Türkiye’nin yeni gücü enerji!
Serdar ARSEVEN/Aslan DEĞİRMENCİ'nin haberi...
Önce Hazar ve Ortadoğu doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya pazarlayacak olan Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi’yle ilgili hükümetlerarası anlaşma ve hemen ardından başta Nabucco’ya rakip olarak görülen Güney Akım Projesi olmak üzere çeşitli alanlarla Rusya ile imzalanan 20 anlaşma. Türkiye, bu dönemde kaynak ülkelerle tüketici pazarları arasında tabiî bir köprü olma pozisyonunu etkili bir şekilde kullanmaya çalışırken, kamuoyunda daha çok, “Bütün bunların Türkiye’ye ve sokaktaki vatandaşa ne faydası olacak, Türkiye bu işlerden ne kazanıyor, ne kaybediyor?” sorularının cevapları aranıyor. Vakit, son dönemlerde “enerji” başlığı altında kaydedilen gelişmeleri ve bu gelişmelerin mevcut ve olası sonuçlarını, gelişmelerin merkezindeki bir isimle, Enerji Bakanı Taner Yıldız’la konuştu.
Sayın Bakan, yüzyılın anlaşmaları dendi, Nabucco’ya, Mavi Akım’ın uluslararası siyasete ve bu arada iç gelişmelere yön verecek, hatta Türkiye’de demokrasinin yerleşmesini sağlayacak adımlar olduğu söylendi. Ne diyeceksiniz?
Biz öncelikle Enerji Bakanlığı’nın dış politikalardan arındırılamayacak kadar büyük bir yapıya girdiğinin Bakanlık olarak farkındayız. Hatta uluslararası siyasete yön verebilecek kadar argümanların büyüdüğünün farkındayız. Bugün Rusya Federasyonu, ilişkilerin bu noktaya gelmesinde enerji projelerinin ne kadar büyük rolünün olduğunu biliyoruz...
Son cümleyi açacak olursak, Nabucco hamlesi Rusya’yı bize doğru itti gibi bir sonuç çıkıyor ortaya.
Tabiî, her ülkenin kendi çıkarlarını düşünmesinden daha doğal bir şey olamaz. Onun için hedef olan karşılıklı çıkarların örtüştüğü, kesiştiği bir zemin ayarlamaktır. Bize deniliyor ki; ‘Uzlaşmada, anlaşmada yüzde yüz istediğinizi aldınız mı?’ Uzlaşma, direkt sizin isteklerinizin manzumesi değildir, karşılıklı çıkarların örtüştüğü cümlelerin topluluğudur. Bu açıdan biz Rusya ile olan ilişkilerimize bu yönde bakıyoruz.
Ukrayna bir kriz çıkartıyor; Türkiye’nin işine geliyor. Bir başka tarafta kriz çıkıyor, yine Türkiye’nin işine geliyor... Bu Tayyip Bey’in gelenekselleşmiş ‘kısmeti’ olsa gerek...
(Bakan Gülerek) Allah nasibi kişinin gayretinde gizli. Bizim 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonraki siyasi analizi yapmadan bugünü açıklamak güç. AK Parti hükümetleri sürekli inisiyatif almaya alışkın ve ülkenin idaresine irade koyabilen bir yapı içerisinde.
Bir “inisiyatif” dediniz. İki “irade” dediniz...
Evet, bu iki kelime ve bir de “istikrar”... Hiçbir sektörün büyüklüğününün siyasi istikrarın büyüklüğünden daha büyük olamayacağını biliyorum. Bu iktisadi bir kuraldır. Hiçbir sektörün büyüklüğü, siyasi istikrarın büyüklüğünden daha büyük değildir. Siyasi istikrarın gölgesinde kalacak o kadar çok ticari, ekonomik argüman var ki; bir anda senin enstrümanların güme gider. Ben büyük bir işadamımız ile görüştüm. Kendisine, ‘Servetin kaça katladı?’ diye sordum. İşadamı, ‘Benimki 4.5 ama 12’ye katlayan var’ dedi. Kendisinin illa AK Partili olması gerekmiyor. İlla AK Parti’nin içinde kalmasına gerek yok. AK Parti’yi sevmeyebilir. Ama bu istikrarın olan borcundan dolayı, bir şeylere dikkat etmelidir. Herkesin bu bağlamda AK Parti iktidarının istikrarına borcu vardır.
