Kitabımız da aynı acılarımız da!..

Kitabımız da aynı acılarımız da!..
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’ndan “Kardeşlik” mesajları

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, faaliyetlerini Vakit’e anlatırken, “Güneydoğu açılımı” konusunda da önemli mesajlar verdi. Bakan Eroğlu ile sohbetimiz, gündemdeki “açılım” tartışmalarına dair bir sorumuzla başladı. Bakan, bu bölümde, Ramazan’ın ruhuna paralel mesajlarıyla dikkat çekti:

“72 milyon hepimiz kardeşiz. Asla ayrımcılık yapmıyoruz. Yok birbirimizden farkımız. Coğrafi şartlardan dolayı bazı illerde hakikatten geri kalmışlık var. Hükümet aradaki bu açığı kapatmak için “GAP” ve “DAP” ile muazzam bir açılım gerçekleştirdi. Yatırımlar geçmişe göre on kat arttı. Barajlar, göletler, sulamalar… Ancak bölgeye sadece yatırım yapmak yetmiyor. Bölge insanının gönüllerine girmek gerekiyor. Ben bunu iyi bilen birisi olarak geçmişte birkaç ilin kardeş şehir olarak ilan edilmesi için çaba sarf ettim. Bu kardeşlik çerçevesinde karşılıklı olarak sivil toplum temsilcileri, belediye başkanları, esnaf ve sanayicilerin gidip gelmesinin çok faydalı olacağını düşündüm. Afyonkarahisar valimiz eski Batman valimizdi. Böyle bir teklif götürdük. Aynı şekilde Siirt ile Balıkesir. Nitekim bu projeyi başarmış ve iller arasında ziyaretler yapılmasını sağlamıştık. İnsanlar konuştukları takdirde anlaşılıyorlar. Bu şehirlerarası beraberlik ekonomilerin gelişmesine de katkı sunar. Kardeş şehir projesi dikkate alınmalı… Ankara-Diyarbakır kardeş şehirdir, İstanbul ile başka bir şehrimiz. Biz bu ülkenin bütünlüğünü korumak zorundayız. ‘Böl, parçala, yut’ planının kimlere ait olduğunu biliyoruz. Biz gaza gelerek bu planlara uymayız.

Biz birbirimize kenetlenmeli, saygı ve sevgi göstermeliyiz. Bunun en sağlıklı tespiti Başbakanımızdan geldi. Başbakanımız, Yozgat'taki ile Hakkari'deki annenin aynı duaları okuduğunu, cemaatin de aynı kıbleye döndüğünü ifade etti. Kitabımız aynı, acılar aynı… O zaman inanç ve gönül birlikteliklerimizi dikkate alarak sorunlarımızı çözmeliyiz.

“MİLLİ YATIRIMLARIMIZ BÖLGE HALKINI RAHATLATACAK”

- Sayın Ali Babacan, ‘Güneydoğu’da devletin fabrika yapmayacağını, özel yatırımların teşvik edileceğini, devletçi mantığın orada işlemeyeceğini’ söylüyor. Baraj hamleniz var. Dünyanın barajını açtınız, kaynak işini nasıl hallediyorsunuz?

Şu ana kadar 150’ye yakın açtığımız baraj ve gölet var. Sularımız boşa akıyordu. 2003 Haziran ayında bir ‘su kullanma hakkı anlaşması’ ile özel sektöre açtık. Şu anda Doğu Anadolu’da yüzlerce hidroelektrik santralı yapılıyor. Bunlar o bölgeye çok büyük katkı sağlayacak. Tunceli ile Elazığ arasında Seyrantepe hidroelektrik santralını açtık. Tamamen bizim hamlemizle yapılan bir işti. Bölgede yaşayan vatandaşlarımızdan bizlere, ‘ne olur bu yatırımlar devam etsin. Benim evladım bu barajlarda çalıştı. Yukarıda da baraj yapılacakmış. Firmaya söyleseniz de evladımızı tekrar orada işe devam ettirse şeklinde” talepler oldu. Bu taleplerin karşılığında baraj teklif sayısı ise 300’ü buldu. Şu anda toplam müracaat sayısı ise 1500… Proje hazırlayanları hiç saymıyorum. İşte bu müracaatların en azından bin tanesi devreye girse kazancımız büyük olur. Bunlar kimilerine göre 100-150 yılda yapılamayacak yatırımlardı. Ama biz 6-7 yılda bu işlerin büyük kısmının tamamlanacağını düşünüyoruz. En yakın kapsamda projeleri işletmeye alacağız. Bu aslında para pul olmadan ülkedeki özel sektörün potansiyelini harekete geçirerek yaptığımız düzenlemeden ibarettir. Sadece aklımızı kullandık. Organize ettik. Şeffaf bir şekilde hazırladığımız yönetmeliği ilan ettik, izah ettik ve sonuçlarını almaya başladık. Türkiye’nin nereden nereye geldiğini görmek isteyenler barajlara baksınlar… Açılışlara yetişemiyoruz. Bu tesisler halkımızı rahatlatacak.

