Baykal'dan çok ağır ithamlar
Baykal'ın konuşması şöyle:
"İlk defa böyle bir konu hükümet eliyle TBMM'ye taşınmıştır. Bir millet oluşturma doğrultusunda katettiğimiz önemli mesafeyi tersine çevirmeye yönelik çabaların himayeye alındığını görüyoruz. İktidarın böyle bir programı uygulama anlıyışı içine girdiğini görüyoruz.
Sayın İçişleri Bakanı anayasa değişikliği yok dedi ama Sayın Başbakan 'uzun vadede masada' dedi. Samimi olmayan bir süreç. Başbakan dedi ki 'hazmettire hazmettire yapacağız. Yani Sayın Başbakan hastemmiş. Zamanı var diyor. Bu samimiyetsizliğin ve aldatmaca amacınını gösterdi. Bu sürece iktidar tek mi söylüyordu. Bir dayanışma aramadı mı, kimlerle dayanışmayı geliştirdi. Kim onunla birlikte çalışacak. Bu bir türlü netlik kazanmadı.
Teslim olmaya gelenler Öcalan'ın emri ile geldiklerini, PKK üyesi olmanın onuru ile geldiklerini gördük. Aynı anda müsteşar, genel müdür, devletin bütün önde gelen kadroları onları karşılamak için Silopi'de. Onları derhal yargılamak ve serbest bırakmak üzere hazırlanan bir yargı ekibi gönderilmiştir. Siyasetçi, hakim, savcı, terör örgütü üyesi ortak çalışmışlardır. 221. maddeye göre her hangi bir suç işlemedikleri tespit edildi ve ellerini kollarını sallayarak ülkeye girmişlerdir. Daha önceden orada hazırlıklar yapan insanlar pKK bayrakları Öcalan posterleri ile karşıladılar. 20 Ekim günü Başbakan bu manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü dedi. Bunu Sayın Başbakan söyledi. O gün akşama doğru milletin infiali ortaya çıkınca, bu manzara sorgulanmaya başlayınca Sayın Başbakan DTP yöneticilerini sorgulamaya başlamış, konumunu yeniden tanzim etmeye çalışmıştır. Türkiye'nin hukuk sistemi resmen katledildi. Hangi hukuki cambazlıkla 25 bin kişinin ölümünden sorumlu bir terör örgütüne mensup olduğunu, bu örgütün liderinin mesajını getirdik diyen teröriste bizim hukuk sistemimiz nasıl bir anlayışla ayağına kadar gider ve çadır yargılaması ile nasıl olur böyle bir hüküm verebilir. Bunun hukuki bir dayanağının olduğunu düşünmek mümkün değil.
Demek ki ortada bir müşterek çalışma var. Bir iktidar ayağı bir de muhatabı var. O birlikte gidin diyor, onun talimatı ile gidiyorlar. Bir tarafta iktidar, bir tarafta İmralı. DTP'liler muhatap Öcalan diyor. Ve ucalanla konuşuluyor. Bu milletten saklanarak götürülen bir süreçtir. Sayın İçişleri Bakanı'nın konuştuğu sivil toplum kuruluşlarının her hangi birisine bu söylenmiş midir? PKK ve hükümet bir dirsek teması içine girmiştir. Çok açık, çok net. Başka türlü mümkün değil. Bu işbirliğinin şartı olarak, mesela, silahtan vazgeçmesi, bunu kanıtlayarak dünyaya söz vermesi durumu var mı? Terörden vazgeçtiği için mi bu olmuştur. Silahı bırakmayı kesinlikle düşünmüyoruz diye açıklamalar yapılıyor. Yasalaramız, suçluları aklayacak, bu bir kardeşlik süreci olacak. Bu insanlara tutuklanmayacakları sözü verilmiştir siyasetçiler tarafından.