BÜROKRASİ İÇİNDEKENDİMİZİ BOĞDURMAYIZ
Siz istikrarlısınız... Sizin sayenizde Baykal da istikrarlı oldu!.. Sürekli Ana Muhalefet istikrarı...
(Gülerek) Mutlaka... Şu var; mesela biz daha kuvvetli bir muhalefetin iktidarı daha da hızlı hizmete zorlayacağına inananlardanız. Muhalefet ne kadar iyiyse, o kadar iyi hizmet çıkacağına inanıyoruz. Başından beri ülkenin idaresinde irade koyan bir iktidar anlayışı alışkanlık kazanınca, bunun sektörlere yansıması kaçınılmaz oluyor. Ve enerji sektörü de ulusal siyasetten aldığı güçle, sürekli olarak inisiyatif alma ve irade koyma peşine düştü. Nabucco ve Güney Akım budur. Edilgen ve reaksiyonel bir tavırdan sürekli aksiyoner bir yapıyı tercih eden AK Parti iktidarı ile enerji sektörü var. Bunları tabiî dış ilişkilerden soyutlayamayız. Sürekli olarak Dışişleri Bakanımız ile değerlendirme halindeyiz. Günde üç defa görüştüğümüz oluyor. Çok sıkı bir işbirliği içindeyiz. Tüm bakanlıklarda koordinasyon söz konusu... Hangimizin bürokratına ihtiyacı varsa, görüşmesi gerekiyorsa, formaliteleri ikinci plana bırakırız. Telefon açar, çağırır ve toplantıya başlarız. Bu esnekliktir. Esası usule kurban etmeden usule uymamız lazım. Bürokrasi içinde kendimizi boğdurmayı kabul etmeyiz.
“ORTAK BİR DİLTESİS ETMELİYİZ”
Bürokrasi ile aranız nasıl, yani genel olarak?..
Bugün bir ortak dilimiz var. Koordinasyonumuz var. Türkiye’nin en büyük problemi, ortak bir dil tesis edilmemesidir. Kamu kurum ve kuruluşların birbiri karşısında dil tesis edilmesi şarttır. Bunu tesis edemiyorsanız, bu tek başınıza iktidar ya da koalisyon olmanın arasındaki farkın en aza indiği noktalardan biridir.
Bu “ortak dil”i biraz açar mısınız?
Kamu kurum ve kuruluşların kendi içerisindeki ortak dili... Yani hükümet bir şey söylerken neyi kastettiğini ilgili bütün kurumların aynı şekilde anlaması gerekiyor. Bürokrasi ve siyaset... Siyaset ülkenin politikalarını ortaya koyar, bürokrasi de o politikaları kanun çerçevesinde uygular. Eğer o politikaya kanun da yetişemiyorsa, kanunla alakalı düzenlemeleri yapar. Biz bu uzlaşının ve ortak dilin AK Parti iktidarı ile daha da anlaşılabilir hale geldiğini görüyoruz. Bu işin siyaset kısmı... Ama sektörler farkında olmadan bu siyasetin verdiği güçle bunları kendilerine taşıyorlar. Enerjinin iktidarı güçlü olmayan bir yapıda inisiyatif alma şansı yoktur. O yüzden sektör tek başına yeterli değildir. Benim elimde doğalgaz var ama siyasi istikrarın iyi değilse kullanamazsın. Bugün geçiş ülkesi olarak Ukrayna ile yine geçiş ülkesi olan Türkiye’nin içinde bulunduğu durum çok farklıdır. Sadece geçiş ülkesi olmak çözüm değildir. O yüzden Türkiye stratejik ve coğrafyasının farkına vardığı gibi, komşularının da farkına varmasını sağladı.
