Erdoğan: Gelmezse biz gideriz!
Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iftar yemeğinde yaptığı konuşmada Türkiye'nin büyüklüğünü, gücünü ve etkisini idrak edemeyenlerin öz güven sorunu yaşayabildiklerini ancak milletin, Türkiye'nin geldiği noktayı çok iyi gördüğünü söyledi.
Türkiye'nin, IMF ile ilişkilerinin kendi dönemlerine kadar hep sağlıksız olduğunu belirten Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
''Ama bizim şu 7 senemiz içerisinde hiç sağlıksız bir durum olmadı. Masada oturduk. Meseleleri arkadaşlarımız hep konuştular. IMF Başkanı ile zaman zaman ben de konuştum, görüştüm. Hiç sağlıksız olmadı. Mesele duruş... Nasıl duruyorsun? Bu çok önemli. Ve şu anda da görüyoruz. Geçen mayısta bitti bizim stand-by anlaşmamız. O günden bugüne IMF ile ilgili müzakereler devam ediyor. Ama Türkiye yerinde, Türkiye yıkılmadı, Türkiye borçlanmadı. Türkiye'nin şu andaki borç oranı göreve geldiğimizde gayri safi yurt içi hasılaya oranla yüzde 73'dü. Şu an bütün bu olumsuzluklara rağmen yüzde 42. Ama tabii birilerine sorarsan çıkıp diyor ki, 'Türkiye çok borçlandı' İşte ortada. Gerçeği söylüyorum sana. Bu resmi rakam. Bu uydurma sipariş bir rakam değil.''
-TÜRKİYE'NİN MİLLİ MENFAATLERİ-
Erdoğan, Türkiye'nin bir çok kronik meselesiyle uzun zaman kaybettiğine dikkati çekerek, konuşmasına şöyle devam etti:
''Bunun sürdürülebilir bir durum olmadığını artık aziz milletimiz de biz de çok iyi biliyoruz. Statükoyu savunanlar, çözümsüzlüğü devam ettirmek isteyenlerin anlamak istemedikleri gerçek şudur. Bugün ne statükoyu devam ettirmek mümkündür, ne çözümsüzlüğü çözüm olarak sürdürmek mümkündür. Türkiye'nin çıkarı, Türk milletinin çıkarı geçmişin politikalarının sürdürmekten geçmiyor. Biz artık onlarda ısrar etmiyoruz. Türkiye'nin milli menfaatleri neyi gerektiriyorsa biz bundan bahsediyoruz. İşte biz buna çözüm diyoruz. Bir ay önce başlattığımız milli birlik projemiz bu sürecin önemli bir ayağı olarak son derece sağlıklı bir zeminde ilerlemeye devam ediyor. Demokratik açılım diyerek demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin en ideal anlamda böyle bir demokratik açılımla başta terör sorunu olmak üzere atması gereken en önemli adımı attık.''
Bir ayı aşkın süredir Türkiye'nin meselelerini cesaretle tartıştığını, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın siyasi partilerden sivil toplum örgütlerine akademisyenlere yazılı ve görsel medya temsilcilerine kadar herkesle görüştüğünü anımsatan Erdoğan, kendilerinin şu an konuşmadıklarını sadece dinlediklerini bildirdi.
Yüzde 1'in üzerinde oy almış siyasi partilerin hepsinden Bakan Atalay'ın bizzat yazılı olarak randevu talep ettiğini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:
''Ve bir siyasi parti yazılı olarak olumsuz cevap verdi. CHP'den herhangi bir cevap almadık. Sözlü olarak onlar da olumsuz yaklaştı. Temenni ederim ki, Meclis açılıncaya kadar belki CHP'den de gelir. Gelmediği takdirde biz gideriz. Gerçi CHP'nin bu konuyla ilgili olarak 89 ve 99 Kürt Raporu belli. Ve geçenlerde biliyorsunuz sayın Baykal açıkladı. Dedi ki 'Biz, raporumuzun arkasındayız' O da zaten işimizi kolaylaştırıyor aslında. Tabii Sayın Baykal'ın o raporundakileri, biz hayal dahi edemeyiz. O denli ileri maşallah. Ama buna rağmen biz yine de gerekirse hem randevumuzu talep ederiz ve gider kendileriyle hem raporlarını da ortaya koyarız hem bize bütün gelen düşüncelerini orada kendileri ile müzakere ederiz.''