“VATAN VE MİLLET AŞKIYLA ÇALIŞIYORUZ”

-İstanbul’da sizi yakından izlemiştik…

-İstanbul, evet. İstanbul’a bakalım. Bizden önceki yöneticiler ne yaptı? Bizden önce belediyede çalışanların icraatları neler? İnanın bir tek tesis var. Susuzluk vesilesiyle Yalova’dan İstanbul’a yetmesi mümkün olmayacak şekilde günde 10 bin metreküp su getirilmiş… Var mı başka tesis? Yok. Biz İstanbul’da 600 tesis açtık. Burada DSİ ile birlikte yapılan tesis sayısı binlere ulaştı. Sadece DSİ’de 580 tesisin açılışını yaptık. Bu kolay bir şey değil. Bu vatan ve millet aşkıyla başarılıyor.

“DSİ’DEN BİN KİŞİ EMEKLİ OLUP ÖZEL SEKTÖRE GEÇTİ”

-Bu baraj yatırımlarının vesaire istihdama da büyük katkısı olmalı. Onca vatandaş çalışıyor…
Eskiden inşaat ve makine mühendisleri bizlere iş müracaatında bulunurdu. Şimdi çok sayıda başlayan inşaat sayesinde birçoğu iş sahibi… Başlayan çalışmalarda bu arkadaşlarımız görev alıyor. DSİ’de bin kişi emekli olarak özel sektöre geçti… Dolayısıyla istihdam açısından bu tesisler çok önemli. Çünkü bu tesislerde 50- 100 kişiden 500 kişiye kadar çalışan kardeşlerimiz var. Sadece mühendis değil, bu tesislerde bekçisinden çaycısına kadar birçok insan nasipleniyor. Nakliyeciler, hırdavatçılar… Tabii bu tesisler hidroelektrik enerji ürettiği için yurtdışına bağımlılığımızı da azaltıyor. Bunları üretmemiş olsak, gidip yurtdışından alacağız. Bunu neden dışarıdan alalım? İşte temiz enerji kaynağı ve bizim üretimimiz… Büyük düşünmek lazım… Milleti düşünürsen olur. Aklınızda millet yoksa olmaz.

“ORMANLARI SATMAYACAĞIZ”

- 2B meselesi bir ara çok tartışılmıştı… Şimdi pek gündemde değil… Orada durum ne?

-2B’yi inatla bazıları yanlış anlıyor. Mevcut ormanların satılacağı yönünde bir kanaat var. Ancak asla böyle bir durum yok. Satılan bir şey yok. Hatta ormanlarımızın alanları ve miktarları sürekli artıyor. 30 yılda orman varlığımız alan olarak yaklaşık 1 milyon hektar artmış.

Miktar olarak da 30 yıl önce 900 milyon ton iken bugün bir milyar iki yüz bin tona çıkmış durumda. 300 bin ton odun kütlesi olarak artmış. Anayasa’da amir hüküm var… Anayasamızın 169 ve 170. maddelerinde “Orman vasfını kaybetmiş alanların değerlendirilmesi” yer alıyor. Ormanların üzerine köyler kurulmuş, sanayi tesisleri oluşturulmuş, kaymakamlıklar hatta ilçeler koyulmuş. Bunların çözüme ihtiyacı var.

Daha önceki hükümetler tarafından tapu ve kadastro işlemleri tamamlanmamış. Yani şu anda tapu kadastro genel müdürlüğünün yönetmeliğine göre bunların koordinatlarının belli olması lazım. Ama bunların koordinatları belli değil. Biz işte burada bir değişiklik yaparak tapu kadastro genel müdürlüğü tarafından bu 2B alanlarının tespitinin yapılmasını talep ettik.

Tapu kadastro gece gündüz çalışarak bunu tamamlamaya çalışıyor. Bu çalışma tamamlanınca alanlar belirlenecek ve kanunla gerekirse satışı yapılacak. Bu alanların üzerinde bedava oturuluyor. Bu büyük bir haksızlık… Bu alanlarda 72 milyonun hakkı var. Bu yıl içinde bu iş bitebilir.