AVANTAJLI OLAN BİZİZ
İnisiyatif, irade, koordine bunları kendi içinizde ortaya koyuyorsunuz. Peki karşınızdaki ile ilişkiyi nasıl sağlıyorsunuz? Onları da bir noktaya getirmek lazım...
Bunun için, karşılıklı kazanmaya ihtiyacınız olması lazım. Her ülkenin önceliği farklıdır. Güney Akım, Rusya’nın önceliğidir ama bizim de önceliklerimiz farklıdır. Bunları bir araya getirdiğinizde çözüm gelir. Önce denge politikası oluşturmak istedik. Karşılıklı bağımlılık içinde olmamız gerektiğini söyledik. Bağımsız olsak daha iyi değil mi? Daha iyi ama böyle bir imkân yok. Biz dünyada yaşıyoruz!.. Biz bunun farkındaydık ve karşımızdakilerin de bunun farkında olmasını sağladık. Dünya globalleşiyor ama enerji sektörü daha hızlı globalleşiyor. Daha hızlı ve ortak paydalar oluşturabilecek petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynakları var. Gürcistan ile Rusya’nın ilişkileri ortada... Ama Rusya Gürcistan üzerinden elektrik aktarabileceğini, bunun ticari bir konu olduğunu siyasi sıkıntılardan hariç olduğunu söyleyebiliyor. Gürcistan da aynı tavır ile, ‘Nerede kalmıştık. Haydi şu elektrik bağlantısını yapalım..’ diyebiliyor. Diğer taraftan ise kavga sürüyor. Yani bu sektörde karşılıklı bağımlılık var. Ama biz bunun avantajını kullanırız. Jeopolitik durumumuz da ortada. Biz bunu en iyi şekilde değerlendireceğiz.
“AVUSTURYA ESKİ TAVRINI SÜRDÜREMEZ”
Avrupa Birliği hedefi ne durumda diye sormayacağım... O çok klasikleşti... İçinden AB geçen sorum şu: “AB bize haksızlık yapıyor mu yapmıyor mu” diye düşünmeye devam mı edeceğiz?..
Hayır... Kendimizi belli kalıplara hapsetmeyiz, hapsetmeyeceğiz. “İmtiyazlı ortaklı mı, tam üyelik mi, yoksa hiçbiri mi, almasak mı” şeklinde tartışmalar sürüyor. Biz enerji ile bu tartışmanın sonuna daha hızlı geleceğimiz kanaatindeyiz. Sebebine gelince; bundan 3 yıl önce Avusturya net bir şekilde Türkiye’ye tavrını koydu. Şu anda ise Nabucco ile bizim ortağımız. Hatta en temel ortaklarımızdan biri... Avusturya artık bu tavrını sürdüremez. Çünkü biz artık ortağız... Bu yüzden enerji ile zaman zaman basamaklar oluşturursunuz, zaman zaman ise o basamaklardan çıkarak enerjiye ulaşırsınız. Enerji burada ara konseptin sağlanması için basamaktır. AB ülkelerinin doğalgaz ile arz güvenliği ile alakalı temel problemin, çözümün temel bir parçası Türkiye olmuştur. Bunu sağlayan Nabucco ve Güney Akım’dır.
“ÖNEMLİ OLAN TÜRKİYE’NİN ÇIKARLARI”
Suriye ile meseleleri büyük ölçüde hallettik. Enerji hamleleri ve Yunanistan ile olan ilişkilerimiz... Bu konuda neler söylenebilir?