Sonra da neden seviniyorsunuz diye eleştiriliyor. Neden sevinmesin, 25 yıl silahlı mücadele verdi ve zafer kazandı onun için seviniyor. Tabi ki sevinecek. (Baykal'ın bu sözlerine DTP sıralarından tepki geldi) Terörle mücadele edilir, terörle müzekere edilmez. Barış isteyenler en kısa zamanda derhal silah bırakılmasını sağlamaktır. Barışı gerçekten istiyorsanız, muhatabınız Öcalan diyeceğinize PKK'nın silah bırakmasını derhal sağlamalısınız. Bu süreçte önce bu beraberlik ortaya çıkmıştır. Yine PKK'nın siyasi projesinin değişmemiş olduğu ortaya çıktı.
Hedef Türk milletinin içinden yeni bir millet çıkarmaktır. Ayrı bir milletleşme ve ayrı bir yapılanma... İmralı'dan yol haritası geldi. Biz bilmiyoruz. Kamuoyunuz görmüyor. Ne var orada acaba? Ne istiyor İmralı, bunu öğrenme hakkı yok mudur? Çıkın söyleyin nedir talep? Temel hedef milli ayrıştırmadır. Milletimiz buna karşı tepkisini ortaya koydu ve hükümet şaşırtıcı biçimde bu tepkiyi ortaya koyan insanları sindirme yoluna gitmiştir. PKK bayrakları sallanırken, bunu protesto etmek isteyen insanlar baskı altına alınmıştır. Bu manzara çok temel bir sıkıntıyı ortaya koymaktadır. Türkiye'de terörün arkasında neyin yattığını çok iyi değerlendirmeliyiz. Önce Suriye himayesinde bir terör dönemi yaşadık. Etkili bir mücadele ile PKK buradan ayrılmak zorunda bırakıldı.
Bu iktidarın Öcalan'ı kurtarmaya yönelik çabalarının olduğu açıkça görülüyor. Bu iktidar bambaşka bir anlayış içinde. Böyle bir nükümetin terör mücadelesini götürdüğünü görüyoruz. Bugünkü tablo, önümüze getirilen sorunun arkasında ne yatıyor konusuna şu şekilde bakılmalı. Bu konuyu aşabilmek için, terörle hiç bir şekilde müzakere etmemeyi şiar edinmeliyiz, teröre yaranarak bir yere varılmaz. Türkiye'de biz CHP olarak 20 yıl önce kamuoyunun önüne bir raporla çıktık. Önemli bir iddiayı ortaya koyuyordu. O zaman da varolan sorunlara yöneik bir proje ortaya koyuyordu. Bir insan Kürdüm diyemiyordu. Kürtçe konuşmak yasaktı. Bu Türkiye gerçeği. Bunun karşısında biz çıktık ne yapılması gerekiyorsa ilan ettik. Dedik ki Türkiye bir ırk devleti değildir. Ayrı ırktan insanlar vardır. Kimse onların kimliklerini ifade etmesini engelleyemez dedik ve bu raporu yazdık ve 1991 yılında TBMM'ye ilk kez benim imzamla ve 38 arkadaşımın imzasıyla Kürtçenin önündeki yasal engelin kaldırılması yönünde bir kanun teklifi verdik.
