Baykal, Gül'den ne istedi?
Yenilenen seçimlerle konuşmasına başlayan Baykal, şunları söyledi:
-29 Mart'ta iptal edilen seçimler yeniden yapıldı. Bu seçimler dolayısıyla ortaya çıkan sonuca değinmek istiyorum. Bu seçim yerleri Türkiye'nin tamamını yansıtmaz ama yerel seçimden hemen sonra olması dikkatleri çekti. Bu seçim sonuçlarını memnuniyetle karşıladık. 12'si iktidar 17'si muhalefetçe kazanılan bir seçim sonucu aldık. Buralar iktidarın baskısına açık seçim çevreleri. Ortaya çıkan tablo bizim için mutluluk vericidir. 10 belediyede kazanmamız CHP'nin yükselen bir güç olduğunu göstermiştir. Bundan büyük mutluluk duyuyorum. Bu şartlara rağmen.
-Avrupa Parlamentosu'ndaki seçim Avrupa açısından kaygı verici olmuştur. AB siyasetinin insan haklarına nasıl aykırı olabileceğini ortaya koyan bir seçim olmuştur. Türkiye düşmanlığı açıkça bin siyasi yöntem olarak kullanılmıştır. Türkiye düşmanlığının güç kazandıran bir konuma gelmiş olması, böyle bir yönteme başvurulmasını insanlık anlayışlarına sığdırılmış olması kaygı vericidir. Öyle onlaşılıyor ki, ilişkilerimiz düşündüğümüzden daha da karışıktır. Kabul etmeye hazır olduğumuzun da ötesinde engellerle doludur. Bunu unutmamamız lazım.
-Sanayi üretimindeki rakamları açıklandı. Küçük bir daralmayı mutlulukv erici olarak karşıladılar. Ama uzmanlar bunun zaten olacağını belirtiyorlar. ÖTV ve KDV dolayısıyla stoklar eritilmiş. Memnuniyetle görüyorum, yeni ekonomi yönetimi bunun uzatılması için çalışmalar yapıyor. Haklı olarak bu öneriyi yaptığı zaman 6 ay önermişti. Şimdi 3 ay indirdiler, ikinci uzatmayı düşünüyorlar. Bu yumuşamanın altında bunun yattığına dikkati çekmeliyiz. ÖTV-KDV indirimi değişmezse aynı tablonun daralma şeklinde devam etmesi ihtimali de vardır.
-Başbakan yeni bir teşvik paketi açıkladı. Bazı değerlendirmeler yaptı. Ekonomiye yönelik anlayışı ortaya çıktı. Türkiye ekonomisinin beklediği bir teşvik paketinden önce orta vadeli bir programdır. IMF ile görüşmeler askıya alınmıştır. Ekonomik tablonun orta vadeli olarak ortaya konulmasına ihtiyaç vardır. Ortada bir bütçe dahi yok. Türkiye'nin derhal orta vadeli bir ekonomik programa ihtiyacı vardır. Borçlanma artıyor, daralma sürüyor. Ekonomi ile ilgili olumsuzluklar, ciddi şekilde alarm vermeye devam ediyor. Başbakan, 'teğet geçer' sözünü yumuşatma gayreti içine girmiştir.
-2009 bütçesi darmdağın olmuştur. Bütçe açığının 10.4 katrilyon olması gerekirken daha ilk 4 ayda 20 katrilyona çıkmıştır. 2009 bütçesi tamamen artık hükmünü anlamını yitirmiştir. Bu dağılma, hazinenin borçlanma ihtiyacını hızla arttırmıştır. Hazine buyıl 22 milyar borçlanmıştır. İki katı bir rakam bu. Firmaların kaynakları kendisi için kullanması anlamına geliyor.
