Gökhan Özcan

Gökhan Özcan

Abesle iştigalin abesliğine dair…

Abesle iştigalin abesliğine dair…

Farkındasınız mutlaka, mizah işini boşladım iyice son zamanlarda. Bunu bile isteye yapıyor değilim, memleketin ahvali bağlıyor elimi kolumu. Mizah, tabiatı gereği, ciddi olanla birlikte yürüyen bir şey… Memlekette olayların ya da insanların mihenk alınacak bir ciddiyet çıtası olacak ki, siz de o ciddiyet çizgisine nazaran işin suyunu çıkarabileceksiniz. Yapabiliyor muyuz bunu bugün? Zor, çok zor! Çünkü ciddiyet çizgisi dediğimiz şey ortada yok. Memlekette ciddiyet olmayınca onun mizahı nasıl olsun?

İstatistik bakımdan dengesiz sayılarda bile olsa hepi topu iki çeşit insan kaldı memlekette yuvarlak hesap. Bir vesileyle bu benzetmeyi yapmıştım, yine yapayım; bir minareyi çalmak üzere kılıfın içine sığdırmaya çalışanlar var, bir de minare o kılıfa ilânihaye sığmaz diye feryat figan edenler… Biz neredeyiz? Nerede olacağız, doğduğumuz günden beri nerede feryat figan var, biz hep oradayız! Ve fakat minareye öyle acayip bir kılıf dikilmiş ki, böyle bir kılıfı önce ciddiye alıp sonra da bunun mizahı nasıl olur diye düşünmek sağ elle sol kulağı aramaya benziyor biraz. Malûm, karşıdan tuhaf görünür sağ el-sol kulak kombinasyonları.

Mesela “hukuk meseleleri” diye bir başlık açıp “google”ı yokuşa sürsek biraz, şunu görürüz: Bu memlekette hukuk, sokaktaki “cahil cühela” takımının her Allah'ın günü kerli ferli hukuk ekabirinden kurtarmak için mücadele vermesi gereken bir şey haline gelmiştir. Zannedersiniz ki, “Hukukun yoluna nasıl taş koyulur?”, “Hukuk nasıl işletilmez, vatandaş nasıl işletilir?” diye de kürsüler kurulmuştur Hukuk mekteplerinde.

Gülmek isteyen gülebilir bu hallere, ama benim kitabımda mizaha karın ağrısı karıştırmak gibi bir hale geçit yoktur. Ben gerçeği yazarak insanları güldürmeyi sindiremem içime. Gerçeği bir yazı miktarı bozmalıyım ki, tersine çevirip sallamalıyım ki adı mizah olabilsin yaptığımın. Çünkü bu abartıdır ve benim bunları eğlence olsun diye yazdığımı insanlar rahatlıkla anlayabilir. Oysa kılıf öyle bir kılıf ki ciddiye alsak minareye ayıp olur. Hiç ciddiye almasak, o zaman da neresini bozup, neresini eğip büküp kendimize zararsız bir eğlence çıkarabileceğiz buradan kendimize? Diyeceğim o ki, hadisenin özünde bir ciddiyet olmayınca, sözünde de gülmece olmuyor, olamıyor!

Siz deyin memleketin tadı yok, ben diyeyim benim tadım yok. Nihayetinde bu memlekette artık mizahın zemini yok. Gerçekle absürd arasındaki fark bile ortadan kalkayazmış, ötesi var mı bunun! Kalem sahibi ömrünü safsatayla bile geçirmiş olsa, imalatı sözcüklerden mamul olduğundan mıdır nedir, her zerresi gitse bile darası kalır vicdanından geriye. Bizimki de o hesap, şunca yıl hiçbir şeyi ciddiye almayarak doldur sütununu, sonra memleket ciddiyetsizliğin eline düşünce vicdanın elvermesin, otur ciddi ciddi bir akıl fikir yolu ara… Ha bakın bundan âlâ mizah mı olur derseniz, buna itirazım olmaz.

Dönelim şimdi başlığa, her gün üstüne kona kona yığılan, biriken, kokuşan bir “abes” dağı var ortada. O abesle iştigal etmeye davransan

Meşguliyetinin tamamı abesle iştigale gidiyor. Kendine yediremeyip geri dursan, bu defa mevcudiyetimiz bu abes işgaline kurban gidiyor. Çaresiz soruyoruz ortaya karışık: Abesle iştigal vacip midir, mekruh mudur, yoksa külliyen abes midir?


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Gökhan Özcan Arşivi