İşte Baykal'ın Erdoğan'a cevabı
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Arkasında kim var bilmediğimiz, nereye varacağını görmediğimiz, Türkiye'ye hangi zararları vereceğini şimdiden gözlemlediğimiz bu sürecin hiçbir şekilde parçası olmayacağımızı Sayın Başbakan'ın bilgisine sunmak istiyorum'' dedi.
Baykal, İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, ''Hükümetin demokratik açılım politikasının hiçbir somut sonucu olmamasının Türkiye'yi çok ciddi rencide ettiğini, rahatsız ettiğini ve herkesi üzen gerilimler yaşanmasına neden olduğunu'' belirterek, Hükümetin de nereye varmak istediğini açıkça ilan etmediğini, bilinçli olarak işi belirsiz tuttuğunu savundu.
Gelinen noktada, insanların yeniden durum değerlendirmesi yaptığını belirten Baykal, şunları söyledi:
''Hükümet önce 'Bu bir devlet politikası' demiştir. Bir süre sonra devletin bazı temel kurumlarının bu konudaki tutumunun, Hükümetin takdim ettiği gibi olmadığı ortaya çıkmıştır. Bugün bu politikanın arkasında kim var belli değil. Devlet politikası derken, bir takım kurumları kullanma anlayışının ortaya çıktığı görülmüştür. Sayın Başbakan, Başbakan sıfatıyla değil, Genel Başkan sıfatıyla DTP yönetimiyle görüşmüştür. Anlaştıkları açıklaması yansıtılmıştır. Ama bugün gelinen noktada DTP, dağ fare doğurdu değil, fare bile doğuramadı noktasına gelmiştir. İktidar ne yapacağını bilmiyor.Başbakan yaptığı açıklamalarla, onun güvenirliği konusunda var olan kuşkuları daha da artırmıştır. Ne yapacak, ne yapmayacak belli değil. Her şey yapabilir, hiçbir şey yapmaz durumu da mümkündür. Böyle bir belirsizlik manzarası da vardır.''
Türkiye'nin çok sakıncalı bir etnik ayrışma baskısına maruz bırakıldığını savunan Baykal, "Başbakan'ın bizimle ilişki kurma ihtiyacı içinde olduğunu görüyoruz. Biz arkasında kim var bilmediğimiz, nereye varacağını görmediğimiz, Türkiye'ye hangi zararları vereceğini şimdiden gözlemlediğimiz bu sürecin hiçbir şekilde parçası olmayacağımızı Sayın Başbakan'ın bilgisine sunmak istiyorum. İmralı'dan gelecek düşünceleri, önerileri örtbas ederek, kamuoyunu eksik bilgilendirerek, yanıltmaya çalışarak, izlemekte olduğu bu sürece CHP'yi katamayacaktır" dedi.
Baykal, Türkiye'deki sorunun, yaşanmakta olan terörün nasıl etkisiz kılınacağına ilişkin olduğunu, iktidarın terörü demokratikleşme dediği bazı adımları atarak önleyebileceği umudunu taşıdığını belirtti. Terör konusunun ayrı, demokratikleşme konusunun ayrı olduğunu bildiren Baykal, şunları kaydetti:
''Terörü etkisiz kılma yolu, toplumu etnik ayrıştırmaya tabi tutmak değildir. Etnik ayrışmayla terör ancak teşvik edilebilir. Kürt kökenli vatandaşlarımızın ezici çoğunluğu, huzur, barış içinde yaşama kararındadır. Hükümet bu insanları yok sayarak, bu insanları Türkiye'de ayrıştırmayı amaçlayan dar grupları, bu insanların sözcüsüymüş gibi kabul ediyor. O talepleri karşılayıp terörü engelleyebileceği yanlışı içindedir. O insanların temsilcisi değildir PKK. Kürt kökenli insanlar, diğer kökenlere mensup insanlar gibi toplumun ayrılmaz parçasıdır.
İstediği kadar 'Muhatap almam' desin. İstediği kadar teklifleri kamuoyundan saklasınlar. İş geliyor, 'Öcalan ne diyorsa, odur' noktasına. Onlar öyle diyor da Kürt kökenli vatandaşlarımız öyle mi diyor? Milyonlarca Kürt kökenli vatandaş kan dökmek mi istiyor? Kesinlikle hayır. Hükümet niye onları muhatap alıyor, niye o tuzağa düşüyor?''