“Biz kardeşiz. Yok birbirimizden farkımız. Bölge insanının gönüllerine girmek gerekiyor. Bunu çok iyi bilen bir vatan evladı olarak, kardeş şehir modelini uygulamaya koymaya gayret ettim. Afyonkarahisar ile Batman kardeş şehirler oldu. Siirt ile Balıkesir kardeş şehirler oldu. Ankara Diyarbakır kardeş şehirdir. Her ilin sivil toplum önderleri, belediye başkanları, esnafları karşılıklı olarak birbirlerine gitsin. İnsanlar konuştukları takdirde anlaşırlar. Biz bu ülkenin bütünlüğünü korumak zorundayız. ‘Böl, parçala, yut’ planının kimlere ait olduğunu biliyoruz. Biz gaza gelerek bu planlara uymayız. Biz birbirimize kenetlenmeli, saygı ve sevgi göstermeliyiz. Kitabımız aynı, acılar aynı… O zaman inanç ve gönül birlikteliklerimizi dikkate alarak sorunlarımızı çözmeliyiz.”

“Bazıları ÜLKEYİ AŞAĞILAYAN YALAN HABERLER yayıyor..
“AĞAÇLANDIRMA İÇİN SEFERBERLİK İLAN ETTİK’

- Ormanlarımızın durumu… Özellikle çıkan yangınların ardından…

-Bir kere orman varlığımız azalmıyor aksine sürekli artıyor. 30 yılda bir milyon hektar ormanlarımızı artırdık. Yanan ormanlar aslında bizde çok değil. 2003 ve 2008 yılları arasında ülkemizde 63.500 hektarlık alan yanmış. Bu da yüzde 0.29’u civarında. Yani binde 3’ü… Ama Yunanistan’da 346.456, İtalya’da 445.589, Fransa’da ise 122.398, İspanya’da da 714 bin hektar yanmış. İspanya bizim 10, Fransa 2, İtalya 8, Yunanistan ise 6 katımız… Oran olarak çok daha büyük… Ülkemizde bu yıl yaklaşık 1.800 hektarlık bir alanımız yandı. Yanmasa elbette daha iyi ancak çok büyük bir rakam değil. Dünya’da en başarılı biziz. Ayrıca biz ‘ağaçlandırma erozyon kontrol seferberliği’ gerçekleştiriyoruz. 2012 yılı sonuna kadar 2 milyon 300 bin hektarlık alanda ağaçlandırma yapacağız. Bu alan Belçika’ya yakın bir alandır. Bütün Türkiye’de büyük bir seferberlik var. Her yıl için hedefimiz var. 2008 yılında hedef 420 bin hektardı, biz 463 bin hektar gerçekleştirdik. Sadece açık alan değil bozuk orman alanlarını da ıslah ediyoruz. Bunun dışında camiler, kışlalar, okullar, hastaneler, yol kenarları her yerde seferberliğimiz sürüyor. Şu anda Ankara’da bir uygulama başlattık. Her doğan çocuğa bir fidan dikeceğiz. Bunu tüm illere yayacağız. Her evlenen çifte fidan dikeceğiz. Hatta milletvekillerimiz katıldıkları nikahlar için ağaç dikmeye başladı.

“CAMİ AVLULARI VE MEZARLIKLARA AĞAÇ”

- Diyanet İşleri ile protokol vardı?..

-Cami avlularında ve mezarlıkların ağaçlandırılması konusunda ortak bir çalışma ile seferberlik başlattık. Bu bizim atalarımızın kültüründe var. Çalışmalarımız oldukça başarılı bir şekilde devam ediyor.

“BAZI MEDYA KURULUŞLARI ÜLKEYİ AŞAĞILAYAN YALAN HABERLER YAPIYOR”

Bu çalışmalarımızı ülkemizde maalesef takdir eden olmuyor. Kalkıyor gazete; ‘Ormanlarda en çok yanan alan Türkiye’de’ diyebiliyor. Oysa rakamlar ortamda… Komşu ülkelerimizde yangın çıktığında bile destek veren ülke konumundayız. El insaf. Verdiğimiz mücadele ile gurur duyulması gerekirken aksi yapılıyor. Sıcaktan her taraf kavruluyor ve çıkan yangının söndürülmesi için en son teknoloji ile müdahale ediyoruz. Yanan bir alanı anında görebiliyoruz. Havadaki helikopterin koordinatlarını, araçların yerini ve hızını kontrol edebiliyoruz. Bu şekilde çalışırken bundan gurur duyulmuyor. Hatta daha da ileri giderek bu ülkeyi aşağılayan haberlere imza atılıyor. Oranlama yapmadan ya da bizi Malta ile kıyaslarsa elde edeceği sonuç bu olur. Bizim orman alanımızdan habersizler.. Bizdeki orman alanı 21.2 milyon, Yunanistan’da 6.5 milyon. Yunanistan ile de kıyaslanırsa istedikleri sonucu çıkarırlar.

