Muhsinler ölmez

Muhsinler ölmez
Karalar bağladık 25 Mayıs Günü. Bir Şehidin, Bir Yiğidin, En Yiğidin yokluğu korlar düşürdü yüreklerimize. Yüreklerimizdeki yangını ne Kızılöz dağlarının karı söndürebilir ne de Ankara’nın ruhsuz siyasi iklimi. 

Maraş’ın dağlarında kaldı aklımız… Sisne’nin, Baluşağı’nın, Süleymanlı’nın, Kızılöz’ün sarp kayalıklarındayız biz…. Kulaklarımızda Alperenlerin vadilerde yankılanan hıçkırıkları var halen… Yüreğimiz Maraş dağlarında kaldı… Ilıca’da sabahın dördünde evlerinden 30-40 km uzaklıkta yağmur altında yaktıkları ateşle ısınmaya çalışan 17-18 yaşındaki Alperenlerde kaldı aklımız… Neden buradasınız diyenlere “Liderimiz dağda üşüyor, bizde dağda olacağız” diyen 17 yaşında gençlerin imanında kaldı aklımız… Adını bilmediğimiz Dağ köyünde Nur yüzlü amcanın sakalına dökülen gözyaşları var hafızamızda…
 
Ah Gül Yüzlüm bir bilsen kaç milyon yüreği yangın yerine çevirdi açın… Bir çeşme başında uzanmak istiyordun… Rabbim Kızılöz’ün dağlarında bir çeşme yakınlarında şehadeti nasip etti sana… Ah Gül Yüzlüm, Selçuk ve Halil’e istedikleri kefen bile verilmemişti… Unuttuk mu sanırlar… Allahü Ekber sesleri ile darağaçlarına gönderilirken kefen verilmeyen bir neslin Lideriydin sen… Ah Gül Yüzlüm, sevdanı üç sandıkla ölçemeye çalışan Haramzade sofraların sahte kahramanları bilmezler ki, Gazze’de bombalanan bir evin çöküntüsü altındaki Mavi emzikli çocuğuz biz… Kerkük’te, Telafer’de, Bağdat’ta her gün sokak ortasında vurulan biziz… 

Ah Gül Yüzlüm, acılarla yoğrulmuş kaderimiz bizim, Kerbela’da Hüseyin, Çeçenistan dağlarında Cevher Dudayev’iz biz… Hak ve hakikat aşığı olan bir coğrafyanın yükselen çığlığıyız biz…

Ah Gül Yüzlüm, dostların vardı senin, hani soğuk bir şubat gecesinde namlular millete çevrilmişken başlarında yiğitçe durduğun dostların… Hani herkesin bavulunu hazırladığı bir Haziran gecesinde, Çankaya kapısında “Bu ülkenin Suriye Yapılmasına izin vermeyeceğiz” deyip sahip çıktığın sözde dostların… Ah Gül Yüzlüm, varoluşlarını sana borçlu olanların yüreklerini bir görsen… Bir bilsen secdede bir olduklarımızın hallerini… Hani daha dün Şeyh Ahmet Yasin el açıp Sonsuzluğun Sahibine “Rabbim Ümmetin ilgisizliğini sana havale ediyorum” demişti ya, bizde açtık ellerimizi, Ey Mazlumların Rabbi, dost bildiklerimizin ilgisizliğini sana havale ediyoruz… “

Ah Gül Yüzlüm, hani kurultay salonunda “Bu yolda gerekirse feda olmaya varmısınız?” diye sormuştun da herkes yüksek sesle “Varızzzz” diye haykırmıştı ya… Bir bilsen yalan dolu ağızları, riya dolu kalpleri… Bir bilsen Büyük Birliğin Küçük adamlarını… Ah Gül yüzlüm, hani seni tasfiye etmek isteyenlere derinlerde zeybek oynatmamıştın ya, şimdi bir görsen oynanan oyunları, bir görsen siyaset oyununun kıvrak çocuklarını…  

Ah Gül Yüzlüm, hani kader birliği yaptığın kardeşlerin vardı… Mamak zindanlarında, idam sehpalarında yol arkadaşların vardı… Hani zindanından tahliyeni istememiştin, onlar direnebilsin diye… Ah Gül Yüzlüm bir bilsen, bir görsen büyük görünüşlü adamların cüce bedenlerini…  

Ah Gül Yüzlüm, Yiğit Düşürüldü sevdası bitti sanırlar… Bir bilsen sevdanı canlarından aziz bilen Alperenlerini… Bir bilsen yüreklerine Dünyayı sığdıranları… Ah Gül Yüzlüm, siyasetin çömezlerinin yanında bir bilsen Geleceğin Fatihlerini, Yavuzlarını… 

Ah Gül Yüzlüm, bir Alperenin Mekke’de rüya görmüştü de, Güllerin Efendisi “Salıverin Muhsin’imi” demişti… Ey yoluna baş koyduğumuz Efendimiz salıverdik Muhsin’ini ama yüreklerimizdeki açının tarifi yok… Dağ başında düşürdüler Yiğidimizi, açımız bundan… Kabullenemeyişimiz bundan…
Ey Karanlık Dehlizlerin çakalları, Muhsinler Ölmez… Şehitler Ölmez… Anadolu’nun Muhsinleri bitmez…

Alperen TUNALI

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.