Turan Güven'den Bahçeli'ye çağrı
Bahçeli ile uzun yıllar aynı çatı altında mücadele vermiş, Üniversite Asistanları Derneği Genel Başkanlığı’nı kendi arzusu ile Bahçeli’ye devretmiş, “Ülkü” mücadelesinin çeşitli aşamalarında hapis yatmış bilim adamlarından Prof. Dr Turan Güven, Vakit aracılığıyla önemli çağrılarda bulundu.
İşte Turan Güven’in, Devlet Bahçeli’ye “dost tavsiyeleriyle” dikkat çektiği söyleşimiz:
-Son dönemdeki açılım çalışmaları hakkında nasıl bir düşünceye sahipsiniz?..
-Hükümetin başlattığı açılım çalışmalarını, demokratik açılım ve temel insan hakları bağlamında ele alırsak, ben Türkiye’nin lehine olacağını düşünüyorum. Demokratik açılım ve temel insan haklarıyla ilgili problemlerimiz var, bu problemlerin çözülmesi Türkiye’nin geleceği için faydalı olacaktır. Buna Kürt açılımı diyenler de var, ben demokratik açılım, temel insan hakları açılımı tabirlerinin daha uygun düşeceğini düşünüyorum. Kürtleri, bizden ayrı, -kardeşlik hukukumuzu zedeleyecek tavırlara girmedikleri sürece- bir azınlık gibi görmüyorum. Kendimizden bir parça olarak görüyorum. Kürt açılımı denmesini yadırgıyorum. Yaşadıkları yerlerde hayat şartlarının yükseltilmesi, insan hakları konusundaki ihlallerin bertaraf edilmesi konusundaki adımları da destekliyorum. Herkesin hakkıdır, insan gibi yaşamak, T.C. vatandaşı olarak bütün haklardan yararlanmak gibi hakları olmalı.
-Kürtlerin bu haklardan yararlanamadıklarını teslim ediyorsunuz…
-Acıyı çeken bilir. Bugüne kadar Ergenekon soruşturmasında, iddianamelerinde ortaya çıkan meselelere baktığımızda, orada bizim bugüne kadar duymadığımız şeyleri duymuş olduk. Bu haklardan yararlanamadıklarını görüyoruz oralarda. Bu olayın bir de insan psikolojisini ilgilendiren bir yanı var. Oradaki insanlarımız kendilerini dışlanmış ve ikinci sınıf vatandaş durumuna itilmiş olarak görüyor. İşin psikolojik tarafı bence daha ağır basmaktadır. Birlikte yaşama kültürümüzü geliştirmemiz lazım. Medeniyet kurucu bir kültürün sahibiyiz. Onun için birlikte yaşayabiliriz. Demokrasi, insan hakları ile ilgili sorunlarımızı, özellikle terör sorununu çözersek, büyük atılımlar yapabiliriz.
“TARİH BİLİNCİMİZİ KAYBETTİK”
-Birlikte yaşama kültürünü ne oldu da kaybettik?..
-Ulus devlet mantığı ve ulus devlet ideolojisi açısından baktığımızda, imparatorluk vizyonunu kaybettiğimizi görüyoruz. Ulus devlet ideolojisinin katı kalıpları bu vizyonu kaybettirdi bize. Selçuklu coğrafyasında ve Osmanlı coğrafyasında yaşadığımızı unuttuk. Oysa bu tarihi bilinç, bizi birbirimize bağlayan önemli bir faktördü. Tarih bilincimizi kaybettik. İmparatorluk bakiyesi bir coğrafyada parça ne kadar küçük olursa olsun, imparatorluğun özelliklerini taşır. Bunu unutmamak lazım. Onun için ben bir entellektüel olarak, içe dönük milliyetçiliğin bu ülkede geleceğinin olmadığını düşünüyorum.
-İçe dönük milliyetçilikten kastınız?..
-Kendi vatandaşlarımıza milliyetçilik taslıyoruz. Biz, bir medeniyetin çocuklarıyız. Bu yenik düşmüş medeniyetin çocukları olarak dışa dönük milliyetçiliğe yönelmeliyiz.
-Dışa dönük milliyetçilik?..
-Medeniyetimiz çökmüş. Bu medeniyetin topluca diriltilmesi yönünde milliyetçiliğimizin olması lazım. Türkiye’de yaşayan unsurlara niye milliyetçilik yapayım. Kürtlere niye milliyetçilik yapayım. Onlar benimle birlikte yaşıyor zaten. Milliyetçi ideolojinin açmazı da bu. İçeride milliyetçilik yaparsan, ayrışmayı hızlandırırsın. Birbirimize milliyetçilik taslamanın anlamı yok.
“ULUSALCILIĞA KAYAN MİLLİYETÇİLİK”
-Kur’an’sız ve Sünnetsiz milliyetçiliği nasıl tanımlarsınız?..