“MUHALEFETİN ANLAMADAN ‘BAĞIRMA HASTALIĞI’ VAR”

-Üçüncü boğaz köprüsünün çevre tahribatına yol açacağı söyleniyor. Her köprü çevre tahribatına yol açar da bunun boyutları ne olacak?..

Çevre açısından tahribatın minimum seviyede olması lazım… Biz de bunu dikkate alıyoruz. Ulaştırma Bakanımız da yaptığı açıklamada, güzergâhın yapılaşmış alanlardan geçeceği belirtti. Zaten ormanlık alanlardan geçirmek gündemimizde yok. Öyle bir gelişme olursa da elbette tedbirler alınır. Biz sıkı bir şekilde takip ediyoruz. Bir kere daha güzergâh belli değil. Viyadükler yapılabilir, tüneller açılabilir ama ormanlar tahrip edilemez. Şimdilik çizilmiş bir hat var. Harita üzerinde uzun bir çalışma yapılıp, doğal güzelliklerimiz dikkate alınacak şekilde bir düzenleme yapılacak. Ancak daha ortaya bir şey çıkmadan birileri başlıyor bağırmaya… Bu bizim muhalefetin hastalığı… Havadan nem kaparak konuşuyorlar. Bu doğru değildir. Bir bekleyin proje ortaya çıksın.

- İçme suyunun temizliği konusunda tartışmalar var. Partinizden olmayan belediye yönetimlerinin bazı talepleri oluyor…

Kesinlikle belediyeler arasında bir ayrım yapmıyoruz. Şu anda örneğin İzmir’de yıldırım harekâtı ile devasa bir yatırım yapıyoruz. Manisa Gördes barajından İzmir’e su getiriyoruz. Yılda 59 milyon metreküp su vereceğiz. Partizanlık yapmamız söz konusu bile olamaz. Geçenlerde Antalya Belediye Başkanımız ile görüşmelerimiz oldu. Onun taleplerini de dikkate alıyoruz. Biz AK Parti belediyelerin değil, tüm Türkiye’nin bakanıyız. Yapılacak tüm yatırımları büyük titizlikle yürütüyoruz. 81 ilde çalışma yapıyoruz.

“SUYUMUZ TEMİZ DIŞARIDAN ALMANIZA GEREK YOK”

- Büyükşehirlerimizde vatandaşlarımız çeşmeden akanı içme suyu olarak tüketmiyor. Bu psikolojik bir konu mu?
Büyükşehirlerde su kontrol ediliyor. Bakın suyumuz kesinlikle oldukça güvenli… Örneğin İstanbul’da daha önce güvenli değildi. Şebeke çok eskiydi. Su gelmiyordu. Zeminden gelen kirli sular şebekeye sızabiliyordu. Bu da renkli bir biçimde musluklara kadar geliyordu. O zaman haliyle kimse içmiyor ve suyunu dışarıdan alıyordu. Ama biz Büyükşehirlerde özellikle İstanbul’da şebekeyi tamamen yenileyince, çok modern borular kullanınca, arıtma tesisleri de kurunca sorunu çözdük. Dünyanın en ileri su arıtma tesisi İstanbul’dadır. Fatih Sultan Mehmet arıtma tesisi çok modern ve teknolojiktir. Şimdi artık İstanbul’daki su son derece kalitelidir. Vatandaşlarımızın su almasına gerek yoktur. Suyu rahatlıkla kullanabilirler.

“400-500 YERDEN NUMUNE ALINARAK KONTROL EDİLİYOR”

- Su konusu bakanlığınızı ne kadar ilgilendiriyor? Kontrol edebiliyor musunuz?

Kontrol etmiyoruz. Belediyelerin kendilerinin kontrol etmesi lazım ancak Sağlık Bakanlığı da konuyla ilgileniyor. Aslında bu konu bizim bakanlığımızda olmalı. Sağlık Bakanlığı ciddi kontroller yapıyor. Tesislerden numune alınıyor… Üstelik bir yerden değil, 400-500 yerden numune alınarak tahlilleri yapılıyor. Bu tahlilleri hem belediyeler hem de Sağlık Bakanlığı’na bağlı Hıfsızsıhha başkanlıkları inceler. Suyun sağlıklı olup olmadığını çok titiz çalışmalar ile kontrol ederler. Bu kontroller de gösteriyor ki, Büyükşehirlerde suyumuzda sorun yok. Ama bazı illerde kontrollerin iyi yapılmadığını gördük. Hatta bilgi eksikliği olan belediyeler gördük. Bizzat kendim ‘su tavsiyesi’ adında bir kitap kaleme alarak bütün belediyelere gönderdim.