-Dünya ile ilişkimiz bakımından da olumlu durumu değerlendiremez hale düşmüş, Türkiye küçülen bir ülke haline geldi... Başbakan IMF'den siyasi talepler gelmesi durumunda bunun kabul edilemeyeceğini söyledi. Ama Dünya Bankası'ndan siyasi talepler gelebileceğini söyledi. Başbakan, bahsettiği siyasi istekleri açıklamalıdır. 'IMF siyasi taleplerde bulunuyor' ne anlama geliyor? IMF ne istemektedir? Kıbrıs mı, azınlıklar mı, ne istemektedir? Bunu böyle geçiştiremezsiniz. Söyleyin hep beraber karşı çıkalım.
-Başbakan vatandaşta para olduğunu söylüyor. Ama rakamlar bu durumun ne kadar yanlış okunduğunu ortaya koymaya yeter. Bu tespitlerin üzerinde bir teşvik paketi açıklandı. Bununla ilgili olarak biz de ciddi bir çalışma yapıyoruz. vatandaş geçinemiyor, krediye bağımlı hale geldi. Krizle mücadeleyi ön gören bir program ilan edilmeli. Üretim arttırmaya yönelik ve talebi arttırmaya yönelik tedbirler alınmalı. Üretici desteklenmeli. Hükümet bundan uzak durmaktadır. Tüketiciyi dikkate alan bir programa ihtiyaç vardır. Bu ilan edilen program kapsamlı bir nitelikte değildir. Zaten bir teşvik paketi var. Bu yeni bir hakettir. Bir buçuk yıldan az bir süre geçerli olan bir programdır. Ama bunun ekonomi ile ilgili bazı çok temel varsayımları vardır. Mesela, bu nitelikte yapılacak yeni yatırımların kurumlar vergisi açısından bölgelerine göre önemli kolaylığa kavuşturulacağı açıktır. Krizle mücadele anlayışı içinde olan bir program ise, kriz döneminde yatırım yapmak asıl sorundur. Finansmanı bulup yatırım yapacaksınız sonra kurumlar vergisinden kısmen muaf tutulacaksınız. Sorun zaten burada. Talep yok, kapasite kullanımı yüzde 60'lar düzeyinde. Kriz döneminde asıl sorun yatırım yapmak. Bunların çok öyle ayak üstü ortaya atılmış yaklaşımlar olduğunu görüyorum. 1.8 katrilyon liralık bir paket olduğunu söylediler. Bunun krizle mücadele bakımından köklü bir rakam olmadığı ortadadır. BU yıl belki 500 milyar liralık bir kaynak kullanılmış olacaktır. Bununla durumu güvence altına almak mümkün değildir. Herkese haklı olduğu noktalarda çözümler getirmek. İstihdam üzerindeki vergi yükünü kaldırmak bunun en önemli ayağı.
-Başbakan, bu konuların altında ezildikçe bize bazı suçlamalar yapmaya çalışıyor. Bize şunun bunun hesabını ver diye sataşmaya çalışıyor. Böyle sataşmaya gerek yok. Biz muhalefetteyiz, kendisi iktidardır. Eğer vermem gerektiğini düşündüğü bir hesab düşünüyorlarsa derhal savcıları hareketeg eçirsinler. Derhal suç duyurusu yapsınlar. O yapmıyorsa ben onun adına savcıları göreve çağırıyorum. Bizim adımıza ben suç duşurusu yapıyorum. Savcılar yetkili merciler benim ve partim hakkında lütfen Başbakan'ın suç duyurusu olarak kabul etsin. Onun adına dilakçeyi ben veriyorum. Onun sözlerini dilekçe olarak ben kabul ediyorum. Ama ben bu kadar rahat söylüyorum. Lütfen sen de, aynen suç duyurusunda bulunuyorum. Eğer savcılar diyorsa ki o milletvekili dokunulmazlığı var diyorsa lütfen onu da kaldıralım. Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm başbakanları arasında gelmiş geçmiş en kaba isim Başbakan Erdoğan'dır. Yaşlı bir kadına da, yaşlıya da, çocuğa da, çiftçiye de herkese kaba. Kim olduğu önemli değil. Siz, sayın, sen tartışması yaptı geçen hafta. Yani bir insana, kamuoyunun bildiği insanlara bir birinci tekil şahıs olarak hitap etmesinde hakaret kastı yoktur. Bunlar sıcaklık da yaratır. İnsanlar da böyle konuşurlar. Benim zaman zaman kendisine sen diye hitap etmemden hakaret ifadesi çıkartmasın. Bu böyle değil. Bu anlayış içinde hitap etmiyorum. Doğrudan protokolü kaldırarak işin esası ile doğrudan konuşurum. O da bana sen diye hitap ediyor. Önemli olan söz değil içeriği. Sen diye hitap etmiş olabilirim ama eğer sözlerimde hakaret ya da kırıcı bir taraf yoksa mesele yoktur. Ama Başbakan bana sayın demiyor. Partime AK Parti diyeceksiniz diyor. Demek ki insanların böyle özel takıntı dönemi oluyor. Herkesin kullanacağı lafa söze karışıyor. Ne söylemesi gerektiğine yönelik talimatlar veriyor. AK Parti diyeceksiniz diyor. Sen buna karıyamazsın. Bize de Halk Partisi diyorlar. Parti giderek kirlendikçe bir aklanma ihtiyacı hissediyor. Diyen der, diyene bir şey söylemiyoruz, o onun takdiri. Diyemeyen de demesin. Bunda hakaret yok. Ama AK Parti'de dayatma var. Ben sana Sayın diyorum diyor. Senin demene gerek yok. Sen demesen de olur. Bana sayın diyor, düşünüyorum, Öcalan'a da Sayın diyor. Kime Sayın diyeceğini düşünüp taşınıp değerlendireceğini bilsem mutluluk duyarım. Ama önüne gelen anlamsız yaklaşımlar içinde olduğunu bildiğim için bana demesen de olur. Biz Sayın da deriz, ama her konuşmada böyle diyeceksin bu imkansız.
-İsrail meselesi. Diyor ki, nerden çıktı diyor. Bugüne kadarki uygulamalarına baktığınız zaman, tartışmalı pek çok konunun altından kimi çıkardığını gördük. Mesela Kuşadası olayını hatırlıyoruz. Yönetmeliğe aykırı bir durum vardı. Biri çıkıp demişti ki kanun getiririz demişti. Kimse ciddiye almadı ama baktık ki kanun getirildi ve kanunun arkasından Offer çıktı. Her türlü zorlama ile verildi. TÜPRAŞ olayı. Yüzde 14,75'ini kimseye duyurulmadan bir şirkete verildiğini gördük, kıyamet koptu. Bırak herkesin haberi olsun, hayır. Tanımıyoruz, bilmiyoruz dedi. Ama buluşmaları çıktı ortaya, fotoğraflar falan. Kim bu, gene Offer. Şimdi Başbakan nerden çıkardınız bunu diyor. E senin yaptığın ortada. Kaldı ki burada da zorlama var. BUnu savunurken millete dedin ki azınlıklara karşısınız. dedin ki, İzak oraya gelince kimi çalıştıracak, Mehmet çalışacak dedi. Kim söyledi, onu da sen söyledin. Tam bir çelişki içinde. Sayın Cumhurbaşkanı gerçekten anayasanın tanımladığı cumhurbaşkanı olma şansını burada yakalamıştır. Dünyada hiç bir ülkenin uygulamadığı bu yöntemi bir kez daha görüşmemizde yarar var diye geri göndermelidir. Türkiye'nin tamamı bu bekleyiştedir. Cumhurbaşkanı, şimdi herkesin cumhurbaşkanı olduğunu göstermelidir. Bunu yaparsa kutlarız. Orada hükümetin simetrisi halinde bir Çankaya, anayasanın öngördüğü makam değil. Dur demezsen burada, ne zaman diyeceksin. Bu kanun geçerse elbette anayasa mahkemesine götüreceğiz. Mahkeme gereğini yapacaktır. Bu kanun bu haliyle geçirilemez. O madde istenmez madde haline gelecek.
HABERVAKTİM.COM
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.