Baykal, Ermenistan açılımıyla ilgili olarak da ''bir soru işaretine kamuoyunun dikkatini çekmek istediğini'' belirterek, "Ermeni açılımı esas itibariyle Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını öngören ve ona bağlı olarak da ilişkilerin normalleştirilmesi amacıyla kurulacak komisyonların, ortak çalışma yapmasını öngören protokollerin imzalanmasıdır. Aslında 2 Nisanda imzalanmış olan protokol, eylül ayında açıklanmıştır" dedi.
Ermenistan sınırının ''ne zaman ve niçin'' kapatıldığının önemli olduğunu kaydeden Baykal, şöyle devam etti:
''1991'de Ermenistan bağımsızlığını ilan edince Türkiye, bağımsızlığı tanıyan ilk ülkelerden biri olarak sınırını o noktada açmıştır. Ermenistan o noktada da soykırım iddialarına sahip çıkıyor ve Kars Anlaşması'nı da tanımıyordu, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü kabul etmiyordu. Bütün bunları bilerek biz, sınırı da açtık, tanıdık da. Ne zaman kapattık? (Ermenistan) Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal etti. Bu işgal karşısında Türkiye, 'bunu kabul edemeyiz, hiç bir olağanüstü durum yokmuş gibi sürdüremeyiz' dedi ve o zaman sınırını kapattı. Bizim sınırımız Ermenistan, Azerbaycan'ı işgal ettiği için kapandı. Kafkaslar'daki toprak bütünlüğü bakımında da gözetilmesi gereken bir duyarlılığı yansıtmaktadır.''
Protokolde de işgalin kaldırılacağına dair herhangi bir taahhüt bulunmadığını belirten Baykal, "Karabağ sorunu zaman içinde halledilir, ama işgal var. İşgal kabul edilemez. Bunu da tek taraflı olarak biz söylemiyoruz. BM'nin kararları var. Bu işgale son verilmesi gerekiyor" diye konuştu.
Ermenistan'ın işgali sona erdireceğine dair uluslararası herhangi bir belgede de taahhüdünün bulunmadığını kaydeden Baykal, şunları söyledi:
''Başbakan, Azerbaycan Meclisinde, Bakü'de diyor ki, 'Karabağ sorunu çözülmeden' diyor, yanlış söylüyor. Karabağ sorununun çözülmesinden vazgeçtik, işgali sen hallet yeter. Karabağ sorunu zamanla çözülür. Bizim beklediğimiz işgalin sona ermesidir. 'İşgale son vermeden uygulamaya koymayacağız' dedi. İşin düğümlendiği nokta budur. Şimdi soruyorum: Bu protokol 2 Nisan 2009'da imzalandı. 7 Nisanda ABD Başkanı Obama buradaydı. 24 Nisanda da ABD Kongresinde soykırımla ilgili oylama söz konusuydu.
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, acaba Türkiye ziyaretinde Obama'ya bu protokolün herhangi bir şarta bağlı olmadan uygulanacağı konusunda bir değerlendirme yapmış mıdır, yapmamış mıdır? Sayın cumhurbaşkanı, buradaki ziyareti sırasında herhangi bir şarta bağlı olmadan uygulama kararlılığında olduğumuzu söylemiş midir, söylememiş midir?
Sayın Başbakan, Meclis Başkanıyla konuyu paylaştı ve biz de Türk kamuoyu olarak protokolü eylül ayında öğrendik. Başbakan bunu ilan ederken, Azerbaycan Meclisindeki taahhüdünü de ifade etti. Başbakanın böyle bir anlayışı var. Cumhurbaşkanının anlayışı nedir? Başkan Obama'ya ne söylemiştir? Türk kamuoyu avutulmak, oyalanmak ve yanıltılmak istendiği için mi acaba hiçbir belgede yer almayan taahhüt, resmiyet kazanmayan taahhüt sanki varmış gibi ifade ediliyor.''
(AA)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.