-Çevre, orman, çevre sağlığı… Bu tür meselelerle, insanımız fazla ilgilenmiyor. Tabiatı hoyratça kirletiyoruz.. Ramazan’da bu konuda da muhasebeye ihtiyacımız var gibi…

-Çevre ile ilgili hususlar ‘kul’ hakkıdır. Bir kişi başkasını rahatsız edecek davranışlar içersinde bulunuyorsa kul hakkı doğar. Cenab-ı Allah günahları elbette affediyor ama kul hakkını kula bırakıyor. Çok affedersiniz; diyelim ki vatandaş, enfekte olmuş balgamı yere tükürdüğü zaman bundan bir başkası hasta olduğunda bundan dolayı o kişi kul hakkına muhatap olur. Piknik yaptığında yaktığı ateşi söndürmeyerek ya da izmarit atarak yangına sebep olanlar, arabası kirlenmesin diye izmaritleri yere atanlar, deniz ‘her şeyi absorde eder’ diye kirletenler, sigarayı kapalı alanlarda içenler, çamaşırlarını komşularını rahatsız edecek şekilde asanlar, çevreyi kirletenler, balkondan halı silkeleyenler, piknikte şişelerini gelişi güzel atanlar, kul hakkına müdahale etmiş oluyorlar. Ben din âlimi değilim ama kul hakkı bizim kültürümüzde var. Ve herkesin bilmesi lazım… Bir vatandaşımıza bile bile zarar verenlere bu dünyada hesap sorulamıyorsa öbür dünyada bu hak mutlaka iade edilecektir. Belediye başkanımızın biri anlattı. Piknik yerine tuvaletler yaptırmışlar. Ancak vatandaşımızın 50 kuruş vermemek için açık alanı kullanıyor. Burada insanlar oturuyor. Bu nasıl bir durum? Bu konuda medyaya çok büyük görev düşüyor. Beşeri münasebetler arasında medya bu konuda üstüne düşeni yerine getirmiyor.

“ÇEVREYİ KARŞILIKLI HÜRMET VE SEVGİ KORUR”

-Eğitim alanında da eksikliklerimiz var değil mi?

Eğitim alanında da maalesef eksiklik var. İnsanlara karşı saygılı olmayı ve başkasının hakkını gözetmeyi çocuklarımıza öğretmek zorundayız. Çok ince detay bilgiler veriliyor. Hatta hayatta hiç kullanılmayacak bilgiler ile insanları donatıyoruz. Hâlbuki gelişmiş ülkelerde insanlara günlük hayatta beşeri münasebetlerin düzgün yürütülmesi için eğitim veriliyor. Çevreyi kurtaracak olan karşılıklı sevgi, saygı ve hürmettir. Yoksa biz her ormanın başına bir orman muhafaza memuru dikemeyiz. Ya da her insanı polis ile kontrol edemeyiz. İyi eğitim çok önemli. Bütün efkar-ı umumiyeye düşen vazife insanı iyi insan olarak eğitmektir. Sadece mekteplerde değil, çocuklarımızı, herkese faydalı olmaları için her alanda çok iyi yetiştirmemiz lazım. ‘İnsanların en hayırlısı insanlara hayırlı olandır.’ Bunu herkes kendisine şiar edinmelidir. Bakın yandaşına demiyoruz. Bütün insanlara faydalı olan bir nesil… Herkesin üretmesi lazım. Herkes tüketirse bu ülke insanları köle olur. İnsanları bu anlamda üçe ayırıyorum. Hep tüketip az üreten insanlar var. Yani tükettiğinden az üretenler… Bir de tükettiği kadar üretenler var. Onların da bir faydası yok. Bir de maalesef ‘asalak takımı’ var ki; hep tüketiyor fakat bir şey üretmiyor. İnsanlar yastığa başlarını koydukları zaman; ‘ya ben bugün için ne ürettim? İnsanlığa ne kadar faydalı oldum? Memleketim için ne yaptım? Kaç kişinin gönlünü aldım?’ sorularını kendilerine sormak zorundadır. Ülkemizde büyük düşünme alışkanlığı yok. Mutlaka gençlerimize büyük hedefler koymayı öğretmek zorundayız. Gideceği limanı olmayan geminin varacağı yer yoktur.

SERDAR ARSEVEN / ASLAN DEĞİRMENCİ - VAKİT

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.