Baykal'ın kuyruk acısı dinmemiş
Ekonomi politikalarına yönelik eleştirelerle konuşmasına başlayan Baykal, şunları söyledi:
-Türkiye ekonomik anlamda küme düşen bir ülke konumuna gelmiştir. Büyüme mutlak zorunludur. Büyüme ancak belli bir düzeyde olursa istikrar sağlanabilir. İşsizlik ve istihdam ona bağlı...Türkiye ekonomisi sahipsiz durumda bırakılmıştır. Rakamları kurmuşuz, bu oyunu oynuyoruz. Hala bu ifade edilmiyor. İlk kez Türkiye, bir bütçe krizi ile karşı karşıya. Kanunlara göre başlatması gereken çalışma sürecini harekete geçirmiş değildir. Bütçe hazırlığı için bunlar şart. 2010 yılı ile ilgili hedefler ilan edilemedi. Bakanlar değişiyor, kimse işine sahip çıkmıyor. Vergi artışları ve zam bindirmeleri başladı. Nereden geliyor bunlar? Bütçe açık verdi çünkü. Bu açık neyle kapatılacak, elbette zam yapılarak. Bu açık niye var, beyler seçim harcaması yaptığı için, her tarafa gösteriş harcamaları yaptılar ve bedelini emeklinin sırtından çıkarmaya çalışıyorlar.
-AKP, emeklileri ikinci sınıf insanlar olarak görüyor. Türkiye kalkınacak, ekonomi büyüyecek, devlet memuru, işçi, asgari ücretli, payını alacak ama emekli hayır. Onun sayesinde bugünkü kalkınma ve büyüme. Öncelikle onların hakkını vereceksin. Onların dönemi bitti, artık onları ekonomik olarak yaşıyor saymayan bir anlayış var AKP'de. Emekli aylıkları ile ilgili zamlara da yansıdı bu anlayış. Ayda 5 lira zam. Yüzde 1.83. O 3'ünü sevsinler. İşçi emeklisine de aynı oranda zam. Ama aynı anda huzurevi ücretlerine 200 lira zam yapacaksınız. Bu nebiçim bir anlayış. Öğrenci harçlarına bindireceksiniz. İstanbul'da yüzde 8.5 suya zam yapacaksınız. Şekerin fabrika satış fiyatına 5,2 zam yapacaksınız. Bu zamlar çok önemli bir yoksulluk tablosu ortaya çıkarmıştır. BU vergilerle konu daha da çarpık hale gelmiştir. Toplanan vergiler giderek azalmaktadır. Yoksulluk, yeni bir AKP gerçeğini ortaya çıkarmıştır.
Geride bıraktığımız dönemde çok önemli tartışmalar yaşandı. Bunlardan biri TSK ile ilgili diğeri de Yargı ile ilgiliydi. TSK ile ilgili iddialar hangi noktadadır bunu hepimizin öğrenmesi gerekir. Yaz başlarında Başbakan büyük iddialarla TSK'nin içinde kendilerine darbe hazırlığı içinde olunduğunu ortaya atmıştı. Önemli noktalarda görev yapan bir Albay'ın imzası vardı. Başbakan'ın birden bire bu konuyu ciddiye alarak ortaya çıkması ve bu konuda ciddi ithamlar ifade ederek suçlamalar yapması hepimizi derinden etkiledi. Dedik ki derhal el koyun. Eğer bir darbe hazırlığı yapan bir organizasyon yapan varsa ortaya çıkarın. Hiyerarşi içinde yapılıyorsa derhal gereğini yapın dedik. Böyle bir hazırlığı kabul etmemiz mümkün değildir bunu çıkarın, ama eğer geçerli diye söylediğiniz ve kamuoyunu ayağa kaldırmaya çalıştığınız bu kampanyanın smonucunda böyle bir hazırlık yoksa o zaman bu belgeyi kimler bu iddiayı kimler niçin hangi amaçla ortaya atmışlardır, bu belge nerede hazırlanmıştır, buna ciddiyet veren resmi kuruluşlar nelerdir, gereğini yapmaya kalkmıştır, basına kimler duyurdu bunu derhal ortaya çıkartın çünkü bu bir büyük gizli tertibin işletilmekte olduğunu göstermektedir bunun ortaya çıkarılması lazım. Kararlılıkla ifade ettik. Genelkurmay Başkanı da bunun gerekliliğini açıklıkla ifade etti. Derhal ortaya çıkacak dedi, varsa gereği yapılacak, yoksa ne yapacağımızı herkes görecek. O günden bugüne ne oldu peki? Başbakan Türkiye'yi neye dayanarak ayağa kaldırdı? Bilmeden mi alet oldu?
