Ömer Çelik'ten çarpıcı sözler
Ömer Çelik şunları söyledi:
Biz burada bugün aslında milletin iradesini gösteren çok önemli bir görüşme yapıyoruz. Herhangi bir kitabevine giriniz, yüzlerce hatta binlerce Kürt sorunuyla ilgili kitap görürsünüz. Ortada bir sorun yoksa bu kadar literatür niye ortaya çıkıyor. Peki hükümet obeziteyi gündeme getirseydi aynı konuşmalar yapılacak mıydı?
Siyasetçiler bu sorunları sümenaltı edemezler, bunları çözmek zorundalar. Bunlar yüksek siyasi sorumluluk gerektirir. Risk almayı gerektirir. Biz AK Parti olarak bu risklerden kaçıyor, bu riskleri göze alıyoruz.
Her zerresine kadar milli olan bu projeyi yabancı odaklara bağlayanlar, iktidarları döneminde bu sorunu yabancı güçlerin himayesinden çıkarmak için ne yaptılar? Bu sorunu demokrasi dahilinde çözmezsek bundan kim ne kazanacak?
Bir CHP'li milletvekili diyor ki, açılımları biz gündeme getirdik ama Kürtler bize oy vermedi, özür dilesinler. Onur Öymen'in sözleri ortadadır. Tunceli raporunun girişinde şu ifade var: İster güvenlikg üçlerimiz ve askerlerimiz olsun, ister ona silah doğtultan çocuklarımız olsun, hepsi bizim çocuklarımızdır, akmakta olan kan kardeş kanıdır. Biz bütün bu çalışmaları didik ediyoruz ve faydalanmaya çalışıyoruz. Bunu getiren CHP'nin Habur dolayısıyla Ak Parti'yi bölücülükle suçlaması doğru mu? şHaksız ve mesnetsiz iddiaları havada savururlarsa birileri çıkıp Ergenekon'la mı işbirliği yapıyorsunuz diye suçlarsa haklı olmaz mı?
Türkiye cumhuriyeti Başbakanı ile ilgili konuşurken çok dikkatli olmak lazım. İsmine yurt dışında miting yapılan tek lider Sayın Başbakan'dır.
Bu kanı durdurmak için somut bir öneri var mı? Sadece diyorlar ki dağdakilere söyleyin silahı bıraksın. E buyurun Irak'ı ziyaret edin siz söyleyin.
Bu gerginliği en çok önlemeye çalışanların biri Merhum Alparslan Türkeş'tir. 'Bu ülke Türk ve Kürt çatışması ile bölünür. Ülkücülerden gelen reaksiyonlardan söz ediliyor. Ben tabanıma hakimim, siz de tabanınıza hakim olun. Size telefonumu veriyorum, eğer bir olay çıkarsa beni arayın. Bize düşen bu çatışmayı engellemektir' diyor. Aynı şeyi düşünüyorsanız dağa çıkmak ne anlama geliyor. Türkeş ta o zaman terör meselesi ile Kürt meselesini ayrı almıştır.
Sayın Bahçeli'nin 19 Aralık 2008'deki sözleri: 'Etnik çatışmalarla (müdahale eden MHP sıralarına: Haddinizi bilin)birlikte getirilen mezhep tartışmalarına beka sorunu gözetmeden çözüm bulunmalı. Bunun yeri Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. (Az önce talihsizlik dedi. Kendi genel Başkanınızı da mı dinlemiyorsunuz) Bu konular meclis dışına taşarsa intifadadan başlar, iç çatışma ile şekillenir, Türkiye için yazık olur.'
Abdestten dediniz de bir kere de Mescid-i Aksa ile bir protesto yapın görelim.
Sayın Bahçeli diyor ki, 'taviz vermek isteyenlerle almak isteyenlerin arasındaki duvar inceldiğinde olacakları tahmin edin.' Taviz vermek isteyenlerin hepsi küçük azınlıklar. Büyük çoğunluk ne olacak. Gelecek nesillere ne diyeceğiz. PKK ile muhatap yapan birini tanımak istiyorsanız, kapıdan çıkarsınız orada bir ayna var. Ona bakacaksınız.
'Biz size terörsüz bir Türkiye teslim ettik' deniyor. Bugün saygıyla andığımız devlet büyüklerinin hepsi Türklüğü başkalarına saygının ismi olarak gördüler. Türklüğe hiç bir zaman ırkçılık anlamı yüklemediler. Bölgede vasaş çıkmış, terör örgütü toparlanmak üzere sınırların dışına çekilmiş, bunu da sıfır terör bıraktık diye anlatıyorlar. Bu yalan olmaz mı? Biz dışarıdan emir alan bir hükümet olsaydık, komşularımızla kurduğumuz iyi ilişkiler karşısında onların seslerini duyardık.
Süreci olumsuz etkileyen bir başka unsur da Kürt kimliğinin demokratik hakları için siyaset yapanlar, legal ortamda siyaset yapanlar terör örgütünü meşru sayamazlar. Bunu devlete karşı bir çözüm şartı olarak görmüşlerdir. İlk defa bir siyasi parti kendisinin hiç olduğunu ve dağdakilerin muhatap alınması gerektiğini söylüyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bugün dilimizi aldık yarın da toprağımızı alırız diyenlerin tutumu demokrasi ile asla anlatılamaz. Bunların tavırları kendi çıkarlarını korumaktır.
Almanya'ya başka başbakanların önünde el pençe divan duranların kendi iline giden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı karşılamama densizliğine düştüğünü de gördük. Bu tabloyu iyi analiz edelim. AK Parti'nin daha çok demokrasi derken ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Daha çok demokrasiye sahip çıkanlar milli birliği, milli birliğe sahip çıkanlar daha çok demokrasiyi istemiyor.
Asıl bu adımlar atılmazsa millet içinde millet adacıkları oluşacaktır. Sanki bir yanlış içindeymişiz de muhalefeti yanımıza çekiyormuşuz gibi bir izlenim yaratmak istediler. Biz başladığımız günden bu yana şu anda daha fazla kararlıyız.
Bunu neden şimdi getiriyorsunuz? Toplumsal mutabakat ortada, kurumsal mutabakat ortada, 7 yıl boyinca niye her gün getirmediniz, neden her seferinde 30 Şubat'ı tarih olarar verdiniz, olmayan bir tarihi verdiniz? Destek vermeyenlere de, AK Parti tek başına da kalsa milletten aldığı irade ile daha büyük bir irade ile yoluna devam edecektir. Vergisini verirken, askere giderken hiç bir ayırıma uğramayan vatandaşlarımız hiç bir konuda ayrımcılığa uğramamalıdır. Şark meselesinin tehditlerini ortadan kaldırmanın yolu Şark Islahatı değildir. 25 yıl olağanüstü hal bölgesinde neden farklı uygulamalar oldu. 2 ay içinde 86 yıldan daha fazla fikir neden üretildi. Bu kadar insan fantazi mi üretiyor.
Milletimizin demokratik taleplerine kulak tıkayanların bu demokrasi iradesini görmezden gelenler bilsin ki, bizim kitabımızda hit bir konuda böyle gelmiş böyle gitsin demek yoktur. Genetiği değiştirilmiş demokrasi ve milliyetçilik anlayışını da biraz konuşalım. Milletimiz müsterih olsun, devletin, milletin, demokrasinin, özgürlüklerin sahibi var. Herkesin hakkını hukukunu tam olarak aldığı, hakkın ve hukukun oksijen ve su kadar doğal olduğu bir ülke yolunda yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.
HABERVAKTİM.COM
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.