-Kur’an’sız ve Sünnetsiz milliyetçilik olmaz. O ulusalcılıktır. Milletin inanç değerleri ile bağdaşmayan bir milliyetçilik yürümez.
-Türk İslâm milliyetçilerini bekleyen en önemli tehlike?..
-Ulusalcılığa kayma tehlikesi var. Bazı arkadaşlarla konuştuğum zaman dehşete düşüyorum.
-Sayın Bahçeli’nin siyaseti?
-Onların kendi siyasetlerini buradan irdelemek bize düşmez ama öyle bir tehlike seziliyor. Bir defa siyasi olarak, onların kendi partilerinin siyasetini tenkit etmek bana düşmez. Ama gördüğüm kadarıyla uzlaşmaz bir görüntü vermekteler. Halbuki, masaya öncelikle, “Ben barıştan, huzurdan ve Türkiye’nin güvenliğinden yanayım”ı koymak lazım. Onu koyamadılar. Devamlı bir çekişme, devamlı bir çatışma görüntüsü verdiler. Bu da toplumu biraz gerdi. Ama bu kendilerinin siyaseti. Ben, uzlaşmaz görüntüden vazgeçmelerini, barıştan, huzurdan ve Türkiye’nin güvenliğinden yana olduklarını net bir şekilde ortaya koymalarını tavsiye ediyorum.
Kardeşlik bağları inançla kuvvetlenir
-Milliyetçilik ve din ilişkisi konusunda ne düşünüyorsunuz?
-Anadolu’da genelde çok aileden köklü bir din kültürü alınmıyor. Geleneksel bir İslâm anlayışı var. O da bugünü kavramakta yeterli değil. İkincisi, bizim o günkü şartlarda sahip olduğumuz milliyetçilik daha çok Türkçülük temeline dayalı milliyetçilikti. İslâm’ın adı yoktu. Halbuki, daha sonra yaşadığımız olaylarda gördük ki, hayat bize öğretti ki, hayatımıza anlam kazandıran, hem bu dünyamızı hem öbür dünyamızı ilgilendiren tek konu din konusu. İnsanın varlık alemindeki ruh dünyasını din ancak tatmin edebilir. Milliyeti öne çıkararak hayatı sadece onunla açıklamak, doğru bir yaklaşım olmaz. Çünkü insanın tatmin olması lazım, bunun için de hem bu dünyayı, hem öbür dünyayı içine alan bir inanç olması lazım. O da dinle olur. Milliyetçilik bir insanın kendi toplumuna karşı duyduğu tabii bir sevgidir. Ne bir dindir, ne de bir inançtır. Onu öne çıkartarak, ülkede bütün manevi değerlerimizi ikinci plana atmamız yanlış olur.
Ecevit’e gösterdiği nezaketi Gül’e de göstermeliydi
-Sayın Bahçeli ile yakınlığınız var…
-Üniversite Asistanları Derneği Genel Başkanlığı yaptım, benden sonra Devlet Bahçeli’ye teslim etmiştik. 1975’li yıllarda, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde, o da İktisadi İdari bilimler Akademisi’nde asistandı. Hemşehrimdir, insan olarak da çok mütevazı ince düşünen, fazla kalp kırmayan bir insandı. Son çıkışlarını onun tabiatıyla bağdaştıramadım. Bülent Ecevit’in karşısında ayak ayak üstüne atmayacak, karşısında sigara içmeyecek kadar nazik olan Sayın Bahçeli’nin son çıkışlarını yadırgadım. Sayın Bahçeli; Sayın Cumhurbaşkanı’na karşı, devletin başına karşı takındığınız tavrı çok yadırgadım. Orada ulusalcı gibi davrandınız, milliyetçi gibi değil. Ben bir arkadaşınız olarak, devlet adâbına daha uygun davranmanızı beklerdim. Ben ona ulusalcılıktan vazgeçip, milliyetçi olmasını tavsiye ederim. Hazır Ramazandayız, Devlet Bey; Ramazan’ın uhrevi ortamında, manevi atmosferinde, daha olumlu bakınız. Meselelere Kur’an ve Sünnet çerçevesinden bakmanızı tavsiye ederim. Kardeşlik kokan bir üslup tavsiye ederim.
MHP ve CHP’nin çözüm diye bir derdi yok
-MHP’nin çözüm teklifini öğrenme imkanınız oldu mu?
-Hayır, silahlı mücadeleye devam mı diyorlar acaba? Devlet olarak eline silah almış ya da devlete başkaldıran bir insana, karanfil atılmaz. O silahlı mücadele yapılır. Ama bunun tek başına yeterli olmadığı görüldü. Burada, daha başka siyasal, kültürel ve psikolojik bazı tedbirlerin de alınması gerektiği ortaya çıktı. Silahla çözülmüyor her şey.