-Asker sivil ilişkilerinin rayına oturması gerektiği açıktır. Bu konuda iki taraf bir araya gelip ne yapacaklarını ve nasıl yapacaklarını kararlaştırmalıdırlar. Ama Türkiye'de bir hegemonya iddialaşması ve vesayet altına alma gayreti dgikkat çekmektedir. Yaşanan olaylar bir çatışma, bir sürtüşme, yıldırma, hesaplaşma, intikam alma, bir had bildirme anlayışı çerçevesinde yürütülüyor izlenimini alıyor. Bir tasallut çabası kabul edilemez. Türkiye böyle bir çabaya şahit oluyor. Bu içi boş çıkan darba uydurmasıyla ve sonraki gece yarısı yasa baskını ile bu gerginliğin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Bu tablonun düzelmesi lazım. Bir birlerine surat asıyorlar lafları ile idare edilmez. Herkes haddini bilecek, herkes sınırını bilecek.
-Bir Dolmabahçe görüşmesi vardı. Kim ne veriyor, ne için veriyor, kime veriyor. Bu çok önemli. Bu meseleler gece yarısı yasa düzenlemesi ile doruğa çıktı. Meclis Başkanlığına veriliyor. Meclis Başkanı haberi olmadığı için onun bedelini ödemek zorunda kaldı. Bu olayın altında TSK'nin demokratikv sivil denetim altına alma anlıyışının iyi niyet dışında olduğunu gösteriyor. Bu mesele nedir, o tahakkümü TSK üzerinde de kurma çabasıdır. Başbakan'ın bu tahakküm ile ilgili tavrı sadece TSK ile sınırlı kalmadı. Yüksek yargı kuruluşlarına siyasetçilerin üye seçmesini talep eder AYM'ye danışarak. HSYK'ya, yargıyı siyasi kontrol altına alma gayreti içine girildi. Genel bir durum olmaktan çıkıp kaba bir uygulama haline geldi. Üzüntü verici olaylar yaşandı. Ergenekon davası ile bu meseleler kendini göstermiştir. Başbakan, Ergenekon davasından önce bir savcı arıyoruz demişti. Ama sonra hukuk ve yargı saygısı olan herkesi rahatsız eden olaylar meydana geldi. İlk defa bir davanın bu kadar politize olduğunu gördük. Böyle iddianame olmaz diye değrelendirmeler yapıldı. Çığırından çıkmış bir manzara, uluslararası hukuk ihlal edilmiş, gözaltılar. Türkiye'de bir hukuk tartışması yaşanıyor. Yargı kendi haline bırakılsın bırakılmasın tartışması yaşanıyor. İyi niyetli bazı yazar ve düşünürler siyasetçilerin yargıya üye seçmesinin doğal karşılanması gerektiğini ifade ederek bunu öneriyorlar. Türkiye'de siyaset yargı ilişkisinde yerine oturmamış okadar çok nokta var ki. Öyle yapalım şöyle yapalım yaklaşımları ile sonuca varılması son derece yanlıştır.
-Türkiye'de siyasetçi daha hesabını verebilir bir noktada değil. Dokunulmazlık büyük bir zırh olarak siyasetçinin üstündedir. Pek çok isim malesef yargı kaçağıdır. Bu nitelikte bir siyasi kadroya, seni de yargılayacak şu kurumlara kimlerin atanacağını sen kararlaştır. Seni yuce divanda yargılayacak olanları sen seç, HSYK'yı sen seç. Neden, falan ülkede böyle. Orada hesabını vermesi gerektiği halde yıllarca kaçmış bir tek siyasetçi var mı? Siz hukukun bu temel ilkelerini kaçınılmaz olarak uygulanır bilincine gelmeden, hukuk saygısını siyasetin müdahale edemeyeceği bir ayrı saygın konumda olduğunu sen içine sindirmeden bu yetkiler sana verilirse onu nasıl kullanacağını hepimiz görmüyor muyuz. Siyasetçi bu nedenle yüksek mahkemelere üye seçsin, yok bu kendi kendini idame ettirmektir. Siyasetçi opsiyonunu nasıl kullanıyor, kendi çıkarı için, buna şahit olmadık mı? Hukukun gereğini yapmak için bir tek örnek var mı? Nasıl seçimler yapıldığı ortada değil mi? Tayip Erdoğan vesayetinin önemli bir bedelidir. Ergenekon davasına savcı olarak ortaya koydu hukuka ilgisini. Şimdi HSYK'nın fiili başkanı haline dönüşmüştür. HSYK'nın yetkilerinin kullanılmasına yönelik engelleri kendisi organize etmiştir. Türkiye'de ilk kez bu olaylar HSYK ile Adalet Bakanlığının çatışır halde bir manzaraya dayanmıştır. Bunu normal saymak mümkün mü? Efendim Adalet Bakanı piru pak. Erdoğan piru pak. Ama o hukukçular yok mu, hukuksuzlar, Başbakan da bir dürüstlük mücadelesi veriyor.
