Baykal'ın çok zoruna gitmiş!
Baykal şunları söyledi:
"İçinde bnulunduğumuz tablo Türkiye'nin nasıl büyük bir tehdite maruz kaldığını değerlendirmekten kaçınan ne kadar insan vardır. Ülkemiz tarihin en vahim sıkıntıları yaşamaktadır. Bu sıkıntılar ekonomik sıkıntılar bu sıkıntı karşısında hiçbir anlam taşımıyor. İnsanların devletine, hukukuna güvenerek onurlu başı dik yaşama hakkının yavaş yavaş ortadan kalktığını görüyoruz. Türkiye derin bir ayrışmaya gidiyor.. Türkiye kendi kendisinden kaygı duyar bir kuruma sürükleniyor. Bunun altında Türkiye'yi bir süreden beri çok tehlikeli istikamete sokmuş olan iktidarın anlayışı yatmaktadır.
CUMHURBAŞKANI GÜL'ÜN SÖZLERİ
Genç bir üniversite öğrencisini kaybettik. Sokaklar karıştı. Bu olaylar devam ederken, 7 askerimizi şehit eden bir saldırı gerçekleri görmeyen insanların gözüne gerçekleri dayattı. Bu noktadan sonra eğer hiç bir şey olmamış gibi düşünerek bu yola devam etmek, bilinmelidir ki artık gaflet olmaktan çıkmakta ve bir hıyanete dönüşmek üzeredir. Yaşanan bu olayları sineye çekmek, kabul edilebilir değildir. Bu açılım durduk yerden birden bire tarihi bir fırsat diye ilan edilerek başlatıldı. Tarihi bir fırsatın elimizde olduğu ifade edildi. Sayın Cumhurbaşkanı hiç bir maddi kayıp yaşamadan sadece siyasi adımlar atarak Türkiye'yi bu terör belasından kurtarmanın mümkün olduğuna inandığını söyledi ve bunların söylendiği zamandan bu yana daha bir kaç ay geçti ve şimdi geldiğimiz noktaya bakın. Bunların çıkıp milletin önünde yeni bir durum değerlendirmesi lazım. Nerede yanlış yaptıklarını hesap etmeliler.
AĞIR İTHAMLAR
Milleti ayağa kaldırdılar dediler ve yola çıktılar. Bilmediğimiz bir istikamete girmeyiz, bu gemi nereye gidecek bilmiyoruz, nereye gideceğini bilmediğimiz bir gemiye siz dahil ediyorsunuz diye binmeyiz. O gemiye binmemekle yanlış mı yaptık. DTP ile AKP elele verdiler. DTP daha ilk görüşmeden itibaren İmralı'yı, PKK'yı ve Kandil'i gösterdi. DTP; PKK diye diye AKP ile birlikte çalıştı. Bu açılım süreci PKK ile AKP'nin işbirliği üzerine kurulmuş bir projedir. PKK, Öcalan talimatla o insanları buraya gönderdi. Peki o insanlar PKK'dan koparak mı buraya geldi. Yanlışı gördük, silahlı mücadele ile olmayacağını anladık, biz de barışa katkı yapalım demek için mi geldiler. Hayır. Biz buraya Öcalan'ın talimatıyla geldik. Biz buraya barışın elçileri olarak geldik. Barışsa o silahlar, o terör niye var. PKK niye var. Silaha devam, AKP PKK silah bırakmadığı halde müzakere ediyor. Bunun gezlenemez bir gerçek olduğu ortadadır.
KÜRT KÖKENLİ VATANDAŞLAR İSTEMİYOR
Onlar silahı bırakmadan, bununla ilgili açık bir tutum sergilemeden hiç bir yönetim teröristlerle müzakere etmemiştir. Bir elinde kaleşnikof, benimle müzakere etmeye gelenlerle canım önemli değil anlaşıverelim anlayışı içinde müzakerele başlamışlardır. Bu tespitleri yaptık. PKK projesini değiştirmemiştir. Ama bölmeye gücü yetmiyor. Türkiye'deki Kürt kökenli insanların ezici coğunluğu bölünmek istemiyor ondan böyle. Ezici çoğunluk bu milletin eşit bir parçası olarak yaşamaktan mutlu olduğunu hissediyor ve ayrışma çabası içinde değil. En büyük gücümüz de bu. Ama yapılan hatanın en vahim sonucu o insanların PKK'ya yönelmeleridir.
İKTİDAR DERHAL ORTADAN KALDIRILMALI
Bu gidişata iktidar nasıl destek veriyor. Yanlış iktidarın yanlışıdır. Ortadan kaldırılması gereken de bizzat bu iktidarın kendisidir. Ne cambazlıklar yapıyorlar. Hazmettire hazmettire kabul ettireceğiz diyorlar. Artık açıkça görülmüştür, bunun derhal gereğini yapmak lazımdır.