Yunanistan ile bizim beraber yapacağımız projeler var. Yunanistan üzerinden İtalya’ya gidecek olan ve ismine ITGI dediğimiz (Türkiye-Yunanistan-İtalya Doğalgaz Hattı) önemli bir proje... Biz bu projeye oldukça sıcak bakıyoruz. Gelinen noktada temel bazı kabulleri yapmamız lazım. Ülkelerin zaman zaman içinden çıkamamasının sebebi kabullenememektendir. Her ülke her zaman projelerin içinde olacak diye bir durum yoktur. Bir ülkenin tercih ettiği bir proje, diğerinden vazgeçtiği anlamına gelmez. ‘ABD buna ne diyor?’ deniliyor. ABD ile bizim yaptığımız projeler var. Biz o projelerden vazgeçmedik ki. Biz Mavi Akım ile bir taraf ile çalışmışızdır, Rusya ile çalışmışızdır, arkasından da Nabucco ile, Avrupa ile... Arkasından bir başka proje ile ABD ile çalışırım. Önemli olan Türkiye’nin çıkarlarıdır. Şu anda da Suriye ile çalışacağız. Hani Suriye ile on yıl önce sınırına asker yığmaya çalışıyorduk. Şimdi aramızda öyle bir yakın işbirliği var ki... Bürokratik engeller bile dostluk ile ortadan kalkıyor.
ABD’nin rahatsız olduğu gibi bir söylem vardı ama orası da memnun galiba...
Türkiye’nin burada çok akıllıca ve aksiyoner bir tavır içerisinde olduğunu biliyorlar. ABD stratejik ortağımız. Biz şu anda Rusya ile stratejik bir işbirliği yapıyoruz. Bunlar kesişen şeyler değil. Bugün Rusya ile ABD arasında “Beyaz tavuk” konusunda bile çok yakın işbirliği var. İki kutuplu bakışı değiştirmek durumunda bazıları.
Suriye ile savaşın eşiğinde iken, dediniz... Suriye ve İran... Buralarla yakınlaşma, ileride sıkıntı meydana getirir diyenler var...
Yok hayır, her açılımın diğer ilişkilere faydası oluyor. Ve dostluklar, diğer ilişkileri geliştiriyor, Türkiye’nin inisiyatif alanını genişletiyor. Bakın, savaş noktasından geldik, Stadyumun açılışına giden bir Başbakan’a...
Bu son enerji atılımlarınızı bazı gazeteler ‘sürpriz’ olarak değerlendiriyor. Bu sürpriz mi?
Sürpriz olan, bu kadar farklı sektörleri kucaklayan, bu kadar büyük heyetlerle yapılan toplantılar olmasıdır. Bizim için sürpriz değil, ancak bunca yıldır yapılanlara ve yapılamayanlara baktığınızda bazıları için gerçekten de sürpriz. Türkiye son yıllarda çok cesaretli ve iradeli tavır takındı. Bizim temel tavrımız bu. Bu gücün yalnızca bizim tarafımızdan hissedilmesi yeterli değil. Karşımızdakilere de hissettirmemiz gerekiyor. Bu kıvam yakalandı.
Erdoğan ve Putin her yıl görüşecek
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Başbakanı Vladmir Putin, 3'ü gaz ve petrol, 3'ü nükleer enerji, 3'ü ticaret, 3'ü eş kurumlar arası teknik işbirliği alanında olmak üzere 12 anlaşmaya imza koydu. Özel sektör de bu çerçevede 8 anlaşma imzaladı. Erdoğan ve Putin, atılan bu imzalarla uygulama sürecini de yakından takip etme kararı aldı. İki lider, her yıl en az 1 ziyaret gerçekleştirecek. Bu çerçevede Başbakan Erdoğan, 2010 yılında icracı bakanları yanına alarak Moskova'ya gidecek.
PROJELERİ BİZZAT TAKİP EDECEKLER
2010’un ikinci yarısında da Rus Başbakan Putin’in Ankara’ya tekrar gelmesi bekleniyor. Ayrıca yıl içinde icracı bakanlar kendi aralarında en az 2 kez bir araya gelecek. İmzalanan anlaşmaların teknik detayları, icracı bakanlar arasında yapılacak görüşmelerde masaya yatırılıp, uygulama süreci yine bakanlar tarafından takip edilecek. 4 değişik alanda başlayacak bu sürecin genel takibini ise bizzat iki Başbakan yürütecek.