-Bu vesayet anlayışı artık siyasi karakteri haline gelmiştir. Bugün meclis başkanlığı seçimi yapılıyor. Daha önce bütün siyasi partilerin ortak desteği ile meclis başkanı seçiliyordu. Şimdi bunu değiştirdiler, kimseye bir şey söylemeden bekletiliyor. Sanki grup içi bir mesele gibi görülüyor. Bütün bunlar yok sayılıyor ve son anda tevdi ediliyor. Başbakan neye göre belirliyor, kendi kriterine göre belirliyor. Benim istediğimi yaptın mı yapmadın mı ölçüleri devreye giriyor. Bu seçim ne yazık ki, TBMM'nin kendisine yakışan yöntemlerle gerçekleştirdiği bir seçim olmayacaktır. Bu bir AKP'li seçim olmayacaktır. Bu bir AKP başkanlığı seçimi olacaktır. Bir bloklaşmanın TBMM içine Başbakan tarafından taşındığını gösteriyor.
-Uzun süreden beri bu Kürt meselesi ile ilgili bir meselenin oluşturulmakta olduğu izlenimi önce gündeme taşındı. Cumhurbaşkanı tarihi fırsat diyerek gündeme taşındı. Ama hala ne yapılmak istendiğine dair somut hiç bir açıklama yapılmadı. Kafalarında bir şey olmadığı anlamına gelmiyor. Aslında kafalarında bir şey var ama bunu söylemeye cesaret edemiyorlar. Bunu niye çözüm diye kafalarında tutuyorlar. Bu Türkiye'nin iç dinamiklerinin ötesinden kaynaklanan bir istek olabilir. Birilerinin isteği doğrultusunda hareket ediyorlarsa, birilerinin desteğini alma ve Türkiye'ye kabul ettirme gayreti var. Bugüne kadarki siyasi beyanatlarında olurdu. Ya da parti programlarında olurdu. Sıkıntıdalar galiba. Yapmaya mecbunlar ve imdadımıza birileri gelsin diye çırpınıyorlar. Toplumu, bir sorumluluk altına sokmuş, bir yüksek bekleyiş ortaya çıkmıştır. Kendi kendilerine bir gereksiz sorumluluk üstlenmişler ve altından nasıl kalkacaklarını düşünüyorlar. Yapılmak istenenin ne olduğu söylenmeden bunun yapılması fevkalade tehlikelidir. İmralı çıkıp konuşacak. Başbakan ister itiraz etsin, ister itiraf etsin, 15 Ağustos İmralı açıklaması kafasının arkasında hareket noktasıdır onu temel alan bir hareket içine girilmiştir. Böyle bir sorumluluk altına Türkiye'yi sokmak, bunu belirsiz bırakmak yanlıştır. Düzeyi belirsizdir. Çok yanlış. Ayrıca bu konuyu götürürken izledikleri yöntem çok sakıncalıdır. Bir şey söylemeden zorundayız söylemine angaje olmaları sonra da toplumun bazı kesimlerine ya da gaüzeteciler ile bir araya gelip konuşmuş olmaları, o insanların bu konudaki görüşlerinin herkes tarafından bilinmesi sorumlu bir yaklaşım değildir. Hepimiz kaygılıyız. Türkiye'nin başına ne sarılacak bunu kaygıyla bekliyoruz. Taahhütler verilmiştir ve ne ortaya çıkacağı belli değildir. Bu çabanın Polis akademisi'nde yapılacak olması da ayrı bir soru işaretidir. Böyle bir açılımın çıkış mekanı olarak bunun seçilmiş olması bunların bir biri ardına hangi yanlışlara sürüklendiklerini ve sürükleneceklerini bize gösterecek. Türkiye'nin milli kültürünü sarsmaya yönelik projelerin tartışma mekanı olarak Polis Akademisi seçilmiş. Garip bir durum. Bula bula polisi mi buldunuz. Polisi mi öne sürüyorsunuz. Kalkan diye polisi mi gördünüz. Ne kadar acımasızca, kurumların duyarlılıklarına bile saygı göstermeyen bir anlayış. Dışarıdan birileri yönlendiriyorsa Türkiye'nin başına çok kötü işler açacaklar. Milleti ayrıştırmaya yönelik mekanimaları devreye sokacak hareketlerden kaçınmamız gerekiyor. Bakanın istişare ettiği isimlere bakınca anlaşılıyor ki niyet ayrıştırma. Böyle bir sorunun olmadığı yerlerde toplumla entegre olmuş insanları da sıkıntıya sokacağı için ve ayrıca yanlıştır. Türkiye'nin her etnik kökenden yaşayanı var.
-İmralıyla vekaleten sürdürülen görüşmeler İmralıyla müzakere edilmediği anlamına gelmez. Terörü sahiplenenlerle yapılan müzakere teröre etkisizleştirmez. Ayrıştırma projesi unutulmuş. Bunların geçerliliği yoktur. Başbakan'ın kendisine bölücü denilmesinden rahatsız olduğunu biliyoruz. Bazen insan nasıl davranışlar sergilediğinin ve bölücü olduğunun farkında olmaz. Başbakan bundan rahatsızsa yaptıklarına dikkat etmeli.
HABERVAKTİM.COM
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.