-MHP’nin çözümü…
-CHP ve MHP yönetimleri, adeta bu iş böyle devam etsin istiyor. Sözleri ile söylemiyorlar ama bu durum devam etsin istiyorlar. Bir öneri getirmediler çünkü. Bu devam etsin demektir. Gençleri kaybetmeye devam edelim, anlamına gelen bir çıkış değil mi?.. Bu durum devam etsin, istiyorlar. Böyle bir problem var mı yok mu?.. Meseleyi sırf terör olarak görüyorlar. Sebep mi netice mi?.. Sebepler üzerinde durmuyorlar. Sebepleri ortadan kaldırmak diye bir dertleri yok.
Şehit annesinin tepkisiyle muhalefetin tepkisini aynı kefeye koyamayız. Benim yeğenlerim teröre kurban gitti. Şırnak’ta yeğenim Tolga Kargıoğlu’nu kaybettik. Bir başka yeğenim Mehmet Delikuş da er idi, Çukurca’da şehit oldu. Osmaniye Kadirli’de de Mehmet Delikuş mahallesi var. Şehit annelerinin duygusallığını anlayabiliriz. Ama siyaset yapan insanların aklını öne çıkarmaları lazım. Oy düşüncesi bu meselelerde hiç olmamalı. Bu milli bir mesele. Bizim müzmin bir sorunumuzdur. Siyasi bir parti zaten, doğası gereği bence kendi mensuplarını da düşünerek çıkışlar yapar. Bundan kurtaramaz kendisini. Kendi tabanının hissiyatına tercüman olmak ister. Dolayısı ile burada muhalefetin ortaya koyduğu tavır, siyasi bir tavırdır. Ve şehit analarının hissiyatından farklı bir yaklaşımdır. Şehit analarının hissiyatını bundan ayırmak lazım. Burada siyasi bir rant durumu var.
Bizler birbirimizi kardeş görürüz
-Kürtler hakkında ne düşünüyorsunuz?..
-Bizim bir gerçeğimiz. Onlar diyorsa ki, ‘Ben sizden farklıyım, benim ayrı bir dilim var, etnik olarak sizden farklıyım” diyorsa onlara bir zorlama yapmamak lazım. O insanları bizim zenginliğimiz olarak görmek lazım. Biz bir etnik grubu yok ederek, bir yere varamayız. Biz onları kardeşimiz olarak görüyoruz. Onlar da bizi kardeş olarak görüyor. Ama uluslararası entelijansiyanın bu konuda çok önemli çalışmaları var. Orada yaşayan insanlarımız, değişik amaçlarla kışkırtılmış olabilir. Bunu önlemek de istihbaratımızın ve güvenlik birimlerinin görevidir. Bugüne kadar Güneydoğu’da bir Mossad ajanının, CIA ajanının burnunun kanadığını duymadım. Türkiye konulara çok geniş bir perspektiften bakmalı. Sadece ulus devlet mantığı ve ideolojisi ile değil kafamızın arkasındaki imparatorluk vizyonu ile bakmamız lazım. O insanlarla zaten ayrı değiliz. Temel insan hakları ile ilgili problemlerimizi halletmemiz lazım. Sadece Kürtler değil Türkler de mağdur oluyor. Başörtüsü meselesi, Türklerin ve Kürtlerin ortak mağduriyeti.
-MHP, “camideki ortaklığa” pek vurgu yapmıyor.
-MHP’nin içinde Kürt arkadaşlarımız da var. MHP Kürtlere değil, Kürtçülüğe karşı olduğunu söylüyor. Bu da, tabii milliyetçi ideolojilerin kaçınılmaz bir reaksiyonudur. Milliyetçi ideolojinin tepkisel bir durumudur bu. Camiye dikkat çektiniz. Cami, bizim ortak değerimizdir.
-Güneydoğu’daki vatandaşın gözünde, Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ile Sayın Bahçeli arasında bir fark var. Ben oraya gittiğimde, Merhum Yazıcıoğlu’na sempati duyulduğunu fark ediyorum. Sayın Bahçeli’ye ise tepki var.
-Bir İngiliz konuşuyor. Ona nasıl davranıyoruz. İngiliz gibi. Bir soğuk İngiliz. Kafamızın arkasında bir İngiliz var. Emperyalisttir, sömürgecidir. Ama bu İngiliz’in Müslüman olduğunu düşünelim. O düşüncelerin hepsi birden siliniyor. Onu bir din kardeşi olarak görüyoruz. Bu çok önemli bir faktör. Bütün ayrılıkları, o İngiliz bir anda kardeşiniz oluyor. Hücrelerimize kadar inandığımız değerdir, yaşam biçimidir din. Yıllarca bu topraklarda ezan okunmuş, camilerde hocalarımız vaaz vermiş, İslâmi kültürde devamlılık var. Hâlâ devam ediyor.
SERDAR ARSEVEN-VAKİT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.