Bu sözlerden telaşlanarak tepki göstererek bir yere varamazsınız. Bu işin özüdür. Demişiz ki, kimsenin etnik kimliğine yasak koyamazsınız. Devlet hiç bir zaman vatandaşının etnik kimliğini göremez. Etnik kör olmak zorundadır devlet. Etnik konuları o anlayışa mensup insanlara bırakın. Sivil topluma bırakın demişiz. Herkes kendi etnik kimliği içinde özel çalışmalarını yapsın ama eğitime etnik dili karıştırmayın demişiz. Bunu yaptığımız zaman bizi DGM'ye verildik. Şimdi gelinen nokta başka. Biz ne diyorduk, bir Çerkez hangi hakka sahipse Kürt de o hakka sahip olmalıdır. Böyle olmalıdır da. Şimdi bazıları diyor ki, bu etnik kimliği ayrı bir millete dönüştürceğiz. Ayrı bir millet olarak bizi kabul edeceksiniz, daha farklı imtiyazlara sahip olacağız deniyor. Bu yanlıştır, Kürt kökenli insanlarımızın huzuru için yanlıştır, bölgenin huzuru için yanlıştır. Terör tehtidiyle milli ayrıştırmayı dayatmaya kalkmak kabul edilemez. Elbette herkes kendi fikrine sahip olacak. Bizim bir devletimiz var, devletimizin adı Türk devleti. Milletimizin adı Türk milleti. Bunu kimse hissetmiyor da, PKK hissediyor diye biz hissetmek zorunda mıyız? Buradaki Türk milleti lafı etnik bir anlam taşımaz, bu bize danyanın verdiği bir addır. Türk derken kürdünü, arabını ayırmıyor. Türkler Ermenileri kesti diyor. Bunu söylerken Kürt yapmadı mı diyor hayır. Bu yanlış. Burada Arnavutlar yaşıyor. Arnavutluk diye ayrı bir devlet var. Türkiye'de araplar var, Suriye'de araplar var. Biz bir milli devlet oluşturmuşuz. Bunları demokrasi adına kim söylüyorsa yanlış söylüyor.
Bu bölgede yapılması gereken şey, herkesin kimliğine saygı göstermektir. Devletin bütün unsurlarının o kimliği saygı göstermesini güvence altına almaktır. Türkiye'de ben Kürdüm demek o insanların onurudur, şerefidir. Onu yaşatmak, anadilini kullanmak özgürce kullanmak hakkıdır. Bir etnik kimliğe tanınan özgürlüklerin tümü unlara da tanınacaktır. Ama bu demek değil ki biz ayrıyız. üzüntü verici olan, iktidarın bu anlayışa kendini teslim etmiş olmasıdır. Hükümet PKK'ya bakıyor. PKK ile arasında aracıları kullanıyor. Dışarıdakiler zaten aracılık yapıyor. Yapacağınız açılım PKK değil, gerçekten Kürt açılımı olacak. Orada çok büyük ekonomik ve sosyal reformlara ihtiyaç var. İşsizlik bütün kütülüklerin anası, sosyal dokuyu çökertiyor. Bölge için çok ciddi eğitim hamlesine ihtiyaç var. Devlet okullarında eskiden olduğu gibi halk çocuklarının gelip yetişmesi mümkün değildir. Türkiye'nin en başarılı kolejleri, en iyi öğretmenleri, en iyi teşvikler onlar sağlanmalı. O güven onlara mutlaka verilmeli. Bu tabloyu değiştirmek lazım. Aradaki çocuklara sahip çıkacaksınız. İş vereceksiniz. Kadın projesi çok önemli. Kadın o bölgelerin özü. O insanlara sahip çıkacaksınız. Yeşil kartla, poşetle erzak dağıtarak değil, çok ciddi teşkilatlarla sahip çıkacaksınız. Bunları mutlaka gerçekleştirmek lazım. Kimlik konusunda bir tereddüdü zihinlerden çıkarmak lazım. Diplomasiyi seferber ederek PKK'yı devreden çıkarmak lazım.
Kuzey Irak yönetimi hala PKK'nın bir terör örgütü olduğunu ilan etmiyor. Bunları onlardan almanın yolunu bulamıyorsunuz. Erbil'i Dışişleri Bakanı olarak ziyaret ediyorzunuz. Karşılığında ne aldınız, çok önemli bir olay bu. Kandil'e ulaşmak mümkün değil, de oraya yiyecek ilaç nereden gidiyor, o yolları kim denetliyor. Bizden birileri bir şey istiyor yapıyoruz, biz de birilerinden bir şey isteyelim. Türkiye'nin gücünü ortaya koyarak bunu sağlayın. PKK ile biz anlaşırız, İmralı bu bağlantıyı sağlıyor diyorsanız bu mümkün değil. Türkiye'nin 72 milyon tapusu var her biri onların elindedir."
HABERVAKTİM.COM
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.