Arınç: Açılım bir devlet projesidir
Arınç, televizyon temsilcileriyle TRT Genel Müdürlüğünde düzenlediği sohbet toplantısında, terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan'ı bu süreç içerisinde hiçbir zaman muhatap almadıklarını söyledi.
Devlet olarak düşünüldüğünde böyle bir niyetlerinin de bulunmadığını vurgulayan Bülent Arınç, şöyle devam etti: ''Yani Öcalan İmralı'da hükümlü bir insandır. Tabii biliyoruz ki örgüt üzerindeki etkisi halen devam ediyor. Söyledikleri veya kendilerine göre verdiği talimatlar birileri tarafından dikkate alınıyor. Biz onun bu hareketlerini takip ederiz ve bunlardan Türkiye için güvenlik açısından bir analiz yapmaya çalışırız ama onu birebir muhatap almak suretiyle böyle bir süreç veya başka bir şeyde onunla birlikte olmak, onu kendimize muhatap kabul etmek durumunda değiliz. Ancak siyasi açıdan herhalde örgütü ve Öcalan'ı hala diri, ayakta duran, etkili olan kişiler veya kurumlar olarak gösteriyorlar. Bu yanlıştır. Bu yanlışı bugün bu olaylar sebebiyle Türkiye'de herkes fark etti.
Yani, Anadolu'da halkın tepkilerini ben çok haklı görüyorum. Bu hiçbir zaman olmamalıydı. Kahramanlar gibi karşılanmak, kahramanlar gibi muamele görmek ve onların üzerinden maalesef olumsuz siyasi mesajlar vermek olmamalıydı ama önlenemedi. İnanıyorum ki bundan sonra yaşanmaması gerekir. Böyle bir şeye de müsaade edilmeyeceği kanaatindeyim. Devletin başındaki cumhurbaşkanından iktidara kadar, muhalefet partilerinin zaten sözleri belli, DTP içerisinde de bir siyasi parti olarak bu süreçte etkin olmaya çalışan bir milletvekilleri grubuna da bu konuda hem tavırlarıyla hem de sözleriyle hem de hareketleriyle buna engel olmak düşer.''
Avrupa'dan gelecek terör örgütü mensupları olacağı yönündeki haberleri de anımsatan Arınç, şunları kaydetti:
''(Avrupa'dan gelenler olacak) deniliyor. Olacak, böyle bir beklenti, haber var ama bugünlerde değil. Yani birkaç gün içerisinde böyle bir şeyin beklendiğini söyleyemem. En azından Ekim sonundan başlayarak, benim kanaatime göre, yani bu kararlaştırılmış, madde madde yazılmış bir konu değil ama süreç içerisinde benim kanaatime göre Avrupa'dan da geleceklerdir, onlar için de herhalde yargı aynı işlemleri yapacaktır. Ben kimin geleceğini, geçmişte hangi eylemlerle bağlantılı olduğunu şu anda bilmiyorum ama hiçbir eylemde bulunmamışsa ve Türkiye tarafından arananlar veya suç takibinde olanlar değilse, elbette Türkiye'ye de gelecek, sadece sorgusu yapılıp ondan sonra serbest bırakılacaklardır. Arkasından yine bu gelişlerin Mahmur kaynaklı olarak daha da çoğalacağını söyleyebilirim. Mahmur'da zaten bizim bildiğimiz kadarıyla, en azından 20-25 seneden beri orada BM nezaretinde bir kamp var. Orada yaşayan insanlar Türkiye özlemi çekiyorlar. Biz de onların vatanlarına, topraklarına dönmelerini çok olumlu karşılıyoruz.''
Arınç, ''CHP Genel Başkanı Baykal, bu açılımın 'devlet projesi' olmadığını söyledi. Siz bu açılıma, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) üyesi sıfatıyla katılıyorsunuz, bu devlet projesi mi değil mi?'' sorusuna, ''Baştan beri söylüyorum, bu bir devlet projesidir. Devlet projesi olarak da yürürlüğe girmek mecburiyetindedir'' yanıtını verdi.
Arınç, ''Görüntülerde en çok eleştirilen konulardan biri, muhalefet de buna 'hukuksuzluk' dedi. Mahkemelerin, savcı ve hakimlerin oraya taşınması ve ifade aldığı iddialarıydı. Burada sizin içinizi acıtan bir durum var mı?'' sorusu üzerine, ''Sayın Baykal bu konuda cehaletini ortaya koyuyor. Dünkü konuşmasında, yüzlerce ithamdan sonra, bu savcılar oraya nasıl gider, bu hakim nasıl bilmem ne yapar diye. Sayın Baykal da hukuk fakültesi mezunudur, Siyasal Bilgiler'i fark dersleriyle bitirdi. Yani Sabih Kanadoğlu çıktıktan sonra 'ben hukukçuyum' demeye utanır hale gelmiştim. Şimdi aklıma o geliyor'' dedi.
Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 250 ve 251. maddelerine atıfta bulunan Arınç, ''250. maddeye göre yetkilendirilmiş olan bir savcı istediği yere gidip sorgu yapabilir. Bu çok açık. İstanbul'daki savcı İzmir'e geliyor, Sayın Özkök'ün ifadesini lojmanında alabiliyor'' diye konuştu.
Soruşturmanın savcıların, kovuşturmanın mahkemelerin yetkisi altında olduğunu anımsatan Arınç, ihtiyaç ve gerek duyulursa yargı yetkisinin dışında da yargılama yapılabileceğini de belirtti. Arınç, ''Bunda şuna dikkat etmişler, bu bir gerek olarak ortaya çıkmış, eğer oradaki insanlar topluca alınıp Diyarbakır'a getirilebilseydi, Diyarbakır'da bunların sorgularının yapılması veya ifadelerinin alınması sırasında olumsuz olaylarla karşılaşma ve güvenlik açısından tehlikeli bir noktaya gitmek mümkün olacaktı'' dedi.
-''İŞARET FİŞEĞİ OLUR''-
Bu dönüşlerin ''mutlu sonla'' bitmesinin önem taşıdığını belirten Arınç, ''Bu mutlu son önemlidir. Örgüt eylemsizlik kararını artık silah bırakmaya ve silahlı eylem yapmama kararına dönüşürse bu, Türkiye için terörün bitmesi konusunda çok önemli bir işaret fişeği olur'' dedi.
''Dönenler zafer kazanmış askerler ve komutanlar değil. Eğer örgüt mensubuysalar dönüyor ve teslim oluyorlar, örgütleri de başarı kazanmış değil'' diyen Arınç, ''Örgüt gitmesine izin veriyor ya da kendisi örgütten ayrılıp geliyorsa bu örgütün zafiyetini gösterir, başarısını değil ama ayakta durmaya veya kendisinin varlığını hissettirmeye yönelik abartılı işler yapıyorlar, canımızı sıkan o'' şeklinde konuştu.
Arınç, ''O ifadede ne kadar önemli, o insanların 'pişmanız' deyip dememeleri'' şeklindeki soru üzerine de ''Pişmanlığı açıkça ifade etmek yanında, bu anlama gelebilecek başka sözcükler de kullanabilirse ben yargının bu konuda daha esnek olabileceğini düşünebiliyorum'' yanıtını verdi.
Arınç, ''Yani 'ben pişmanım, öldüm bittim, yüz defa pişmanım, bin defa pişmanım' diyen çıkabilir ama söylemeyenler de olabilir. Dolayısıyla yasadan bu 'etkin pişmanlık' sözcüğünü çıkarmak, şu anda öyle bir düşüncemiz yok. Böyle bir çalışmamız da yok'' dedi.
Bülent Arınç, aynı temsilcinin, ''Bu yasanın tümüne bakıldığında illa 'pişmanım' demesi gerekiyor mu?'' diye sorması üzerine de ''Bence gerekmiyor. Ben şöyle yorumluyorum, 'ben yurt dışına gitmiştim ya da Mahmur kampındaydım, Kandil kampındaydım, memleketime döndüm, geldim' bu ifadeyse eğer, demek ki hakimler bunu bu kapsamda değerlendirmişlerse, 'etkin pişmanlık içindeyim' demeyi gerekli görmemişler. Bence de gerekli görülmez'' diye konuştu.
Gelenlere bakıldığında kütüphaneci, aşçı gibi görevler yapanların ve belli bir yaşın üzerinde olduklarının söylenmesi üzerine de Arınç, ''Ne zaman geleceğini, kaç kişi olacağını biz tayin etmedik. Aşçısı geldiyse daha iyi ya, kampta artık lezzetli yemek yiyemeyecekler. Dönüşler daha da hızlanabilir. Kütüphaneye nasıl ihtiyaç duymuşlar? Kütüphanede yani sürekli okuma eylemleri var'' dedi.
-''AZERBAYCAN'' SORUSU-
Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokolün imzalanmasından sonra Azerbaycan'dan gelen tepkileri nasıl karşıladığı yönündeki soru üzerine de Arınç, ''Üzüntüyle karşılıyorum. Çünkü Türkiye'nin samimiyetinden kimse şüphe etmez'' karşılığını verdi.
Azerbaycan halkı ve hükümetinin de aynı şeyi düşündüğünü dile getiren Arınç, ''Ne var ki birileri Azerbaycan içerisinde Türkiye ile ilişkileri zora sokmak istiyor. Böyle bir lobinin de Azerbaycan'da faaliyet gösterdiğini biliyoruz. Yani, Azerbaycan'ı Rusya'ya daha fazla yaklaştırmak ve Türkiye'den koparmak isteyen birtakım etkili çevreler bulunduğu biliniyor ama buna rağmen Haydar Aliyev'in oğlu ise İlham Aliyev, herhalde Türkiye ile ilişkilerinde çok daha dikkatli olacaktır'' dedi.
Toplantıda, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ile Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür Dr. Hilmi Bengi de hazır bulundu.
(AA)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.