-''REFORMLARIMIZI KAMUOYUNA AÇIKLAYACAĞIZ''-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM'de yapılacak bir oturumla süreci başlatacaklarını ve başlattıklarında içerikte neler olduğunu halka anlatacaklarını bildirerek, ''Reformlarımızı kamuoyuna açıklayacağız. Tabii bunlar kısa, orta, uzun vadede...Bunların hepsi bir anda olacak işler değil, kusura bakmayın. Kutlu bir doğum 9 ay 10 günde oluyor. Bir anda olmuyor. Dolayısıyla sabırla bu olacak'' diye konuştu.
Erdoğan, böylece Türkiye için kardeşliğin pekiştiği, demokrasinin, hukukun daha da güçlendiği bir dönemi başlatmış olacaklarını söyledi.
''30 yıl askeri bütün tedbirleri güvenlik olarak polisimizle bütün tedbirleri uyguladık mı? Uyguladık. Geldiğimiz nokta ortada. Çözebildik mi? Çözemedik'' diyen Erdoğan, çözüm olacağını ancak öncelikle bu işin psikolojik, sosyolojik, siyasi ve diplomatik boyutunun bulunduğunu kaydetti.
Erdoğan, Türkiye'nin 81 vilayetinde annelerin babaların 24 saat yolu gözlediklerini belirterek, şöyle devam etti:
''24 saat boyunca çalan her telefona korkuyla, ürpertiyle, tedirginlikle bir yürek sızısıyla koşan bir annenin psikolojisini hiç bir siyasi demeç, hiçbir siyasi açıklama, hiçbir siyasi söylem ve nutuk izah edemez. Bu anneleri anlamak, bu annelerin yürek sızısına ortak olmak, senin benim herkesin en öncelikli vazifesidir. Demokratik açılıma karşı duranlar çıksınlar annelerin yüreğini serinletecek, annelerin gözyaşını dindirecek bir öneri getirsinler. Yok. Hiç duydunuz mu Allah aşkına? 'Olmaz' diyenlerin 'Şöyle olur' dediğini hiç duydunuz mu? Sıkıntı bunda. Eğer diyorlar da biz yapmıyorsak, bizi taşa tutsunlar, topa tutsunlar. Demiyorlar. Aksi halde desinler ki, 'Siz, bu acıları yüreğinize gömeceksiniz. Daha fazla acı çekmeye tahammül edeceksiniz' Türkiye bu acıları sineye çekmek, kaynaklarını heba etmek, insanlar arasında yeni ayrışmalar üretmek durumunda değildir.''
Annelerin ağladığı bir ülkede hiçbir ekonomik göstergenin, hiçbir bir ekonomik başarının anlamlı olmadığına işaret eden Erdoğan, ülkenin bir bölümü kendini itilmiş yok sayılmış hissediyorsa o ülkede huzurdan, refahtan ve güven ortamından bahsedilemeyeceğini söyledi.
''Türkiye'nin birliği de bütünlüğü de huzuru da refahı da güvenliği de bu meseleyi çözmekten geçiyor'' diyen Erdoğan, bu nedenle ellerini taşın altına koyduklarını, Türkiye'deki 71,5 milyon insanın tamamını etnik kimlik ayırt etmeksizin sevdiklerini kaydetti.
Konuşmasında Muşlu bir gencin kendisine yazdığı mektubu da aktaran Erdoğan, bu gencin mektubunda babasının 12 yıl, kendisinin de 2 yıl hapis yaptığını, kız kardeşinin dağda olduğunu belirttiğini ve sorununu çözümüne yönelik temennisini dile getirdiğini anlattı. Erdoğan, daha sonra telefonla aradığı gencin kendisine ''Başka partiye oy verdim ama şimdi ülkemde Cumhurbaşkanına benim Cumhurbaşkanım', Başbakana benim Başbakanım diyebiliyorum. Ne olur bu sorunu çözün'' dediğini belirtti.
-ERMENİSTAN KONUSU-
Ermenistan konusuna da değinen Erdoğan, İsviçre'nin arabuluculuğuyla Ermenistan ve Türkiye arasındaki meselelerin görüşülmeye başlandığı bir protokolün imzalandığını hatırlattı.
''Hemen birileri bakıyorsunuz rahatsız oldular. Feryadı figan... Hemen bakıyorsunuz Azerbaycan'a çeşitli olumsuz haberler oradaki kardeşlerimizi rahatsız etmek üzere... İçinde ne var haberi yok. Ne oluyor haberi yok. Bu her iki ülkenin parlamentosundan geçecek, oralardan onay alacak. Bu onay olmadan yürürlüğe girmesi diye bir şey söz konusu değil. Yani biz bunları konuşmakla ne kaybederiz? Konuşarak anlaşacağız. Konuşmadan anlaşmamız mümkün mü? Yapılan bu.''
(AA)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.