İki lider arasında yapılan görüşmelerde turizm başta olmak üzere ticaret işbirliğini geliştirmek için Rusça bilen Türk sayısını artırmanın önemine dikkat çekilen görüşmede, Türkiye’de bir Türk-Rus Koleji ve bir de Türk-Rus Üniversitesi kurulması kararlaştırıldı. Türk-Rus Üniversitesi için Uluslararası Türk-Kazak Ahmet Yesevi Üniversitesi’ndeki gibi bir model düşünülüyor. Dünyada iki devletin ilk ortak üniversitesi olan Kazakistan’ın Yesi şehrindeki üniversitenin akademik yönetimini Kazakistan, idari yönetimini oluşturan mütevelli heyetini ise Türkiye belirliyor. Üniversite, iki ülkenin katkısıyla oluşan ortak bütçe ile idare ediliyor.
ANLAŞMALAR, VATANDAŞIRAHATLATACAK
Bütün bunlar iyi de, sokaktaki vatandaşa ne sağlayacak? Sokaktaki vatandaş için “Benim cebime ne girecek” sorusunun cevabı önemli tabiî...
Konya’da kazak üreten birisi aradı beni. Vatandaş, “18 dolara satabilecek şekilde kazak ürettim. 1.5 dolar gümrük ile etti 19.5 dolar. Nakliyesiyle bunu orada pazarlayabileceğime inandım ve 5 bin adet sipariş aldım. Ancak gümrük ile alakalı geçtiğimiz yıl sorun çıkınca, benim siparişlerim altıda bire düştü. Çünkü rekabet gücüm azaldı. Gümrüklere 7.5 Avro ek fatura daha kondu. Neredeyse benim malım kadar gümrük tutuyor. Gel de rekabet et... Rekabet gücümü kaybettim” dedi. İşte dün imzaladığımız evraklardan biri rekabet gücümüzü yeniden artırmaya dönüktü. Gümrüğü eski haline getirmek için bir adım attık. Global kriz ile toplam ihracatımız son 7 ayda yüzde 38 düştü ama Rusya’da bu yüzde 59 düştü. Biz Rusya’da neden zemin kaybediyoruz? Gümrükteki ‘tamsayı’ uygulamasından. Şimdi basitleştirilmiş sisteme geçiyoruz. İstendi mi her şey yapılır. Bu gümrükteki uygulama vatandaşa direkt yansıyacak. Orta ve uzun vadeli projelerimiz var. Bu bir paket...
NORMALLEŞME SÜRECİNDEN GERİ DÖNÜŞ OLMAZ
Enerjiye herkesin ihtiyacı var. Yıllardır darbeleri tartışıyoruz. Şu anda herkes darbeler döneminin kapandığını belirtiyor. Enerji köprüsü olan bir ülkede darbe olmaz deniyor...
Ben artık her konuda pozitif düşünmemiz gerektiğini ifade ediyorum. Gelin hep birlikte, olumsuz sözcüklerden uzaklaşalım. Bu işlemler ülkenin her mânâda normalleşmesini sağlayan işlemlerdir. Bu söylediğiniz konu ise Türkiye’nin anormalleşmesi isteğiyle ilgili olan konudur. Türkiye’nin normalleşmesini her sektörde tamamladığı müddetçe, demokratik ve siyasideki normalleşme hızlanacaktır. Sektörler zaman zaman birbirlerine ihtiyaç hissedebilirler ama normalleşme süreci artık geri döndürülemeyecek kadar kuvvetlidir.
Dar gelirli vatandaşların daha çok ilgileneceği bir mesele: Doğalgaz indirimi ve zammı var mı?..
İndirim ve zam görünmüyor. Ancak enerji ihtiyacımızı çok büyük ölçüde ithalatla karşılamak, ülke durumunda olduğumuz unutulmamalı. Hem petrolde, hem de gazda ithalat ihtiyacımızı azaltmak için gece-gündüz çalışıyoruz. O konularda gelişmeler var. Şu anda tüketimimizin yüzde 4-5’ine karşılık gelen doğalgaz çıkartıyoruz. Bu oran, geçen yıl yüzde 2.5 idi. Yol alıyoruz, enerjide dışa bağımlılık oranını azaltma çabamız var.
VAKİT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.