PAŞALARIN İFADE VERMESİ ÇOK ZORUNA GİTMİŞ
Eski kuvvet komutanlarını ifade vermeye çağırdılar onlar da gitti ifade verdi. Bu tabi Türkiye'nin nasıl bir travma içinde olduğunu gösteriyor. Tabi ki herkese hukuk gerekiyor, hukuk güvencedir, kim olursa olsun, kimsenin parası, diploması, üniforması varsa var, herkes hukukun karşısında eşittir. Bu çerçevede Türkiye'de 2004 yılındaki kumanda kademesinin gidip sorulara cevap vererek soruşturmaya katkı vermiş olmaları, milletimizi memnun etmiştir. Ama sorulması gereken bir soru var. Türkiye'de bir kumanda kademesi böyle bir soruşturmanın muhatabı ise Türkiye nasıl bir büyük sıkıntının içinden geçiyor. Şu olsa, evet bunlar suçüstü yakalandılar, belgeler, deliller, iddianame hazır, elbette gereğini yapacağız o zaman mesele yok. Ama gidildi, ifadeler verildi, arkasından çaylar kahveler içildi ve komutanlar serbest bırakıldı. Önce bir açıklama yapıldı, kaçma ve delilleri karartma imkanı bulunmadığı için serbest bırakıldılar. Mehmet Haberal'ın, Mustafa Balbay'ın kaçma şüphesi mi vardı. Hilmioğlu'nun kaçma şüphesi mi vardı? Sonra dediler ki, kaçma şüphesi değil bundan sonra başka bazı deliller çıkarsa tekrar soruşturma açılabilir. Bu kadar önemli bir konunun bu şekilde ele alınmış olması ister istemez aklımıza bundan önce gerçekleştirilen yargılama sürecinin nasıl bir anlayışla gerçekleştirdiği konusunda soruları getirdi. SUçlamanın çok sağlam delillerle kanıtlarla ortaya konulması halinde gerçekleştirilmesi gereken bir dönemi istiyoruz.
ASIL DERDİ ERDOĞAN
Kuvvet kademesindeki isimlerin gidip ifade vermesiyle hukukun üstünlüğü konusunda bir tatmin oluşturmuştur. Ama Türkiye'de Başbakanların da yargı önüne çıkıp hesap vereceği günlerin de gelmesi gerekiyor. İnşallah Başbakanlar da savcı önüne çıkıp hesap verir. Hepimiz o özlem içindeyiz. Herkes hesap verebilmeli. Herkes hesap veriyor mu, komutanlar veriyor, yargıçlar da veriyor. Bunlar, Türkiye'de yargının sakıncalı bir biçimde artık parçalanmış olduğunu, yargının toplum gözünde, kamuoyu gözünde beklenen güveni verebilir olmaktan hızla çıkmış olduğunu gösteriyor. Bunlar acı olaylar ama malesef bunlar gerçek. Bunun üzüntüsü içindeyiz. Herkes hesap verecek ama yargı duğru işleyecek.
ISLAK İMZALI KOPMLO BELGESİ
Genelkurmay'da hazırlanan bir belge vardı. Ne oldu o belgeye. Canım olan oldu işte, hayır bu olmamalı. Olamamalı. Gitti bu belge, fotokopi dediler bıraktılar. Bir süre sonra orjinal belgeyi biri gönderdi. Islak imzalı orjinal belge. Postayla gönderiyor. Tanık olarak da ifade vermeye hazırım dedi. Aylar geçti niye gelmiyor, neden ifadesi alınmıyor. Ne oldu, belgeyi adli tıpa gönderdik. Bize olabilir dediler. Kim dedi; 3 kişi. İkisi oraya yeni atanmış. İmzanın sahibi olduğu iddia edilen insana incele diye kağıdı uzatıyorlar. o da diyor ki eldiven getirin yoksa tutmam. Bu belge benimse üzerimde parmak izimin olması gerekir. Oradaki mürekkeple kağıtla benim bir ilgim var mı diyor. İnceleyin diyor. Hayır biz incelemeyiz diyor. Başbakan da diyor ki bu işler böyle. o kadar enstitüler var. Ankara da diyor ki gönderin bi de biz görelim. Bir mahkeme görüyor öteki görmüyor. Böyle hukuk olur mu, olursa demokrasi, insan hakları olur mu. Onun işi bitti. Çünkü onlar ıslak imza diye iki üç haftta ortalığı ayağa kaldırdılar. Suçladılar. İnsanları ayağa kaldırdılar. O bitti şimdi bir başka belge. Belgedeki suçlamaların insanların zihinlerini şekillendirdiği süreç bir hukuk sürecidir denilebilir mi. Türkiye bunlara layık değildir.
DTP'NİN KAPATMA DAVASI
Anayasa Mahkemesi'nde bir dava var. Bugün galiba görüşülüyor. Bu bir hukuki konu. Ama bu konuda açıktan tehditler, şantajlar, kararlı baskı altına alma girişimleri. Türkiye yasalarını böyle bir durumda yasalarını çalıştıramaz bir noktaya doğru sürükleniyor. Bunu çok tehlikeli ve vahim bir durum olarak görüyorum. Elbette hukukumuz elinde kalmış olan saygınlığını koruma konusunda bir duyarlılık sergileyeceğini umut ediyoruz.
HABERVAKTİM.COL
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.