'e kullandırmasına ilişkin iddiaları da yalanlayan Beşirik, Perinçek'in illegal bir faaliyeti olmadığını da ifade etti. Evinde bulunan ve üzerinde birçok isim yer alan halkın silahlı örgütü ibareleri olan belgenin ise kendi yazmayı planladığı kitapla ilgili karakter bilgileri olduğunu ifade eden Beşirik, 2003 Temmuz ayında bir aylık böyle bir çalışma yaptığını, hayali karakterler oluşturduğunu, ancak daha sonra vazgeçtiğini anlattı.

Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz'in avukatı Tolga Akalın, sanık Vatan Bölükbaşoğlu tarafından, tutuklu yargılanırken önceki duruşmalarda tahliye edilen sanık Abdullah Arapoğulları'na yazılan mektup, Arapoğulları'nın hem mahkemede hem de celse arasındaki sohbetlerindeki aktardığı bilgileri hatırlatarak üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu'nun davadan çekilme kararı vermesini talep etti. Akalın, savcı Zekeriya Öz'ün Kandıra Cezaevi'ne giderek aleyhte ifade vermesi için Bölükbaşoğlu'na teklifte bulunduğu iddia edildi. Avukat Akalın, "Sanık Arapoğulları, 8 Mayıs 2009 tarihli celse arasında Vatan Bölükbaşoğlunun tahliye edilmeden yaklaşık bir hafta önce üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu'nun yanına giderek ne zaman tahliye edileceğini sorduğunu, üye hakimin de bir hafta kadar bekle dediğini ve bir hafta içerisinde tahliye edildiğini ifade etmiştir" dedi. Üye hakim Haşıloğlu'nun davadan çekilmesini isteyen, talebin yerinde görülmemesi halinde mahkeme heyetini reddetmeyi düşündüklerini belirten Akalın, "İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve Kandıra Cezaevi müdürlüklerine müzekkere yazılarak soruşturma savcısı Zekeriya Öz'ün hangi tarihlerde Kandıra Cezaevi'ni ziyaret ettiğinin ve sanıklarından hangileri ile görüşme yaptığının sorulmasını talep ediyoruz. Gelecek cevaba göre heyeti reddedip etmeyeceğimize karar vereceğiz." dedi. Avukat Akalın ayrıca, devam eden kovuşturmaya veya soruşturmaya yönelik Bölükbaşoğlu'ndan tanık veya gizli tanık olarak ifade verip vermediğinin sorulmasını istedi.

Tutuklu sanık Ümit Sayın da öğle arasında yazılı olarak yaptığı basın açıklamasında belirttiği açlık grevinde olduğu bilgisini mahkemede de yinelerek, "Suçluyum ama düşünce suçlusuyum. Kimlere göre suçlu olduğumu da tahmin etmek zor değil. Ulusalcı, Atatürkçü insanları bu davaya dahil ediyorlar. Ben artık karar verdim tahliye oluncaya kadar açlık grevine başladım. Çünkü burada yaşamak ölümden daha beter." dedi. Bunun üzerine mahkeme başkanlığına vekalet eden üye hakim Hasan Hüseyin Özese de, "Hiç kimsenin buradan ölüsünün çıkmasını istemeyiz. Dolayısıyla bu kararınızdan vazgeçin." diye konuştu.

Bazı tutuklu sanıklar ile avukatlarının da tahliye talebinde bulunmasının ardından duruşmaya ara verildi. Yaklaşık 2 saatlik bir aranın ardından başka suçtan tutuklu sanık Sedat Peker ile tutuksuz sanıklar Mahir Çayan Güngör, Fuat Turgut, Murat Özkan, Satılmış Balkaş, Asım Demir, Atilla Aksu ve Raif Görüm'ün, savunmalarının alınması için çağrılmasına karar verildi. Önceki duruşmada hakkında yakalama kararı çıkarılan tutuksuz sanık Saıpır Debzlelvidze hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesi de kararlaştırılan duruşma 21 Mayıs 2009 Perşembe günü saat 09.30'a ertelendi. (CİHAN)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.